CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
OCAK -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:33675/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33675/04) no’lu davanın nedeni, (T.C.  
vatandaı) Mehmet Ocak’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Ağustos  
2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1946 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir.  
1942 yılında, Orman Kadastro Komisyonu (bundan böyle « komisyon» olarak  
adlandırılacaktır) Antalya, Duraliler köyünde bir kadastro değerlendirmesi yapmıtır ve 1850  
numaralı parsel orman olarak tespit edilmitir. Đtirazda bulunulmadığından komisyon kararları  
kesinlemitir.  
19 Aralık1947 tarihli bir Yargıtay hakem kararıyla komisyon kararları iptal edilmitir.  
1952 yılında, tartımalı arazi « maki » olarak sınıflandırılmıtır.  
1976 yılında, komisyon yeni bir kadastro değerlendirmesi yapmıtır. Komisyon 1850  
numaralı parsel numarası ile kayıtlı arazinin orman alanına ait olduğunu tespit etmitir. 9  
Aralık 1976 tarihinde, Duraliler köyü muhtarı cami duvarına komisyon kararlarını belirten  
tutanağa ait on sayfayı asmıtır. Hükümete göre, öngörülen sürede sözkonusu hususta itirazda  
bulunulmadığından, kararlar 9 Aralık1977 tarihinde kesinlemitir.  
1989 yılında, orman vasfını yitirmiarazilerin tespiti amacıyla gerçekletirilen kadastro  
çalımalarında, tartımalı arazi orman alanı dıında bırakılmamıtır. Komisyonun kararları 15  
Haziran1989 tarihinde köyde ilan edilmitir.  
10 Mayıs 1990 tarihinde, kadastro komisyonu yeni çalımalar yürütmütür. Bu çalımalar  
nedeniyle hazırlanan tutanakta, komisyon 1850 numaralı parselin ne tapu ne de vergi  
kayıtlarında yer almadığını tespit ederek, orman alanı olarak Hazine adına kaydedilmesini  
kararlatırmıtır.  
19 Haziran 1997 tarihindeki mahkemenin talebine cevaben, Bölge Tapu ve Kadastro  
Müdürğünce 15 Temmuz 1997 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan  
belgeye göre 12 Ocak 1993 tarihinde, arazi tapu kaydındaki « gözlemler » bölümünde  
« koruma altındaki doğal ve kültürel varlıklar» olarak Hazine adına kayıtlı idi.  
16 Ocak 1997 tarihinde, bavuran, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (« mahkeme »  
olarak adlandırılacaktır) Hazine ve Kepez Belediyesi aleyhine, Antalya Duraliler köyünde yer  
alan, 75 000 m2 lik bir araziye ilikin tapu tescil davası açmıtır. Bavuran, arazinin  
dedelerine ait olduğunu, 1856 yılında verilmiolan ve halen geçerliliği olan bir tapusunun  
bulunduğunu, 1952 yılında yapılan sınırlama çalımaları sırasında, arazinin « maki » olarak,  
yani orman alanı dıında, tespit edildiğini, fakat son yapılan kadastro çalımalarında tapu  
tescilinin adına yapılmadığını belirtmitir.  
2
20 Ağustos 1997 tarihinde, mahkeme dava taraflarının, bilirkiiler, ahitler ve yerel  
uzmanların olduğu bir yerinde keif kararı aldı. 5 Eylül ve 26 Kasım 1997 tarihli raporlarda,  
orman mühendisi 1947, 1952 ve 1976 yıllarında yapılan sınırlandırma çalımalarına göre,  
tartımalı arazinin orman arazisi olmadığını tespit etmitir. 1976 yılında komisyon tarafından  
yapılan çalımalar sonucunda ise 5 Eylül 1997 tarihli rapor düzenlemitir.  
Orman mühendisi aynı zamanda, maki karakterindeki tartımalı arazi parsellerinin bavurana  
dedelerinden kaldığı, tarım amaçlı kullanıldığı ve halen tarım yapılabilir vasıfta olduğu  
tespitinde bulunmutur. 1850 numaralı parselin durumuna ilikin olarak, orman mühendisi  
3 000 m² lik bir alan üzerinde on adet yalı çam ağaçlarının (pinus brutia) olduğunu ve  
bunların bavuranın dedeleri tarafından korunmuolabileceklerini belirtmitir.  
4 Ekim 1997 tarihli raporunda, Kadastro Đdaresi Topografya Bürosu teknik bilirkiisi benzer  
bir sonuca ulatır. Teknik bilirkii « Teksarnıç Devlet Ormanı » tanımlamasının tapu  
kayıtlarına yanlılıkla konduğunu belirtmitir. Belirtilmeyen bir tarihte dosyaya eklenen bir  
raporunda, ziraat mühendisi arazinin 70- 80 yıldan beri meyvelik olduğunu ve orman arazisi  
olmadığını tespit etmitir.  
15 Ekim 1997 tarihinde, bavuran topografın tespitleri ıığında talebini gözden geçirmi, buna  
göre tapu kayıtlarında Hazine adına kayıtlı olarak geçen arazi 1829, 1831, 1833 ve 1850  
numaralarını taıyan parseller halinde bölünmütür. Söz konusu parseller üzerindeki tapu  
kaydının iptalini ve kendi üzerine geçirilmesini talep ederek, bavuran sadece Hazine’ye dava  
açmıtır.  
8 Haziran 1998 tarihinde, mahkeme bilirkii raporları, ahitlikler ve tapu idaresi ve kadastro  
ariv belgelerine dayanarak bavuranın talebine kısmen hak vermitir. Mahkeme arazinin  
1829, 1831, 1833 ve 1850 numaralarını taıyan parsellere bölündüğünü; ilk üçünün satıꢀ  
yoluyla üçüncü ahıslara geçtiğini ve bunlarla ilgili bavuranın talebinin reddedilmesi  
gerektiğini tespit etmitir. 1850 numaralı, 31 900 m2 lik parsel ile ilgili olarak ise, mahkeme  
1856 yılında tapusu dedelerine ait olan bu arazinin bavurana miras kaldığını ve bir araya  
getirilen kanıtlarla buranın bir tarım arazisi olup orman alanı içerisinde yer almadığına karar  
vermitir. Mahkeme, Hazine adına tescil edilen tapu senedinin iptal edilmesine ve taınmazın  
bavuran adına tescil edilmesine karar vermitir.  
4 Mayıs 1999 tarihinde, Yargıtay özellikle aağıda belirtilen nedenlerle, itiraz edilen kararı  
bozmutur. Belediye ve Hazine aleyhine açmıolduğu dava sırasında, bavuran, bir yandan  
göz önüne alınmayan iki tapu belgesi için 1856 yılı tapu kayıtlarını, diğer taraftan yıllardan  
beri mülkiyetinde olmasını temel alarak, tartımalı parsellerin kaydının kendi adına tescil  
edilmesini talep etmitir. Ayrıca, yargılama sırasında, bavuran, mahkemeye sadece Hazineye  
karı davasını sürdürdüğünü bildirmitir çünkü tartımalı parsellerin Hazine adına kayıt  
edilmiolduğunu yeni öğrenmitir.  
Özellikle bavuran adına 1850 numaralı parselin kaydıyla ilgili mahkeme kararı esasıyla ilgili  
olarak, Yargıtay bu parsel 1942 yılındaki bir kadastro değerlendirilmesi sonucunda orman  
alanı olarak kararlatırılmı, 1952 yılında « maki» olarak sınıflandırılmı, son olarak 1990  
yılında yapılan genel bir kadastro değerlendirmesinde « Teksarnıç Devlet ormanı» nın bir  
parçası olarak Hazine adına tapu kaydı yapılmıve 22 Haziran 1991 tarihinde kadastro  
komisyonu kararları kesin olsa bile, açılan soruturma ve kanıt elemanlarının araziyle  
karılatırılması sorunu çözmek için yeterli olmadığı tespitinde bulunmutur. Diğer bir  
anlatımla, tapu kayıtları ve tartımalı arazi arasında bir bağ bulunamatır; tapu kayıtları  
3
üzerinde yazılanlar oluturulduklarından beri incelenmemi, tartımalı araziye uymamakta ve  
hukuki değerlerini kaybedip etmedikleri belirlenememitir.  
Yargıtay ayrıca krokiler, haritalar ve tartımalı arazi arasındaki bağın anlaılmaz olması  
nedeniyle, orman mühendisinin hazırladığı raporun yetersiz ve soyut olduğunu not etmitir.  
Yargıtay ayrıca geçmite orman sınırlarının nasıl belirlendiğini anlamanın mümkün  
olmadığını eklemitir. Yargıtay, bu harita ve krokilere bakarak arazideki incelemenin nasıl  
olduğunu takip etmenin imkânsız olduğu sonucuna ulatır.  
Yukarıda belirtilen nedenlerle, Yargıtay mahkemeye bavuranın temel aldığı tapu kayıtlarını  
(sözkonusu yazılar ve getirilen değiikliklerle birlikte) yetkili makamlardan elde etmesine;  
miras belgesi aracılığıyla sahipleri olarak tapu kayıtlarında isimleri gözüken ahıslarla  
bauran arasındaki bağlantının kurulmasına; komu arazilerle ilgili kesinlemikararların elde  
edilmesine; arazide, üç kiilik yalı ve köyden olmayan kiilerle birlikte keif yapılmasına; bir  
tapu kayıtları teknik bilirkiisi ve bağımsız üç orman bilirkiisi aracılığıyla tartımalı araziyle  
ilgili tapu kayıtları verilerinin araziye taınmasına; bu bilirkiiler aracılığıyla krokiler ve  
raporlar oluturulmasına; yalı kiilerin olayları bilmemesi durumunda tartıma konusu  
taraflarının ahitlerini dinlemek için imkân verilmesine; krokiler ve raporlar arasında çeliki  
olması durumunda bilirkiilere ek sorular sorulmasına; sözkonusu parsellerde on adet yalı  
ağacın dikildiği yerin belirlenmesine ve özellikle 1850 numaralı parsel için hâkimin arazinin  
cinsi ile ilgili değerlendirmesinin not edilmesine talimatını hükmetmitir. Diğer taraftan, söz  
konusu tapu belgesinin tartımalı araziye uyması halinde, bu arazilerin daha sonrasında orman  
alanı olarak kabul edilmioldukları göz önüne alındığında, Yargıtay mahkemeyi bu belgelerin  
kanuni değerlerini koruyup korumadığı sorusunu incelemeye davet etmitir. Yargıtay aynı  
zamanda mahkemeden bavuranın zamanaımıyla iktisap artlarını yerine getirip  
getirmediğini aratırmasını talep etmitir.  
Đki adet tapu kaydıyla ilgili 8 Temmuz 1999 tarihli Zeynep Ocak ve bir davacının talebine  
cevaben, Tapu ve Kadastro Đdaresi 9 Mayıs 1999 tarihinde onlara bilgiler sunmutur.  
6 Aralık 1999 tarihli durumada, mahkeme Yargıtay kararlarını yerine getirmeye karar  
vermitir. Mahkeme bavuranın miras belgesi ve tapu kayıtlarının kopyalarını dosyaya  
koymuolduğunu tespit etmitir. Komu parsellerle ilgili kesinlemikararlarında aynı  
zamanda dosyaya konmuolduğunu tespit etmitir. Mahkeme teknik bilirkiilerin ve yerel  
uzmanların listesini istemek için valiliğe yazı yazmıtır.  
1 ubat 2000 tarihli durumada, mahkeme 9 Mart 2000 tarihinde, Yargıtay kararına uygun  
olarak alınan tedbirler çerçevesinde belirlenen bilirkiilerle birlikte, arazide bir bilirkii  
incelemesi yapılmasını kararlatırmıtır.  
9 Mart 2000 tarihinde, mahkeme taraflar, bilirkiiler, ahitler ve yerel uzmanlar eliğinde  
yerinde bir bilirkii incelemesi yaptırmıtır. 1926, 1931 ve 1933 doğumlu olan yerel  
ahitlerden üçü, sırasıyla dinlenmitir. Onlar tartımalı parsellerin bavuran Ali’nin annesi  
olan Zeyneb’in babasına ait olduğunu özellikle izah etmilerdir. 1976 yılında yapılan kadastro  
ilemlerinden 40 yıl önce, Ali’nin ölümünden sonra, mirasçıları anlama yoluyla arazileri  
paylave Zeynep tartımalı arazileri almıtır. Zeynep hayatta iken bu arazileri bavurana  
bıraktır.  
Bilirkiiler raporlarını oluturmak için notlarını almılardır.  
4
23 ve 30 Mayıs 2000 tarihlerinde, mahkeme bilirkiilerin nezaretinde arazilere iki ziyaret  
daha gerçekletirmitir.  
Farklı tarihlerde, bilirkiiler raporlarını dosyaya aktarmılardır:  
– Bilirkii S.Temel 30 Mart 2000 tarihli raporunda tapu kayıtlarında yer alan bilgilere  
uygun olarak arazinin sınırlarını çizmitir.  
– 30 Nisan 2000 tarihli raporlarında, orman bilirkiileri, K.Ü. Özdemir, C. Balcı ve B.  
Araslı önce 1850 numaralı parselin bilirkii tarafından Temmuz 1856 (no 611/10033) tapu  
kayıtlarına uygun olarak çizilen sınırlar dâhilinde olduğunu tespit etmekteydiler. Daha sonra,  
1977 yılında yapılan kadastro çalımalarından sonra, parselin orman alanı olarak  
sınıflandırıldığını ve tapu kaydı üzerinde yer alan yazıların kanuni değerini yitirdiğini  
belirtmilerdir.  
– 30 Mayıs 2000 tarihli raporunda (arazinin cinsi ile ilgili olarak mahkeme tarafından  
tespit edilen çelikiler nedeniyle istenen 30 Nisan 2000 tarihli raporda), teknik bilirkii A.B.  
Polat 1850 numaralı parselin bir kısmının (C 1, 3 ve krokisine göre 4) orman alanına dâhil  
olmadığını belirtmitir.  
– 20 Haziran 2000 tarihli raporunda, orman bilirkiisi arazilerin 1952 yılında « maki »  
olarak değerlendirildiğini ve orman alanına ait olmadığını belirtmitir.  
– 21 Haziran 2000 tarihli raporlarında, tarım bilirkiisi C. Akkaya ve jeolog bilirkii Y.  
Altın tartımalı parselin bir kısmının (C 1, 3 ve krokisine göre 4) 50 -55 yıldan beri tarım  
amaçlı kullanıldığını belirtmilerdir.  
12 Temmuz 2000 tarihinde, mahkeme yeniden bavuranın talebini, bilirkii raporları ve diğer  
dosya unsurlarını temel alarak, kısmen haklı bulmutur. Mahkeme söz konusu arazilerin,  
bavuranın anne tarafından babası olan Ali’nin adına Temmuz 1856 tarihinde(no  
611/10033)tescil edildiği, ölümüyle Zeynep’e, bavuranın annesi, ve sonuç olarak onunda 25-  
30 yıl kullandıktan sonra arazileri bavurana devrettiğinin tapu kayıtları çerçevesinde  
yeraldığını tespit etmitir. Diğer taraftan mahkeme 1829, 1830 ve 1833 numaralı parsellerin  
üçüncü ahıslara tapu kaydından geçmeden, mülkiyet transferi yoluyla satılmıolduğunu  
gözlemlemitir. 1850 numaralı parselle ilgili olarak, mahkeme 1952 yılında maki alanı olarak  
sınıflandırılmıolduğunu ve 1976 yılında orman alanı dıında değerlendirildiğini tespit  
2
etmitir. Bu nedenle mahkeme Hazine adına tesis edilmitartımalı 26 995 m lik (C 1 :  
17 767 m², C3 : 6 526 m², ve C4 : 2 702 m²) bir alan üzerindeki tapuyu iptal edip, ihtilaf  
konusu kısmın bavuran adına tescil edilmesine karar vermitir.  
12 Aralık 2000 tarihinde, Yargıtay özellikle 1976 yılında yürütülen ve itiraz olmadığından  
1977 yılında kesinleen kadastro çalımaları sonrasında dava sahibinin temel aldığı tapu  
senedinin kanunen geçerli kalıp kalmadığı sorunu ilikin mahkemenin soruturmasındaki  
eksiklikler nedeniyle itiraz edilen kararı bozmutur.  
Yargıtay mahkemeden 1942, 1952 ve 1976 yıllarında gerçekletirilen sınırlama çalımaları ile  
ilgili yeni aratırmalar yapmasını ve bavuranın tapu senedi üzerindeki bu sınırlamaların  
hukuki sonuçlarını değerlendirmesini talep etmitir.  
13 Mart 2001 tarihinde, bavuranın karar düzeltme bavurusu reddedilmitir.  
27 Mart 2002 tarihinde, Yargıtay kararına uygun olarak, mahkeme arazide tarafların,  
bilirkiilerin, ahitlerin ve yerel uzmanların varlığında bilirkii incelemesi yaptırmıtır. 16, 19  
ve 24 Nisan 2002 tarihlerinde, orman, teknik ve tarım bilirkiileri dosyaya raporlarını  
eklemilerdir.  
5
16 Nisan 2002 tarihli raporunda, orman bilirkiisi mahkeme tarafından yapılan karılatırma  
çalımaları sonucunda, Temmuz 1856 (no 611/10033) tapu kaydına yazılı sınırlamaların 1850  
numaralı parsele ait olduğunu, fakat itiraz olmadığından kesinleen 1977 kadastro komisyonu  
sonuçlarına uygun olarak, bunun orman alanına dâhil olduğunu tespit etmitir. Diğer taraftan,  
yalı ağaçların arazi üzerindeki varlığı nedeniyle sözkonusu arazi de facto orman alanı  
olmutur. Sonuç olarak, bilirkii bavurana ait tapu senedinin kanuni değerini kaybettiği  
fikrini ileri sürmütür.  
19 Nisan 2002 tarihli raporunda, teknik bilirkii tapu kayıtlarındaki bilgilerin ıığında arazinin  
durumunu incelemitir. Teknik bilirkii iki tapu senedinin toplam 68 925 m² lik bir alanı  
kapsağını ve raporunda çizilen sınırlara göre bu alan 1829, 1830, 1831, 1832, 1833, 1834 ve  
1850 numaralı parsellere denk geldiğini tespit etmitir. Raporunda sınırları çizilen 1850  
numaralı parselin 1976 yılında orman alanına dâhil edildiğini ve 1952 yılında maki olarak  
değerlendirildiğini, fakat orman bilirkiisinin parselle ilgili detaylı bir rapor hazırladığını not  
etmitir.  
Tarım bilirkiisi ise, 24 Nisan 2002 tarihli raporunda, tartımalı arazinin 3 – 4 yıldan beri  
ekilmediğini fakat öncesinde ekildiğini ve 50 -55 yıl boyunca otlak olarak kullanıldığını tespit  
etmitir.  
Mahkeme bavuranın tapu senedinin kanuni geçerliliğini değerlendirmek için ek kanıt  
unsurlarını biraraya getirmitir.  
15 Ekim 2002 tarihinde, bilirkii raporlarını temel alarak, mahkeme bavuranın talebini  
reddetmitir. Mahkeme, ilk tapu belgesinin düzenlenmesinden itibaren arazinin durumunu  
incelemitir. Bilahare mahkeme, bavuranın 9 Aralık 1977 tarihinde kesinleen ve buna göre  
1850 numaralı parselin orman alanı olduğunu belirten, 9 Aralık 1976 kadastro komisyonu  
kararlarına itiraz etmediğini belirtmitir. Mahkeme, arazide bulunan yalı ağaçlar nedeniyle  
buranın orman alanı karakterini koruduğuna karar vermitir. Mahkeme bilahara özellikle 1989  
yılında arazinin orman vasfını koruyup korumadığını kontrol için baka kadastro çalımaları  
yapıldığını ve neticelerinin 15 Temmuz 1989 tarihinde köyde ilan edildiğini kaydetmitir.  
Mahkemeye göre, baka kadastro çalımaları 1990 yılında da yapılmıtır. Mahkeme  
bavuranın tapu senedinin kanuni değerini 9 Aralık 1977 tarihinde kesinleen kadastro  
çalımaları sonunda kaybettiği sonucuna varmıtır.  
17 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıtır. Yargıtay özellikle kadastro  
komisyonu kararlarının 9 Aralık 1977 tarihinde kesinletiğini tespit etmitir. Yargıtay 28  
Mayıs 1987 tarihli 3373 sayılı Kanunla değitirildiği ekliyle, 6831 numaralı kanunun  
11.maddesine göre tapu senedi sahiplerinin tartımalı kararlara itiraz süresini on yıl olarak  
öngörmesine rağmen 1977 yılında uygulanan kanunun bir yıllık bir itiraz süresini  
öngörğünü gözlemlemitir. Yargıtay’a göre, bu durumda bavuranın on yıllık süreden  
faydalanama hakkı bulunmamaktaydı.  
15 Mart 2004 tarihinde, bavuranın yapmıolduğu karar düzeltme bavurusu reddedilmitir.  
6
HUKUK  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, tapu kaydının adına yapılmasının ulusal mahkemelerce reddedilmesinden  
ikayetçidir. Bavuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine aykırı olarak, tazminattan  
yoksun bırakıldığı kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. AĐHM’nin ratione temporis bakımından yetkisi ile ilgili olarak  
Hükümet, Türkiye’nin bireysel bavuru hakkını etkin olarak tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987  
tarihinden önce bavuranın, orman arazisi olarak sınıflandırılan ihtilaflı taınmaz üzerindeki  
mülkiyet hakkını kaybettiği tarih olan 9 Aralık 1977 tarihinde sözkonusu müdahalenin  
gerçeklemesi nedeniyle bavuranın ikayetinin AĐHS’nin hükümleri ile ratione temporis  
bakımından uyumadığını savunmaktadır.  
Bavuran, Hükümet’in iddiasına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, iç hukuktaki yargılamanın 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Đhtilaflı  
taınmazın bavuran adına tescil edilmesinin ulusal mahkemeler tarafından reddinin  
Türkiye’nin AĐHM’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmesinden epey sonra gerçeklemitir.  
AĐHM, geçmikararlarda benzer bir istisnayı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır.  
(bakınız, son olarak, önceden bahsedilenTurgut ve diğerleri, §§ 69-75). Sonuç olarak, AĐHM,  
ratione temporis bakımından Hükümet’in yapmıolduğu itirazı reddetmektedir.  
2. Đç hukuk yollarının tüketilmediği ile ilgili olarak  
Hükümet ne Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri, ne Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun  
ilgili hükümleri ne de Medeni Kanun’un 1007. Maddesi uyarınca bavuranın tazminat  
talebinde bulunmaması nedeniyle AĐHM’ye iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile  
bavurunun reddedilmesi gerektiği çağrısında bulunmaktadır. Bu bağlamda, Hükümet,  
diğerleri arasından, benzer koullarda, Orman Müdürlüğü’nün talebi üzerine tapu senedi  
Hazine’ye devredilen bir kiinin tazminat aldığına dair Yargıtay tarafından 21 ubat 2005  
tarihinde onanan Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 Nisan 2004 tarihli kararına atıfta  
bulunmaktadır. 20 Eylül 2001 tarihinde açılan önceki davada, davanın esasına bakan  
mahkeme, ilgili taınmazın niteliği hakkında aratırma yapılmadan ilgili taınmazı satan  
bizzat Hazine olduğundan, Hazine’nin ilgiliye tazminat ödemesine hükmetmitir.  
Bavuran, Hükümet tarafından aktarılan örneklerin mevcut davaya uymadığını ileri  
sürmektedir. Bavuran’a göre, taınmazın bavuran adına tescil edilmesinin ulusal  
mahkemeler tarafında reddedildiğinde iç hukukta bavuru yolu bulunmamaktadır.  
AĐHM, önceki kararlarında (bakınız, diğerleri arasında, Rimer ve diğerleri Türkiye’ye karı  
dava, no 18257/04, §§ 27-30, 10 mart 2009) böyle bir itirazı daha önce reddettiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM, önceki ulağı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden  
görememektedir. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
7
3. AĐHM’nin ratione materiae bakımından yetkisi ile olarak  
Hükümet, geçerli bir tapu senedine sahip olmadığından, bavuranın, 1 No’lu Ek Protokol’ün  
1. Maddesi uyarınca “güncel mala” sahip olmadığını savunmaktadır.  
Bavuran, Hükümet’in itirazına karı çıkmaktadır.  
Mevcut dava AĐHM, Hükümet’in itirazını izleyemeyecektir. Ulusal uygulama ve hukuk  
ıığında, sözleme veya tapu kaydının hukuki değeri ile ilgili sorunlar hakkında ne de davanın  
istisnai koullarında ve izleyen görüler göz önüne alındığında, 1942 yılından beri  
gerçekletirilen kadastro çalımalarının genel değerlendirmesine girmeden, AĐHM, bilirkii  
raporlarının ve iç hukuk kararlarının neredeyse tamamının, bavuranın atalarının 1850  
numaralı parsel için 1856 yılında düzenlenen bir tapu senedine sahip olduklarını gösterdiğini  
belirtmektedir.  
4. Sonuç  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. AĐHM’nin ratione materiae bakımından yetkisi kapsamında gelitirdiği argümanını  
tekrarlayarak ve konuya ilikin AĐHM içtihadına atıfta bulunarak (bkz. Doğalavd-Türkiye  
bavuru no: 51326/99, 29 Eylül 2005) Hükümet, ne 1942 yılında ne de 1976 yılındaki  
kadastro komisyonun kararlarına itiraz etmemesi nedeniyle bavuranın geçerli bir tapu  
senedine sahip olmadığını savunmaktadır. Hükümet, kadastro ile ilgili 3402 nolu kanun  
hükümlerini ileri sürerek, bu kanunun 13. maddesine göre tapu kütüğüne kayıtlı bir  
taınmazın miras yoluyla devredilebileceğini ve aynı kanunun 14. maddesine göre tapu kaydı  
olmayan fakat kullanılan bir taınmazın bu hükümde sıralanan artlar yerine getirilirse  
edinilebileceğini belirtmektedir. Hükümet bavuranın ulusal mahkeme ve AĐHM önünde  
Ali’nin dedesi olduğunu ve olayların meydana geldiği dönemde annesinin hayatta olduğunu  
ileri süren iki tapu senedini temel aldığına dikkat çekmektedir. Ayrıca, Hükümet’e göre,  
tartımalı arazinin sahibi olduğunu iddia eden Ramazan Zeybek adında bir kii 3 Aralık 1991  
tarihinde Antalya Kadastro Mahkemesi tarafından, sözkonusu arazi orman alanı olduğu için,  
reddedilmitir. Sonuç olarak, Hükümet bavuranın beyanlarının çelikili olduğunu ve  
tartımalı arazinin hiçbir zaman sahibi olmadığını savunmaktadır.  
Bavuran, ihtilaflı taınmazın 1952 yılında « maki » olarak, yani orman alanı dıında kabul  
edildiğini ve Yargıtay içtihadına göre bu nedenle 1976 yılı kadastro çalımalarının geçersiz  
olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bavuran, 6831 sayılı Kanunun 11. maddesi gereği bu  
çalımalar sırasında taınmazın adına tescil edilmiolması gerektiğine, zira ihtilaflı parselin  
tapusuna sahibi olan büyük babasından kendisine miras kaldığına dikkat çekmektedir. Son  
olarak, bavuran, bilirkii raporlarının birçoğunun tapu kayıtlarından bavuranın mülkiyet  
hakkını ve edinim yoluyla maliklik hakkını ortaya koyduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, öncelikle Medeni Kanunun 599. maddesi uyarınca, mirasçıların, mirasbırakanın (de  
cujus) ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazandıklarını kaydetmektedir. Yine  
Medeni Kanunun’un 705. Maddesine göre, taınmaz mülkiyetin kazanılması tescille olur  
8
ancak miras durumunda mülkiyet tescilden önce kazanılır. Bu nedenle, bavuran, atalarına ait  
taınmazın adına tescil edilmesi meru beklentisi içine girmitir.  
Bavuranın ve atalarının ne 1942 ne de 1976 yılındaki kadastro komisyonu kararlarına itiraz  
etmemesine ile ilgili olarak, AĐHM, 1942 yılında gerçekletirilen kadastro çalımalarının 19  
Aralık 1947 tarihinde hakem kararı ile iptal edildiğini, 1976 yılında gerçekletirilen kadastro  
çalımalarının, 9 Aralık 1977 tarihinde, cami duvarına asıldığını ancak taınmazın ataları  
adına tescil edilmiolmasına ve bavuran tarafından uzun bir süreden beri tarım amaçlı  
iletilmesine rağmen, hiçbir unsurun sözkonusu kadastro çalımasının bavurana gerektiği  
ekilde tebliğ edildiğini göstermediğini kaydetmektedir. Ancak 1990 yılında yürütülen yeni  
kadastro çalımaları sonrasında, yani 1976 yılı kadastro çalımalarından on yıldan fazla süre  
geçtikten sonra, ihtilaflı taınmazın Hazine adına kaydedilmiolduğunu not etmek  
gerekmektedir. Son olarak, kadastro komisyonu tarafından taınmazın orman alanı olarak  
sınıflandırılmasından dolayı tapu senedinin hukuki değerini yitirmesi ve ilgilinin tapu  
senedinin bulunmaması nedeniyle bavuranın taınmazının tapu kaydında adına tescil  
edilmesi talebi reddedilmitir.  
Sonuç olarak, bavuran mirasçı sıfatıyla, annesinin dedesi Ali’nin isminin yer aldığı tapu  
kayıtlarının geçerliliği ile ilgili « kanuni güvenceden » meru olarak yararlanabilirdi. Tapu  
kayıtları iç hukukta mülkiyet hakkının tartıılmaz kanıtları olarak kabul edilmektedirler.  
(bakınız önceden bahsedilen Rimer ve diğerleri § 36). Taraflar, bavuranın yararlandığı tapu  
kayıtlarındaki tescillerin, daha önceleri asla geçerli bir idari kararla ne de bir çekimeli  
yargılamayla, geçersiz kılınmadığına itirazları yoktur.  
AĐHM, bilirkii raporları ile ve Asliye Hukuk Mahkemesi’nin iki kararı ile belirtildiği ekli ile  
taınmazın bavuran adına tescil edilmesinin reddedilmesi ilgilinin mallara saygı hakkına  
yönelik bir ihlal oluturmaktadır. Sözkonusu ihlal 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ilk  
satırının ikinci cümlesi uyarınca “yoksun bırakma” olarak değerlendirilmektedir.  
Ulusal mahkemelerin gerekçeleriyle ilgili olarak AĐHM, bavuranlara dayatılan bu  
mahrumiyetin amacının yani tabiat ve ormanların korunması konusunun 1 Nolu Ek  
Protokolün 1. maddesinin ilk parargrafının ikinci cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına  
girdiği kanaatindedir (bkz, diğerleri arasından Rimer vd-Türkiye ve Ali Ta-Türkiye, bavuru  
no: 10250/02).  
Bununla birlikte, mülkiyetten mahrum edilme durumunda, ihtilaflı müdahalenin istenilen  
doğru dengeyi sağlayıp sağlamadığını ve özellikle bavuran üzerinde orantısız bir yük  
oluturup oluturmağını belirlemek için, iç hukukta öngörülen tazminat düzenlemelerini  
dikkate almak gerekmektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM daha önce de söylediği gibi,  
mülkün gerçek değerine göre makul kabul edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten  
mahrum bırakmanın 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bakımından aırı bir müdahale  
oluturduğunu ve hiç tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ise ancak istisnai durumlarla  
haklı bulunabileceğini kaydetmektedir (bkz, diğerleri arasından Turgut vd, sözü edilen Ali Taꢀ  
ve Rimer vd). Mevcut davada, bavuran, malından yoksun bırakıldığı halde hiçbir tazminat  
elde edememitir. AĐHM, Hükümetin hiçbir tazminat ödenmemesini haklı gösterecek  
herhangi bir istisnai duruma atıfta bulunmadığını tespit etmektedir.  
Sonuç olarak, AĐHM, bavurana tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerektirdikleri ile  
kiisel çıkarların korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bavuran aleyhine  
bozduğu kanaatindedir.  
9
Dolayısıyla, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI ĐLE ĐLGĐLĐ OLARAK  
Bavuran, maruz kaldığı maddi zararı 16.908.208 TL olarak (yani yaklaık 7.865.000 Euro)  
belirlemektedir, bu tutar ortak alan olarak ayrılan 12.760 m², yani toplam alanın % 40’ı  
üldükten sonra kalan 19.140 m² lik bir alanın değerine karılık gelmektedir.  
Karılatırmak amacıyla, dosyaya arazinin 8 162 TL/m² (yaklaık 3 780 EUR/m²) bedelle  
satıldığını gösteren iki adet satısözlemesi eklemektedir.  
Bavuran, AĐHM önündeki yargılamada yapmıolduğu masraflar için 590.56 TL (yaklaık  
275 Euro) talep etmektedir.  
Hükümet, AĐHM’ye aırı ve mesnetten yoksun olduğuna hükmettiği bavuranın iddialarını  
reddetme çağrısında bulunmaktadır.  
Mevcut dava koullarında Savunmacı Devlet ile bavuranlar arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada saklı  
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aamada uygulanmayacağına ve  
sonuç itibarıyla;  
a) saklı tutulmasına,  
b) Hükümetin ve bavuranların AĐHS’nin 44/2 maddesine uygun olarak mevcut kararın  
kesinlemesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla kendisine  
bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini haberdar etmeye  
davet edilmesine,  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
10  
11