CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ODABAI VE KOÇAK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 50959/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 ubat 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (50959 / 99) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaları Yılmaz Odabaı ve Niyazi Koçak’ın (bavuranlar) 3 Ağustos 1999 tarihinde  
Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM)  
önünde Ankara Barosu avukatlarından H. Sarsam tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar sırasıyla 1962 ve 1963 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedirler.  
Mayıs 1996 tarihinde ilk bavuran 1993 ve 1996 tarihleri arasında çeitli gazete ve dergilerde  
yayımlanmıyazılarını ve Yaam adlı kitapta bir araya getirmitir. Đkinci bavuran bu  
kitabı yayımlamıtır.  
20 Kasım 1996 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı 5816 sayılı Atatürk Aleyhine Đꢀlenen  
Suçlar Hakkında Kanun’un 1. ve 2. maddeleri ve TCK’nın 145 § 1. maddesi uyarınca  
bavuranları Atatürk’ün anısına ve Đstiklal Marı’na hakaret etme suçu ile itham etmi,  
iddianamesinde kitaptan bazı bölümlere yer vermitir.  
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 16 Haziran 1997 tarihli bir kararla ilk bavuranı iki yıl altı ay  
hapis ve ikinci bavuranı 4.550.000 TL. para cezasına çarptırmı, kitabın tamamının  
incelenmesinden sözkonusu kitabın yayım yoluyla Atatürk’ün anısına ve Türk bayrağına  
hakaret ettiği kanısına varmıtır.  
Ağır Ceza Mahkemesi önünde bavuranlar ne Atatürk’ün manevi kiiliğini karalama, ne de  
Đstiklal Marı’na hakaret etme niyetinde olduklarını savunmulardır.  
Yargıtay 22 Ocak 1998 tarihinde TCK’nın 145. maddesinde öngörülen suçun olumadığını  
kaydederek ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 3 Haziran 1998 tarihli bir kararla, Yargıtay kararına uygun olarak  
bavuranları Atatürk’ün manevi anısına hakaret etme suçlarından suçlu bulmuve ilk  
bavuranı bir yıl altı ay hapis ve ikinci bavuranı 2.725.000 TL. ağır para cezasına  
çarptırmıtır.  
Yargıtay 5 ubat 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Kemalizm’i eletirir nitelikteki yazılar yazmaktan ve makaleler yayımlamaktan  
mahkum edilmelerinin ifade özgürlüklerinin ihlaline yol açtığını iddia etmekte, bu bağlamda  
AĐHS’nin 10. maddesini öne sürmektedirler.  
AĐHM, sözkonusu mahkumiyet kararının AĐHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına alınan  
2
bavuranların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluturduğu hususunda taraflar  
arasında bir ihtilafa bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2.  
maddesi uyarınca bakalarının ününün ya da haklarının korunması gibi meru bir amacı  
izlediğine itiraz edilmemektedir. Bununla birlikte yapılan müdahalenin «demokratik bir  
toplum için zorunluluk» oluturup oluturmağının incelenmesi gerekmektedir.  
Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi  
ve her bireyin gelimesi için gerekli temel artlardan birini tekil etmektedir. 10. maddenin 2.  
paragrafı uyarınca kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” ve “fikirler” için  
değil, aynı zamanda kırıcı, ok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. 10. madde  
ayrıca fikirlerin ve bilgilerin ifade ediꢀ ꢀeklini de güvence altına almaktadır. Bununla birlikte  
bu özgürlük 10 § 2. maddede yer alan yorumlanması zorunlu kesin istisnalara tabidir (Bkz.  
Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı no: 23118/93, § 43, AĐHM 1999-VIII, ve Lehideux ve  
Isorni-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, s. 2886, § 52).  
«Demokratik bir toplum için zorunluluk» kıstası AĐHM’yi «müdahalenin» «sosyal bir  
zorunluluğu karılayıp karılamadığını», izlenen meru amaç ile orantılı olup olmadığını ve  
bu amacın meru sayılması için ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin yerinde ve  
yeterli olup olmadığını incelemeye götürmektedir. «Sosyal» bir ihtiyacın varlığını ve alınan  
önlemleri değerlendirmek bakımından ulusal yetkililerin takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu  
yetki sınırsız olmayıp, kısıtlamanın 10. madde ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile  
bağdaıp bağdamadığı konusunda nihai karar yetkisine sahip olan AĐHM denetimine tabidir.  
AĐHM denetim mekanizmasını yürütürken iç hukuk mercilerinin görevini üstlenmemekte, bu  
kurumların kendilerine tanınan takdir yetkisini kullanarak almıoldukları kararları olayların  
bütününü ıığında 10. madde açısından incelemektedir. AĐHM bu görevi ifa ederken ulusal  
yetkililerin 10. maddede yer alan ilkelerle bağdaan kurallar uyguladıklarına ve olayları kabul  
edilebilir biçimde değerlendirdiklerine ikna olmak durumundadır (Bkz. Vogt-Almanya kararı,  
26 Eylül 1995, seri: A no: 323, s. 25-26, § 52 ve Jerusalem-Avusturya, no: 26958/95, § 33,  
AĐHM 2001-II).  
AĐHM uygulamada, olaylar ve değer yargıları arasında bir ayrım yapmaktadır. Olayların  
gerçekliği ispatlanabilir ancak değer yargılarının doğruluğunun kanıtlanması mümkün  
değildir. Değer yargıları için bu zaruret gerçekleemez ve 10. madde ile garanti altına alınan  
bir hakkın temel bir unsuru olan ifade özgürlüğünün ihlaline yol açar (Bkz. Lingens-  
Avusturya kararı, 8 Temmuz 1986, seri: A no:103, s. 28, § 46, ve Oberschlick-Avusturya  
(no1) kararı, 23 Mayıs 1991, seri: A no: 204, s. 27, § 63).  
Mevcut durumdaki gibi üçüncü ahsa uzanan iddialar sözkonusu olduğunda, isnat edilenler ile  
değer yargıları arasında bir ayrım yapmak güçtür. Kaldı ki olgusal dayanaktan tamamen  
yoksunsa değer yargısı aırı olarak nitelendirilebilmektedir (sözü edilen Jerusalem kararı, §  
43).  
Bununla birlikte AĐHM, Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün ahsının modern Türkiye’nin bir  
simgesi olduğunu yadsımamaktadır. Türk yetkilileri, bavuranlara yaptırım uygulayarak bu  
değere bağlı Türk toplumunun hislerine haksız bir saldırıda bulunulduğu hissine  
kapılmalarına engel olmayı amaçlamıtır. Bununla birlikte, sözkonusu iddiaların tamamı  
incelendiğinde bunların doğrudan ve kiisel olarak Atatürk’ü değil «Kemalizm»’i hedef  
aldığını tespit etmek yerinde olacaktır. Bu durumda AĐHM, bavuranların değer yargısı  
taımadıklarını, okuru ve özellikle Türk solunu yanıtlamaya çağırdıkları bazı olguları bir  
araya getirmekle yetindiklerini gözlemlemektedir. AĐHM eserde yer alan olayların doğruluğu  
3
ile ilgili olarak, yazarın daha önce genikitlelerce de bilinen bilgilere dayandığını ve kaynak  
belirtmemesinin bu bilgilerden kuku duyulmasına neden olacağını not etmektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, iç hukuk mercilerinin vermioldukları kararlardaki gerekçelerin  
bavuranların ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin yerinde ve yeterli olduğunu teyit  
edemeyeceği hükmüne varmaktadır. AĐHM, kitapta kullanılan terimlere özellikle dikkat  
etmekte ve bu bölümlerin ne iddet kullanımını, silahlı direnii ne bakaldırıyı ne de kin dolu  
bir söylemi içerdiğini değerlendirmektedir.  
Bu nedenle, sözkonusu müdahale AĐHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca «demokratik bir toplum  
için zorunluluk» oluturmamaktadır.  
O halde, AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuranlar maddi zarara uğradıklarını iddia etmektedirler. Bavuranların her biri uğradıkları  
gelir kaybı için Odabaı 6.000 ABD Doları ve Koçak 23.000 ABD Doları tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aırı olarak değerlendirmektedir.  
Đddia edilen gelir kaybıyla ilgili olarak AĐHM, sunulan delillerin AĐHS’nin 10. maddesinin  
ihlali ile bavuranların uğradıkları gelir kaybını kesin olarak ispatlar nitelikte olmadığını  
kaydetmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,  
28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ocak 2002).  
Bu nedenle, bu talebi reddetmektedir.  
Manevi zararla ilgili olarak AĐHM, hakkaniyete uygun olarak Odabaı’na 6.000 Euro ve  
Koçak’a 2.450 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar AĐHM nezdinde yapmıoldukları giderler için 6.740 USD talep etmekte,  
kanıtlayıcı belge niteliğinde Ankara Barosunun uygulanabilir minimum avukatlık ücreti  
tarifesini sunmaktadırlar.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmıtır.  
Sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadı dikkate alınarak AĐHM  
bavuranlara yapmıoldukları tüm masraf ve harcamalar için makul olarak toplam 2.000 Euro  
ödenmesini kararlatırmaktadır.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı  
Hükümetin;  
i.  
manevi tazminat olarak bavuran Yılmaz Odabaı’na 6.000 (altı bin) Euro ve  
bavuran Niyazi Koçak’a 2.450 (iki bin dört yüz elli) Euro;  
ii.  
iii.  
masraf ve harcamalar için bavuranlara toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
3. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 21 ubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5