baꢀvuranların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluꢀturduğu hususunda taraflar
arasında bir ihtilafa bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2.
maddesi uyarınca baꢀkalarının ününün ya da haklarının korunması gibi meꢀru bir amacı
izlediğine itiraz edilmemektedir. Bununla birlikte yapılan müdahalenin «demokratik bir
toplum için zorunluluk» oluꢀturup oluꢀturmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi
ve her bireyin geliꢀmesi için gerekli temel ꢀartlardan birini teꢀkil etmektedir. 10. maddenin 2.
paragrafı uyarınca kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” ve “fikirler” için
değil, aynı zamanda kırıcı, ꢀok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. 10. madde
ayrıca fikirlerin ve bilgilerin ifade ediꢀ ꢀeklini de güvence altına almaktadır. Bununla birlikte
bu özgürlük 10 § 2. maddede yer alan yorumlanması zorunlu kesin istisnalara tabidir (Bkz.
Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı no: 23118/93, § 43, AĐHM 1999-VIII, ve Lehideux ve
Isorni-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, s. 2886, § 52).
«Demokratik bir toplum için zorunluluk» kıstası AĐHM’yi «müdahalenin» «sosyal bir
zorunluluğu karꢀılayıp karꢀılamadığını», izlenen meꢀru amaç ile orantılı olup olmadığını ve
bu amacın meꢀru sayılması için ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin yerinde ve
yeterli olup olmadığını incelemeye götürmektedir. «Sosyal» bir ihtiyacın varlığını ve alınan
önlemleri değerlendirmek bakımından ulusal yetkililerin takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu
yetki sınırsız olmayıp, kısıtlamanın 10. madde ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile
bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı konusunda nihai karar yetkisine sahip olan AĐHM denetimine tabidir.
AĐHM denetim mekanizmasını yürütürken iç hukuk mercilerinin görevini üstlenmemekte, bu
kurumların kendilerine tanınan takdir yetkisini kullanarak almıꢀ oldukları kararları olayların
bütününü ıꢀığında 10. madde açısından incelemektedir. AĐHM bu görevi ifa ederken ulusal
yetkililerin 10. maddede yer alan ilkelerle bağdaꢀan kurallar uyguladıklarına ve olayları kabul
edilebilir biçimde değerlendirdiklerine ikna olmak durumundadır (Bkz. Vogt-Almanya kararı,
26 Eylül 1995, seri: A no: 323, s. 25-26, § 52 ve Jerusalem-Avusturya, no: 26958/95, § 33,
AĐHM 2001-II).
AĐHM uygulamada, olaylar ve değer yargıları arasında bir ayrım yapmaktadır. Olayların
gerçekliği ispatlanabilir ancak değer yargılarının doğruluğunun kanıtlanması mümkün
değildir. Değer yargıları için bu zaruret gerçekleꢀemez ve 10. madde ile garanti altına alınan
bir hakkın temel bir unsuru olan ifade özgürlüğünün ihlaline yol açar (Bkz. Lingens-
Avusturya kararı, 8 Temmuz 1986, seri: A no:103, s. 28, § 46, ve Oberschlick-Avusturya
(no1) kararı, 23 Mayıs 1991, seri: A no: 204, s. 27, § 63).
Mevcut durumdaki gibi üçüncü ꢀahsa uzanan iddialar sözkonusu olduğunda, isnat edilenler ile
değer yargıları arasında bir ayrım yapmak güçtür. Kaldı ki olgusal dayanaktan tamamen
yoksunsa değer yargısı aꢀırı olarak nitelendirilebilmektedir (sözü edilen Jerusalem kararı, §
43).
Bununla birlikte AĐHM, Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün ꢀahsının modern Türkiye’nin bir
simgesi olduğunu yadsımamaktadır. Türk yetkilileri, baꢀvuranlara yaptırım uygulayarak bu
değere bağlı Türk toplumunun hislerine haksız bir saldırıda bulunulduğu hissine
kapılmalarına engel olmayı amaçlamıꢀtır. Bununla birlikte, sözkonusu iddiaların tamamı
incelendiğinde bunların doğrudan ve kiꢀisel olarak Atatürk’ü değil «Kemalizm»’i hedef
aldığını tespit etmek yerinde olacaktır. Bu durumda AĐHM, baꢀvuranların değer yargısı
taꢀımadıklarını, okuru ve özellikle Türk solunu yanıtlamaya çağırdıkları bazı olguları bir
araya getirmekle yetindiklerini gözlemlemektedir. AĐHM eserde yer alan olayların doğruluğu
3