CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
OKÇUOĞLU /Türkiye Davası  
Bavuru no: 24246/94  
Strasburg  
8 Temmuz 1999  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
1. Dava, Sözleme’nin 32. maddesi 1. fıkrası ve 47. maddesinde  
öngörülen üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu (“Komisyon”) tarafından Sözlemenin3 eski 19. maddesi  
uyarınca Mahkememize sunulmutur. Türk vatandaı olan Sn. Ahmet Zeki  
Okçuoğlu tarafından 15 Mart 1994 tarihinde eski Madde 25 kapsamında  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisyon’a sunulmuolan bavuruya (No.  
24246/94) ilikindir.  
Komisyon’un talebi, Sözlemenin eski 44 ve 48 (a) Maddeleri ile eski  
Mahkeme A Đçtüzüğü1’nün 32. maddesi 2. fıkrasına dayanmaktadır. Talebin  
amacı, davaya ilikin esasların, davalı Devlet tarafından Sözleme’nin 6.  
maddesi 1. fıkrası ve 10. ile 14. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin  
ihlalini ortaya koyup koymadığına ilikin bir kararın verilmesidir.  
2. Eski Mahkeme A Đçtüzüğünün 33. maddesi 3. fıkrası uyarınca yapılmıꢀ  
olan soruturmaya cevaben bavuran adli takibata katılmak istediğini  
bildirmive Đ stanbul Barosu’ndan Sn. S. Okçuoğlu’nu kendisini temsil  
edecek avukat olarak tayin etmitir (eski içtüzük 30. madde). Bunun  
sonucunda, zamanın Mahkeme Bakanı olan Sn. R. Bernhardt avukata yazılı  
takibatlarda Türkçe dilini kullanma izni vermitir (eski içtüzük 27. madde,  
3. fıkra).  
3. 11 no’lu Protokol yürürlüğe girmeden önce ortaya çıkabilecek, özellikle  
usule ilikin hususları ele almak üzere kurulan Heyetin Bakanı sıfatıyla (Sözleꢀ  
menin eski 43. Maddesi ve eski içtüzük 21. maddesi) ve Sekreter aracılığıyla  
hareket eden Sn. Bernhardt, Türk hükümeti (“Hükümet”) temsilcisi, bavur-  
an avukatı ve Komisyon Delegesi ile yargılama sürecinin organizasyonu ko-  
nusunda temasa geçmitir (eski  
_____________________________________________  
3
19. Maddeyi değitiren 11 No’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme sürekli  
bazda faaliyet göstermitir.  
1
A Mahkeme Đçtüzüğü, 9 no’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim 1994)  
Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla 31 Ekim 1998 tarihine dek ilgili Protokole  
tabi olmayan Devletler ile ilgili davalar için geçerlidir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı yasi İşler  
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının  
tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle  
ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
1
içtüzük 37. madde 1 fıkra ve 38. madde). Bunun sonucunda gönderilen  
talebe ilikin olarak Sekreter bavuranın görüünü 27 Temmuz 1998  
tarihinde ve Hükümetin görüünü 24 Ağustos tarihinde almıtır. 29 Eylül  
tarihinde Hükümet görüüne eklenecek evrakları göndermitir ve 14 Ekim  
tarihinde bavuran adil tazmine yönelik olarak iddialarını desteklemek  
amacıyla doküman sunmutur (Sözleme’nin 41. maddesi).  
4. 11. No’lu Protokol’ün 1 Kasım 1988 tarihinde yürürlüğe girmesinden  
sonra ve anılan Protokol’ün 5. Maddesi 5. fıkrası uyarınca, dava Büyük  
Daireye sunulmutur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber, bu dava ve  
Karata- Türkiye (bavuru no. 23168/94); Arslan - Türkiye (bavuru no.  
23462/94); Polat - Türkiye (bavuru no. 23500/94); Ceylan - Türkiye  
(bavuru no. 23556/94), Gerger - Türkiye (bavuru no. 24919/94); Erdoğdu  
ve Đnce - Türkiye (bavuru no. 25067/94 ve 25068/94); Bakaya ve  
Okçuoğlu - Türkiye (bavuru no. 23536/94 ve 24408/94); Sürek ve Özdemir  
- Türkiye (bavuru no. 23927/94 ve 24277/94); Sürek - Türkiye, No. 1  
(bavuru no. 26682/95), Sürek - Türkiye No. 2 (bavuru no. 24122/94);  
Sürek - Türkiye No.3 (bavuru no. 24735/94) ve Sürek- Türkiye No. 4  
(bavuru no. 24762) olmak üzere, Türkiye’ye karı açılan on iki dava için  
adaletin doğru ekilde uygulanmasına yönelik olarak tek bir Heyetin  
kurulmasına karar vermitir.  
5. Bu amaca yönelik olarak oluturulan Heyet Türkiye için res’en,  
seçilmibulunan hakim Sn. R. Türmen (Sözleme’nin 27. maddesi, 2.  
fıkrası ve Mahkeme Đçtüzüğü 24. maddesi, 4. fıkrası), Mahkeme Bakanı  
Sn. Wildhaber, Mahkeme Bakan Yardımcısı Sn. E. Palm ve Bölüm Bakan  
Yardımcıları Sn. J.P. Costa ile Sn. M. Fischbach’tan olumutur  
(Sözleme’nin 27. Maddesi, 3. fıkrası ve 24. Đçtüzük Maddesi 3 ve 5(a)  
fıkrası). Heyet için atanan diğer üyeler: Sn. A. Pastor Ridruejo, Sn.  
G.Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens, Sn. V.  
Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H. S. Gereve, Sn. A.  
Baka, Sn. R. Maruste ve Sn. S. Botoucharova (Đçtüzük 24. maddesi 3. ve  
5.(a) fıkrası ve Đçtüzük 100. maddesi, 4. fıkrası).  
19 Kasım 1998 tarihinde Sn. Wildhaber Đçtüzük 28. maddesi, 4. fıkrasına  
uygun olarak Oğur - Türkiye davasında alınan Heyet kararına ilikin olarak  
davadan çekilmesinden sonra Sn. Türmen’i oturumdan muaf tutmutur. 16  
Aralık 1998 tarihinde Hükümet Sn. F. Gölcüklü’nün ad hoc hakim olarak  
atanğını tebliğ etmitir (Đçtüzük 29. maddesi 1. fıkrası).  
Bunun sonucunda, davanın ileriki aamalarında yer alamayacak olan Sn.  
Botoucharova’nın yerine Sn. K. Traja getirilmitir (Đçtüzük 24. maddesi, 5  
(b) fıkrası).  
6. 11 Mart 1999 tarihinde Büyük Daire dava dosyasına ve bavuran ile  
hükümetin bu konuya ilikin taleplerinin olmamasına dayanarak durumanın  
halka açık olarak gerçekletirilmemesine karar vermitir (Sözleme’nin 31.  
maddesi, fıkra (a) ve Mahkeme Đçtüzüğü Madde 31, 59, fıkra 2 ve 71).  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
2
DAVA ESASLARI  
I. DAVA KONUSU OLAYLAR  
7. Sn. Ahmet Zeki Okçuoğlu Kürt asıllı Türk olup 1950 doğumludur.  
Đstanbul’da yaamakta ve avukat olarak çalımaktadır.  
8. Mayıs, 1991 tarihinde “Demokrat” adlı derginin 12. sayısında  
bavuranın da katıldığı ve Sn. M.Đ.S’nin bakanlığında düzenlediği bir  
yuvarlak masa tartımasına ilikin bir makale yayınlanmıtır. “Kürt Sorunun  
Dünü ve Bugünü” balıklı makalede bavuranın yorumları aağıdaki ekilde  
yer almıtır:  
M.Đ.S - Irak’taki Kürtlerin u andaki trajik durumlarının insani tarafını bir yana  
bırakırsak, sorunun önemli siyasi yönleri vardır, belki de esas konu, Körfez Krizi ile  
birlikte Kürt hareketleri arasındaki ilikilerin uluslararası düzeyde yoğunlamasıdır. Bu  
aamada u sorunun sorulması gerekiyor: Birleik Devletler ile Avrupa Devletleri  
arasında kurulan ilikilerden ne kazanmayı bekliyorduk ve aslında neler kazandık? ..  
Đzin verirseniz soruya dönmek istiyorum... Özellikle Birleik Devletler ve Batı  
tarafından bölgesel konumdaki gelimelerin yönetilmesi ile ilgili olarak... Sn. Okçuoğlu,  
üniter Devlet bağlamında cevabınızı ifade etmenizi rica edebilir miyim?  
A.Z. Okçuoğlu - Sorunuzu yanlıifade ettiniz. Belirli ideolojik hususları  
içermektedir. Cevap vermeden önce, sanırım Kürt sorununun ne ile ilgili olduğunu  
açıklamam gerekiyor. Tarihin balamasından bu yana bölgede mevcut olan ve burada  
kurulan diğer uluslar ile birlikte tarihsel açıdan önemli rol oynayan yaklaık 40.000.000  
kiilik bir ulusla ilgilidir; fakat aynı zamanda bu ulus yüzyılın baından bu yana ve  
uluslararası ve bölgesel güçlerin etkisi altında ulusal haklarından mahrum edilen,  
bölgedeki devletler arasında topraklarının paylaıldığını gören ve egemenlik  
haklarından mahrum bırakılıp diğer Devletlerin hegemonyasına tabi tutulan bir ulus. Bu  
soruda bir gelime kaydedeceksek, balangıç noktası bu olmalı. Herkesin kabul edeceği  
gibi, sorunun radikal çözümünün u yada bu gün bulunacağı anlamına gelmemektedir.  
Sorunuza geri dönersek ... Kürt sorununun dıgüçler, emperyalist güçler tarafından  
atelendiği fikri yeni değildir. Yaklaık bir asırdır bazı gözlemciler sorunu bu açılardan  
ele almıtır. Altında yatan sebepler u ekilde özetlenebilir.  
Đlk olarak, Kürtleri kendi hakimiyetleri altında tutan uluslar ile ilgili hususlar var.  
Balangıçtan bu yana, bu güçler sorunun Kürtlerin ulusal bir varlık olmadığı,  
kendilerine ait bir iddiaları olmadığı ve dıgüçlerce manipüle edildikleri iddialarını  
sürdürlerdir. Bu yüzden hedefleri uluslararası güçlerin soruna müdahale etmelerini  
engellemek ve sorunun meruluğu üzerine gölge düürmek ve ilgiyi baka yöne  
çekmektir. Aynı zamanda uluslararası sosyalist hareket ve bu tür dairelerde süregelen  
emperyalizm doktrini bulunmaktadır. Bildiğiniz gibi, Sovyetler Birliği klasik anlamda  
bir imparatorluğa benzemektedir. Sovyet Hükümeti her zaman Kürtlere karı olmutur  
çünkü Kürtlere belirli haklar tanınırsa güç kullanarak kontrol ettiği ulusların taleplerde  
bulunmasının kaçınılmaz olacağını düünmekte ve bu tür konuların uluslararası düzeyde  
tartıılması ebekelerini daha az eriilebilir kılacaktır. Bu yüzden Sovyetler Lenin  
zamanından bu yana tutarlı olarak Kürtleri egemenlikleri altında tutan güçlerin yanında  
olmutur ve yerel sosyalist uydu güçleri benzer tartımaları ileri sürmütür. Kürtlere  
yönelik bu sosyalist güçlerin olumsuz yaklaımları göz önünde bulundurulduğunda,  
Sovyetlerin hakimiyet gücü ile bu güçlerin resmi ideolojisi arasındaki iliki de rol  
oynatır. Bu yaklaım Sovyet konumu tarafından güçlendirilmitir. Sovyet  
ideolojisinin kendisi egemen ulus ideolojisidir. Bu açıdan, Sovyet hakimiyetinin ideoloji  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
3
ve bölgede uygulanan ekliyle Türk ulusal ideolojisi aynı idi. Ancak, emperyalizmin  
belirtilen doktrini burada sona ermemektedir. Yetmili yıllardan sonra, Kürtler, Sovyet  
ve Çin sosyalist propagandası altında, ister bilinçli ister bilinçsiz olarak, aynı yolu  
uygulamıtır. Bu da Kürt hareketini ciddi ölümcül sonuçlara götürmütür.  
Kürt sorununun dıarıdaki provokasyonların bir sonucu olarak ortaya çıktığına  
yönelik iddialar asılsızdır. Ortadoğu’daki emperyalist korumacılıktan bahsedilecekse,  
bunun Kürtlere hiçbir fayda getirmediği ve bunun yanı sıra ilgili emperyalist güçler  
tarafından korunduğu ve durumun Türkler, Araplar ve Đranlılara yaradığı söylenecektir.  
Đngiltere Osmanlıların lehine Kırım Savaında müdahalede bulunmasaydı, Rus çarı  
Osmanlı Devleti’ni tarih kitaplarından çıkartacak ve Bizans mirasını ele geçirmiꢀ  
olacaktı. Bazı sol görülü tarihçilerin ileri sürdüğünün aksine, emperyalistler onu  
öldürmekten ziyade “hasta adamı” kurtarmaya çalıtır. Bu Araplar için de geçerlidir.  
Bugüne dek, - Filistinlileri kabul ederseniz - Orta Asya’daki ulusal hakları için  
mücadele eden tek halk Kürt halkıdır. Türkler, Araplar ve Đranlılar ulusal hakları için  
tek bir kurun bile atmamılardır. Đngiltere 1918’de Osmanlı Devleti’ni igal ettiği  
zaman tek bir ateedilmemitir. Sözde kurtulusavaı sadece Yunanlılar ile Türkler  
arasındaki tarihi çatımanın bir sonucudur. Kimin haklı olduğu sorusu tartımaya yol  
açacak bir sorudur. Antep ve Urfa’ya yerleen Fransızlara karı direniKürtlerden geldi.  
Tam olarak, yerel yetkililerin kalkanı altında gelien direniTürk - Kürt direniidir.  
Halkın kendiliğinden ortaya çıkan direniiydi. Ne Türk ordusu ne de siyasi yetkililer  
bunda yer almıtır. Kürtler, belirli evrelerde ileri sürülen ekilde, kendi ulusal haklarını  
elde etme konusunda geri kalmılardır çünkü dıgüçlere bağlı idiler ama, bunun aksine,  
uluslararası ilikileri güçlendirmede baarısız olmulardır ve uluslararası güçler  
Kürtlerin kabul edilmelerini ret etmitir.  
Kürt sorunu Kürtlerin sorunu iken bu sorunun çözümü çıkarlarını doğrudan  
etkilediğinden dolayı bölgesel ve uluslararası güçleri de ilgilendirmektedir. Gerçek  
konumla az benzerlik gösterdiklerinden dolayı emperyalizm, anti-emperyalizm,  
sosyalizm ve anti-sosyalizm gibi kavramlar kullanılarak bu sorun ele alınamaz. ‘Bu  
bizim sorunumuz. Siz Birleik Devletler, Đngiltere, Sovyetler, Türkler, karımayın; siz  
Araplar, Đranlılar bu konunun dıında kalın’ diyemezsiniz. Menfaatleri tehlikede  
olanlarla birlikte bu sorunu çözmeliyiz. Yardımları olsun olmasın. Burada, Kürt sorunu  
ile ilgili tüm taraflar arasında en az insiyatife sahip olanların Kürtler olduğunun  
belirtilmesi gerekmektedir. Bu yüzden, Kürtler gerçekçi olmalıdır. Sorun kendi  
mevcudiyetleri ile ilgili olduğundan ve en az seviyede çaba gösterdikleri bir zamanda  
ortaya çıktığından insiyatiflerin alındığını inkar ederek yada bunlara karı çıkarak  
sorunları çözmeye kalkımak gözükaralık olacaktır. Uygulamada, Kürtler bu noktada  
soruna çözüm bulma konusunda daha büyük bir rolü nasıl ve ne ölçüde  
oynayabileceklerini belirlemelidirler. Bu pratik bir yaklaım olacaktır.  
...  
M.Đ.S - Söylediğimi yanlıanlamanızı istemem. Kürt ayaklanmasını emperyalist  
etkenlere dayalı olduğunu ileri sürmüyorum. Tüm dediğim, bölgedeki ülkeler burada  
bulunan sorunları kendi balarına çözmelerini sağlayacak kaynaklara sahip  
olmadıklarıdır. Bunun sonucunda, uluslararası güçlerin varlığı devam edecek gibi  
gözükmektedir. Bu koullar altında, Kürtler nasıl daha büyük bir role sahip olabilirler?  
A.Z.Okçuoğlu - Đlk olarak, Kürt sorunu ile ilgili olarak uluslararası güçler kendi  
çıkarlarına önem vermektedir. Ortak çıkarlarımızın nerelerde olduğunun farkında olmalı  
ve bunları tespit etmeliyiz. Dünyada Kürtler gibi çok sayıda ulus bulunmaktadır.  
BirlemiMilletler artı ve temel anlamaların insanların kendi geleceklerine  
kendilerinin karar vermesi hakkına sahip olduklarını belirtmelerine rağmen uygulamada  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
4
bu hakkın Kürtler için geçerli olduğu kabul edilmemektedir ve bunun ötesinde bu  
hakkın diğer uluslar için geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu tür uluslar yaadıkları  
ülkelerin sınırlarını amayan belirli insani ve kültürel hakları elde edebilmeyi  
baarmılardır. Hiçbiri bunun ötesine gidememitir. Azınlık konumundaki insanların  
sorunları bu etken göz önünde bulundurulmadan ele alınıp çözümlenemez. Tüm  
sınırların değiikliğe ihtiyacı vardır ancak bunun gerçekletirilmesi çok zordur. Bu  
sebeple, Kürtlerin bir yargılama hatası ilediklerine inanıyorum. Bununla ren uç  
noktaya kadar mevcut konumlarını kabul etmeleri gerektiğini kastetmiyorum. Tarih  
kitaplarına girmek istiyorlarsa, varlıklarının zorunlu kıldığı uluslararası anlamların  
farkında olmalıdırlar.  
Kürtlerin “aldatıldığı” yada satıldığı” fikrine itibar göstermediğimi eklemek isterim.  
Son zamanlarda, Birleik Devletler Kürtleri kendilerine hakim olarak hareket  
konusunda uyarmıtır; Kürtler Talabani ile ilikilerini kesmive silahlara ilikin tüm  
taleplerini geri çevirmilerdir. Benim görüüme göre, Kürtler bir yargılama hatası  
yapmılardır. Iraklı Kürdistan örgütlerinin sorumlu tutulamayacağı gayet radikal bir  
yaklaım uygulamılardır. Kürtler Saddam’ın sona erdiğine inanarak yıllardır maruz  
kaldıkları baskılara tepki olarak kendiliklerinden ayaklanma giriiminde  
bulunmulardır. Barzani ve Talabani diğer Kürt liderler ile birlikte bu süreci kabule  
zorlantır. Amerika, Fransa, Sovyetlerin benzerlerine yada ayakların üzerinde daha  
fazla duramayacağı bir noktada tükenmiolan Saddam’ın benzerlerine karı koyacak  
kadar güçlü değiliz. Bu realitelerin ıığı altında sorunu incelemeliyiz. Kürtlerin  
demokratik birliklerine acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Dümanlık nosyonundan  
vazgeçmeliyiz. Hiçbir taraf diğerine zara verecek kadar güçlü değildir ve her durumda  
bunun olması için bir sebep de bulunmamaktadır. Đlikilerimiz dostane olmalıdır,  
manca değil. Benzer ekilde, batılı güçlerle ilikilerimizi güçlendirdiğimiz zaman  
ulusal değerlerin tercih edilmesine yer verilmesi gerekli ve hatta zaruridir.  
...  
Kendi açımdan, son zamanlarda sık sık ileri sürülen ilkel milliyetçilik tanımına  
karıyım. Bu tür bir terminolojinin kullanılması bazen anlayıeksikliğini ortaya  
çıkartmaktadır. Milliyetçilik iki ekilde olur. Birincisi baskı uygulayan ulusun, ikincisi  
ise baskıya maruz kalan ulusun milliyetçiliğidir. Bunun ötesinde, milliyetçiliğe ilikin  
bilimsel aratırmalar baka bir tanım sunmamıtır. ‘Đlkel milliyetçilik’ nosyonunun  
neleri kapsadığını bilmek zordur: milliyetçiliği toptan ret etmekte midir, yada bir baka  
milliyetçilik ekli önermekte midir? Bu belirsizdir. Ayrıca, bu terminoloji bilimsel  
değildir, bir değer taımamaktadır ve sadece belirli absürd siyasi kaygıları yansıtmaya  
yöneliktir.  
Kürtlerin baarı eksikliklerinin ilkel milliyetçilikten dolayı olduğu teorisine  
katılmıyorum. Aslında, baarısızlıklarından sorumlu olanlar Kürtler değildir. Bunun  
sebepleri Kürtlerin uluslararası konumlarında yatmaktadır. Dünyadaki birçok ulus  
Kürtlerle aynı konumdadır. Hiçbiri bugüne dek ister silah gücüyle yada diğer ekillerde  
kendi sınırları çizme fırsatına sahip olmamıtır. Diğer hiçbir ulusa sunulmayan bir  
fırsatın Kürtlere tanınmasını nasıl bekleyebiliriz? Litvanya örneğini ele alalım.  
Litvanyalılar bağımsızlık sorunlarıyla ilgili bir referandum düzenlediler ve sonuç olarak  
baskın bir çoğunluk elde ederek kendilerini bağımsız ilan ettiler. Ancak Birleik  
devletler onay verince, Sovyetler tanklarla igal ettiler. Litvanya izole edildi. Bu yüzden  
geçmiteki deneyimlerden de faydalanarak konumalıyız. Irak’taki Kürdistan’da  
yüzyılın baından bu yana mücadele devam etmektedir. Ortadoğu’daki mücadelede yer  
alan tek halk Kürt halkıdır. Buna rağmen, konumları hiçbir ekilde gelimemitir.  
Kürtler sorunlarına kesinlikle bir çözüm bulacaktır ancak söz konusu etkenlerin sadece  
Kürtlere dayalı olmadığı bilinmelidir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
5
Hakkında pek çok ey söylenen milliyetçilik nosyonunu açıklığa kavuturmak  
isterim. Bildiğiniz gibi, milliyetçi hareketler batıda Fransız devrimi ile balamıve  
bunun sonucunda Asya ve Afrika’ya yayılmıtır. Milliyetçiliğin sonucunda koloniler  
özgürlüklerine kavumutur. Ancak, milliyetçilik konusu hala canlıdır. Ulusal  
haklarından mahrum edilen halklar bulunmaktadır. Özgür bırakılırlarsa milliyetçi bir  
hassasiyet göstereceklerdir. Milliyetçi hareketlerin mağdurların lanet tepkilerini  
çekmeleri anlaılabilir. Bunun aksine, ezilenin tarafında olduklarını iddia edenlerin,  
kendilerini devrimci yada yenilikçi addedenlerin neden benzer bir ekilde tepki  
göstermeleri gerektiğini kavramak imkansızdır.  
Baskı altındaki ulusun milliyetçiliği diğer bir ulusun haklarının gasp edilmesi olarak  
görülemez. Aksine, modern anlamda enternasyonalizmin milliyetçiliğin doğasında  
bulunduğuna inanmaktayım. Baskı uygulayan ulusun milliyetçiliği ile baskı uygulanan  
ulusun milliyetçiliği arasındaki farkı bilmeden her türlü milliyetçiliğin bir araya  
konmasını onaylamıyorum. Bu farkı göz ardı ederseniz, o zaman baskı uygulayan ulusa  
hizmet etmektesinizdir.  
Kürt milliyetçiliğini yasadıı ilan eden Türk sosyalistleri neden kendilerine  
bakmıyorlar? Özellikle Kemalizm olmak üzere tüm zamanların en sağlam  
milliyetçiliğini savunuyorlar ancak Kürt milliyetçiliğini yasaklıyorlar. Baskı uygulanan  
bir ulusu milliyetçi olmaktan alıkoymak onu köleliğe mahkum etmektir.  
Dostum S. tutarlı bir ekilde aynı çizgidedir. Politik görüleri her zaman gericidir.  
Kürtler tepki gösterebilir ancak bir politikayı bu tepkinin sırtına yaslamak pek baarı  
kazanmayacaktır. Politikada, insanın dostları yada dümanları yoktur, çıkarları vardır.  
Ayrıca, politika makulü arama sanatıdır. Özerklik taraftarlarını ve Kürt bağımsızlığını  
eletirenler Irak’taki Kürt ulusal hareketinin ulatıklarından farklı mıdır? Hayır.  
Türkiye’de de bazı faydalar elde edilmitir ama bağımsızlığa yönelik politikalardan  
değil. Bağımsızlık taraftarı olanlar ‘genel bir af kararı çıkartın, örgütlenmemize izin  
verin’ diyerek taleplerini gönüllü olarak sınırlayabilirler. ‘Bölünme istemiyoruz’ dahi  
diyebilirler. Bu tür politikalar kelime oyunlarıyla istediklerini elde edemez. Bugün,  
Kürtler uluslararası bağlama adapte edilmiorta vadeli politikalar sunmalıdır.”  
9. 10 Haziran 1991 tarihinde, 2 no’lu Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (“Devlet Güvenlik Mahkemesi”) bavuranı  
Devletin bütünlüğü aleyhine propaganda yapmakla suçlamıtır. Yukarıda  
belirtilen yorumlara dayanarak (bkz. Yukarıdaki paragraf 8) Terörle  
Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı kanun - aağıdaki paragraf 17’ye  
bakınız) 8 (1) maddesinin uygulanmasını ve yukarıda belirtilen derginin  
ilgili sayısının nüshalarının toplatılmasını talep etmitir (bkz. Aağıdaki  
paragraf 16).  
10. Bavuran Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda özellikle bölücülük  
niyeti taımadığını ileri sürerek suçlamaları ret etmitir.  
11. 11 Mart 1993 tarihinde, bir askeri hakim dahil olmak üzere üç  
hakimden oluan Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranı suçlu bulmuve  
3713 sayılı kanunun 8 (1) Maddesi uyarınca bir yıl, sekiz ay hapis cezasına  
ve yirmi aylık taksitle ödenecek 41.666.666 Türk Lirası (“TRL”) tutarında  
para cezasına çarptırmıtır. Aynı zamanda ilgili yayınların toplatılması  
emrini vermitir.  
Söz konusu dokümanın bavuranın da katıldığı yuvarlak masa  
tartımasında söylenenlerinin tam kopyası teyit edildikten sonra, Devlet  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
6
Güvenlik Mahkemesi, inter alia olarak, bavuranın yorumlarında bazı Türk  
vatandalarının Kürt asıllı olmaları nedeniyle “ulusal haklarından” mahrum  
edildiklerini ve topraklarının ilgili bölgedeki Devletler arasında  
paylaıldığını ileri sürdüğünü tespit etmitir. Bavurana göre, bu Devletler  
tarafından yönetilen Kürt nüfusu kendi ulusal haklarını elde etmek için  
mücadele etmektedir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bütün olarak ele alınan bu yorumların Türk  
Ulusunun birliği ve Türk Devletinin toprak bütünlüğüne zarar verecek  
bölücü propaganda eklinde değerlendirilebileceğini ve Sn. Okçuoğlu’nun  
mahkumiyeti için haklı sebep tekil ettiğini kabul etmitir.  
12. 24 Eylül 1993 tarihli karar ile Yargıtay bavuranın temyiz  
bavurusunu ret etmitir.  
13. 20 ubat 1995 tarihinde, bavuranın talebi üzerine, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi bavuranın daha önceki cezai ilemlerle bağlantılı olarak  
yargılanmak üzere tutuklu kaldığı 28 Ekim ila 18 Kasım 1990 tarihleri  
arasındaki süreyi hapis cezası süresinden çıkartmayı kabul etmitir. Sonuç  
olarak talebi olmaksızın salıverilmitir.  
Bavuran kendisine uygulanan para cezasını aynı gün ödemitir.  
14. 30 Ekim 1995 tarihinde, 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı kanun  
yürürğe girmitir. Bu kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca  
uygulanabilecek hapis cezası sürelerini azaltırken para cezalarını artırmıtır  
(bkz. Aağıdaki 17. paragraf). 2. maddeye ilikin geçihükmünde, 4126  
sayılı kanun 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanan cezaların  
otomatik olarak gözden geçirileceği hükmünü getirmitir (bkz. Yukarıdaki  
18. paragraf).  
15. Sonuç olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın davasını dava  
esaslarına dayalı olarak yeniden incelemitir. 8 Mart 1996 tarihli kararında,  
Mahkeme Sn. Okçuoğlu’nun hapis cezasını bir yıl, bir ay ve on güne  
indirmiancak para cezasını 111.111.110 TRL tutarına çıkartmıtır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMALARI  
A. Ceza Kanunu  
1. Ceza Kanunu  
16. Ceza Kanununun 36. maddesi 1. fıkrası u ekildedir:  
Madde 36, 1. fıkra  
“Mahkümiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere  
hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eya fiilde methali olmıyan kimselere ait  
olmamak artiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
7
3. Terörle Mücadele Kanunu (3713 sayılı kanun)  
17. 3713 sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele kanunu 30  
Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe giren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı  
kanun ile değiiktir. 8. ve 13. Maddeler u ekildedir:  
Eski 8. Madde, 1. fıkra  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü  
bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢀ  
kullanılan yöntem ve niyet dikkate alınmaksızın yapılamaz. Yapanlar hakkında iki  
yıldan beyıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para  
cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren ilenmesi halinde, verilecek cezalar paraya  
çevrilemez.”  
Yeni 8. Madde, 1. fıkra  
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü  
bozmayı hedef alan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüꢀ  
yapılamaz. Yapanlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz milyon liradan üç  
yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu suçun mükerreren ilenmesi  
halinde, verilecek cezalar paraya çevrilemez.  
...  
Birinci fıkrada belirtilen propaganda suçunun ikinci fıkrada yazılı mevkuteler  
ında basılı eser ve sair kitle iletiim araçları ile ilenmesi halinde, sorumluları ve  
ayrıca kitle iletiim araçları sahipleri hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis, yüzmilyon  
liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Ayrıca bu fiilin radyo ve  
televizyonlar vasıtasıyla ilenmesi halinde mahkemece ilgili radyo ve televizyon  
kuruluunun bir günden onbegüne kadar yayından men'ine karar verilir.”  
Eski 13. Madde  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya  
tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.”  
Yeni 13. Madde  
“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya  
tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.  
Ancak bu madde hükmü, 8 inci madde uyarınca verilen mahkumiyet için  
uygulanmaz.”  
3. 3713 sayılı Kanunu değitiren 27 Ekim 1995 tarih ve 4126 sayılı  
Kanun  
18. 27 Ekim 1995 tarihli Kanun bu kanunun 3713 sayılı kanunun 8.  
maddesinin ceza hükümlerine yaptığı değiiklikler için geçerli olan “2.  
maddeye ilikin geçici hüküm” içermektedir. Bu geçici hüküm u  
ekildedir:  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
8
“Mevcut kanunun yürürlüğe girmesini takip eden ay içinde, kararı veren mahkeme  
Terörle Mücadele kanunun 8. maddesi uyarınca (3713 sayılı kanun) ve 3713 sayılı  
Kanunun 8. Maddesine .... yapılan değiikliğe uygun olarak mahkum edilen kiinin  
davasını yeniden inceleyecek, kiiye uygulanan hapis cezası süresini yeniden ele alacak  
ve kiinin 13 Temmuz 1965 tarihli ve 647 sayılı kanunun 4 ve 6. maddelerinden  
faydalanıp faydalanamayacağına dair bir karara varacaktır.”  
4. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu  
19. Asliye mahkemeleri kararları aleyhine kanun açısından temyiz ile  
ilgili kabul edilebilir gerekçelerle ilikin Ceza Muhakemeleri Usul Kanunun  
ilgili hükümleri u ekildedir:  
Madde 307  
“Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.  
Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlıtatbik edilmesi kanuna  
muhalefettir.”  
Madde 308  
“Aağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmisayılır:  
1- Mahkemenin kanun dairesinde teekkül etmemiolması,  
2 - Hakimlik vazifesine itirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme itirak  
etmesi,  
....”  
B. Đçtihat  
20. Hükümet, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine bağlı Cumhuriyet  
Savcısı tarafından özellikle dini gerekçelerle halkı kin ve dümanlığa tevik  
etmekten (Ceza Kanunun 312. maddesi) sanık ahısların aleyhine  
suçlamaların geri çekilmesine ve Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine  
propaganda yapmaktan sanık (3713 sayılı Kanunun 8. Bölümü - yukarıdaki  
17. paragrafa bakınız) ahısın aleyhine suçlamaların geri çekilmesine ilikin  
diğer birkaç kararın bazı suretlerini temin etmitir. Suçların neir yoluyla  
ilendiği davaların çoğunluğunda, Cumhuriyet Savcısının kararına yönelik  
sebeplerin takibatların zaman aımına uğraması, suç tekil eden unsurlardan  
bazılarının tespit edilememesi yada yetersiz delil olması gibi hususları  
içermektedir. Diğer gerekçeler yayınlanan neriyatların dağıtılmaması,  
yasaı bir amacın olmadığı yada suç ilenmediği yada sorumlu ahısların  
tespit edilememesi gibi hususları içermitir.  
Ayrıca, Hükümet yukarıda belirtilen suçlardan sanık davalıların suçlu  
bulunmadığı içtihatlarda Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen  
birkaç kararı sunmutur. Bunlar 19 Kasım (no. 1996/428) ve 27 Aralık 1996  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
9
(no. 1996/519), 6 Mart (no. 1997/33), 3 Haziran (no. 1997/102), 17 Ekim  
(no. 1997/527), 24 Ekim (no. 1997/541) ve 23 Aralık 1997 (no. 1997/606);  
21 Ocak (no. 1998/8), 3 ubat (no. 1998/14), 19 Mart (no. 1998/56), 21  
Nisan 1998 (no. 1998/87) ve 17 Haziran 1998 (no. 1998/133) tarihli  
kararlardır.  
Kürt sorunu ile ilgili eserlerin yazarları aleyhine olan takibatlar  
açısından, bu davalarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri suç tekil eden  
unsurlardan biri olan “propagandanın” yapılmadığı gerekçesine dayanarak  
yada kullanılan kelimelerin tarafsız özelliklerini dikkate alarak bu kararları  
vermilerdir.  
C. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
21. Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1961 Anayasası’nın 136. Maddesine  
uygun olarak 11 Temmuz 1973 tarih ve 1773 sayılı Kanun ile  
oluturulmutur. Bu kanun 15 Haziran 1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi  
tarafından yürürlükten kaldırılmıtır. Söz konusu mahkemeler daha sonra  
1982 Anayasası ile Türk yargı sistemine yeniden dahil edilmitir.  
Gerekçenin ilgili bölümü aağıdaki metni içermektedir:  
Đꢀlendiği zaman uygun kararın verilebilmesi için özel bir yargı gerektiren ve  
Devletin mevcudiyeti ve istikrarını etkileyen eylemler olabilir. Bu tür davalar için  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması gereklidir. Anayasamızın doğasında  
bulunan ilkeye uygun ekilde, ilendikten sonra belli bir eyleme ilikin karar verilmesi  
amacıyla özel bir mahkemenin kurulması yasaklanmıtır. Bu sebeple Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri yukarıda belirtilen suçları içeren davaları yargılamak için Anayasamızda  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmutur. Yetkilerini belirleyen özek hükümlerin  
önceden yürürlüğe sokulduğu ve herhangi bir suç ilenmeden mahkemelerin kurulduğu  
göz önünde bulundurularak...., anılan türden suçlar ilendikten sonra bu suçların ele  
alınması için kurulmuolan mahkemeler olarak tanımlanamazlar.”  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin yapısı ve ilevi aağıdaki kurallara  
tabidir.  
1. Anayasa  
22. Yargı organlarına ilikin anayasal hükümler u ekildedir:  
138. Madde, 1 ve 2. fıkra  
“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak  
vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  
Hiçbir organ, makam, ... veya ... kii, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere  
ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde  
bulunamaz.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
10  
139. Madde, 1. fıkra  
Hakimler ... azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yatan  
önce emekliye ayrılamaz...”  
143. Madde, 1-5. fıkraları  
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya  
devletin iç ve digüvenliğini etkileyen suçlara bakmak üzere Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri kurulacaktır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir bakan, iki asil ve iki yedek üye ile savcı ve  
yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur.  
Bakan, bir asil ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmıhakim ve  
Cumhuriyet savcıları arasından; bir asil ve bir yedek üye, birinci sınıf askeri hakimler  
arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askeri hakimler arasından özel  
kanunlarında gösterilen usule göre atanır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Bakanı, üye ve yedek üyeleriyle savcı ve savcı  
yardımcıları dört yıl için atanırlar, süresi bitenler yeniden atanabilirler.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.  
…”  
145. Madde, 4. fıkra  
“Askeri yargı  
Askeri hakimlerin özlük isleri ve yükümlülükleri … mahkemelerin bağımsızlığı,  
hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun,  
ayrıca askeri hakimlerin yargı hizmeti dıındaki askeri hizmetler yönünden askeri  
hizmetlerin gereklerine göre tekilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan  
ilikilerini de gösterir…”  
2. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluve Yargılama Usulleri  
Hakkındaki 2845 Sayılı Kanun  
23. Anayasa’nın 143. Maddesine dayalı olarak, 2845 Sayılı Kanunun  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili hükümleri u ekildedir:  
1. Madde  
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine ilenen ve doğrudan doğruya  
Devletin iç ve dıgüvenliğini ilgilendiren suçlara ilikin davalara bakmak üzere … il  
merkezlerinde, bu illerin adlarıyla anılan Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmutur.”  
3. Madde  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
11  
“Devlet güvenlik mahkemeleri, bir bakan ile iki üyeden oluur ve ayrıca iki yedek  
üye bulunur.”  
5. Madde  
“Devlet güvenlik mahkemesinin bakan ve bir asıl bir yedek üyesi … adli yargı  
hakimler arasından; bir asıl bir yedek üyesi birinci sınıfa ayrılmıaskeri hakimler  
arasından … tanır.”  
6. Madde, (2), (3) ve (6) Fıkraları  
“Askeri hakimler arasından üye,yedek üye ve Cumhuriyet savcı yardımcılarının  
atanmaları, Askeri Hakimler Kanununda gösterilen usule göre yapılır.  
Bu Kanun ve diğer kanunlardaki istisnalar saklı olmak üzere Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri bakan, üye ve yedek üyeleri … muvafakatları alınmadıkça dört yıldan  
önce baka bir yere veya göreve atanamazlar.  
...  
Devlet güvenlik mahkemelerinde görevli bakan, üye, yedek üye, Cumhuriyet  
savcısı ve Cumhuriyet savcı yardımcıları hakkında kendi kanunlarına göre yapılacak  
soruturma sonunda görev yerlerinin değitirilmesine dair yetkili kurul veya mercilerce  
karar verildiği takdirde, ilgili hakimin … görev yeri veya görevi, özel kanunlarında  
gösterilen usule göre değitirilebilir.”  
9. Madde, (1). Fıkrası  
“Devlet Güvenlik Mahkemeleri aağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla  
görevlidir.  
(d) Anayasanın 120'nci maddesi gereğince Olağanüstü Hal Đlan Edilen Bölgelerde,  
Olağanüstü Halin ilanına neden olan olaylara ilikin suçlar.  
(e) “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve  
nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine islenen ve doğrudan doğruya  
devletin iç ve digüvenliğini etkileyen suçlar.  
…”  
27. Madde, 1. Fıkra  
“Devlet güvenlik mahkemesi kararlarının temyiz mercii Yargıtay’dır.”  
34. Madde, 1. ve 2. Fıkra  
“Devlet güvenlik mahkemelerinde göreve atanan askeri hakimlerin … özlük  
ilerinde, denetimlerinde, haklarında disiplin soruturması açılması ve disiplin cezası  
verilmesinde, ahsi ve görevle ilgili suçlarının soruturma ve kovuturulmasında bu …  
kendi mesleklerine ait kanunların ilgili hükümleri uygulanır. …  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
12  
Askeri yargıya mensup hakimler hakkında verilecek Yargıtay notları ve adalet  
müfettilerince  
yapılacak soruturmalara ilikin evrak Adalet Bakanlığına  
gönderilir.”  
38. Madde  
“Devlet güvenlik mahkemesinin yargı çevresinin tamamını veya bir kısmını  
kapsayacak ekilde sıkıyönetim ilan edilmesi halinde o yargı çevresinde birden fazla  
Devlet güvenlik mahkemesi olmak kaydıyla, Devlet güvenlik mahkemesi aağıdaki  
esaslara göre sıkıyönetim askeri mahkemesine dönütürülebilir…”  
3. Askeri Hakimler Kanunu (357 Sayılı Kanun)  
24. Askeri Hakimler Kanununun ilgili hükümleri aağıda ekildedir:  
Ek Madde 7  
“Devlet güvenlik mahkemesi üyeliği veya yedek üyeliği … görevlerine atanan  
askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını  
sağlayacak yeterlikleri, bu Kanunun ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel  
Kanununun hükümleri saklı kalmak artı ile, aağıda belirtilen ekilde düzenlenecek  
sicillerle saptanır.  
(a) Birinci sınıfa ayrılmıüye ve yedek üye askeri hakimlere subay sicil belgesi  
düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili birinci sicil amiri Milli Savunma Bakanlığı  
Müstearı, ikinci sicil amiri Milli Savunma Bakanıdır.”  
…”  
Ek Madde 8  
“Devlet güvenlik mahkemelerinin askeri yargıya mensup; mahkeme üyeleri …,  
Genelkurmay Personel Bakanı, Adli Müaviri ile atanacakların mensup olduğu Kuvvet  
Komutanlığının personel bakanı ile adli müaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri  
Adalet Đꢀleri Bakanından oluan Kurul tarafından seçilir ve usulüne uygun olarak  
atanırlar…”  
16. Madde, 1. ve 3. Fıkra  
“Askeri hakimlerin … atanmaları bu kanun hükümleri saklı kalmak artıyla Silahlı  
Kuvvetler mensuplarının nakil ve tayinleri hakkındaki hükümler esas alınarak Milli  
Savunma Bakanı ve Babakanın müterek kararnamesi ile Cumhurbakanın onayına  
sunulur ve Resmi Gazete ile yayınlanır.”  
“Askeri hakimlik kadrolarına yapılacak atamalarda … Askeri Yargıtay notları,  
müfettiraporları ve idari üstlerce düzenlenen siciller göz önünde tutularak ilem  
yapılır.”  
18. Madde, 1. Fıkra  
“Askeri hakimler … maadereceleri, maayükselmeleri ve diğer özlük hakları  
subaylar hakkındaki kanun hükümlerine tabidir.”  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
13  
29. Madde  
“Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları  
aldırılarak, aağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:  
A. Uyarma: Görevde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.  
...  
B. Kınama: Belli bir eylem veya davranıın kusurlu sayıldığının yazı ile  
bildirilmesidir.  
...  
Bu cezalar kesin olup, ilgilinin kuvvet komutanlığındaki dosyası ile kıta ahsi  
dosyasına konur, siciline ilenir.”  
38. Madde  
“Askeri hakimler … görevlerini yaparlarken eiti adliye hakimlerinin ve savcılarının  
özel kıyafetini taırlar…”  
4. Askeri Ceza Kanunu  
25. 22 Mayıs 1930 tarihli Askeri Ceza Kanunun 112. Maddesi aağıdaki  
hükümleri öngörmektedir:  
“Memuriyetinin nüfuzunu suiistimal ile askeri mahkemeler üzerinde tesir yapanlar  
beseneye kadar hapsolunur.”  
5. 4 Temmuz 1972 tarih ve 1602 Sayılı Yüksek Askeri Đdari  
Mahkemesi Kanunu  
26. 1602 sayılı kanunun 22. maddesi kapsamında Askeri Yargıtay’ın  
Birinci Dairesi adli kararlara ilikin bavurular ve bata mesleki terfi olmak  
üzere subayların kiisel durumu ile ilgili ihtilaflara dayalı zarar taleplerini  
inceleme yetkisine sahiptir.  
KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT  
27. Sn. Okçuoğlu 15 Mart 1994 tarihinde Komisyon’a bavuruda  
bulunmutur. Bavuran, Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğinden Devlet  
Güvenlik Mahkemesinde adil bir yargı olduğunu ret ettiğini belirtmitir.  
Yuvarlak Masa oturumunda yaptığı yorumlardan dolayı mahkumiyetinin  
ayrı ayrı yada 14. Madde ile birlikte ele alınan Madde 9 ve 10’un ihlalini  
tekil ettiğini ileri sürmütür.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
14  
28. Komisyon bavuruyu (no. 24246/94) 14 Ekim 1996 tarihinde kabul  
etmitir. 11 Aralık 1997 tarihli raporunda (Sözleme’nin eski 31. Maddesi),  
Sözleme’nin 9. Maddesi ile birlikte mütereken ele alınan 10. Maddesinin  
ve 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiği ve 14. Maddeye ilikin olarak  
farklı bir konunun ortaya çıkmadığı yönünde (31’e karı 1 oyla) görüꢀ  
bildirmitir.  
Komisyon görüünün ve raporda bulunan kısmi muhalefet erhinin tam  
metni bu kararın ekinde sunulmutur.1  
MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR  
29. Görülerinde Hükümet Mahkemeden  
“... askeri hakim bu davada önyargılı hareket etmediğinden ve aslında bavuran  
ulusal mahkemeler huzurunda bu konuya ilikin herhangi bir ikayette  
bulunmadığından.”  
Bavuranın mahkumiyetinin Sözleme’nin 9, 10 yada 14. Maddesinin  
yada 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlalini tekil etmediğinin kabulünü talep  
etmitir.  
30. Sn. Okçuoğlu görümektubunda 11 Aralık 1997 tarihli Komisyon  
raporunda belirtilen ekilde  
Komisyon huzurundaki bavurusu ve  
gözlemlerinde yaptığı sunumlara bavurmutur (bkz. Yukarıdaki paragraf  
29). Aynı zamanda bavuran 41. Madde uyarınca adil tazmin talebinde  
bulunmutur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. DAVA KAPSAMI  
31. Mahkeme huzurunda bavuran Sözleme’nin 7. Maddesinin  
ihlalinden ikayetçi olmutur. Ancak Mahkeme Sn. Okçuoğlu’nun bu  
ikayetlerini Komisyon bavurunun kabul edilebilirliğini incelediği aamada  
sunmağından (yukarıdaki paragraf 27’ye bakınız) bu ikayetleri inceleme  
yetkisine sahip olmadığını bildirmitir (bkz. mutatis mutandis, 25 ubat  
1997 tarihi Findlay - Birleik Kraliyet davası kararı, 1997-I sayılı Karar ve  
Hüküm Raporları, sayfa 277, 63. fıkra).  
II. SÖZLEME’NĐN 9. VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
1 Sekreter Notu. Uygulama sebeplerinden dolayı, bu ek sadece kararın basılmınüshasında  
(1999 Karar Raporları) yer alacaktır ancak Komisyon raporunun bir sureti Sekreterlikten  
elde edilebilir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
15  
32. Sn. Okçuoğlu bavurusunda Terörle Mücadele Kanunun (3713 sayılı  
kanun) 8. maddesi uyarınca mahkumiyetinin Sözleme’nin 9. ve 10.  
Maddesini ihlal ettiğini bildirmitir. Ancak, Mahkeme huzurunda yapılan  
durumada, bu ikayetin sadece 10. madde açısından ele alınması  
gerektiğine yönelik olarak Hükümet ve Komisyon tarafından sunulan teklife  
itirazda bulunmamıtır. (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı,  
Karar ve Hükümler Raporu, 1998-I, sayfa..., 60. fıkra). 10. Madde u  
ekildedir:  
“1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu  
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma  
ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema  
iletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir  
toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün  
veya kamu güvenliğinin korunması, asayisizliğin veya suç ilenmesinin önlenmesi,  
sağğın veya ahlakın, bakalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken  
haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının  
sağlanması için kanunla öngörülen bazı formalitelere artlara,sınırlamalara ve  
yaptırımlara bağlanabilir.”  
33. Mahkeme huzurunda bulunanlar, yorumlarının yayınlanmasını  
takiben bavuranın mahkumiyetinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale  
tekil ettiği konusunda mutabakata varmılardır. Bu tür bir müdahale Madde  
10’un ikinci paragrafın gereklerini yerine getirmediği sürece Madde 10’u  
ihlal etmektedir. Bu sebepten dolayı Mahkeme “kanun tarafından öngörülen  
ekilde” anılan paragrafta belirtilen bir yada daha fazla meru amaca  
yönelik olup olmadığını ve ilgili amaçların gerçekletirilmesi için  
“demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını tespit etmesi  
gerekmektedir.  
1. “Kanunlar tarafından öngörülme”  
34. Ne bavuran ne de Hükümet Terörle Mücadele Kanunun 8.  
Maddesinin Sözlemenin amaçlarına yönelik olarak “kanun” olarak ele  
alınıp alınmayacağına dair herhangi bir görübildirmemitir.  
35. Komisyon bavuranın mahkumiyetinin Terörle Mücadele Kanunun 8.  
Maddesine dayalı olduğunu tespit etmive bunun sonucunda müdahalenin  
kanunlar tarafından öngörüldüğünü kabul etmitir.  
36. Komisyon ile aynı ekilde Mahkeme bavuranın mahkumiyetinin  
Terörle Mücadele Kanununun (3713 sayılı kanun) 8. maddesine dayalı  
olmasından dolayı, bunun sonucunda meydana gelen ifade özgürlüğü  
hakkına müdahalenin özellikle bavuranın bu konuya belirgin bir ekilde  
itirazda bulunmamasından dolayı “kanunlar tarafından öngörülmü” olarak  
kabul edilebileceği tespitinde bulunmutur.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
16  
2. Meru amaç  
37. Bavuran, bu konuda herhangi bir görübeyanında bulunmamıtır.  
38. Hükümet söz konusu müdahalenin amacının Komisyon’un tespit  
ettiği ekilde sadece “ulusal güvenliği” muhafaza etmek ve “[kamu]  
düzenini” korumak olmadığını fakat buna ek olarak “toprak bütünlüğünü”  
ve “ulusal birliği” korumak olduğunu belirtmitir.  
39. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumunun  
hassasiyetini (bkz. 25 Kasım 1997 tarihli Zana - Türkiye kararı, 1997-VII  
Raporları, s. 2539, 10. fıkra) ve yetkililerin gereksiz iddeti destekleyecek  
hareketlere karı tetikte olma gereğini de dikkate alarak, bavuran aleyhinde  
alınan önlemlerin, bata ulusal güvenliğin ve ülke bütünlüğünün korunması  
ve asayisizlik ve suçun önlenmesi olmak üzere Hükümet tarafından  
belirlenen belli amaçların uzantısı olduğu kanaatine varmıtır. Bu durum  
özellikle bölücü faaliyetlerin iddet kullanımına dayalı yöntemlere bağlı  
olduğu, dava konusu olayların cereyan ettiği tarihlerdeki Güneydoğu  
Türkiye’deki durum için geçerlidir.  
3. “Demokratik Toplum için Zaruret”  
(a)Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları  
(i) Bavuran  
40. Bavuran görülerinin adli yorum sınırları dahilinde tutulduğunu  
belirtmitir. Sunumlarında, bavuran sadece “Kürt sorununa” yönelik  
görülerini ifade ettiği için mahkum edildiğini belirtmitir.  
(ii) Hükümet  
41. Hükümet, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin tespit ettiği  
ekilde, bavuranın söz konusu tartımaya katılarak bölücü propaganda  
yapmaktan suçlu bulunduğunu belirtmitir. Tartıma esnasında bavuran  
tarafından kullanılan kelimeler PKK’nın tüm sınırlarda asker ve sivillere  
saldırğı ve her gün düzinelerce insanları vahi bir ekilde katlettiği bir  
dönemde Kürt kökenli vatandaların duygu, zihin ve isteklerini kendi  
Devletlerini kurmaya davet etmektedir. Diğer katılımcılar gibi, nitekim Sn.  
Okçuoğlu da bölücü iddetin sebebine yardım etmitir.  
Madde 10 toprak bütünlüklerinin terörizm tehdidi altında bulunduğu  
durumlarda Akit Devletlere genibir takdir marjı sağlamaktadır Ayrıca,  
Türkiye’deki durumla karı karıya kalındığı zaman Türk yetkilileri  
toplumun çeitli kesimleri arasında iddet ve dümanlığı tevik edebilecek  
ve insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye atabilecek tüm ayırımcı  
propagandaları yasaklama görevine sahiptir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
17  
Son olarak, mesaj Körfez Savaı ile Irak sınırında yaratılan  
düzensizlikten faydalanarak PKK’nın Güneydoğu Türkiye’deki  
operasyonlarını artırdığı bir dönemde okunduğundan Hükümet bavuranın  
mahkumiyetinin hiçbir ekilde öngörülen amaçlarla orantısız olmadığını  
belirtmitir.  
(iii) Komisyon  
42. Komisyon da benzer ekilde hassas siyasi konularda alenen fikir  
bildiren insanlar tarafından “yasadıı siyasi iddeti” mazur gösterilmemesini  
önemli kılan 10. maddenin “görev ve sorumluluklarına” katılmaktadır. Đfade  
özgürğü örneğin durumun altında yatan sebepleri inceleme yada olası  
çözümlere ilikin fikir bildirme açısından Türkiye’nin karı karıya kaldığı  
zor sorunlara benzer sorunların aleni tartımalarına katılma hakkını  
içermektedir.  
Komisyon bavuranın yorumlarında Kürt sorununu tarihi bir açıdan  
açıklamaya çalığını tespit etmitir. Görülerini nispeten ılımlı bir ekilde  
ifade ettiği ve Kürt bölücüler tarafından iddet uygulanmasını kabul  
etmediği yönünde görübildirmitir. Buna dayanarak, bavuranın  
mahkumiyeti Madde 10 gereklerine aykırı ekilde bir tür sansür tekil  
etmektedir.  
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi  
43. Mahkeme, örneğin Zana - Türkiye kararı (yukarıda belirtilmitir, s.  
2547-48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire - Fransa  
Kararında (1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, Madde 10  
ile ilgili olarak kararlarının dayandığı temel ilkeleri vurgulamaktadır.  
(i) Đfade özgürğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini  
ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel  
artlardan birini tekil etmektedir. 10. Madde’nin 2. paragrafı uyarınca, bu  
kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler”  
için değil aynı zamanda kırıcı, ok edici veya rahatsız edici olanlar için de  
geçerlidir. Bunlar, bir “demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik,  
tolerans ve hogörünün gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ekilde bu  
özgürlük, ancak harfiyen uyulması gereken ve ikna edici bir ekilde tespit  
edilmesi gereken bazı istisnalara tabidir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
18  
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir  
sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup  
olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir, ancak  
bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi  
olduğu yasama ve kararları kapsayacak ekilde Avrupa denetimi ile iç içe  
olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleme’nin 10.  
Maddesinin güvencesinde olan ifade özgürlüğü ile bağdaıp bağdamadığı  
konusunda nihai kararı verme yetkisini haizdir.  
(iii) Denetim salahiyetinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi,  
suçlanan ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere  
davayı bir bütün olarak ele alarak incelemelidir. Đlk olarak müdahalenin  
“meru amaçlar ile orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan  
müdahalenin meru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve  
yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunu yaparken de Mahkeme,  
ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında bulunan ilkelere uygun standartları  
uygulağı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayalı  
oldukları konusunda olumlu kanaate varmalıdır.  
44. Bavuran sürekli yayın aracı ile bölücü propaganda yapmak suçundan  
mahkum edildiğinden, hakkında üphe beyan edilen müdahale basının siyasi  
demokrasinin doğru ilevselliğinin temin edilmesindeki ana rolü bağlamında  
ele alınmalıdır (bkz. Lingens - Avusturya davası 8 Temmuz 1986 tarihli  
kararı, A serisi, no. 103, sayfa 26, 41. fıkra; ve yukarıda belirtilen Fressoz -  
Roire kararı, sayfa..., 45. fıkra). iddet tehdidine karı devlet güvenliği yada  
toprak bütünlüğü gibi Devlet’in ana çıkarlarını koruma veya asayisizlik  
yada suçun önlenmesi için basının belirlenen sınırları amaması gerekir ve  
basının bölücü olanlar da dahil olmak üzere siyasi konulara ilikin bilgi ve  
görüleri bildirmesi zorunludur. Sadece basın bu tür bilgi ve fikirleri  
bildirme görevine sahip değildir; kamunun da bunları alma hakkı  
bulunmaktadır. Basın özgürlüğü kamuya siyasi liderlerin fikir ve  
yaklaımlarına iliin bir fikir elde etme ve oluturmanın en iyi yollarından  
birini sunmaktadır (mutatis mutandis, yukarıda belirtilen Lingens kararı,  
sayfa 26, 41-42. fıkralar).  
45. Yaptığı yorumlarda, Sn. Okçuoğlu uluslararası ilikiler tarihiyle Kürt  
asıllı nüfusun mevcut durumunu açıklamaya çalıtır. Đncelemesinin  
tarafsız olmamasına ve açıklanan durumun çözümlenmesi için neler  
yapılması gerektiğine yer vermesine rağmen, kullanılan dil aırı yada uç  
noktada değildir.  
46. Mahkeme  
Sözlemenin 10. Maddesinin 2. fıkrasında kamu  
çıkarlarına ilikin siyasi konumalar veya sorunlara ilikin tartımaların  
sınırlanmasına dair çok dar bir kapsam olduğuna iaret etmektedir (bkz. 25  
Kasım 1996 tarihli Wingrove - Birleik Kraliyet davası, 1996 Raporları-V,  
s. 1957, 58. Madde). Ayrıca, izin verilebilir eletirilerin sınırları hükümet ile  
ilgili hususlarda, özel vatandalar veya siyasetçiler açısından daha genitir.  
Demokratik bir sistemdeki hareketler veya hükümetin ihmalleri sadece  
yasama ve adli otoritelerin değil aynı zamanda kamuoyunun da yakın  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
19  
takibinde olmalıdır. Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum,  
özellikle haksız saldırılar ve dümanlarının eletirilerine cevap verilmesine  
ilikin baka araçların bulunduğu durumlarda, cezai ilemlere bavurulması  
konusunda bir sınırlamanın uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla  
birlikte, kamu düzeninin garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu  
niteliğinde olanlar da dahil olmak üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan  
ifadeler aılmadan önlemlerin benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine  
açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı, 1998-IV  
Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan sözler bir birey veya bir  
kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karı bir iddeti tevik ettiği  
durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilikin müdahale gereğinin  
incelenmesinde daha genibir marja sahiptir.  
47. Mahkeme özellikle terörle mücadele ile ilgili olan sorunlar olmak  
üzere kendisine sunulan davaların geçmiini dikkate alacaktır (yukarıda  
belirtilen Đncal kararı, sayfa 1568, 58. fıkra). Bu noktada, Türk yetkililerinin  
yaklaık on beyıldır Türkiye’de devam eden ciddi karııklığı  
iddetlendirebileceğini düündükleri fikirlerin yayılmasına yönelik  
endielerini göz önünde bulundurmaktadır (yukarıdaki paragraf 39’a  
bakınız).  
48. Ancak Mahkeme yuvarlak masa oturumunda bavuranın belirttiği  
yorumlar tirajı düük olan ve böylece “ulusal güvenlik”, “kamu düzeni”  
yada “toprak bütünlüğü” üzerindeki potansiyel etkisi belirgin ekilde düük  
olan bir sürekli yayında yayınlandığı gözleminde bulunmutur. Ayrıca  
Mahkeme bazı görülerinin Türk asıllı nüfusa ilikin olumsuz bir tablo  
çizmesine ve yorumlarını dümanca bir tonda söylenmiduruma  
getirmesine rağmen, bu yorumların iddet uygulamaya, silahlı direnie yada  
bir ayaklanmaya tevik etmediğini belirtmitir. Bu durum Mahkeme’nin  
görüüne göre göz önünde bulundurulması elzem olan bir etkendir.  
49. Ayrıca, Mahkeme bavurana verilen cezanın ağırlığı karısında -  
özellikle bir yıl, sekiz ay hapis cezasına çarptırılmasına - ve Basavcının  
Bavuranın mahkumiyeti konusundaki ısrarlı yaklaımına aırmıtır. Bu  
açıdan hapis cezasını tamamladıktan sonra bavuranın yeni yürürlüğe giren  
4126 sayılı kanun uyarınca ek bir para cezasına çarptırıldığını belirtmitir  
(yukarıdaki paragraf 18’e bakınız).  
Mahkeme, bununla bağlantılı olarak, uygulanan cezaların özellik ve  
ağırlıklarının müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi  
hususunda da dikkate alınması gereken etkenler olduğunu belirtmektedir.  
50. Sonuç olarak, Sn. Okçuoğlu’nun mahkumiyeti hedeflenen amaçlar  
açısından orantısız olup “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu  
sebepten dolayı Sözleme’nin 10. Maddesi ihlal edilmitir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
20  
III. SÖZLEMENĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
51. Bavuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet  
Mahkemesinin hakimler kurulunda askeri bir hakimin bulunmasının  
Sözleme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ihlal edecek ekilde adil  
yargılamadan mahrum edilmesi anlamına geldiğini belirtmitir. Anılan  
hüküm aağıdaki ekildedir:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması  
konusunda, kanunla kurulmubağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …  
adil … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
52. Komisyon iddiayı kabul ederken Hükümet bu iddiaya karı çıkmıtır.  
53. Bavuranın görülerinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi gibi  
Devlet Güvenlik Mahkemelerine atanan askeri hakimlerin Savunma Bakanı  
ve Babakanın ortak kararı ile atandıklarından ve Cumhurbakanının  
onayına tabi olduklarından idari yetkililere bağımlı oldukları belirtilmitir.  
Memuriyet sürelerinin güvenliğinin yanı sıra mesleki değerlendirmelerinin  
ve terfilerinin idari ubenin ve ordunun kontrolü altında olduğu  
belirtilmitir. Đdari ubeye ve orduya bağlayan bağlar askeri hakimlerin  
kurulda kendi ilevlerini bağımsız ve tarafsız bir ekilde  
gerçekletirmelerini imkansız kılmaktadır. Ayrıca bavuran askeri  
hakimlerin ve bulundukları mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığının  
uzlatırıldığını çünkü bu hakimlerin amirlerinin görülerine karı olabilecek  
bir konumda bulunamayacaklarını vurgulamıtır.  
Bavuran bu hususların Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
tarafsızlık ve bağımsızlığına zarar verdiğini ve kendisinin adil bir ekilde  
yargılanmasını engellediğini ve bunun sonucunda 6. Maddenin 1. fıkrasının  
ihlal edildiğini belirtmitir.  
54. Hükümet, cevap olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri  
hakimlerin katılımına ilikin kuralların ve adli ilevlerin yerine  
getirilmesinde sahip oldukları teminatların 6. Maddenin 1. fıkrası anlamında  
bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun sağlanması için  
olduğunu belirtmitir. Askeri hakimlerin amirlerine karı sorumlu oldukları  
yönündeki bavuranın iddiasına itiraz etmitir. Đlk olarak, resmi bir  
görevlinin bir askeri hakimin adli ilevlerini yerine getiriꢀ ꢀeklini etkilemeye  
çalımasının Askeri Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç tekil ettiğini  
belirtmitir (bkz. yukarıdaki paragraf 25). Đkinci olarak, adli kapasitede  
hareket ederken, bir askeri hakimin tam olarak bir sivil hakim eklinde  
değerlendirilmektedir. Askeri hakimler kendilerine ait değerlendirme  
raporlarına eriime sahiptir ve Yüce Askeri Đdari Mahkemesi huzurunda  
kendilerini savunma hakkına sahiptirler (bkz. yukarıdaki paragraf 26). Yargı  
yetkisi dahilinde hareket ederken askeri bir hakim sivil bir hakim ile aynı  
ekilde değerlendirilmektedir.  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
21  
55. Hükümet Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulunda bir askeri hakimin  
bulunmasının bavuranın yargılanmasının adilliğine zarar vermediğini  
eklemitir. Ne bavuranın davasına katılan askeri hakimin üstlerinin ne de  
anılan hakimi atayan kamu yetkililerinin takibatlara yada davanın sonucuna  
ilikin herhangi bir çıkarı bulunmamaktadır.  
Hükümet Anayasanın 143. Maddesi uyarınca Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin kurulmasına ilikin kararın verildiği güvenlik bağlamına  
gerekli önemin verilmesi gereğini vurgulamıtır. Silahlı kuvvetlerin terörle  
mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak,  
yetkililerin güvenlik ve Devlet bütünlüğüne ilikin tehditler ile baa  
çıkabilmesi için olan gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri  
hakimin katılımı ile anılan mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli  
olduğunu düündüklerini belirtmitir.  
56. Komisyon, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleme’nin 6.  
Maddesinin 1. fıkrası uyarınca “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olarak  
kabul edilemeyeceği sonucuna varmıtır. Komisyon bu görüü ile ilgili  
olarak 25 ubat 1997 tarihinde benimsenen Đncal - Türkiye davası  
raporunun 31. Maddesi ve görüünü destekleyen nedenlere gönderme  
yapmıtır.  
57. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararı (1998-IV  
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararında  
(1998- Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen  
hususlara benzer hususların ele alınmıolduğunu vurgulamaktadır. Anılan  
kararlarda Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri  
hakimlerin durumunun bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları  
içerdiğini belirtmitir (bakınız yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1571, madde  
65 ve yukarıda anılan 32. paragraf). Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin  
statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını tartıma konusu  
yaptığı kararına varmıtır (aynı yerde, Madde 68): örneğin, orduya ait  
görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler aldığı; veya askeri  
disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına ilikin kararların büyük ölçüde idari  
yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bkz. yukarıdaki 23-24.  
paragraf). Sn. Okçuoğlu kendi görülerinde bu eksikliklerden bazılarına  
değinmitir.  
58. Đncal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin kuruluunun gerekliliğinin Hükümet tarafından in  
abstracto tespit edilmesi olmadığı düüncesindedir. Görevi, Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin ileyiꢀ ꢀeklinin Sn. Okçuoğlu’nun adil yargılanma  
hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde  
kendilerin yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin  
haklı bir korkunun mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz.  
yukarıda anılan Đncal Kararı, s. 1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar  
kararı, s. …, Madde 38).  
Bu soruya ilikin olarak, Mahkeme mevcut bavuru sahibi gibi sivil olan  
Sn. Đncal ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
22  
herhangi bir neden görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal  
birliği zedelemeye yönelik propaganda yapma suçundan bir Devlet  
Güvenlik Mahkemesinde yargılanan bavuranın, Askeri Hakimler üyesi  
olan bir düzenli askeri görevlisinin katılımını içeren bir heyet tarafından  
yargılanma konusunda endie içinde olmaları anlaılır bir husustur (bkz.  
Yukarıdaki paragraf 23). Bu itibarla, yargılamada Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin davanın özü ile herhangi bir ilikisi olmayan hususlardan  
gereksiz yere etkilenebileceğini düünmek için yeterli sebepleri mevcuttur.  
Bir baka deyile, bavuranın mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına  
ilikin korkularının haklı sebebe dayandığı kabul edilebilir. Yargıtay’daki  
yargılama da, ilgili mahkemenin tam yetkili olmaması nedeniyle bu  
korkuların bertaraf edilmesini sağlayamatır (bkz. yukarıda anılan Đncal  
kararı, s. 1573, Madde 72 sonu).  
59. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme 6. Maddenin 1.  
fıkrasının ihlal edildiği tespitinde bulunmutur.  
III. MADDE 10 ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINAN SÖZLEME’NĐN 14.  
MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI  
60. Bavuran Kürt asıllı bir kiinin eseri olduğundan ve Kürt sorununa  
ilikin olduğundan yazılarına ilikin olarak aleyhinde dava açıldığını  
belirtmitir. Buna dayalı olarak Madde 10 ile birlikte ele alınan  
Sözleme’nin 14. Maddesi aleyhine ayrımcılık mağduru olduğunu  
belirtmitir. Anılan madde u ekildedir:  
“Bu Sözleme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal yada baka görüler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup  
olma, servet, doğuveya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayrım  
gözetilmeksizin sağlanır.”  
61. Hükümet, bavuran mahkum edildiği zaman verilen kararın Sn.  
Okçuoğlu’nun belirli bir etnik gruba ait olduğundan değil ulusal birliğin  
esas çıkarlarını tehlikeye atan bölücü propaganda yapmaktan dolayı  
mahkum edildiğini belirtmitir.  
62. Komisyon Madde 10 ile birlikte ele alınan 14. madde uyarınca  
herhangi bir farklı konunun bulunmadığına yönelik görübildirmitir.  
63. Ayrı olarak ele alınan 10. Maddenin ihlal edildiğine yönelik görüüne  
ilikin olarak (bkz. yukarıdaki paragraf 50), Mahkeme ikayeti Madde 14  
altında incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
IV. SÖZLEME’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
64. Bavuran aağıdaki ekildeki Sözleme’nin 41. Maddesi altında adil  
tazminat talebinde bulunmutur:  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
23  
“Mahkeme tarafından Sözleme veya protokollerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi  
ve ilgili Yüksek Akit Tarafın yerel hukukunun sadece kısmi bir tazminatı öngörmesi  
durumunda, Mahkeme gerektiğinde mağdur olan tarafın adil ekilde tazmin edilmesini  
öngörebilir.”  
A. Maddi zarar  
65. Bavuran maruz kaldığı zarara ilikin olarak tazminat talebinde  
bulunmuancak tutarı Mahkemenin sağduyusuna bırakmıtır.  
66. Hükümet herhangi bir görübeyanında bulunmamıtır.  
67. Mahkeme kendisine herhangi bir maddi zarara ilikin olarak kanıt  
sunulmağını belirtmitir. Diğer taraftan davanın sonuçları nedeniyle  
bavuran sıkıntı çekmitir. Adil bazda bir değerlendirme yaparak, Mahkeme  
bavurana manevi zarar tazminatı olarak bu bağlamda 40.000 Fransız Frankı  
(“FRF”) ödenmesine karar vermitir  
B. Masraflar ve Giderler  
68. Bavuran masraf ve giderler konusunu da mahkemenin takdirine  
bıraktır. Ancak ücret olara avukatına 25.000 ABD doları ödediğini  
belirtmitir.  
69. Hükümet bu ifadenin gerçekliği konusunda üpheleri olduğunu ifade  
etmitir.  
70. Mahkeme, elde ettiği bilgilere dayanarak, masraf ve giderlerinin geri  
ödenmesi için bavurana 20.000 FRF tutarının ödenmesinin makul olduğuna  
karar vermitir.  
C. Temerrüt Faizi  
71. Mahkeme ibu kararın düzenlenmiolduğu tarihte, eldeki verilere  
göre tespit edilmiolan yıllık % 3,47 oranına tekabül eden Fransa’da  
uygulanan yasal faiz oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatine  
varmıtır.  
YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK  
MAHKEME  
1. Sözlemenin 10. maddesinin ihlal edildiğinin oybirliği ile kabulüne;  
2. Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin 16’ya karı 1  
oyla kabulüne;  
3. 14. Madde ile birlikte ele alınan Sözleme’nin 10. Maddesine ilikin ayrı  
bir hususun ortaya çıkmadığın oy birliği ile kabulüne;  
4. Oybirliği ile;  
(a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına  
çevrilecek olan ve aağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından  
Bavurana ödenmesinin:  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
24  
(i) Manevi zarar için 40.000 (kırk bin) Fransız Frankı;  
(ii) Harcama ve masraflar için 20.000 (yirmi bin) Fransız Frankı;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine dek  
bu tutarlar için yıllık % 3,47 faiz oranı uygulanmasının kabulüne;  
5. Bavuranın adil tazminata ilikin diğer taleplerinin oybirliği ile reddine;  
ilikin alınan ibu karar Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8  
Temmuz 1999 tarihinde Strazburg’da bulunan Đnsan Hakları Binası’ndaki  
halka açık oturumda düzenlemitir.  
Đmza: Luzius Wildhaber  
Bakan  
Đmza: Paul Mahoney  
Sekreter Yardımcısı  
Sn. Wildhaber’in bir bildirgesi ile birlikte Sözlemenin 45. Maddesinin 2.  
Fıkrası ile Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fırkası uyarınca bu  
karara aağıda belirtilen erhler eklenmitir:  
(a) Sn. Palm, Sn. Tulkens, Sn. Fischbach, Sn. Casadevall ve Sn. Greve  
terek Mutabakat erhi;  
(b) Sn. Bonello’nun mutabakat erhi;  
(c) Sn. Gölcüklü’nün kısmi muhalefet erhi.  
Paraf: L. W.  
Paraf: M. de.S.  
OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
25  
HAKĐM WĐLDHABER’ĐN BĐLDĐRGESĐ  
9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye (1998 Raporları, s. 1547) davada  
Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline ilikin oylamada karı oy  
kullanolmama rağmen, mevcut davada Mahkeme’nin çoğunluğu  
tarafından ulaılan görüü benimsemek durumundayım.  
HAKĐMLER PALM, TULKENS, FISCHBACH, CASADEVALL  
VE GREVE’ĐN MÜTEREK MUTABAKAT ERHĐ  
Hakim Palm’ın Sürek - Türkiye (No. 1) davasındaki muhalefet erhinde  
kısmen belirtilmiolduğu üzere, daha çok bağlam üzerinde bir yaklaım  
kullanarak aynı sonuca ulaolmamıza rağmen, mevcut davada 10.  
Maddenin ihlal edildiğine ilikin Mahkeme kararına katılıyoruz.  
Muhatap devlet aleyhinde olan davalarda 10. Maddeye ilikin çoğunluğa  
ait değerlendirmenin yayınlar üzerinde kullanılan kelimelerin ekli üzerine  
çok fazla ağırlık verildiği ve kelimelerin genel olarak kullanıldığı bağlama  
ve bunların olası etkilerine yeterli önemin verilmediği kanaatindeyiz. Söz  
konusu dilin ılımlı olmaması ve hatta sert olabileceği üphesizdir. Ancak  
Mahkememiz tarafından vurgulandığı üzere, bir demokraside “kavga”  
sözleri bile 10. madde kapsamında korunabilecektir.  
Mahkeme’nin içtihatlarındaki siyasi konumalara sağlanan kapsamlı  
korumasına yönelik bir yaklaım, kullanılan kelimelerin körükleyici özelliği  
üzerine daha az ve konumanın yapılmıolduğu bağlama ilikin ortama  
daha fazla ağırlık verilmesini sağlamaktadır. Dil, iddetin körüklenmesi ve  
tahrik etmek amacıyla mı kullanılmıtır? Gerçekten de gerçekletirebileceği  
böyle bir gerçek ve hakiki bir amacı var mıdır? Bu soruların cevapları  
sırasıyla her davanın koullarının genel bağlamını oluturan pek çok farklı  
tabakanın değerlendirilip ölçülmesini gerektirmektedir. Diğer sorular  
sorulmalıdır. Söz konusu metnin yazarı, toplum içinde kelimelerinin etkisini  
artıracak bir konuma sahip midir? Yayına, söz konusu konumanın etkisini  
artırabilecek önemli bir gazete veya baka bir ortam aracılığıyla bir önem  
verilmimidir? Kelimeler iddetten çok uzak mı yoksa hemen iddetin  
eiğinde mi kullanılmıtır?  
10. Maddenin kapsamında korunmuolan ok edici veya saldırı  
niteliğindeki dil ile bir demokratik toplumda hogörü hakkını kaybeden dil  
arasındaki anlamlı ayrım ancak suç unsuru tekil eden kelimelerin  
kullanılolduğu bağlamın dikkatli ekilde incelenmesi sonucunda  
yapılabilir.  
OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI  
26  
HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ERHĐ  
Madde 10’un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy verdim. Ancak  
yerel yetkililerin Bavuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik  
bir toplumda meru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme  
tarafından uygulanan ana ölçütü onaylamadım.  
Bu ilemlerde ve iddete tevikin söz konusu olduğu daha önceki ifade  
özgürğüne ilikin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak  
kullanılan ölçüt u ekilde olmutur: Bavuran tarafından yayınlanan yazılar  
iddeti destekliyor yada buna tevik ediyor ise, ulusal mahkemeler  
tarafından Bavuranın mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı  
gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.  
Sadece tevik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür  
iddete teviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir  
toplumda makul gerekçelere dayandırılabileceğini düünmekteyim. Güç  
kullanmaya çağrı entelektüelletirilip soyutlanarak, asıl yada gelecekteki  
iddet odaklarından zaman ve mekan olarak uzaklatırıldığında, ifade  
özgürğü temel hakkı genel olarak baskın çıkacaktır.  
Yasa ve asayiin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm  
zamanların en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen  
sözleri yinelemek isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün  
yapılmasını gerektiren kanunun meru ve zorunlu amaçlarını yakın bir  
gelecekte tehdit etmedikleri sürece beğenmediğimiz ve ölüm taıdığına  
inandığımız görülerin ifade edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima  
alıkoymalıyız.”1  
Đfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma  
taraftarğını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu tekil etme yada  
tevik etmeye yönelik olduğu yada bu tür bir eylemi tevik etme yada  
meydana getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere,  
yasaklamasına yada men etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve  
derece sorunudur.3  
Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve  
belirgin bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede  
ortaya çıkacak ciddi bir iddetin beklenip beklenmediğinin yada savunulup  
savunulmadığının yada Bavuranın geçmiteki eyleminin iddet  
taraftarğının en kısa zamanda ve zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna  
inanılması ile ilgili olarak sebep tekil edip etmediğinin tespit edilmesi  
gereklidir.1  
1 Abrahams – Birleik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616  
(1919) 630.  
2 Brandenbrg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.  
3 Schenk- Birleik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52.  
1 Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.  
OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI - HAKĐM  
BONELLO’NUN MUHALEFET ERHĐ  
27  
Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, Bavuranın suçlandığı  
kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit  
oluturma potansiyeline sahip olduğu görüü, benim açımdan açık değildir.  
Aynı zamanda bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye’nin kurtarılması için  
kaçınılmaz olduğu görüünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve  
mevcut olanını, hiçbir tehlike oluturmalardır. Kısacası, Mahkeme  
Bavuranın ceza mahkemeleri tarafından mahkumiyetine göz yumması  
durumunda ifade özgürlüğünün bozulmasını desteklemiolacaktır.  
Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartımaya fırsat  
kalmadan meydana gelecek ekilde çok yakın durumlar haricinde,  
konumalardan kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak  
nitelendirilmez. Kötü niyetin engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla  
tartıılarak, yanlılık ve mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli  
zaman olduğunda uygulanacak çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten  
ziyade, konumak olmalıdır.”2  
HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ERHĐ  
(Geçici çeviri)  
Aynı zamanda Mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili  
hüküm kapsamında Devlet güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız”  
olmadığı gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme’nin  
çoğunluk görüüne katılmadığımı üzüntü içinde belirtmek isterim. Bununla  
bağlantılı olarak, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal - Türkiye kararında sayın  
hakimler Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn. Foighel, Sir John  
Freeland, Sn. Lopes Rocha, Sn. Wildhaber ve Sn. Gotchev ile mütereken  
sunduğum muhalefet erhime ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye  
kararında münferiden sunduğum muhalefet erhime bavurmuꢀ  
bulunmaktayım. Đkisi sivil olan üç hakimden oluan bir mahkemede bir  
askeri hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan  
ve kararları Yargıtay’ın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığını herhangi bir ekilde  
etkilemediğine  
ilikin inancım devam etmektedir. Tekrar etmekten  
sakınmak için, yukarıda belirttiğim muhalefet erhlerime gönderme  
yapmaktayım.  
(1) Çoğunluğun kararının dıtan görünüler kuramının haklı olmayan bir  
uzantısından kaynaklandığını; (2) kararın 62. paragrafında çoğunluk  
tarafından belirtildiği üzere, “... bavuranların, Askeri Hakimler üyesi olan  
bir düzenli askeri görevlinin katılımını içeren bir heyet tarafından  
yargılanma konusunda endie içinde olmaları anlaılır bir husustur” demesi  
ve bunu basitçe önceki Đncal kararına dayandırmasının (Çıraklar kararı,  
Đncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir) yeterli  
olmadığını (3) çoğunluğun görüünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı  
2 Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.  
OKÇUOĞLU MAHKEME KARARI - HAKĐM  
BONELLO’NUN MUHALEFET ERHĐ  
28  
çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi  
desteklenmiolması gerektiğini vurgulamak isterim.