Başvuran temyize başvurmuştur.
Yargıtay Savcı görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay, 23 Şubat 1998 tarihli kararla başvuranın temyiz başvurusunu
reddetmiştir.
Başvuran 3 Mart 1998 tarihinde Yargıtay’da kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Başvur-
an talebinin gerekçelerinde metni kendisinin yazmadığını ancak partisinin ideolojisi açısından
önem arzettini düşündüğünü, bu nedenle hakkı olduğunu düşünerek sözkonusu metni ifşa et-
tiğini açıklamıştır. Yargıtay başvuranın talebinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran cezai mahkumiyetinin ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayetçi
olmuştur. Başvuran bu bağlamda AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu
olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 mad-
desi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemek-
tedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). AİHM,
bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. özel-
likle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-
VI, İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§80, 10 Ekim 2000,
Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43,
2 Ekim 2003).
AİHM, içtihadı ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, söz konusu durumu
farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AİHM,
suç unsuru metinde kullanılan ifadelere ve broşürün yayımlandığı duruma önem vermiştir. Bu
bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluk-
ları göz önünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998
tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).
Dava konusu metin, Hükümet’in kürt sorununu ele alma şeklinin sert bir üslu-
pla yapılan eleştirisine yer vermektedir.
AİHM, DGM’nin dava konusu metnin halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden
ifadeler içerdiğini belirtmiştir.
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde
yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.
Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-
IV). AİHM, hassas niteliği olan bazı bölümler içerse de ve Türkiye’deki kürt kadınlarının
şartları hakkında bazen abartılı olsa da, broşürün, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye
ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve AİHM’nin gözünde, gözönünde bulundurulması gereken
başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a
contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94,
§50, 8 Temmuz 1999).