CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ODABAŞI - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:41618/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
10 KASIM 2004  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve 41618/98 başvuru no’lu davanın nedeni  
Türk vatandaşı Eşref Odabaşı’nın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (AİHK)  
17 Nisan 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Ankara Barosu avukatlarından  
Levent Kanat tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
1959 doğumlu başvuran Kırşehir’de ikamet etmektedir.  
Başvuran, olayların geçtiği dönemde HADEP (Halkın Demokrasi Partisi)  
partisinin Kırşehir bölgesi yöneticisiydi.  
Başvuran, HADEP’in Genel Kurul Toplantısı sırasında alınan karara uygun olarak “HADEP yanlısı  
din adamlarından oluşan bir grup” tarafından imzalanan ve partinin ilk bülteninde yayımlanan  
bir metnin fotokopilerini çıkarmış ve bir dini bayram dolayısıyla Kırşehir’deki köy hocalarına  
ve imamlara göndermiştir.  
Bu kişilerin yaptığı ihbar üzerine, başvuran hakkında bir soruşturma açılmıştır.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 8 Eylül 1997 tarihinde başvuran  
hakkında gıyabi tutuklama kararı almıştır.  
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı 10 Eylül 1997 tarihli iddianameyle Türk Ceza  
Kanunu’nun (TCK) 312§2 maddesi uyarınca başvuranı ırk ve bölge farklılığı gözeterek halkı  
kin ve düşmanlığa tahrik etme amacıyla halkın dini duygularını sömürmekle suçlamıştır.  
Başvuran 17 Eylül’de yakalanarak tutuklanmıştır.  
Başvuran 15 Ekim 1997 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmıştır.  
DGM 1 Aralık 1997 tarihli kararla başvuranı TCK’nın 312§2 maddesi uyarınca iki yıl  
hapis ve 1.720.000 Türk Lirası (TL) “ağır” para cezasına çarptırmıştır. DGM, son olarak  
cezaların infazının tecil edilmesine karar vermiştir. DGM, gerekçelerinde, iddianamede yer  
alan kısımlara atıfta bulunmuştur. DGM, “suç unsuru metinde kullanılan ifadeler düşünce ve  
ifade özgürlükleriyle haklı gösterilemez. Sonuç itibariyle demokratik rejimlerde bile adıgeçen  
özgürlükler hiçbir zaman mutlak değildir” şeklinde açıklamada bulunmuştur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Başvuran temyize başvurmuştur.  
Yargıtay Savcı görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.  
Yargıtay, 23 Şubat 1998 tarihli kararla başvuranın temyiz başvurusunu  
reddetmiştir.  
Başvuran 3 Mart 1998 tarihinde Yargıtay’da kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Başvur-  
an talebinin gerekçelerinde metni kendisinin yazmadığını ancak partisinin ideolojisi açısından  
önem arzettini düşündüğünü, bu nedenle hakkı olduğunu düşünerek sözkonusu metni ifşa et-  
tiğini açıklamıştır. Yargıtay başvuranın talebinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran cezai mahkumiyetinin ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayetçi  
olmuştur. Başvuran bu bağlamda AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.  
AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu  
olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 mad-  
desi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemek-  
tedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). AİHM,  
bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin “demokratik bir  
toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer  
sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. özel-  
likle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-  
VI, İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§80, 10 Ekim 2000,  
Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43,  
2 Ekim 2003).  
AİHM, içtihadı ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, söz konusu durumu  
farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AİHM,  
suç unsuru metinde kullanılan ifadelere ve broşürün yayımlandığı duruma önem vermiştir. Bu  
bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluk-  
ları göz önünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998  
tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).  
Dava konusu metin, Hükümet’in kürt sorununu ele alma şeklinin sert bir üslu-  
pla yapılan eleştirisine yer vermektedir.  
AİHM, DGM’nin dava konusu metnin halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden  
ifadeler içerdiğini belirtmiştir.  
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde  
yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.  
Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-  
IV). AİHM, hassas niteliği olan bazı bölümler içerse de ve Türkiye’deki kürt kadınlarının  
şartları hakkında bazen abartılı olsa da, broşürün, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye  
ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve AİHM’nin gözünde, gözönünde bulundurulması gereken  
başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a  
contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94,  
§50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin oranını değerlendirmek sözkonusu olduğunda verilen cezaların  
niteliği ve seviyesinin de gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmiştir.  
Davada başvuranın mahkumiyeti istenilen amaçlara göre orantılı değildir dolayısıyla,  
“demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu nedenle AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim bulundur-  
ması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve bağımsız  
bir mahkeme” olamayacağını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, Yargıtay Savcı görüşünün kend-  
isine uygun zamanda tebliğ edilmediğinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini  
belirtmiştir. Dolayısıyla AİHS’nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.  
1. Kabul edilebilirlik hakkında  
AİHM, geçmişte de birçok defa benzer olayların meydana geldiği sözü edilen  
durumlarla ilgili sorunlara benzer sorunları birçok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin  
ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. Özel kararı, §§33-34 ve Özdemir kararı, no: 59659/00,  
§§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, söz konusu durumu farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AİHM, “milli güven-  
lik”e ilişkin suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bu-  
lunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamıştır.  
Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle  
haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu  
mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüphelerin ob-  
jektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (sözüedilen Incal kararı, §72 in fine).  
Sonuç olarak AİHM, başvuranı yargılayan DGM’nin AİHS’nin 6§1 maddesi  
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine varmıştır.  
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında  
Hükümet ihlalin bulunduğuna itiraz etmiştir.  
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu  
ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere  
hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.  
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının  
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti incelemeye gerek olmadığı  
kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, s.  
3074, §§ 44-45).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Başvuran mesleki gelir kaybından dolayı 20.000 euro (EUR) tutarında maddi zarara  
uğradığını iddia etmiştir.  
Ayrıca başvuran 15.000 EUR tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini talep  
etmiştir.  
AİHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda sunulan delillerin, başvuranın AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlalinden doğan kazanç kaybının miktarının kesin olarak belirlenmesini sağlamadığı  
kanısındadır (Bkz. aynı yönde alınan Karakoç ve diğerleri kararı, no:27692/95, 28138/95 ve  
28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). AİHM, buradan yola çıkarak bu talebi reddetmiştir.  
AİHM, verilen para cezası konusunda kararın infazının askıya alındığını ve  
başvuranın bu tutarı ödediğine dair hiçbir belge sunmadığını ortaya koymuştur.  
AİHM, manevi zarar hakkında, ilgilinin dava koşullarından dolayı şaşkınlık içinde olabile-  
ceğinin söylenebileceğine kanaat getirmiştir. AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkan-  
iyete uygun olarak bu bağlamda başvurana 3.000 EUR verilmesine karar vermiştir.  
AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının 6§1 maddesi bağlamında tarafsız  
ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en  
uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılamak olacağı kanaatindedir (sözüedilen Gençel, §27).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran ayrıca, ulusal merciler ve AİHM’de yapılan masraf ve harcamalar için 3.125  
EUR talep etmiştir. Başvuran delil olarak Ankara Barosu tarafından yayımlanan uygulanabilir  
minimum ücret tarifesini vermiştir.  
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde bulundur-  
arak yapılan bütün masraflar için 2.000 EUR tutarının makul olduğuna kanaat getirmiş ve bu  
tutarın başvurana verilmesine karar vermiştir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
basit faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
başvurana:  
i. manevi tazminat için 3.000 EUR (üç bin euro);  
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 EUR (iki bin euro);  
iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.