anlamında meꢁru bir amaç gözettiği varsayılsa dahi hâlihazırda uyuꢁmazlık bu müdahalenin
‘demokratik bir toplumda gerekli’ olup olmadığı meselesine dayanmaktadır.
AĐHM konuyla ilgili içtihadından kaynaklanan genel ilkeleri esas almaktadır (bkz., diğerleri
arasında, Handyside – Birleꢀik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, prg. 49 ; Özgür Radyo-Ses
Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.ꢁ., adıgeçen ; Radio France ve diğerleri –
Fransa, no: 53984/00 ; Gündüz – Türkiye, no: 35071/97, prg. 40 ; Giniewski – Fransa, no:
64016/00, prg. 44 ve 52).
Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her
bireyin geliꢁmesinin baꢁlıca koꢁullarından birini oluꢁturur. AĐHS’nin 10. maddesinin 2.
fıkrasına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karꢁılanan ya da zararsız veya
önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’ için değil; ꢁok edici, zedeleyici yahut kaygı verici
bilgi ve fikirler içinde geçerlidir. ‘Demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun,
hoꢁgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır. AĐHM, bu ilkelerin yalnızca yazılı basın için
değil aynı zamanda radyo yayıncılığı için de özel bir önemi haiz oldukları kanaatindedir
(Groppera Radio AG ve diğerleri – Đsviçre, 13 Ekim 1998 tarihli Komisyon raporu, prg. 138).
AĐHS’nin 10/2 maddesi bağlamında ‘zorunlu’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal ihtiyacın’ varlığı
kastedilmektedir. Đfade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin ‘zorunluluğu’
ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuꢁkusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir
ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal
merciler din ve ahlak ile ilgili kiꢁisel mahrem inançlar alanında ifade özgürlüğü sözkonusu
olduğunda ‘daha geniꢁ’ bir takdir payına sahiptir. (bkz. Otto-Preminger-Enstitüsü – Avusturya,
20 Eylül 1994 tarihli karar, prg. 50 ve Aydın Tatlav, adıgeçen, prg. 24)Ancak bu takdir hakkı,
AĐHM’nin hem yasa ve hem yasanın uygulanmasına iliꢁkin kararlar üzerinde uyguladığı
denetime tabidir.
Denetim yetkisini kullanırken AĐHM, müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde ve ihtilaf konusu
ifadelerin muhtevası ve yayınlandığı ortam dikkate alınmak suretiyle değerlendirmelidir.
Özellikle de nizalı tedbirin ‘izlenen meꢁru amaçlarla orantılı’ olup olmadığı ve müdahaleyi
haklı kılmak için ulusal mercilerce dile getirilen gerekçelerin ‘uygun ve yeterli’ gerekçeler olup
olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevidir. Bu maksatla AĐHM, ulusal makamların sözkonusu
olayları makul bir ꢁekilde değerlendirmek suretiyle 10. maddede belirtilen ilkelere uygun
kuralları uyguladıklarından emin olmalıdır.
Bunu yaparken AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hak ve özgürlükleri
kullanan herkesin‘görev ve sorumluluklar’ üstlenmiꢁ olduğu hususunu gözden kaçırmamalıdır .
Dini inanç ve görüꢁler bağlamında bu görev ve sorumluluklar arasına baꢁkalarına karꢁı gereksiz
tarzda hakaretamiz, dolayısıyla baꢁkalarının haklarını ihlal eden ifadeler sarf etmekten mümkün
olduğunca kaçınma yükümlülüğü de haklı olarak dahil edilebilir (Gündüz, adıgeçen, prg. 37).
Bununla birlikte hoꢁgörüsüzlüğe dayalı nefreti haklı göstermeye, desteklemeye, teꢁvik etmeye
ve yaymaya yönelik ifade biçimlerini cezalandırmanın hatta önlemenin demokratik
toplumlarda gerekli olduğuna hükmedilebilse dahi, getirilen ‘formalite’ ‘koꢁul’ ‘kısıtlama’ ya
da ‘cezaların’ izlenen meꢁru amaçla orantılı olması lazım gelir.
Halihazırda AĐHM baꢁvuranın, Mihr cemaati temsilcisi tarafından kendi kanalında yayınlanan
bir program sırasında sarf edilen sözler nedeniyle mahkum edildiğini tespit etmektedir.
Sözkonusu ꢁahıs depremi ‘Allah’ın düꢁmanlarına’ yönelik ‘Allah’ın ikazı’ olarak niteleyerek
Allah’ın onların ‘ölmelerini takdir ettiğini’ belirtmiꢁ ve günahlarının kurbanı kimseler olarak