CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
OKÇU -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 39515/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Hadin Okçu (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12 Kasım  
2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 39515/03 numaralı  
bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1955 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 7 Temmuz 1980 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı olarak  
mahalle bekçiliği görevini yerine getirirken, silahlı soygun yapan saldırganlar tarafından  
yaralanmıtır.  
9 Ekim 1990 tarihinde gerçekletirilen muayene sonucunda düzenlenen tıbbi raporda, « bir  
kurun yarası dolayısıyla sağ elin felç olduğu » belirlenmitir. 22 Nisan 1991 tarihinde  
bavuran, erken emekliliğe ayrılmıtır.  
30 Eylül 1991 tarihinde, Đçileri Bakanlığı’na (« idari makam ») bavurarak tazminat talep  
etmitir.  
25 Ekim 1991 tarihinde, idari makam bu talebi reddetmitir.  
8 Kasım 1991 tarihinde bavuran, 9 Ekim 1990 tarihli tıbbi rapora dayanarak, Diyarbakır  
Đdare Mahkemesi (« mahkeme ») önünde Devlete karı 100 000 000 Türk Lirası (TRL)  
tutarında maddi ve 15 000 000 TRL tutarında manevi (toplam aağı yukarı 19 000 Euro  
(EUR)1 ) tazminat davası açmıtır.  
Mahkeme 10 Mart 1995 tarihinde, bavuranın talebini kısmen haklı bulmuve kendisine  
manevi tazminat olarak talep ettiği tutarın gecikme faizleri eklenmeksizin ödenmesini kabul  
etmitir.  
Bavuranın 10 Temmuz 1995 tarihinde yaptığı itiraz üzerine Danıtay, 18 Aralık 1996  
tarihinde verdiği kararda ilk derece mahkemesinin maddi tazminatla ilgili hükmünü  
bozmutur. Danıtay, mevcut davada Devlet sorumluluğunun bulunduğunu ve dolayısıyla  
bavurana maddi anlamda bir tazminatın ödenmesi gerektiğini kaydetmitir. Đdari makam  
itiraz ederek, bu kararın düzeltilmesini istemitir. Danıtay, 9 Haziran 1999 tarihli kararında  
bu itirazı reddetmitir.  
1. Bu karardaki Euro cinsinden belirtilen miktarlar anılan dönemde geçerli olan kur üzerinden hesap edilmitir.  
2
2 Aralık 1999 tarihinde mahkeme, bavurana maddi tazminat olarak verilecek tutarın  
belirlenmesi için bilirkii raporu isteyerek, erteleme kararı almıtır. Mahkeme bünyesinde  
konuyla ilgili yetkili bilirkiinin bulunmaması dolayısıyla, dosya Ankara Đdare Mahkemesi’ne  
sevk edilmitir.  
4 Temmuz 2001 tarihinde, bavuranın zararını değerlendiren ilk bilirkii raporu  
düzenlenmi, ancak bavuran bu rapora 31 Temmuz 2001 tarihinde itiraz etmitir. Bavuran  
özellikle bu uzun yargılama süresi sonunda kendisine hak görülen paranın değerinin oldukça  
ğünü ve bu nedenle AĐHS’nin ihlâl edildiğini ileri sürmüve bilirkii tarafından  
belirlenen tutara itiraz etmitir.  
Ankara Đdare Mahkemesi, 3 Ekim 2001 tarihli ön kararında bavurana verilecek tutarın  
hesaplanmasında eksiklikler bulunduğunu tespit etmive yeni bir bilirkii raporu istemitir.  
30 Nisan 2002 tarihinde bir ara rapor düzenledikten sonra bilirkiiler, 8 Kasım 2002  
tarihinde mahkemeye nihai raporu takdim etmilerdir. Bavuranın maruz kaldığı maddi zarar  
tutarı 254 101 698 965 TRL (yaklaık 158 000 EUR) olarak belirlenmitir.  
Đdari makam, 18 Aralık 2002 tarihinde bu son raporda belirlenen tutara itiraz etmitir.  
27 ubat 2003 tarihinde mahkeme, Danıtay’ın kararına uymuve bavurana davayı  
açarken talep etmiolduğu tutarın, yani maddi tazminat olarak 100 TRY2 (yaklaık 54 EUR)  
ve manevi tazminat olarak 15 TRY (yaklaık 8 EUR) verilmesine hükmetmitir. Gecikme  
faizi olarak, 30 Eylül 1991 tarihinden itibaren yasal oranlara göre hesaplanan 100 TRY tutarı  
eklenmitir. Đlk derece mahkemesi açıklamalarında mevcut davada Devlet sorumluluğunun  
bulunduğunu ve bavuranın tazminat hakkına sahip olduğunu kaydetmitir. Mahkeme ayrıca,  
idari makamın son bilirkii raporuna yaptığı itirazın dikkate alınmaması gerektiğini, zira  
orada belirtilen tutarın bavuranın dava açarken talep ettiği tutarın çok üstünde olduğunu ve  
mahkemenin tarafların davada talep ettikleri rakamlarla sınırlı kalması gerektiğini ve  
dolayısıyla ilgili ahısa daha fazla bir miktar verilemeyeceğini belirtmitir.  
Danıtay, 13 Mart 2007 tarihli kararında bu kararı onamıtır. Taraflar, kararın düzeltilmesi  
yönünde bir itiraz bavurusunda bulunmadıklarından, bu karar kesinlemitir. AĐHM  
mahkeme kalemi tarafından yapılan hesaplamalara göre, bavurana maddi tazminat  
bağlamında ödenecek tutar iç hukuka uygun olarak yasal oranlarda eklenecek gecikme  
faizleriyle birlikte yaklaık 688 TRY (373 EUR) olmalıdır. Manevi tazminat olarak gecikme  
faizi eklenmeksizin hesaplanan 15 TRY (8 EUR) tutar ise değimemektedir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Hükümet, iki açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürerek bavurunun  
kabuledilemez olduğunu iddia etmektedir. Hükümet ilk olarak, dava iç yargı organları önünde  
devam ettiği için bavurunun zamanından önce sunulduğunu savunmaktadır. Đkinci olarak ise  
hükümet, AĐHM’nin 31 Ocak 2006 tarihli kararına atıfta bulunarak (Türkiye aleyhine Kat  
2. 1 Ocak 2005 tarihi itibariyle Türk Lirası’ndan Yeni Türk Lirası’nı geçilmitir. 1 YTL 1.000.000 TL’ye  
tekabül etmektedir.  
3
Đnaat Ticaret Kollektif irketi davası (karar), no 74495/01), bavuranın Borçlar Kanunu’nun  
105. maddesine dayanarak tazminat tutarına gecikme faizlerinin eklenmemesine itiraz etme  
imkânı olduğunu kaydetmektedir.  
Bavuran, Hükümetin savına karı çıkmaktadır.  
Hükümetin iddialarının birinci bölümüyle ilgili olarak AĐHM, mevcut davada olduğu gibi,  
bavuru sunulduktan kısa bir süre sonra, ancak kabuledilebilirliğe ilikin bir hüküm  
verilmesinden evvel bu bavuru yollarının son aamasına varılmıolmasına müsamaha  
gösterdiğini hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Avusturya aleyhine Ringeisen davası,  
16 Temmuz 1971, prg. 91, seri A no 13, ve Türkiye aleyhine E.K. davası (karar), no 28496/95,  
28 Kasım 2000). AĐHM ayrıca Türk hukuk sisteminin ilemleri hızlandırmak için herhangi bir  
hukuk yolu sunmadığını da hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası,  
no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).  
Mevcut davada, AĐHM, söz konusu yargılama her ne kadar bavuru sunulduğunda ulusal  
mahkemeler tarafından henüz karara bağlanmamıolsa da, davanın nihai olarak 13 Mart 2007  
tarihinde Danıtay’ın onama kararıyla tamamlandığını kaydetmektedir. AĐHM ayrıca,  
bavuranın karar tarihinden ne önce ne de sonra yargılama süresinin uzunluğuna itiraz etme  
imkânı bulamadığını not etmektedir. Bu itibarla, Hükümetin bu iddiası kabul edilemez.  
Borçlar Kanunu’nun 105. maddesine dayanarak itiraz etme imkânı bulunduğu konusunda  
AĐHM, Hükümetin bu iddiasının, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesiyle bağlantılı olarak  
AĐHS’nin 13 maddesi açısından dile getirilen ikâyetle yakından ilikili olduğu ve bu nedenle  
esasa eklenmesi gerektiği kanaatini taımaktadır.  
AĐHM, ayrıca bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu  
itibarla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, iç hukukta yürütülen yargılama  
süresinin makul süre ilkesine aykırı düğünü iddia etmektedir.  
AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında ise bavuran, iç hukukta söz konusu yargılamanın  
süresine itiraz etme imkânı veren etkili bir itiraz yolu bulunmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
A. AĐHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki ikâyet  
AĐHM, bir yargılama süresinin makul olarak kabul edilmesi için bu sürenin dava  
koullarına ve içtihadındaki kıstaslara, özellikle davanın karmaıklığı, bavuran ve yetkili  
makamların tutumu ve yine davanın ilgili ahıs için önemine göre değerlendirilmesi  
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası  
[GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH 2000-VII).  
Mevcut davada, AĐHM, ilk olarak değerlendirilmesi gereken sürenin idare mahkemesinde  
dava açılması suretiyle 8 Kasım 1991 tarihinde baladığını ve Danıtay’ın ilk derece  
mahkemesinin kararını onadığı gün olan 13 Mart 2007 tarihinde sona erdiğini  
4
kaydetmektedir. Dolayısıyla, iki dereceli yargılama ile toplam bemahkeme önünde görülen  
bu dava on beyıl dört aydan fazla bir sürede tamamlanmıtır.  
AĐHM ikinci olarak, ihtilaflı yargılamanın 1980 yılında meydana gelen ve bavuranın sağ  
elinin felç olmasına yol açan bir kazaya bağlı bir tazminatla ilgili olduğunu ve davanın hiçbir  
karmaıklık içermediğini gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca idare mahkemesinin ilk seferinde  
davayı üç yıl dört ayda karara bağladığını ve erteleme kararını da üç yıl sekiz ayda aldığını,  
davaya toplam üç kez bakan Danıtay’ın ise temyiz kararını ancak yedi yıl bir aylık sürede  
verdiğini kaydetmektedir. Tüm bunları göz önüne alan AĐHM, yargılamanın yetkili makamlar  
yüzünden gecikmiolduğu kanaatine varmaktadır.  
Yukarıdaki bilgiler ıığında AĐHM, ihtilaflı yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
istenen artlara uygun olmadığına hükmetmektedir. Dolayısıyla, bu hüküm ihlâl edilmitir.  
B. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamındaki ikâyet  
AĐHM, AĐHS’nin 6 /1 maddesi çerçevesinde bir dava durumasını makul süre içinde  
tamamlama artının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, AĐHS’nin 13. maddesinin, ulusal bir  
merci önünde etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır (Polonya  
aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH 2000-XI). AĐHM ayrıca mevcut  
davaya benzer diğer davalarda, Türk hukuk sisteminde davacılara yargı süresinden ikâyetçi  
olma imkânı tanıyan herhangi bir itiraz yolu sunulmadığı gerekçesiyle AĐHS’nin 13.  
maddesinin ihlâl edildiğine hükmettiğini anımsatmaktadır (Tendik ve diğerleri, ilgili bölüm,  
prg. 36). AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulamak için herhangi bir neden  
görmemektedir.  
Yukarıdaki tüm bilgileri göz önüne alan AĐHM, bavuranın iç hukukta davasının makul  
sürede görülmemesini cezalandırmaya imkân tanıyan bir itiraz yolu bulamadığı kanaatine  
varmaktadır.  
Bu itibarla, AĐHS’nin 13. maddesi de ihlâl edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN VE 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunarak, ulusal mahkemelerin on  
beyıl dört ay süren yargılama sonucunda kendisine hükmettikleri tazminat tutarının bu süre  
içerisinde değer kaybetmesi dolayısıyla mülkiyet dokunulmazlığına saygı ilkesinin  
çiğnendiğini iddia etmektedir.  
AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ise bavuran, iç hukukta tazminat tutarındaki değer  
kaybını telafi etmek için etkili bir itiraz yolunun bulunmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
A. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamındaki ikâyet  
1. Bu ikâyetin ayrıca incelenme gerekliliği hakkında  
AĐHM, daha önce birçok davada uzun süren yargılamaların mal varlığı üzerindeki olumsuz  
etkilerini AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında incelerken, yalnızca bu ihlâl tespit edildikten  
sonra, bir bavuranın gerektiğinde elde edebileceği bir adil tazminat çerçevesinde  
5
değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Yunanistan aleyhine  
Michaïlidou ve diğerleri davası, no 21091/07, prg. 12, 12 Mart 2009, Yunanistan aleyhine  
Varipati davası, no 38459/97, prg. 32, 26 Ekim 1999, Fransa aleyhine Dumas davası (karar),  
no 53425/99, 30 Nisan 2002, Đtalya aleyhine Capestrani davası (karar), no 46617/99, 27 Ocak  
2005, ve Yunanistan aleyhine Poulitsidi davası, no 35178/05, prg. 36, 11 Ekim 2007).  
Bununla birlikte, Fransa aleyhine Guillemin davasında (21 ubat 1997, prg. 54, Karar ve  
hükümlerin derlemesi 1997-I) verdiği karara atıfta bulunan AĐHM, « ilgili ahsın maruz  
kaldığı zarar için elde ettiği tazminatın uygun bir tatmin niteliğine sahip olabilmesi için  
mahrumiyet süresinin de dikkate alınması ve bunun makul bir sürede gerçeklemesi  
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, aynı anlamda, Türkiye aleyhine Akkudavası,  
9 Temmuz 1997, prg. 29, Derleme 1997-IV, ve Türkiye aleyhine Badavası, no 49548/99,  
prg. 60, 24 Haziran 2008). Bu değerlendirmeler, mutatis mutandis, özellikle bu tür  
gecikmelerin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli bir çözümün bulunmaması  
nedeniyle tazminatın uygun olma niteliğini maddi ölçüde azaltacak olan aırı yavayargı  
ileyii için de geçerlidir.  
Bundan ötürü, mevcut davanın koullarını göz önüne alan AĐHM, özellikle davanın  
açıldığı tarihte talep edilen tazminat tutarının büyük ölçüde değer kaybetmesi nedeniyle  
ikâyetin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında incelenmesinin sürdürülmesi  
gerektiği kanaatine varmaktadır. AĐHM, ancak bu surette bavuranın bir taraftan yargılamanın  
aırı uzun sürmesi ve diğer taraftan o dönemde ülkedeki mevcut enflasyon oranları karısında  
gecikme faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle büyük ölçüde zarar ettiği yönündeki temel  
iddiasının özünü incelemiolacaktır.  
2. Esasa ilikin  
Hükümet, Türk idare hukukunun medeni hukukun aksine bir davacıya dava devam ederken  
balangıçtaki tazminat rakamının yeniden değerlendirilmesini talep etme imkânı tanımadığını  
kaydetmektedir. Hükümet, mevcut davada idari yargıcın dava taraflarının talep ettiği rakama  
bağlı kalmak durumunda olduğunu ve bavurana davanın açıldığı tarihte talep ettiği tutarın  
üzerinde bir tazminat miktarı veremeyeceğini eklemektedir.  
Hükümet ayrıca, ulusal mahkemelerin tam olarak bavuranın talebini kabul ettiklerini ve  
tazminatın uğradığı değer kaybının gecikme faizleriyle karılandığını ve bu nedenle  
bavuranın maddi bir kaybı olmadığını iddia etmektedir.  
Bavuran, iddialarını yinelemekte ve bir taraftan yargılamanın aırı uzun sürmesi nedeniyle  
ve diğer taraftan o dönemde ülkedeki mevcut enflasyon oranları karısında gecikme  
faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle büyük ölçüde zarar ettiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, öncelikle Yargıtay’ın 13 Mart 2007 tarihli kararıyla Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nin 27 ubat 2003 tarihli kararını onayarak, bavuran lehine talep edilebilir bir  
“alacak” yarattığı konusunda kimsenin itirazı bulunmadığını gözlemlemektedir (Yunanistan  
aleyhine Stran Yunan Rafinerileri ve Stratis Andreadis davası, 9 Aralık 1994, prg. 59, seri A  
no 301-B). Bu durumda bavuranın 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında «mülkiyet»  
oluturan bir hakkı bulunmaktadır. Ayrıca, bu hak, bavuranın Đçileri Bakanlığı’na  
bavurduğu tarih olan 30 Eylül 1991 tarihinden itibaren geçerli olacak ekilde geriye dönük  
olarak tanınmıtır (yukarıdaki ilgili paragraflar; bakınız, aynı anlamda, Bailgili bölüm, prg.  
59).  
6
AĐHM, bavurana on beyıl dört ay süren yargılama sonunda tahsis edilen tazminatın,  
enflasyon oranı karısında gecikme faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle, büyük ölçüde değer  
kaybettiğini tespit etmektedir. Bu itibarla AĐHM, bavuranın alacağının tam değerini elde  
etme imkânı bulamamasını, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin birinci paragrafının ilk  
cümlesi anlamında mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak  
değerlendirmektedir.  
Bu hükmün amaçları doğrultusunda AĐHM, kamu yararı gereksinimleri ile bavuranın  
temel haklarının korunma zorunlulukları arasında adil bir dengenin muhafaza edilip  
edilmediğini aratırmalıdır (Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982, prg.  
69, seri A no 52).  
Bu bakımdan AĐHM, ilgili ahsın ilk defa ulusal mahkemelerde dava açtığı 8 Kasım 1991  
tarihi ile mahkemelerin davayı kesin olarak esastan karara bağladıkları 13 Mart 2007 tarihi  
arasında on beyıl dört aylık bir sürenin geçtiğini yinelemektedir. AĐHM, o dönemde  
Türkiye’deki baskın enflasyon ortamının hükmetmesi ve uzun yargılama süresinden  
kaynaklanan maddi kaybı telafi etmesi gereken gecikme faizi oranlarının yetersiz kalması  
dolayısıyla bavurana tahsis edilen tazminatın neredeyse sıfıra düğünü kaydetmektedir.  
Doğrusu, sayısal değeri değimese de (115 000 000 TRL), bavuranın Devlet’ten alacağı  
tazminat tutarı talep edilebileceği tarih itibariyle azalmasına neden olan koullar üzerinde bir  
etkisi olmaksızın  
% 99’dan fazla değer kaybına uğramıtır (1991 yılında 19 000 EUR  
karın 2007 yılında 54 EUR; yukarıdaki ilgili paragraflar).  
Üstelik, AĐHM, 8 Kasım 2002 tarihinde, yani ilk derece mahkemesinde dava açılmasından  
on bir yıl sonra, bilirkiilerin bavuranın zararını 254 101 698 965 TRL (yaklaık 158 000  
EUR; yukarıdaki ilgili paragraf) olarak belirlediklerini unutmamaktadır.  
Bu bakımdan AĐHM, idari mahkemelerin bir zararın telafi edilme talebiyle ilgili davaları  
geç karara bağlaması durumunda, bu gecikmeden daha az tazminat ödeyecek olan Devletin  
değil davacının mağdur olduğunu hatırlatmak zorundadır (bakınız, mutatis mutandis,  
Yunanistan aleyhine Reveliotis davası, no 48775/06, prg. 33, 4 Aralık 2008).  
Yukarıdaki bilgileri göz önüne alan AĐHM, tazminat tutarının davanın açıldığı tarihteki  
değeri ile talep edilebileceği tarihteki değeri arasındaki büyük farkın yargılamanın yavaꢀ  
ilemesinden ve gecikme faizlerinin yetersizliğinden kaynaklandığı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, iç hukukta bu ihtilaflı durumun üstesinden gelebilecek etkili bir itiraz yolunun  
yokluğu ile ikiye katlanan bu tutarsızlığın bavuranı aırı bir yük altına soktuğuna ve kamu  
yararı gereksinimleri ile bavuranın temel haklarının korunma zorunlulukları arasında olması  
gereken adil dengeyi bozduğuna hükmetmektedir.  
Sonuç olarak, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmitir.  
B. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamındaki ikâyet  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, Sözlemede yer aldığı ekliyle temel hak ve  
özgürlükleri öngören bir bavuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm,  
AĐHS’ne dayalı «savunulabilir» içerikli bir ikayeti inceleyecek bir iç hukuk yolunun  
oluturulmasını ve bu yolun uygun telafi yolu sağlamasını zorunlu kılmaktadır (Kudła, ilgili  
bölüm, prg. 157).  
7
Mevcut davada, AĐHM 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi temelinde savunulabilir bir  
ikâyetin var olduğunu tespit etmektedir.  
Bavuran, iç hukukta tazminat tutarının değer kaybını telafi edecek etkili bir itiraz yolunun  
bulunmadığından ikâyetçi olmaktadır. Hükümet, bu sava karı çıkmakta ve özellikle ilgili  
ahsın ayrıca bir tam yargı davası açma imkânına sahip olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM, Hükümetin de kabul ettiği üzere, medeni hukukun aksine Türk idari hukukunun  
bavurana dava devam ederken ilk bata talep ettiği rakamın yeniden değerlendirilmesini  
isteme imkânı tanımadığını gözlemlemektedir.  
AĐHM, usule ilikin bu engelin özellikle Anayasa Mahkemesi’ne göre «idari makamın adli  
takibat tehdidi altında kalmasını önlemek, ihtilafları en kısa zamanda çözüme kavuturmak,  
idari makamın faaliyetlerini yerine getirirken etkinliği ve istikrarı korumak, yargılama  
usulünün gerektirdiği gibi idari makamın savunmasını hazırlamak ve gerekli idari önlemleri  
almak gibi olgu ve gerekçeler üzerine dayandığını kaydetmektedir. AĐHM’nin düüncesine  
göre, bu mantık mevcut davada olduğu gibi, davacının balangıçta talep ettiği tazminat  
rakamının yargılamanın yavailemesi nedeniyle büyük ölçüde değer kaybına uğradığını  
dikkate almamaktadır. Uygulamada, tazminat tutarında böylesi bir azalma, davacıya  
ödeyeceği tutarın gerçekte vermesi gereken tutardan çok daha düük olması dolayısıyla  
yalnızca Devletin iine gelmektedir.  
Öte yandan AĐHM, Hükümetin bavuranın alacağının tamamını elde etmek için  
bilirkiilerin belirlediği tutarı öğrendikten sonra ayrıca bir tam yargı davası açma imkânına  
sahip olduğu yönündeki savını desteklememektedir.  
Doğrusu, Danıtay’ın konuyla ilgili farklı içtihatları göz önüne alındığında, böyle bir  
itirazın uygulamada makul bir baarı ansı olmadığı anlaılmaktadır. Diğer taraftan, ilgili  
ahsın bilirkiilerin belirlediği tutarı ilk öğrendiği gün, yani 4 Temmuz 2001 tarihinde, Đdari  
Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde öngörülen süre zaten dolmutu. Dolayısıyla  
makul bir ekilde ünülürse, zaten bavuran ek bir dava açmıolsaydı bile, bu dava sukutu  
hak dolayısıyla reddedilecekti. Üstelik Hükümet, söz konusu itiraz yolunun iddia edilen ihlâl  
durumunu düzelteceğini gösteren herhangi bir içtihat örneği sunmamaktadır.  
Nihayet, bavuranın kaybını karılamak üzere Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi  
kapsamında bir dava açma imkânıyla ilgili olarak AĐHM, Hükümetin açıklamalarının aksine,  
Türk idari hukukunda böyle bir yargılama usulünün öngörülmediğini tespit etmektedir. Zaten  
Hükümet, bu iddialarını destekleyen herhangi bir içtihat sunmamıtır.  
Bu nedenle AĐHM, Türk idare hukukunun, Devletin sorumluluğuna giren bir tazminat  
davasında, davacıların yargılamanın yavailemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak  
yeterli bir çözüm getirmediği kanaatine varmaktadır.  
Sonuç olarak AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddialarını  
reddetmekte ve AĐHS’nin 13. maddesinin de ihlâl edildiğine hükmetmektedir.  
8
IV. AĐHS’NĐN 41. VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 141.000 Euro maddi tazminat ve 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aırı olarak nitelendirmektedir. Hükümet AĐHM’den bavurana,  
gerek duyulması halinde, tespit edilen ihlale uygun bir meblağın ödenmesine hükmedilmesini  
talep etmektedir.  
AĐHM, ihlal ile sonuçlanan bir davada, AĐHS uyarınca, Savunmacı Devlete düen hukuki  
yükümlülüğün bu ihlale son vermek ve bunun sonuçlarını gidermek olduğunu hatırlatır. Đç  
hukuk sözkonusu ihlalin sonuçlarını kısmen telafi edebiliyorsa, AĐHS’nin 41. maddesi,  
saptanan ihlal ile ilintili eylemden veyahut ihmalkârlıktan mağdur olan tarafa tazminat  
ödenmesi yetkisini AĐHM’ye vermektedir. Bu yetkinin kullanımında AĐHM, sözü edilen  
hükümde yer alan «hakkaniyete uygun» ve «gerektiğinde» ifadelerinden ileri gelen belirli bir  
esnekliğe sahip bulunmaktadır. AĐHM tarafından dikkate alınan hususlar arasında maddi  
tazminat, baka bir deyile öne sürülen ihlalin doğrudan bir sonucu olarak uğranılan zararlar  
da yer almaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Ernestina Zullo, no: 64897/01, 10 Kasım 2004).  
AĐHM, bir yandan yargılamanın haddinden fazla sürmesi, öte yandan alacaklı miktarın  
dengelenmesi bakımından öngörülen gecikme faizinin enflasyon oranı karısında yetersiz  
kalması sonucu bavurana takdir edilen tazminatın hatırı sayılır ölçüde değer kaybına  
uğraması nedeniyle bu bavuruda gözetilmesi gereken «adil dengenin» sağlanmadığı  
sonucuna varmaktadır. AĐHM, bavuranın alacaklı olduğu tazminatın değer kaybetmesine  
karılık iç hukukta bavurabileceği bir yolun bulunmadığını ve davacıya ödenen tutarın  
gerçekte ödenmesi gereken tutardan çok daha düük olması nedeniyle bu durumun yalnızca  
Devletin iine yaradığı kanaatindedir.  
AĐHM, bavurana ödenecek maddi tazminat miktarının belirlenmesinde, bir yandan  
yargılama süresinin uzunluğunun, diğer yandan sözkonusu tazminatın değerini azaltan  
faktörlerin dikkate alınması gerektiğine itibar etmektedir. AĐHM, bu bağlamda en uygun telafi  
yönteminin alacaklı olunan miktara ilikin yargılama sürecindeki tazminat değeri ile  
tazminatın talep anındaki değeri arasındaki farkı dikkate almak olduğunu belirtir. Yargılama  
süresini ve ilgili dönemde uygulanabilir gecikme faizi ile enflasyonun etkilerini dikkate alan  
bir hesaplama yöntemiyle incelemesini sürdüren AĐHM’e göre, bavurana takdir edilen  
tazminat böylesine değer kaybetmeseydi, bavuranın 13 Mart 2007 tarihinde alacağı tazminat  
miktarı 83.345 YTL’ye (yaklaık 40.000 Euro) tekabül edecekti.  
AĐHM, 41. madde gereğince hakkaniyete uygun ekilde bavurana maddi tazminat olarak  
sözü edilen bu meblağın ödenmesinin adil olacağını takdir etmektedir.  
Manevi tazminat hususunda AĐHM, bahsekonu yargılamanın on beyıl dört ay sürdüğünü,  
bavuranın iç hukukta AĐHS’nin 6/1 maddesi gereğince davasının makul bir süre zarfında  
görülmesi hakkına olanak tanıyacak bir bavuru yolu edinemediğini ifade etmektedir.  
Yukarıda söz edilen hususlar ve yargılama sürecinin bavuran açısından taıdığı önem göz  
önüne alındığında AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak  
bavurana 16.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
9
AĐHM bunun yanı sıra, Savunmacı Devletin, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında  
AĐHS’nin 46. maddesi uyarınca hukuki yükümlülüğünü yerine getirme yollarını seçme  
serbestinin bulunduğunu yineleyerek bu yolların AĐHM’nin kararında (Bkz. Broniowski-  
Polonya kararı, no: 31443/96) varmıolduğu sonuçların içeriği ile bağdaması suretiyle ve  
Savunmacı Devlet tarafından AĐHS’nin 46. maddesince yükümlülüklerini yerine getirmede ne  
tür tedbirler alacağına bir tanımlama getirmeksizin, Ek 1 no’lu protokol’ün 1. maddesiyle  
birlikte incelendiğinde AĐHS’nin 13. maddesi alanında varmıolduğu sonuca Hükümetin  
dikkatini çekmektedir: AĐHM, Türk idari hukukunun Devletin sorumluluğundaki bir zararın  
giderilmesi amacıyla yürütülen yargılamaların yavailemesinden kaynaklı sonuçları telafi  
edecek ekilde bir çözüm getirmemesi dolayısıyla AĐHS’nin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır. Sonuç itibarıyla AĐHM, Savunmacı Devleti ve bütün organlarını ulusal düzeyde  
alınan kararların AĐHM yerleik içtihadı ile uyumlu hale getirilmesi için gerekli tüm  
önlemleri almaya davet etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, iç hukuk sisteminde balangıçta  
belirlenen meblağın yeniden değerlendirilmesini yargılama aamasında talep edebilme  
olanağının sağlanmasının tespit edilen ihlali sonlandıracak uygun bir telafi yöntemi  
oluturacağına itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Viau-Romanya kararı, no:  
75951/01, 9 Aralık 2008; AĐHS tarafından oluturulan mekanizmanın etkili hale getirilmesine  
yönelik alınan önlemler ile ilgili olarak aynı zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin  
12 Mayıs 2004 tarihli kararı (Res (2004)3) ve tavsiyesi (Rec (2004)6).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 5.405 Euro  
talep etmektedir. Bavuran bu anlamda AĐHM ile sürdürülen yazımaların tercümesi için  
yapılan giderleri belirterek 240 Euro’luk makbuzu sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve söz edilen kıstaslar  
ıığında bavurana tercüme giderlerine karılık 240 Euro ödenmesinin makul olacağı  
kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının esasa birletirilmesine ve reddine;  
2. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Đç hukuktaki yargılamaların uzunluğuna karı bavurana Türk Hukuku’nda etkili bir  
bavuru yolu sunulmaması nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
10  
5. AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Türk hukukunda bavurana ödenmesi gereken tazminat miktarında uğranılan değer kaybını  
giderecek etkili bir bavuru yolu bulunmaması nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana;  
i.  
ii.  
iii.  
maddi tazminat olarak 40.000 (kırk bin) Euro ödenmesine;  
manevi tazminat olarak 16.000 (on altı bin) Euro ödenmesine;  
tercüme gideri için 240 (iki yüz kırk) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
11