COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
OLCAR/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 76096/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Salih Olcar’ın (“bavuran”), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 10 Eylül  
2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM), Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu (76096/01) numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından N. Güven tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
A. Dava Olayları  
Bavuran 1964 doğumludur ve ırnak’ta yaamaktadır.  
1. Bavuranın mülküne zarar verilmesi ve zararın tespiti  
11 ubat 1994’te bavuranın dükkanları ve malları, ırnak Đli’ne bağlı Silopi  
Đlçesi’nde güvenlik güçleri ile PKK militanları arasında meydana gelen silahlı çatıma  
sırasında yakılarak zarar görmütür.  
14 ubat 1994’te bavuran, çatıma ve yangın sonucu uğramıolduğu zararın tespit  
edilmesi için Silopi Sulh Ceza Mahkemesi önünde tespit davası açmıtır.  
Aynı gün Silopi Sulh Ceza Mahkemesi, zararın tespiti için bir bilirkii atamıtır.  
16 ubat 1994’te sözkonusu bilirkii, Mahkeme’ye bir zarar tespit raporu sunmutur.  
Raporunda, mallardan bazıları için kesilen makbuzların yangında tahrip olması nedeniyle  
vardığı sonuçların, bavuranın iddialarına dayandığını belirtmitir.  
2. Đdare Mahkemesi önündeki tazminat davaları  
a) Durumaların ilk kısmı  
26 Aralık 1994’te bavuran, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’ne bavurarak Đçileri  
Bakanğı aleyhine dava açmıve uğramıolduğu zarar için tazminat talep etmitir.  
30 Aralık 1994’te Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranın iddiasını Đçileri  
Bakanğı’na sunmamıolduğu gerekçesiyle davayı reddetmitir.  
b) Durumaların ikinci kısmı  
1 ubat 1995’te Đçileri Bakanlığı, dava dosyasını Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nden  
teslim almıtır. Bakanlık, 2577 No.lu Kanun’un öngördüğü 60 günlük süre içerisinde  
bavuranın tazminat talebine cevap vermemitir.  
3 Nisan 1995’te bavuran Diyarbakır Đdare Mahkemesi’ne dava açmıve  
dükkanlarının tahrip edilmesi nedeniyle uğramıolduğu zarar için tazminat talep etmitir.  
7 Mayıs 1998’de Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranın 1993 senesindeki yıllık  
vergi beyannamesine dayanarak kendisine tazminat ödenmesine karar vermitir. Zararın  
değerlendirilmesinde yalnızca bavuranın iddiaları temel alındığı için bavuranın uğramıꢀ  
olduğu zarara ilikin hazırlanan bilirkii raporunun gözönüne alınmaması gerektiği sonucuna  
varmıtır.  
19 Ağustos 1998’de bavuran itiraz etmitir.  
10 Nisan 2001’de Danıtay, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nin kararını feshetmitir.  
Dükkanlardaki malların gördüğü zararı gözardı etmiolması nedeniyle Mahkeme’nin, zararın  
tespitinde hatalı olduğu sonucuna varmıtır.  
16 Haziran 2005 tarihli bir kararda Diyarbakır Đdare Mahkemesi, Danıtay’ın verdiği  
karara uyarak, bavuranın tazminat talebini kısmen kabul etmitir. Bavuran, bu karara da  
itiraz etmitir. Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava halen Danıtay önünde devam  
etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. VE 13. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐALARI  
Bavuran, ikinci kısım durumaların uzunluğunun, AĐHS’nin 6/1. maddesinde  
öngörülen “makul süre” gereğine uygun olmadığı hususunda ikayette bulunmutur. Ayrıca,  
AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yerel hukukta dava ilemlerini hızlandırmak için etkili iç  
hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri sürmütür.  
6/1. madde aağıda kaydedilmitir:  
“Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleri ... konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından  
davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
13. madde aağıda kaydedilmitir:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
Gözönüne alınması gereken süreç, 1 ubat 1995’te balamıtır ve henüz sona  
ermemitir. Bu nedenle yargılama, iki derecede on iki yıl sekiz aydan fazla sürmütür.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın yerel mahkeme önünde gerçekletirilen durumanın hiçbir  
aamasında davanın uzunluğu hususunda ikayette bulunmadığını ileri sürmütür. AĐHM, bu  
itirazın ikayetin esasının incelenmesi ile yakından ilgili olduğunu belirtmekte ve bu nedenle  
itirazı esas ile birletirmektedir. Ayrıca, sözkonusu ikayetlerin AĐHS’nin 35/3. maddesi  
bağlamında temelden yoksun oldukları sonucuna varmak için gerekçe bulunmadığını  
belirtmektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduklarına karar verilmelidir.  
B. Davanın Esası  
AĐHM, dava ilemlerinin uzunluğunun makul olup olmamasının, davanın koulları  
ıığında ve davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların tutumları ve itiraz etmesi  
halinde bavuranın karılaacağı riskler gibi kriterlere değinilerek değerlendirilmesi  
gerektiğini yinelemektedir.  
AĐHM sıklıkla mevcut davada ortaya konulana benzer konuların gün ıığına çıktığı  
davalarda AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
Sunulan materyalleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanısındadır. Konuya ilikin  
içtihadını gözönüne alan AĐHM, sözkonusu davada dava ilemlerinin uzunluğunun  
gereğinden fazla olduğu ve “makul süre” gereğini karılamadığı kanaatindedir.  
Bavuran ayrıca dava ilemlerinin hızlandırılması için etkili bir iç hukuk yolunun  
mevcut olmadığı hususunda ikayette bulunmutur.  
Hükümet, bavuranın dava ilemlerinin uzun sürmesi sonucu maruz kaldığını iddia  
ettiği zarar için açtığı davaya bakan hakimler aleyhinde bir tazminat davası açabileceği halde  
açmadığını ileri sürmütür.  
AĐHM, Türk hukuk sisteminin dava ilemlerinin uzunluğuna itiraz edilebilecek etkili  
bir iç hukuk yolu sağlamadığına ilikin önceki kararını hatırlatmaktadır. Mevcut davada farklı  
bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
Bu durum karısında AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiolması  
yönündeki itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
II. 1 NOLU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’ye bağlı 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, dava sonunda  
kendisine ödenmesine karar verilebilecek olan tazminat miktarının, dava ilemlerinin  
gereğinden fazla uzaması nedeniyle yetersiz hale geleceği hakkında ikayette bulunmutur.  
Hükümet, bavuranın dava sonuçlanmadan önce mülkiyet hakkı iddia etme hakkına  
sahip olmadığını ileri sürmütür.  
AĐHM, kazanılmaması veya icra yoluyla alınması mümkün bir borcun bulunması  
halinde 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında tahakkuk edecek kazancın – bu davada  
tazminat – “mülk” olarak nitelendirilemeyeceğini yinelemektedir. Mevcut davada henüz  
bavurana tazminat ödenmesine karar verilmemitir. Bu nedenle, mülk tekil edebilecek  
tazminata ilikin icra yoluyla alınması mümkün bir borç bulunmamaktadır.  
Sözkonusu ikayetin, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamında  
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilmez olduğuna karar verilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Bavuran, 1994’te maruz kalmıolduğu maddi zararın 1671,000,000 Türk Lirası  
olduğunu belirtmitir. Bu nedenle, AĐHM’den kaybının imdiki değerine denk düen miktarın  
kendisine ödenmesine karar vermesini istemitir. Bavuran manevi tazminat talep etmemitir.  
Hükümet, AĐHM’den bavuranın talebini reddetmesini istemitir.  
AĐHM tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
görmediği için talebi reddetmektedir. Ayrıca, bavuranın manevi tazminat istemediğini  
gözönüne alan AĐHM bu hususta tazminat ödenmemesine karar vermitir.  
Ancak AĐHM, sözkonusu davada olduğu gibi dava ilemlerinin gereğinden uzun  
sürdüğü ve AĐHS’nin 6/1. maddesi bağlamındaki “makul süre” gereğini ihlal ettiği  
durumlarda, adaletin hakkaniyete uygun ekilde yerine getirilmesi sırasında, davanın sevkinin  
ve karara bağlanmasının prensip olarak ihlal için uygun tazmini sağladığının kabul edildiği  
kanısındadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, mahkeme masrafları için tazminat talep etmemitir. Dolayısıyla, AĐHM bu  
balık altında tazminat ödenmesine karar vermemitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Dava ilemlerinin gereğinden fazla uzun sürmesine ve iç hukukta etkili iç hukuk yollarının  
mevcut olmamasına ilikin ikayetlerin kabuledilebilir ve bavurunun kalan kısmının  
kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları gereğince 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.