C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
NUR RADYO VE TELEVĐZYON YAYINCILIĞI A.. - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 6587/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 6587/03 no’lu davanın nedeni merkezi  
Türkiye’de bulunan Nur Radyo Ve Televizyon Yayıncılığı A..’nin (“bavuran”) Avrupa  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesinin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca 27 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢁ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından G. Çulhanoğlu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran radyo yayıncılığı alanında faaliyet gösteren anonim bir irkettir. Merkezi  
Đstanbul’da bulunan irket buradan yayın yapmaktadır.  
Đskender Ali Mihr 26 Ağustos 1999 tarihinde saat 16:00’da yayınlanan ‘Sohbet’ adlı  
programın canlı yayınına ABD’den telefonla katılmıtır.  
Yine aynı programın 2 Eylül 1999 tarihli yayınında adıgeçen ahıs dinleyici sorularına cevap  
vermitir.  
13 Ekim 1999 tarihinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) bu programlarda sarf  
edilen bazı ifadelerin, 3984 sayılı kanunun 4/c) maddesinde zikredilen ‘Anayasanın genel  
ilkeleri arasında yer alan ilkelere, demokratik kurallara ve kiilik haklarına’ aykırı yayın  
yapılamayacağı ilkesini ihlal ettiği kanaatine varmıtır. Anılan irkete bu ilkeyi ihlal ettiği  
gerekçesiyle daha önce de bir uyarı cezası verildiğini tespit eden RTÜK, 3984 sayılı kanunun  
33. maddesi uyarınca sözkonusu radyoya 8 Kasım 1999 tarihinden itibaren geçerli olmak  
üzere 180 gün yayın durdurma cezası verilmesini kararlatırmıtır.  
Bavuran ihtilaflı kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Ankara Đdare  
Mahkemesine bavuruda bulunmutur. Bu vesileyle bavuran, kendisine yöneltilen  
suçlamaları inkâr ederek depreme dinsel bir izahat getirdiğini, insanların buna inanıp  
inanmamakta serbest olduklarını belirtmitir. Bavuran din ve vicdan özgürlüğünün  
anayasayla güvence altına alındığını ve inancını ifade ettiği gerekçesiyle kimsenin  
ayıplanamayacağını ve bu nedenle bir yayın organının kapatılamayacağını belirtmitir.  
Đdare mahkemesi 25 Kasım 1999 tarihinde bu davanın bavurana bir günlük yayın durdurma  
cezası verilmesiyle ilgili bir baka davayla birletirilmesine karar vermitir.  
Đdare mahkemesi 8 Aralık 1999 tarihinde bavuranın yürütmenin durdurulması talebiyle  
yaptığı bavuruyu reddetmitir. Mahkeme heyetinde yer alan bir hakim, uygulanabilecek  
cezaların süresiyle ilgili olarak RTÜK’ün herhangi bir objektif ilke ortaya koymadığı ve  
ihtilaf konusu tedbirin ağırlığının nedenlerini ve de bu ağır cezayı haklı kılacak gerekçeleri  
mahkemeye bildirmediği gerekçesiyle bu karara muhalefet erhi koymutur. Sözkonusu  
hakime göre bu ceza, objektif temelden yoksun ve orantısız bir cezaydı.  
Đdare mahkemesi 22 ubat 2000 tarihinde bavuranın iptal bavurusunu reddetmitir.  
Bunun üzerine bavuran Danıtay’a temyiz bavurusunda bulunmutur.  
Danıtay 10 Mayıs 2001 tarihinde bavuranın temyiz talebini reddetmitir.  
Danıtay bavuranın karar düzeltme talebini 8 Nisan 2002 tarihinde reddetmitir. Bu karar  
bavurana 5 Ağustos 2002 tarihinde tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran geçici yayın durdurma cezasının düünce, vicdan, din ve ifade özgürlüğü hakkına  
yönelik bir ihlal tekil ettiğini ileri sürmektedir. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 9., 10. ve 14.  
maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikayetleri AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 10. madde yönünden  
inceleyecektir.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
ve bakaca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir. Bu  
itibarla bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin yasayla öngörülmüolduğunu ve ulusal dayanıma,  
toplumsal barıve refahın korunmasının yanında bakalarının ününün ve haklarının  
korunması gibi meru amaçlar gözettiğine dikkat çekmektedir. Bu çerçevede Hükümet, Türk  
Halkını toplumsal, psikolojik ve ekonomik olarak derinden etkileyen bir felaketin meydana  
gelmesinin üzerinden bir gün geçtikten sonra sarf edilen bu ifadelerin toplumu bölünmeye ve  
hogörüsüzlüğe sevk edici nitelikte olduğunu belirtmektedir. Hükümet bavuranın AĐHS’nin  
10. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini  
savunmaktadır.  
Hükümete göre, hogörüsüzlükle mücadele insan haklarının korunmasının bir parçasıdır ve  
ihtilaf konusu tedbir meru bir amaç gözetmektedir. Hükümete göre acil bir sosyal ihtiyaca  
cevap veren bu tedbir bavuranın çok sayıda yasadıı yayın yaptığı ve bu yayınların Türkiye  
Cumhuriyeti Anayasa ve yasalarına aykırı olduğu göz önünde bulundurulduğunda orantılı bir  
tedbir idi.  
Bavuran bu iddialara itiraz ederek dini yayın yapan radyoların hemen gericilikle suçlandığı  
ve sayıca daha çok kapatma tedbirine konu oldukları iddiasında bulunmaktadır.  
AĐHM ihtilafa konu tedbirin bavuranın AĐHS’nin 10/1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü  
hakkına yönelik bir müdahale tekil ettiği konusunda tarafların hemfikir olduklarını  
kaydetmektedir. Sözkonusu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve AĐHS’nin 10/2 maddesi  
anlamında meru bir amaç gözettiği varsayılsa dahi hâlihazırda uyumazlık bu müdahalenin  
‘demokratik bir toplumda gerekli’ olup olmadığı meselesine dayanmaktadır.  
AĐHM konuyla ilgili içtihadından kaynaklanan genel ilkeleri esas almaktadır (bkz., diğerleri  
arasında, Handyside – Birleik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, prg. 49 ; Özgür Radyo-Ses  
Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.., adıgeçen ; Radio France ve diğerleri –  
Fransa, no: 53984/00 ; Gündüz – Türkiye, no: 35071/97, prg. 40 ; Giniewski – Fransa, no:  
64016/00, prg. 44 ve 52).  
Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her  
bireyin gelimesinin balıca koullarından birini oluturur. AĐHS’nin 10. maddesinin 2.  
fıkrasına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karılanan ya da zararsız veya  
önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’ için değil; ok edici, zedeleyici yahut kaygı verici  
bilgi ve fikirler içinde geçerlidir. ‘Demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun,  
hogörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır. AĐHM, bu ilkelerin yalnızca yazılı basın için  
değil aynı zamanda radyo yayıncılığı için de özel bir önemi haiz oldukları kanaatindedir  
(Groppera Radio AG ve diğerleri – Đsviçre, 13 Ekim 1998 tarihli Komisyon raporu, prg. 138).  
AĐHS’nin 10/2 maddesi bağlamında ‘zorunlu’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal ihtiyacın’ varlığı  
kastedilmektedir. Đfade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin ‘zorunluluğu’  
ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kukusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir  
ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal  
merciler din ve ahlak ile ilgili kiisel mahrem inançlar alanında ifade özgürlüğü sözkonusu  
olduğunda ‘daha geni’ bir takdir payına sahiptir. (bkz. Otto-Preminger-Enstitüsü – Avusturya,  
20 Eylül 1994 tarihli karar, prg. 50 ve Aydın Tatlav, adıgeçen, prg. 24)Ancak bu takdir hakkı,  
AĐHM’nin hem yasa ve hem yasanın uygulanmasına ilikin kararlar üzerinde uyguladığı  
denetime tabidir.  
Denetim yetkisini kullanırken AĐHM, müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde ve ihtilaf konusu  
ifadelerin muhtevası ve yayınlandığı ortam dikkate alınmak suretiyle değerlendirmelidir.  
Özellikle de nizalı tedbirin ‘izlenen meru amaçlarla orantılı’ olup olmadığı ve müdahaleyi  
haklı kılmak için ulusal mercilerce dile getirilen gerekçelerin ‘uygun ve yeterli’ gerekçeler olup  
olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevidir. Bu maksatla AĐHM, ulusal makamların sözkonusu  
olayları makul bir ekilde değerlendirmek suretiyle 10. maddede belirtilen ilkelere uygun  
kuralları uyguladıklarından emin olmalıdır.  
Bunu yaparken AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hak ve özgürlükleri  
kullanan herkesin‘görev ve sorumluluklar’ üstlenmiolduğu hususunu gözden kaçırmamalıdır .  
Dini inanç ve görüler bağlamında bu görev ve sorumluluklar arasına bakalarına karı gereksiz  
tarzda hakaretamiz, dolayısıyla bakalarının haklarını ihlal eden ifadeler sarf etmekten mümkün  
olduğunca kaçınma yükümlülüğü de haklı olarak dahil edilebilir (Gündüz, adıgeçen, prg. 37).  
Bununla birlikte hogörüsüzlüğe dayalı nefreti haklı göstermeye, desteklemeye, tevik etmeye  
ve yaymaya yönelik ifade biçimlerini cezalandırmanın hatta önlemenin demokratik  
toplumlarda gerekli olduğuna hükmedilebilse dahi, getirilen ‘formalite’ ‘koul’ ‘kısıtlama’ ya  
da ‘cezaların’ izlenen meru amaçla orantılı olması lazım gelir.  
Halihazırda AĐHM bavuranın, Mihr cemaati temsilcisi tarafından kendi kanalında yayınlanan  
bir program sırasında sarf edilen sözler nedeniyle mahkum edildiğini tespit etmektedir.  
Sözkonusu ahıs depremi ‘Allah’ın dümanlarına’ yönelik ‘Allah’ın ikazı’ olarak niteleyerek  
Allah’ın onların ‘ölmelerini takdir ettiğini’ belirtmive günahlarının kurbanı kimseler olarak  
tarif ettiği ‘inanmayanların’ ‘akıbeti’ ile Mirh Cemaatine mensup olan kimselerin akıbeti  
arasında bir karılatırma yapmıtır.  
AĐHM sarf edilen sözlerin ağır olduğunu ve son derece trajik bir ortamda sarf edildiklerini  
kabul etmektedir. AĐHM ayrıca bu ifadelerin böylesi bir doğal afete dini bir anlam yükleyerek  
batıl inancı, hogörüsüzlüğü ve gericiliği telkin etmek suretiyle kendi inancını yayma niteliği  
taıdığını tespit etmitir. Bununla birlikte AĐHM mevcut dava koullarında, ifade ettiklerini  
iddia ettikleri dini anlayıile yakından ilintilidir. Bu çerçevede, her ne kadar ok edici ve  
hakaretamiz olurlarsa olsunlar sözkonusu ifadelerin iddete tevik etmediğini ve kendi dini  
cemaatlerine mensup olmayan kimselere karı kine kıkırtmağını kabul etmek gerekir.  
AĐHM ayrıca, müdahalenin orantılılığı tespit edilirken verilen cezaların niteliğinin ve  
ağırlığının da dikkate alınması gerektiğine dikkat çekmektedir. Halihazırda AĐHM bavuranın  
180 günlük yayın durdurma cezasına konu olduğunu tespit etmektedir. Ancak sözkonusu  
tedbirin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla AĐHS’nin 10.  
maddesi ihlal edilmitir.  
Varılan bu neticeyi göz önünde bulunduran AĐHM AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan  
ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (Özgür Radyo-Ses Radyo  
Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.., adıgeçen, prg. 86).  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Hakkında ihtilaf konusu tedbir kararının alınmasının ardından süresiz kapatma kararı verilen  
radyonun değerini 1.000.000 Euro olarak tahmin eden bavuran toplam zararının hesaplanması  
hususunu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM dosyada sunulan kanıt unsurlarının geçici kapatma kararının yol açtığı maddi kaybı  
kesin olarak belirleyebilmesine müsaade etmediği kanaatindedir (bu anlamda, Özgür Radyo-  
Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A., prg. 100). Ayrıca, ihlal tespiti bavuranın  
uğradığı manevi zarar açısından balı baına yeterli bir adil tatmin tekil etmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ulusal mahkemeler ya da AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların iadesine  
ilikin herhangi bir talepte bulunmamıtır.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına ;  
4. Đhlal tespitinin bavuranın uğradığı manevi zarar için balı baına yeterli bir adil tatmin  
tekil ettiğine ;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢁbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.