CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
ACAR VE DĐĞERLERĐ /Türkiye Davası  
36088/97 ve 38417/97  
Strazburg  
24 Mayıs 2005  
USUL  
1. Davanın nedeni, Osman Acar (1938 doğumlu, Đsmet Acar’ın kardei), Hüseyin Akan  
(1950 doğumlu, Mehmet Akan’ın oğlu, Abdülkadir Akan’ın kardei), Mehmet Ali Akan (1978  
doğumlu, Mehmet Akan’ın oğlu, Abdülkadir Akan’ın kardei), Đbrahim Akan (1933 doğumlu,  
Çalpınar köyünün muhtarı), Elife Akalan (Acar) (1976 doğumlu, Mehmet Emin Acar’ın kızı)  
(bavuru no. 36088/97), Selime Akay (1958 doğumlu, Hasan Akay’ın ei), Hanıme Ağırman  
(1960 doğumlu, Mehmet Ağırman’ın ei), Cihan Akan (1976 doğumlu, Abdülkadir Akan’ın eꢀ  
i), Mehmet Akay (1954 doğumlu, Hasan Akay’ın kardei) ve Reit Acar (1949 doğumlu) (baꢀ  
vuru no: 38417/97) isimli on Türk vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleꢀ  
me”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yapmıoldukları iki bavurudur.  
2. Kendilerine adli yardım sağlanan bavuranlar, Đzmir Barosu’na bağlı Avukat M.N.  
Terzi tarafından temsil edilmitir. Türk Hükümeti (Hükümet), AĐHM önündeki davalar için  
Ajan tayin etmemitir.  
3. Bavuranlar, akrabalarının, Olağanüstü Hal Bölgesi’ndeki köy korucuları tarafından  
öldürüldüklerini iddia ederek ikayetçi olmulardır. Bavuranlar, AĐHS’nin 2., 6. ve 8. mad-  
delerine dayanmılardır. (38417/97) no.lu bavuruyu yapan bavuranlar ayrıca, 2. maddeyle  
birlikte AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmulardır.  
4. Bavurular, AĐHS’nin 11 No.lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998  
tarihinde AĐHM’ye gönderilmitir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2 maddesi).  
5. Bavurular, AĐHM’nin Dördüncü Dairesi’ne tevzi edilmitir (Mahkeme Đçtüzüğü’nün  
52 § 1 maddesi). Bu Daire içinde, davaya bakacak olan Bölüm (AĐHS’nin 27 § 1 maddesi),  
Đçtüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluturulmutur. Türkiye için seçilen yargıç  
Türmen, davadan çekilmitir (Đçtüzüğün 28. maddesi). Bunun üzerine Hükümet, ad hoc yargıç  
olarak F. Gölcüklü’yü tayin etmitir (AĐHS’nin 27 § 2 maddesi ve Đçtüzüğün 29 § 1 maddesi).  
6. AĐHM, 27 Kasım 2001’de dava ilemlerini birletirmeye karar vermi(Đçtüzüğün  
42 § 1 maddesi) ve bavuruları kısmen kabuledilebilir ilan etmitir.  
7. Bavuranlar ve Hükümet, esasa ilikin görülerini belirtmilerdir (Đçtüzüğün 59 § 1  
maddesi).  
8. 1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin içeriğini değitirmitir (Đçtüzüğün 25 § 1  
maddesi). Bu dava, yeni oluturulan Dördüncü Daire’ye tevzi edilmitir (Đçtüzüğün 52 § 1  
maddesi).  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî Đler  
Gen el M ü dü rl ü ğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı  
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
9. Dava olayları, taraflarca sunulduğu üzere aağıdaki gibi özetlenebilir.  
10. Sözkonusu olayların olduğu tarihte, bavuranlar, Türkiye’nin güneydoğusunda yer  
alan Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Çalpınar köyünde ikamet etmekteydiler.  
11. 20 Nisan 1992 tarihinde sabah 7:00 sularında, bir grup köylü bir minibüs ve kamyon  
ile Çalpınar köyünden Midyat ilçesine doğru hareket etmilerdir. Midyat’a giderken, silahlı  
bir grup, köylüleri, Çalpınar köyünden bir kilometre uzaklıkta durdurmulardır. Köylüleri  
araçlardan inmeleri için zorlamılar ve yolun kenarında sıraya geçmelerini emretmilerdir.  
Köylülere ateedip kaçmılardır. Bavuranlara göre, silahlı grup köy korucularından  
olumaktaydı.  
12. Jandarmalar, suç mahalinin bir taslağını çizmive Midyat Cumhuriyet Savcısı’na  
hitaben bir olay raporu hazırlamılardır. Raporda, askeri üniforma giymibir grup teröristin,  
Çalpınar köyüne bağlı Kuyubaı yakınlarında bir minibüs ve kamyonu durdurduğu  
belirtilmitir. Bu kiiler, Hasan Akay, Đsmet Acar, Mehmet Ağırman, Abdülkadir Akan,  
Süleyman Acar ve Mehmet Akan isimli altı köylüyü öldürmütür. Reit Acar, Mehmet Emin  
Acar, Sabri Acar, Ahmet Acar, Đbrahim Akan, Yusuf Acar, Erdal Acar, Salih Acar, Süleyman  
Acar ve Semra Akan isimli dokuz köylü ise yaralanmıtır. Ayrıca, jandarmalar Kalanikof  
tüfeklerden atılan 66 adet 7.62 mm’lik mermi kovanı bulmutur. Raporda, bu olayın PKK  
mensupları tarafından gerçekletirilen ideolojik amaçlı bir öldürme olduğu sonucuna  
varıltır.  
13. Aynı gün, Midyat Cumhuriyet Savcısı ve bir adli tıp doktoru, olay mahalinde bir  
otopsi yapmıve olayda öldürülenlerin kurun yarasından öldükleri sonucuna varmılardır.  
Otopsi raporu aağıdaki yaralanmaları kaydetmitir:  
Đsmet Acar: Sağ kulaktan bir mermi girii, baın üst kısmından bir mermi çıkıı, sağ  
koltukaltından bir mermi girii, sağ omuzdan bir mermi çıkıı, karında bir mermi yarası, üst  
karın bölgesinde bir mermi girii, bel kısmından bir mermi çıkıı, sağ üst karın bölgesinden  
bir mermi girii, sağ kalçanın üstünden bir mermi çıkıı, sağ uyluktan bir mermi girii ve  
basenin ön kısmından bir mermi çıkıı.  
Hasan Akay: Alından bir mermi girii, baın sağ kısmından bir mermi çıkıı, 10. ve 11.  
kaburga kemikleri arasından bir mermi girii, sağ ön kaburga kemiklerinden bir mermi çıkıı,  
sağ dirseğin iç kısmından bir mermi girii, sağ dirseğin dıkısmından bir mermi çıkıı, sol üst  
12. kaburga kemiğinden bir mermi girii, göğsün sol kısmından bir mermi çıkıı, sol omuzda  
bir mermi yarası, sol bacağın iç kısmından bir mermi girii ve sol bacağın dıkısmından bir  
mermi çıkıı.  
Mehmet Ağırman: Sol kürek kemiğinden bir mermi girii, sağ kürek kemiğinden bir  
mermi çıkıı, sağ dirseğin iç kısmından bir mermi girii, sol dirseğin dıkısmından bir mermi  
çıkıı ve sağ baldırda bir mermi yarası.  
Süleyman Acar: Sol akakta bir mermi yarası, sağ omuzdan bir mermi girii, sol kürek  
kemiğinden bir mermi çıkıı, sağ bileğin sağ kısmından bir mermi girii, sağ bileğin sol  
kısmından bir mermi çıkıı ve sol baldırdan bir mermi girii.  
Mehmet Akan: Sol kalçadan bir mermi girii, sol kalçanın üst kısmından bir mermi  
çıkıı, belden bir mermi girii, skrotumdan bir mermi çıkıı, 9. ve 10. kaburga kemiklerinin  
arasından bir mermi girii, sağ kalçanın üst kısmından bir mermi çıkıı ve 9. ve 10. kaburga  
kemiklerinin arasından bir mermi çıkıı.  
Abdülkadir Akan: Alından bir mermi girii, sol akaktan bir mermi çıkıı, 6. ve 7.  
kaburga kemiklerinin arasından bir mermi girii, 7. ve 8. kaburga kemiklerinin arasından bir  
mermi çıkıı, sağ kalçadan bir mermi girii, karın bölgesinden bir mermi çıkıı, sağ kalçanın  
üst kısmından bir mermi girii, kasık kemiğinden bir mermi çıkıı, 12. kaburga kemiğinden  
bir mermi girii ve ğüsten bir mermi çıkıı.  
Otopsi raporunda tahmini ölüm zamanı, otopsinin yapılmasından 5 ya da 6 saat önce  
olarak belirtilmitir. Doktor, cesetler üzerinde daha ayrıntılı otopsi yapılmasının gereksiz  
olduğu sonucuna varmıtır.  
14. Aynı gün, Süleyman Acar1, Yusuf Acar ve Salih Acar isimli tanıklar, polis memuru  
Hüseyin Coar tarafından sorgulanmıtır. Ayrıca, Midyat Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Akay  
ve Hüseyin Akay isimli bavuranlarla diğer betanığın ifadesini almıtır.  
Mehmet Akay’ın ifadesi öyledir:  
“Bu sabah saat 7:00 sularında Midyat’a doğru yola çıktık. Hasan Akay’ın kamyonunda  
beya da altı kiiydik. Köyden bir kilometre uzaklağımızda, on bekiiden oluan bir grup,  
yolun hem sağından hem solundan belirdiler. Yol kenarındaki bir mağaradan geldiler. Bizi  
durdurdular. Üzerlerinde askeri üniforma vardı. Asker olduklarını düündük. Bizi takip eden  
bir minibüs vardı. Minibüsü de durdurdular. Araçlardan dıarı çıkıp ellerimizi yukarı  
kaldırmamızı söylediler. Söylediklerini yaptık. Daha sonra, Đsmet’i [Acar], Hasan’ı [Akay],  
Hacı Mehmet’i [Akan], Mehmet Emin Acar’ı, Ahmet Acar’ı ve Mehmet Ağırman’ı yolun  
diğer kenarına aldılar ve Kalanikof tüfeklerle onlara doğru ateetmeye baladılar. Diğerleri  
kaçtı. Ben de kaçtım. Bize de ateettiler. Bazılarımız öldü, bazılarımız yaralandı. Daha sonra  
hızlıca Kutlubey köyüne doğru komaya baladılar. Bu kiiler Kutlubey köyünün köy  
korucularıydı. Yüzlerinin yarısı kapalıydı, ama ben Cengiz ile Ethem’i tanıdım. Soyadlarını  
bilmiyorum. Seslerini tanıyabildim, çünkü kendilerini önceden tanıyordum. Komu köyde  
oturuyorlar.”  
Süleyman Acar’ın ifadesi öyledir:  
“... Mythike mağarasının yanından geçerken, mağaranın içinden on ya da yirmi kii çıktı.  
Silahlıydılar ve Kürtçe konuuyorlardı. Sıraya girmemizi söylediler. Dediklerini yaptık. Bizi  
takip eden minibüsü de durdurdular. Gruptan iki kiiyi tanıyordum. Birisinin adı Ethem,  
diğeri Cengiz. Bize ateaçtılar. Ben yaralandım. Beni Midyat Devlet Hastanesi’ne  
götürdüler.”  
Salih Acar’ın ifadesi öyledir:  
1 Resmi raporlara göre, Süleyman Acar isminde iki kii bulunmaktadır; olayda ölen Süleyman Acar (Hüseyin oğlu) ve olayda  
yaralanan Süleyman Acar (Hasan oğlu).  
“... Kamyondaki kiileri dıarı almılardı. Bize minibüsten inmemizi söylediler.  
Đçimizden bekiiyi alıp öldürdüler. Biz komaya balayınca, ateetmeye baladılar. Ben  
yaralandım. Bizi sıraya dizen Ethem’le Cengiz’di.”  
15. 21 Nisan 1992’de, olayda yaralanan Sabri Acar ve Mehmet Emin Acar, Mardin  
Devlet Hastanesi’nde ölmütür. Ölen Sabri Acar’ın cesedinden bir mermi çıkartılmıtır.  
Ayrıca, aynı gün bavuran Reit Acar ameliyat edilmive vücudundan bir mermi  
çıkartıltır.  
16. 13 Mayıs 1992’de, bavuran Đbrahim Akan, Midyat Cumhuriyet Savcısı’na u  
ifadeyi vermitir:  
“... Yirmi beya da otuz kiiden oluan silahlı bir grup kamyonumuzu durdurdu. Bizi  
takip etmekte olan minibüsü de durdurdular. Đsmail’i (annesinin adı Güle), Cengiz’i ve  
Ethem’i tanıdım. Soyadlarını bilmiyorum. Kendilerini iyi tanıyorum, çünkü komularımız  
oluyorlar. Đsmail’le Ethem yüzlerini kapatmamılardı. Özür dilerim, yanlısöyledim. Yüzünü  
kapatmayan Cengiz’di. Đsmail’le Ethem ağızlarını kapatmıtı, gözleri açıktı. Asker gibi koni  
biçiminde apkaları vardı. Aynı zamanda, üzerlerinde komando üniformaları ve kalanikof  
tüfekler vardı. Cengiz’in bir de silahı vardı. Bize Türkçe olarak bağırdılar ve araçlardan tek  
tek inmemizi istediler. Araçların yanında toplandığımızda, Kürtçe olarak sıraya geçmemizi  
söylediler. Bizi arayabileceklerini ve kimliklerimizi kontrol edebileceklerini söyledim. Daha  
sonra gitmemize izin vermelerini istedim. Onlara gidilecek uzun bir yolumuz olduğunu  
söyledim. Bunu duyunca ateaçtılar. Biz kaçtık. Yedi kii öldü. Ben sırtımdan yaralandım.  
Bu kiiler Kutlubey köyüne doğru kaçtılar. Kendilerini çok iyi tanıyorum. Kimliklerini tespit  
edebilirim. Kutlubey bizim köyden çok uzakta değil. Köyler arasında kan davası yok. Bu  
olayın tek sebebi, onların köy korucularının olması ama bizim köy korucularımızın olmaması  
olabilir. Söylentilere göre, örgüt [PKK] üyeleri, Kutlubey köyünden bir köy korucusunu  
öldür. Kutlubey köylüleri, korucuyu öldürenin biz olduğumuzu düünmüler. Biz  
Nevruzu kutladık, ama onlar kutlamadılar. Bu nedenle, biz onların dümanıydık.”  
17. 3 Haziran 1992’de, Salih Acar ve Mehmet Acar da Midyat Cumhuriyet Savcısı’na  
ifade vermilerdir. Kutlubey köyünün korucuları olan Ethem ve Cengiz’in, kendilerine  
saldıran gruptaki kiilerin arasında olduğunu yinelemilerdir. Salih Acar ayrıca, saldıranların  
yüzlerinin kapalı olmasına rağmen, Cengiz ve Ethem’i tanıyabildiğini belirtmitir.  
18. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarı tarafından hazırlanan 23 Haziran 1992 tarihli  
balistik raporda, 7.62 x 39 mm çapında altmıaltı adet mermi kovanının inceleme için  
sunulduğu kaydedilmitir. Laboratuar balistik inceleme yaparken, Kutlubey köy korucularına  
ait silahları atelemive bokovanları olay yerinde bulunanlarla karılatırmıtır. Raporda,  
incelenen mermilerin on ikisinin Tacettin Sakan’ın silahından, on ikisinin Nevaf Aydın’ın  
silahından, dokuzunun ehmuz Seyda’nın silahından, altısının Halit Aktan’ın silahından,  
altısının Rahmi Kaçmaz’ın silahından, altısının Mihdi Özbay’ın silahından, beinin Ethem  
Seyhan’ın silahından, dördünün Tevfik Akbay’ın silahından, ikisinin Abbas Ta’ın silahından  
ve son olarak birinin Mehmet Seyhan’ın silahından atelendiği saptanmıtır. Raporda ayrıca,  
üç merminin laboratuarda incelenen mermilerle hiçbir benzerlik göstermediği belirtilmitir.  
Đncelemenin ardından, silahlar Nusaybin Jandarma Komutanlığı’nda güvenli bir depoya  
konmutur.  
19. 30 Haziran 1992’de, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi, balistik raporda adları  
geçen on köy korucusunun ifadesini almıve tutuklu yargılanmaları emrini vermitir.  
20. 8 Temmuz 1992’de, Midyat Cumhuriyet Savcısı, Kutlubey’in yirmi yedi köy  
korucusu aleyhinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açmıtır. Midyat Cumhuriyet  
Savcısı, bu kiileri adam öldürmeden ve birden fazla kiiyi öldürmeye teebbüsten  
suçlatır.  
21. 20 Temmuz 1992’de Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, köy korucuları Cengiz Kaçmaz  
ile Đsmail Ta’ın tutuklu yargılanmaları talimatını vermitir. Üç gün sonra, Đsmail Kaçmaz  
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıtır.  
22. 4 Ağustos 1992’de yapılan ilk durumada, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, otopsi  
sırasında Midyat Cumhuriyet Savcısı tarafından Hasan Akay’ın cesedinden çıkarılan  
merminin balistik incelemesini istemitir.  
23. 10 Ağustos 1992’de Midyat Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Kriminal Polis  
Laboratuarı’ndan Sabri Acar’ın vücudundan çıkarılan merminin köy korucularına ait  
silahlardan atelenip atelenmediğini belirlemelerini istemitir. 25 Ağustos 1992’de  
laboratuar, silahların değil de, olay mahallinde bulunan bomermi kovanlarının ellerinde  
bulunmasından dolayı bu istekleri yerine getirmenin mümkün olmadığını Cumhuriyet  
Savcısı’na bildirmitir.  
24. 1 Eylül 1992’de mahkeme, Nusaybin Jandarma Komutanlığı’ndan, merhum Sabri  
Acar ve Hasan Akay’ın cesetlerinden çıkarılan mermilerin balistik incelemesinin  
yapılabilmesi için, itham edilen köy korucularının silahlarını teslim etmesini istemitir.  
Mahkeme ayrıca, vücudunda muhtemelen hala bir mermi bulunan mağdur Erdal Acar’ın  
adresini tespit etmesi ve bu kiiyi muayene ettirmesi için, Midyat Cumhuriyet Savcısı’na bir  
bildiri yollamıtır.  
25. 29 Eylül 1992 tarihinde yapılan durumada, Salih Acar, Yusuf Acar ve bavuran  
Đbrahim Akan, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi çıkarılmıtır. Salih Acar ve Yusuf Acar, olayın  
failleri olarak mahkemede hazır bulunan köy korucuları Ethem Seyhan ile Cengiz Kaçmaz’ın  
kimliklerini tehis etmilerdir. Đbrahim Akan, mahkeme salonunda bulunan Ethem Seyhan’ın,  
Cengiz Kaçmaz’ın ve Tacettin Sakan’ın kimliklerini tehis etmive bu kiileri ateaçmakla  
suçlatır.  
26. 22 Aralık 1992’de köy korucuları Cengiz Kaçmaz, Mehdi Özbay, ehmus Seyda,  
Tacettin Sakan, Nevaf Aydın, Mehmet Seyhan, Halil Aktan, Ethem Seyhan, Tevfik Akbay,  
Rahmi Kaçmaz ve Abbas Ta, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkmıtır. Aleyhlerinde  
olan iddiları reddetmiler ve olay mahalinde bulunan bomermi kovanlarının, kendilerini  
suça bulatırmak için oraya dümanları tarafından yerletirildiğini belirtmilerdir. Köy  
korucuları, daha önceki iki durumda silahlarını Ziyaret bölgesinde kullanmak zorunda  
kaldıklarını ileri sürmülerdir. 21 Mart 1992’de, Çalpınar sakinlerinin de aralarında  
bulunduğu 1000-1500 köylüden oluan bir grup, Nevruz kutlamalarında Kutlubey köyüne  
doğru yürüyerek gösteri yapmılardır. Köylüler, Hazzaze civarına geldiklerinde, jandarmalar  
ve Kutlubey’deki köy korucuları olaya müdahale etmive kalabalığı dağıtmak için havaya  
uyarı amaçlı ateaçmılardır. Ayrıca, 13 Nisan 1992’de, Kutlubey köyü yakınındaki Ziyaret  
bölgesinde köy korucuları ile PKK üyeleri arasında silahlı bir çatıma olmutur. Ertesi gün  
jandarmalar tarafından hazırlanan olay raporuna göre, köy korucularının 447 adet mermi  
atelemiolmasına rağmen, jandarmalar yağmur ve olay yerinde toplanan köylüler nedeniyle,  
yalnızca 215 adet bomermi kovanı toplayabilmilerdir.  
27. Aynı durumada mahkeme, astsubay Ali Kılıç’ı dinlemitir. Ali Kılıç, olayın  
gerçekletiği gün Kutlubey’deki Jandarma Komutanlığı’nda görevliydi. Kılıç’ın ifadesi  
öyledir:  
“Kutlubey Jandarma Komutanlığı’nda bir buçuk yıldır görev yapmaktayım. Kutlubey  
büyük bir köy. Sanık köy korucularını tanıyorum. Kutlubeyliler ve Devlet’i destekliyorlar.  
Biz iimizi beraber yapıyoruz. Olay gününü hatırlıyorum. Bir saldırı olmasını  
beklediğimizden gece nöbet tutuyordum. ... Yanımda benden baka üç asker ile üç köy  
korucusu vardı. Köy korucuları Tevfik Akbay, Rahmi Kaçmaz ve Halit Aktan’dı. ... Köy  
korucuları Hasan Kaçmaz, Nevaf Aydın ve Mahmut Baak iarkadaım Arif Güner ile  
birlikteydi. Köy korucuları Cengiz Kaçmaz, Đsmail Kaçmaz ve Tacettin Sakan ise Çavuꢀ  
Kazım Demirbaile birlikteydi. Geri kalan köy korucuları köyün yakınlarında nöbet  
tutuyorlardı. Sabah 6:00’ya kadar nöbetçiydik. O gece hiçbir olay olmadı. Ben daha sonra  
üsse gittim. [Üste] Midyat’taki komutanın, radyoda olay olduğunu ilan ettiğini söylediler.  
Olay, Midyat ilçe sınırında olmutu. Bizim üssümüz ile Kutlubey, Nusaybin ilçesinde  
bulunuyor. Bölge jandarma komutanı, köy korucularının üste toplanmasını emretti. 15 dakika  
içerisinde bütün köy korucuları üste toplandı. Komutanı bekledim, fakat gelmedi. Bu arada,  
kullanılıp kullanılmadıklarını görmek için köy korucularının bütün silahlarını kontrol ettim.  
Daha önce, köy korucularından nöbet vardiyasından sonra silahlarını bırakmaları istenmi.  
Silahların tüfek harbisi ile temizlenmesi zorunluydu. Köy korucularındaki bütün silahları tek  
tek kontrol ettim. Silahların bazıları iyi durumdaydı. Bazıları ise tozluydu. Ben bu silahları  
olay gerçekletikten hemen sonra kontrol ettim. Hiçbir barut izine veya kokusuna  
rastlamadım.  
Nevruz kutlamalarında köylülerin Kutlubey köyüne doğru yürüyecekleri haberini  
aldık. Aslında Nevruz’dan bir gün önce komu köylerde ateyakmılardı. Kutlubey, o  
bölgede köy korucusu olan tek köy. ... [Nevruz kutlamaları sırasında] on iki PKK üyesi,  
köylüleri Kutlubey’e doğru yürümeleri için zorladı. Orada ehitlerinin olduğunu iddia ettiler.  
Grubu durdurmaya çalıtım ve onlara yaptıklarının kanuna aykırı olduğunu söyledim. Köy  
korucularından aynı eyleri Kürtçe olarak tekrar etmelerini istedim. Ancak, militanlar  
köylüleri yürümeleri için zorlamaya devam etti. Bunun ardından havaya uyarı amaçlı ateꢀ  
açtım. Daha sonra helikopterler geldi. [Helikopterlerin] ateaçmamaları gerekiyordu.  
[Helikopterler ateaçınca] oradaki insanlar kaçtı. ... 14 Nisan 1992’de, PKK militanları  
Kutlubey köyüne saldırdılar. Muhittin adlı bir köy korucusu öldü. Köy korucularıyla bizim  
güçlerimiz ateaçtılar. Teröristler gittiler. Bu tür saldırılarda bütün fiekleri toplamak  
imkansızdır. Bazıları toplanabilir, ama hepsi değil. Köy korucularının Kalanikof tüfekleri  
var. Bizim ise G-3 ve MG-3’lerimiz var. Bu tüfekler için olan mermiler 7.62 çapındadır.  
Ancak, bu mermilerin yapısı farklıdır. Hangi merminin hangi tüfeğe uyduğunu  
anlayabilirsiniz.”  
28. 19 Ocak 1993’te, mahkemeye birçok silah sunulmutur. Ancak, bunlardan hiçbiri  
daha önce balistik inceleme için sunulan silahlardan olmadığı için, geri gönderilmitir.  
29. 2 ubat 1993’te, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, köy korucusu Abbas Ta’ın  
durumaya kadar serbest bırakılması emrini vermitir.  
30. 9 ubat 1993’te, Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın, Vali’nin ve Midyat cezaevi  
müdürünün isteği üzerine, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi bölgedeki halkın güvenliğini  
sağlamak için davayı Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne devretmeye karar vermitir.  
Mahkeme, tarafların birbirlerine gösterdiği dümanlık, mahkeme binasına gelirken  
karılatıkları zorluklar ve durumaların olduğu gün Midyat’ta oluan gerginlik nedeniyle  
davanın devredilmesinin gerekli olduğuna karar vermitir. Mahkeme ayrıca, durumun PKK’yı  
bölgedeki terör eylemlerini arttırmaya tevik ettiği kanısına varmıtır.  
31. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 Mart 1993 tarihinde yapılan ilk durumada,  
mahkeme, bütün sanıklarının Denizli cezaevine gönderilmesini istemitir. Mahkeme,  
durumaya kadar serbest bırakılmıolan on besanığın ifadelerinin alınması için Midyat Ağır  
Ceza Mahkemesi ile Nusaybin Ağır Ceza Mahkemesi’ne istinabe müzekkereleri yollamıtır.  
Mahkeme ayrıca, birçok tanığın adresinin bildirilmesi için çeitli bölgesel makamlara bildiri  
yollatır. Mahkeme, Süleyman Acar’ın vücudunda bulunan merminin çıkartılmasını  
istemitir. Mahkeme ayrıca, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nin Nusaybin Jandarma  
Komutanlığı’nda güvenli bir depoya konulan köy korucularının silahlarını alma isteğini  
tekrarlamıtır.  
32. 2 Mart 1993’te Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nden  
Süleyman Acar’ın ifadesini almasını istemitir. 12 Mart 1993’te Midyat Cumhuriyet Savcısı,  
Süleyman Acar’ı öldürmeye teebbüsten yirmi yedi korucu aleyhinde ayrı bir iddianame  
hazırlatır..  
33. 29 Mart 1993’te Süleyman Acar, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkmıve u  
ifadeyi vermitir:  
“Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne götürüldüm. Orada ameliyat oldum. Vücudumdan  
mermi çıkarıp çıkarmadıklarından haberim yok. Bilincim yerinde değildi. Bana vücudumdan  
mermi çıkarıldığına dair bir ey söylenmedi. Baldırımdan yaralanmıtım. Dizimde bir mermi  
çıkıı yarası vardı. Büyük ihtimalle mermi bacağımda değildi.”  
34. 5 Nisan 1993’te bavuran Hüseyin Akan, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önünde u  
ifadeyi vermitir:  
“Olay günü, içinde bulunduğum minibüs silahlı kiilerden oluan bir grup tarafından  
durduruldu. Bizi araçlardan indirip sıraya dizdiler. Ethem adlı kii silahını Cengiz Kaçmaz’a  
verdi. Cengiz Kaçmaz silahla diğerlerine iaret verdi ve hepsi bize ateaçtı. Onları tanıdım,  
çünkü Cengiz’in yüzü kısmen kapalıydı, Ethem’in yüzü ise tamamen açıktı. Olay sırasında  
kardeim Abdülkadir ve babam Mehmet öldüler.”  
35. 20 Nisan 1993’te ÇavuArif Güner ve ÇavuKazım Demirba, Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi önüne çıkmıtır. Arif Güner u ifadede bulunmutur:  
“Olay günü, köy korucularıyla birlikte sabah 6:00’dan akam 5:00’e kadar nöbetçiydim.  
Hatırladığım kadarıyla, Tacettin Sakan, Nevaf Aydın ve Mahmut Baak ile beraberdim. ...  
Nöbet tuttuğumuz yer olayın geçtiği yere iki saatlik yürüme mesafesinde. Diğer sanık köy  
korucuları, diğer askerlerle birlikte nöbet tutuyorlardı. ... Köy korucularıyla birlikte üsse geri  
döndüm. Bütün sanık köy korucuları bizimle beraberdi. Kahvaltı yapmak için bir saat üste  
kaldık. Sonuç olarak, sanıkların olayla ilgisinin olması imkansız. ... Nevruz günü köylüler  
[Kutlubey] köyüne yürüdüler. O gün uyar atıı yaptık. Yağmur yağıyordu, o nedenle  
kovanları toplayamadık. Baka birinin kovanları toplamıolması mümkündür. … Üsse  
döndüğümüzde her zaman silahları temizleriz. O gün silahlar temizdi. Üzerlerinde bir iaret  
ya da barut kokusu yoktu. Köy korucularının köylüleri öldürmüya da yaralamıolması  
mümkün değil. Üçü benimle, diğerleri de kendi komutanlarıyla birlikteydi. Bazıları köyün  
yakınında nöbet tutuyordu.  
36. ÇavuKazım Demirba, meslektaının ifadesini tekrarlayarak köy korucuları  
Cengiz Kaçmaz, Bedran Göktekin ve Đsmail Kaçmaz’ın olay günü kendisine elik ettiğini  
belirtmitir.  
37. 26 Nisan 1993 tarihinde yapılan durumada mahkeme, bu operasyon sağlıkları  
açısından bir tehdit oluturmayacaksa, Süleyman Acar, Đbrahim Akan ve Salih Acar’ın  
vücutlarındaki kurunların çıkartılmasını istemitir.  
38. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Mayıs 1993 tarihinde köy korucusu Cengiz  
Kaçmaz’ın tutuksuz yargılanmasını emretmitir.  
39. Mahkeme, 17 Haziran 1993’te sanık ile müdahillerden bazılarının Türkçe  
bilmemesi nedeniyle bir tercüman çağırılmasını talep etmitir. Ayrıca silahların teslim  
edilmesine ilikin talebini bir kez daha tekrarlamıtır. Sıkıyönetim Bölge Valisi ile Mardin  
Valisi’ne bu konuda bir yazı göndererek bu kanıtın dava açısından belirleyici rolü olduğunu  
vurgulamıtır.  
40. Mardin Devlet Hastanesi, 25 Haziran 1993’te, mahkemeye, Đbrahim Akan’ın  
bacağındaki kurunu çıkarmanın çok riskli olduğunu zira kurunun sinire çok yakın olduğunu  
bildirmitir.  
41. Midyat Cumhuriyet Savcısı, 7 Temmuz 1993 tarihinde, Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin talebi üzerine, Rize Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda aağıdaki ifadeyi  
vermitir:  
“Sözkonusu dönemde Midyat’ta Cumhuriyet Savcısı idim. … Olay yerine intikal  
ettiğimde jandarmalar ve askerler oradaydı. Yolun sağ ve sol tarafında yatan 7-8 ceset  
gördüm. Yakın mesafeden vurulmugibiydiler. … Askerlere bokovanları toplamalarını  
söyledim. … Otopsileri yürütürken askerlerin bokovanları toplamadığını fark ettim.  
Asistanımın yardımıyla cesetlerin yakınındaki bokovanları ahsen topladım. Bir rapor  
hazırladım. Daha fazla kovan toplanabilirdi. Ben toplayabildiğim kadarını topladım. Kovanlar  
yeni atelenmigibiydi. Etrafta bir barut kokusu vardı. Yakın zamanda atelendikleri belliydi.  
Mermi dip çukurları paslanmamıtı. Etrafta tüfek yoktu, yalnızca bokovanlar vardı. …  
kanaatimce bokovanlar köylüleri öldüren silahlar tarafından atelenmiti. … Yolun  
yakınlarındaki bir mağarada yeni söndürülmüateve insan dıkısı kalıntıları vardı.  
Kanaatimce bu, katillerin saldırıdan önce bir pusu kurduğunu göstermektedir.”  
42. 14 Temmuz 1993’te sanığa ait yirmi sekiz Kalanikof Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin emanetine konulmutur. Ertesi gün Reit Acar’ın bacağından çıkartılan  
kurun da mahkemesinin emanetine yerletirilmitir.  
43. Diyarbakır Devlet Hastanesi tarafından hazırlanan 20 Temmuz 1993 tarihli bir  
rapor ile Süleyman Acar’ın bacağında kurun parçacıkları bulunduğu ancak bunları  
çıkartmanın mümkün olmadığı mahkemeye bildirilmitir.  
44. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Eylül 1993 tarihinde, Đstanbul’daki Adli Tıp  
Kurumu’ndan suç mahallinde bulunan 66 bokovan ile Sabri Acar’ın ve bavuran Reit  
Acar’ın vücudundan çıkartılan mermilerin köy korucularının silahlarından atelenip  
atelenmediğini incelemesini talep etmitir. Mahkeme, ayrıca, Süleyman Acar’ın tıbbi  
durumunun yeniden değerlendirilmesini ve mermi parçacıklarının vücudundan çıkartılıp  
çıkartılamayacağı hakkında mahkemenin bilgilendirilmesini talep etmitir.  
45. Adli Tıp Kurumu, 28 Ekim 1993 tarihli bir raporla Diyarbakır Bölge Polis  
Kriminal Laboratuarı’nın raporundaki bulguları doğrulamıtır. Ek olarak üç kovanın 7.62-mm  
kalibre, “Nato-tipi” bir silahtan atelendiğini belirtmitir. Rapor, Sabri Acar ile Reit Acar’ın  
vücutlarından çıkartılan kurunlara ilikin olarak, sözkonusu kurunların paslandığını ve  
sonuç olarak bunları karılatırmalı testlerde kullanmanın mümkün olmadığını belirtmitir.  
Dolayısıyla bu iki kurunun köy korucularına ait silahlardan atelenip atelenmediğini  
belirlemek mümkün değildir.  
46. 8 Kasım 1993 tarihli raporunda Adli Tıp Kurumu, mahkemeye, Süleyman Acar’ın  
bedenindeki kurunu çıkartmanın tıbbi açıdan mümkün olduğunu bildirmitir. Bir sonraki  
durumada mahkeme, bu parçaların balistik incelenmesinden pozitif bir sonuç çıkmayacağı  
gerekçesiyle operasyon yapılmamasına karar vermitir. Ayrıca köy korucuları Mihdi Özbay,  
ehmus Seyda, Tacettin Sakan, Nevaf Aydın, Mehmet Seyhan, Halit Aktan, Rahmi Kaçmaz,  
Ethem Seyhan ve Tevfik Akbay’ın tutuksuz yargılanmasını emretmitir.  
47. 20 Aralık 1993 tarihinde mahkemede verdikleri ifadelerinde, sanıkların hepsi  
aleyhlerindeki suçlamaları reddederek beraat talebinde bulunmutur.  
48. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1994 ile 1996 yılları arasında görülen on yedi  
durumada mahkeme, tanıkların yaadığı yerlerdeki mahkemelere istinabe müzekkereleri  
göndererek tanıkların ifadesini almıtır, zira tanıkların çoğu Türkiye’nin farklı yerlerine  
taınmılardır ve bazı durumlarda adresleri mahkeme tarafından bilinmemektedir.  
49. 2 Temmuz 1996’da mahkemeye, Erdal Acar’ın tıbbi geçmiini anlatan bir rapor  
sunulmutur. Ancak rapor vücudundaki kuruna ilikin bir bilgi içermediğinden mahkeme  
Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’ne kurunun çıkartılmasına ilikin talebini yeniden açıklayan  
bir istinabe müzekkeresi göndermitir.  
50. 17 ubat 1997 tarihli bir dilekçe ile bavuran Đbrahim Akan, Mardin Devlet  
Hastanesi’nde kendisine üç kere bacağındaki kurunun çıkartılmasının mümkün olmadığının  
söylendiğini Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne bildirmitir. Akan, ayrıca, Denizli’ye gidip  
bacağına burada operasyon yaptıracak maddi imkana sahip olmadığını da belirtmitir.  
Mahkeme, 27 ubat 1997’de Denizli Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı göndererek sağğı için  
bir tehdit tekil etmemesi halinde Đbrahim Akan’a Đzmir’deki bir hastanede operasyon  
yapılmasını talep etmitir.  
51. Yetkili makamlara yeni adresini bildirmeden taınan Đbrahim Akan’ın izini bulmak  
için yapılan birçok giriimden sonra 12 Ağustos 1998’de Đbrahim Akan bulunmuve  
muayene için Đzmir’deki Atatürk Eğitim Hastanesi’ne gönderilmitir. 31 Ağustos 1998’de  
hazırlanan tıbbi rapora göre bazı tıbbi riskler bulunmasına rağmen kurunun çıkartılması  
mümkündür.  
52. Bavuranların güvenlik kuvvetleri tarafından baskı ve tehdide maruz kaldıkları  
yönündeki iddialarını takiben yerel makamlar tarafından bir soruturma açılmıtır. 8 ubat  
1998 tarihinde Selim Acar, Cumhuriyet Savcısı’na aağıdaki ifadeyi vermitir:  
“Osman Acar ve Đsmet Acar kardelerimdir. Đsmet, 1992’de meydana gelen olayda  
ölmütü. Osman Acar, 30 yıldır Đzmir’de yaamaktadır. Bu köye çok seyrek gelir. En son  
annemizin cenazesi için 1993’te gelmiti. O zamandan beri kendisini görmedim. Kardeimin  
ölümüyle ilikili olarak kimse beni tehdit etmedi. PKK’ya karı yapılan operasyonlar  
sırasında birçok kez terör örgütünün etkinliklerine katıldığım iddiasıyla gözetim altına  
alındım. Akrabalarım ve ben tehdit edilmedik. Kutlubey köyü korucularının baı olan Cengiz  
Kaçmaz bizi tehdit etmedi. Gayet iyi anlaıyoruz. Kutlubey köyüne gittiğimizde onun evinde  
kalıyoruz.  
53. 21 ubat 1999 tarihli bir dilekçe ile bavuran Osman Acar, Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne Cengiz Kaçmaz’ın da aralarında bulunduğu köy korucularının aile üyelerini,  
özellikle de kardei Selim Acar ile karısı Halime Acar’ı tehdit ettiğini bildirmitir.  
54. 17 Kasım 1998’de, mahkeme, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne Đbrahim Akan’dan  
bacağındaki kurunu çıkartmak için izin alınmasına yönelik bir talimat göndermitir. Đzmir  
Ağır Ceza Mahkemesi, Đbrahim Akan’ı bulamadığı için, 23 ubat 1999’da Midyat  
Cumhuriyet Savcısı’na Đbrahim Akan’ın nerede olduğunu soran bir yazı göndermitir. Sonraki  
yedi duruma boyunca mahkeme, Đbrahim Akan’ın nerede olduğunu bulmaya çalıtır.  
55. Cumhuriyet Savcısı, 13 Haziran 2000’de yapılan durumada sanıkların  
yargılandıkları suçlardan mahkum edilmeleri talebinde bulunmutur. Bazı sanıkların avukatı  
esaslara ilikin savunmasını sunmak için ek süre talep etmitir. Đꢀlemlerin daha da uzamasını  
engellemek için mahkeme Đbrahim Akan’ın bacağındaki kurunun çıkartılmasına yönelik ara  
talimatını iptal etmeye karar vermitir. Sanıkların nihai ifadelerinin alınması için farklı  
ehirlerdeki ağır ceza mahkemelerine istinabe müzekkereleri göndermeye karar vermitir.  
56. 18 Temmuz 2000 tarihinde, biri dıında tüm sanıklar, iddianameye ilikin sözlü  
görülerini sunmutur. Hepsi, olayın PKK tarafından köy korucuları için hazırlanan bir tuzak  
olduğunu öne sürmütür.  
57. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaklaık elli duruma yapılmıtır. Bu  
durumalarda mahkeme, tanıkların adreslerini bulmak için farklı bölgelerdeki cumhuriyet  
savcılarına birçok yazı göndermitir. Tüm bavuranlar farklı zamanlarda, mahkemeye cezai  
ilemlere müdahil taraf olarak katılma talebinde bulunan dilekçeler vermitir. Tüm nüfus  
kütüğü kayıtlarının sunulmasını takiben mahkeme, bavuranların ölen kiilerle ilikilerini  
saptave müdahil taraf olarak katılma taleplerini kabul etmitir. Ayrıca mahkeme çeitli  
tanık, sanık ve müdahillerin farklı tarihlerde, farklı ağır ceza mahkemelerine verilen  
ifadelerini de incelemitir.  
58. Mahkeme, 20 Kasım 2000 tarihinde köy korucularının beraatına karar vermitir.  
Mahkeme, elindeki kanıtlardan aağıdaki sonuçlara varmıtır:  
“Tanık ve mütekilerin Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulandıklarında verdikleri  
ifadeler, daha sonra, mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerden farklıdır. Özellikle,  
Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede Salih Acar, konvoyu durdurduklarında sanıkların  
yüzlerini örttüğünü söylemi, ancak mahkemede verdiği ifadede sanıkların yüzlerini örtüp  
örtmediğini belirtmemitir. Süleyman Acar Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede kendilerine  
saldıranların Cengiz ve Ethem olduğundan bahsetmemiken mahkemede kendilerine  
saldıranların köy korucuları Cengiz ve Ethem olduğunu belirtmitir. Reit Acar da  
Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede yüzleri kapalı olduğundan kendilerine saldıranların kim  
olduğunu bilmediğini söylemitir. Ancak mahkemede verdiği ifadesinde Cengiz’in yüzünün  
tamamen açık olduğunu ancak Ethem’in yüzünün kapalı olduğunu söylemitir. Salih Akay,  
Hüseyin Akan ve Selim Acar daha önceki ifadelerinde saldırganların kimliklerine dair bir  
açıklamada bulunmamıtır. Üstelik bu tanıklar saldırganların yüzlerinin kapalı olup  
olmadığını da belirtmemitir. Ancak mahkemede verdikleri ifadelerinde olayları ayrıntılı  
biçimde tarif etmiler ve Ethem ile Cengiz’i kendilerine ateaçan köy korucuları olarak tehis  
etmilerdir.  
Çalpınar köyü, Kutlubey köyünden 10 kilometre uzaktadır. Đki köy sakinlerinin yakın  
iliki veya temas içerisinde olmaması kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla mütekilerin  
suçlanan köy korucularını saldırganlar olarak tehis edebilmesi mümkün görünmemektedir.  
Suçlanan köy korucuları Cengiz ve Ethem’in mütekilere saldıran grubun içinde  
olduğu varsayılsa bile neden bazı köy korucuları yüzlerini kapatırken diğerlerinin  
kapatmağı hakkında makul bir açıklama getirilememitir.  
Đfadelerinde astsubaylar Ali Kılıç, Kazım Demirbave Arif Güner, 19 Nisan 1992  
günü saat 18:00’den 20 Nisan 1992 günü saat 06:00’a kadar suçlanan köy korucuları ile  
birlikte nöbet tuttuklarını bildirmitir. Astsubayların ifadelerinden, nöbetleri bittikten sonra  
köy korucularının jandarma komutanlığına geri döndükleri anlaılmaktadır. Ayrıca köy  
korucularına ait silahların olayın meydana geldiği sabah kullanılmadığı da anlaılmaktadır.  
Astsubaylar bu gerçeği doğrulamıtır. Bu nedenle suçlanan köy korucularının, köylülerin  
öldürülmesine karığı sonucuna varılamaz.  
Adli Tıp tarafından hazırlanan 28 Ekim 1993 tarihli balistik raporunda suç mahallinde  
66 kovan bulunduğu, bunların 63 tanesinin suçlanan köy korucularının silahlarından  
atelendiği belirtilmitir. Ancak bu kanıt, tek baına köy korucularını mahkum etmek için  
yeterli değildir. Öncelikle geri kalan kovanların kimin silahından atıldığı hala  
bilinmemektedir. Đkincisi, Sabri Acar ve Reit Acar’ın vücutlarından çıkartılan kurunlarına  
köy korucuların ait silahlardan atılıp atılmadığı laboratuar tarafından belirlenememitir.  
Suçlanan köy korucuları, görülerinde, suç mahallinde bulunan bokovanların oraya  
manları tarafından, kendilerini zan altında bırakmak için konulduğunu belirtmilerdir.  
Aslında, 21 Mart 1992’de köy korucuları ve güvenlik kuvvetleri terörist örgüt tarafından  
yapılan bir yürüyüü durdurmak için ateaçmıtır. Üstelik 13 Nisan 1992’de güvenlik  
kuvvetleri ile terörist örgüt üyeleri arasında çıkan bir çatımada köy korucuları gibi güvenlik  
kuvvetleri de PKK üyelerine ateaçmıtır. 13 Nisan 1992 tarihli bir raporda 447 mermi  
harcanğı ve suç mahallinden 215 bokovan toplandığı belirtilmitir. Dolayısıyla 232 boꢀ  
kovanın bulunamadığı anlaılmaktadır. 20 Nisan 1992 tarihinde meydana gelen olaydaki boꢀ  
kovanların, köylülerin kimliği belirsiz ahıslar tarafından öldürülmesinin ardından suç  
mahalline yerletirilmiolması kuvvetle muhtemeledir.”  
59. 9 ubat 2001’de bavuranlar, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını  
Yargıtay’da temyize götürmütür.  
60. 4 Aralık 2001’de, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı görüünü bildirmitir. Đbrahim  
Akan’ın bacağındaki kurunun çıkartılmadığını not etmitir. Ayrıca mahkemenin köy  
korucularını beraat ettirme kararının 23 Haziran 1992 tarihli balistik raporuna, iki köy  
korucusunu tanıyan dört tanığın ve Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerine ters düğünü  
de not etmitir. Daha sonra Cumhuriyet Savcısı, ilk derece mahkemesinin kararının  
bozulmasını ve suçlanan on köy korucusunun mahkum edilmelerini tavsiye etmitir.  
61. Yargıtay, 7 ubat 2002’de ilk derece mahkemesinin suçlanan on yedi köy  
korucusuna ilikin kararını onamıtır. Üstelik, 23 Haziran 1992 ve 28 Ekim 1993 tarihli  
balistik raporlarındaki bulguların ve Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerinin ıığı altında  
Yargıtay, on sanık için ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Ayrıntılı kararında,  
mahkeme ayrıca, Đzmir Atatürk Eğitim Hastanesi’nin tıbbi raporunda belirtildiği gibi, Đbrahim  
Akan’ın bacağındaki kurunu çıkartmaya çalımanın çok riskli olacağı hükmünü vermitir.  
62. Cezai ilemler Denizli Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda, suçlanan on köy  
korucusu aleyhinde yeniden açılmıtır. 25 Mart 2002 tarihinde yapılan durumada mahkeme,  
sanıklar ve müdahillerin ifadelerini almak için befarklı ildeki ağır ceza mahkemelerine  
istinabe müzekkereleri göndermeye karar vermitir.  
63. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs 2003’te suçlanan köy korucularını suçlu  
bulmuve ömür boyu hapse mahkum etmitir. Mahkeme kararının özeti aağıdadır:  
“Otopsi raporlarının ıığında, altı köylünün ölüm nedenlerine ilikin bir üphe  
bulunmamaktadır. Bunun yerine, yanıtlanması gereken soru, köylülere ateedenlerin suçlanan  
köy korucuları olup olmadığıdır.  
Yalnızca tanıkların ifadelerine dayanmak mümkün değildir, zira bu ifadeler birçok  
noktada çeliki içerisindedir. Ancak ön soruturma sırasında verilen tanık ifadelerinin,  
genelde, objektif olduğu görülmektedir. Bu ilk ifadelere dayanarak, ateeden kiilerin  
tanınmamak için yüzlerini kapattığı belirlenmitir. Mahkeme, bazı tanıkların, Ethem ve  
Cengiz’i tanıdıklarını söylediği ifadeleri inandırıcı bulmamıtır. Ethem ve Cengiz’in ateꢀ  
edenler arasında bulunduğu varsayılsa bile, diğer herkes yüzlerini kapamıken onların  
kapamamıolmasının makul bir açıklaması yoktur.  
Üstelik, mahkemenin kanaatince, kendisine bir vukuat bildirilen bir komutanın  
normalde yapması gereken ey, mümkün olduğunda kısa sürede olay yerine gitmektir. Ancak  
sözkonusu davada astsubay Ali Kılıç’ın harekete geçmeden önce yirmi yedi silahı tek tek  
kontrol etmesi anlaılmazdır. Üstelik, mahkeme, Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın askerlerin  
kendisine yardımcı olmak için bokovanları toplamadığını ve cesetlerin yanındaki boꢀ  
kovanları ahsen toplamak zorunda kaldığını öne sürdüğünü de not etmitir. Yukarıda  
anlatılanlar göz önüne alındığında mahkeme, Ali Kılıç’ın, Kazım Demirba’ın ve Arif  
Güner’in kendileriyle beraber terörizme karı savaan sanıkları korumaya çalığı sonucuna  
varmıtır ve dolayısıyla ifadelerini güvenilir bulmamaktadır.  
Mahkeme Sabri Acar ile Reit Acar’ın vücutlarından çıkartılan kurunların hangi  
silahlardan atelendiklerinin tespiti için karılatırmalı testlerde kullanılmalarının mümkün  
olmadığını, zira sözkonusu kurunların paslanmıolduğunu not etmitir. Ayrıca tıbbi  
komplikasyonlar nedeniyle Đbrahim Akan’ın vücudundaki kurunun çıkartılması mümkün  
olmamıtır.  
Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın, etrafta bir barut kokusu olduğunu belirttiği ifadeleri  
dikkate alındığında, mahkeme, bokovanların olay yerine sonradan, köy korucularını zan  
altında bırakmak için yerletirildiği iddialarının, görgü tanıkları ve diğer kanıtlar tarafından  
ikna edici bir ekilde desteklenmediği sonucuna varmıtır.  
Ayrıca, altmıaltı kovandan üç tanesinin köy korucularına ait silahlardan  
atelenmemiolması, onların masum olduğuna dair bir kanıt olarak görülemez. Köy  
korucularından birinin, olaydan sonra yetkili makamlar tarafından el konulmayan bir silaha  
sahip olması mümkündür.  
Sonuç olarak, balistik raporunun ve sözkonusu davada tarafsız bir konuma sahip olan  
Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadelerine dayanarak mahkeme, suçlanan köy korucularından  
on tanesinin, PKK destekçisi olduğunu düündükleri köylülerin yaralanması ve  
öldürülmesinden sorumlu olduğu kararına varmıtır.”  
64. Đç hukuk hükümleri uyarınca bu karar ex officio olarak temyize gitmitir. Ancak  
köy korucuları da ilk derece mahkemesinin kararı aleyhinde bir temyiz bavurusunda  
bulunmulardır.  
65. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, 29 ubat 2004 tarihinde mahkemeye görüünü  
sunarak ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasını tavsiye etmitir. Đlgili iç hukukun  
Yargıtay’ın kararı hakkında sanıkların görülerinin alınmasını öngörmesine karın,  
mahkemenin suçlanan iki köy korucusuna ilikin olarak bunu yapmadığını not etmitir.  
66. Yargıtay, 9 Aralık 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını iki köy  
korucusuna ilikin olarak bozmu, diğerlerine ilikin olarak onamıtır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA  
67. Đlgili iç mevzuat ve uygulama, AĐHM’nin Avar/Türkiye (no. 25657/94, §§ 261-81,  
AĐHM 2001-VII (alıntılar)) kararında özetlenmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
68. Bavuranlar, köy korucuları tarafından kasten öldürülmeleri nedeniyle  
akrabalarının yaama haklarının ihlal edildiğini iddia etmitir. Bavuranlar Đbrahim Akan ve  
Reit Acar, ayrıca köy korucularının kendilerini öldürmeye teebbüs etmesi nedeniyle yaama  
haklarının ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur. Ek olarak, bavuranlar ulusal makamların  
cinayetler ve cinayet teebbüslerine ilikin yeterli ve etkili bir soruturma yürütmeye yönelik  
usuli yükümlülüklerini yerine getirmediğini öne sürmütür. Bavuranlar, AĐHS’nin aağıdaki  
2. maddesine dayanmaktadırlar:  
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile  
cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine  
getirilmesi dıında hiç kimse kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk  
haline gelmesi sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
(a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
(b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan  
bir kiinin kaçmasını önlemek için;  
(c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Tarafların görüleri  
69. Hükümet, ilemlerin halen yerel mahkemeler huzurunda beklemekte olması  
nedeniyle, bavuranların bu madde altındaki ikayetlerine ilikin görübildirmemitir.  
Yalnızca cezai ilemlerin süresinin, farklı ehirlerde ikamet eden kurbanlara ulamakta ve  
bunların tıbbi muayenelerinin yapılmasını sağlamakta karılaılan zorluklardan  
kaynaklandığını iddia etmilerdir.  
70. Bavuranlar, akrabalarının Kutlubey köyü korucuları tarafından kasten  
öldürülğünü öne sürmütür. Kendilerini Çalpınar köyünde köy korucusu sistemini kabul  
etmeye zorlamaya çalıan korucular tarafından sürekli tehdit edildiklerini ve baskı  
gördüklerini ileri sürmülerdir.  
71. Ayrıca olaya ilikin soruturmanın, AĐHS’nin 2. maddesi altındaki usuli  
yükümlülükleri yerine getirmediğini belirtmilerdir. Olay yerinde bulunan jandarmalar  
Midyat Cumhuriyet Savcısı’na yardımcı olmadığından, Cumhuriyet Savcısı bokovanların  
hepsini değil ancak bir kısmını toplayabilmitir. Ancak eğer olay yerinden daha fazla boꢀ  
kovan toplanabilmiolsaydı, bu kovanların balistik incelemesi olaya on taneden daha fazla  
sayıda köy korucusunun karıolduğunu gösterebilirdi.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Genel hususlar  
72. Yaam hakkını güvence altına alan ve öldürmenin mazur görülebileceği artları  
belirleyen 2. madde, AĐHS’nin, hakkında derogasyona izin verilmeyen en temel  
hükümlerinden biridir. Aynı zamanda, 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni oluturan  
demokratik toplumların temel değerlerinden birini de oluturmaktadır. Dolayısıyla  
öldürmenin mazur görülebileceği artlar kesinlikle belirlenmelidir. Đnsanları korumaya  
yönelik bir araç olarak AĐHS’nin amacı ve hedefi aynı zamanda 2. maddenin, getirdiği  
güvenceleri pratik ve etkin kılacak ekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir. (bkz.  
McCann ve Diğerleri/Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-  
47, ve yukarıda anılan Avar, § 390).  
73. Demokratik bir toplumda bu hükmün taıdığı öneme uygun olarak, AĐHM,  
değerlendirmede bulunurken, öldürmeye ilikin davaları, özellikle de kasti ölümcül kuvvetin  
kullanılğı durumlarda, yalnızca kuvveti kullanan Devlet temsilcilerinin hareketlerini değil,  
olayı çevreleyen artları da göz önüne alarak dikkatle incelemek zorundadır.  
74. AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yaamı koruma yükümlülüğü, AĐHS’nin 1.  
maddesindeki Devlet’in “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleme’de  
açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma”ya yönelik genel görevi ile birlikte düünüldüğünde,  
bireylerin güç kullanımı sonucunda öldürüldüğü durumlarda bir tür etkin resmi soruturma  
yapılması gerektiği anlamına gelmektedir (bkz. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve  
Diğerleri, s. 49, § 161 ve Kaya/Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar, Reports of Judgments  
and Decisions 1998-I, s. 329, § 105). Bu tür bir soruturmanın asıl amacı, yaam hakkını  
teminat altına alan yerel kanunların etkin biçimde uygulanmasını sağlamak ve Devlet ajanları  
ve kurumlarını da kapsayacak ekilde, kendi sorumlulukları altında meydana gelen  
ölümlerden sorumlu olduklarını garanti etmektir. Sözkonusu amaçları hangi soruturma  
eklinin yerine getireceği, farklı koullarda değiebilir (bkz. Avar, yukarıda kaydedilen, §  
593).  
75. Devlet ajanları tarafından kanun dıı adam öldürmeye ilikin balatılan  
soruturmanın etkili olabilmesi için, soruturmayı yürüten ve soruturmadan sorumlu olan  
kiilerin, olaylara dahil olan kiilerden bağımsız olması gerektiği düünebilir (bkz. örneğin,  
Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve Oğur/Türkiye  
[BD], no. 21594/93, §§ 91-92, ECHR 1999-III). Soruturma ayrıca, bu tür davalarda  
kullanılan güçlerin sözkonusu koullarda haklı olup olmadığına dair bir karara varılmasını  
(örneğin, Kaya, yukarıda kaydedilen, sayfa 324, § 87) ve sorumlu olan kiilerin tehis  
edilmesi ve cezalandırılmasını sağlama anlamında da etkili olmalıdır (Oğur, yukarıda  
kaydedilen, § 88). Bu, sonuca ilikin değil, usule ilikin bir sorumluluktur. Yetkili makamlar,  
inter alia görgü tanıklığı, adli tıp delilleri ve uygun olması halinde, tam bir hasar raporu ve  
klinik bulguların, ölüm sebebini de içeren objektif analizini sağlayan bir otopsi de dahil olmak  
üzere olayla ilgili delilleri garanti altına almak için makul ekilde hareket etmelidirler  
(otopsilerle ilgili bkz., örneğin, Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, ECHR 2000-VII;  
görgü tanıklarıyla ilgili olarak, örneğin, Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 109, ECHR  
1999-IV; adli tıp delilleriyle ilgili olarak, örneğin, Gül/Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık  
2000). Soruturmada görülen ve soruturmanın ölüm nedenini tespit edebilme gücünü  
zayıflatan bir eksiklik veya sorumlu kii, sözkonusu standarda uyulmaması riskini yaratacaktır  
(bkz. Avar, yukarıda kaydedilen, § 594).  
76. Ayrıca bu bağlamda kesin bir ivedilik ve sürat gerekliliği olmalıdır (bkz.  
Yaa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VI, sayfa 2439-40, § 102-04,  
Çakıcı/Türkiye [BD], no. 23657/94, §§ 80,87,106, ECHR 1999-IV, Tanrıkulu yukarıda  
kaydedilen, § 109, ve Mahmut Kaya/Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-07, ECHR 2000-III). Bir  
soruturmada, belli bir durumda, ilerlemeyi önleyen engeller veya zorluklar olduğu kabul  
edilmelidir. Ancak, öldürücü güç kullanımının soruturulmasında yetkili makamlar tarafından  
verilen ivedi bir cevap, hukukun üstünlüğünün korunmasında ve kanuna aykırı fiillere  
toleransta görülebilecek hilelerin engellenmesinde kamu güvenini sağlamak için gerekli  
görülebilir.  
2. Bavuranlar Đbrahim Akan ve Reit Acar’ın davasında AĐHS’nin 2. maddesinin  
uygulanabilirliği  
77. AĐHM sözkonusu davada, bavuranlar Đbrahim Akan ve Reit Acar’ın olay  
sırasında yaralanmıolduklarını gözlemlemitir. Bu nedenle, olay sırasında bavuranlara karı  
kullanılolan güç öldürücü değildir. 2. madde uyarınca ikayetin incelenmesi hariç  
tutulmağı halde, AĐHM yalnızca istisnai durumlarda Devlet görevlileri tarafından  
gerçekletirilen fakat ölümle sonuçlanmayan fiziksel kötü muamelenin, sözkonusu maddenin  
ihlalini ortaya koyabileceği ve kötü muameleye ilikin ikayetlerin, 3. madde uyarınca  
incelenmesi gerektiği sonucuna varmıtır. Bu bakımdan, kullanılmıolan gücün derecesi ve  
türü ve güç kullanımının ardında yatan amaç ve maksat, diğer faktörlerle birlikte, belirli bir  
davada Devlet ajanlarının, ölümle sonuçlanmayan yaralanmalara neden olmalarının olayları,  
AĐHS’nin 2. maddesinin kapsam ve amacı gözönünde tutularak, yine 2. madde tarafından  
öngörülen teminat kapsamına sokup sokmayacağını değerlendirmede gerekli olabilir  
(Đlhan/Türkiye [BD], no. 22277/93, § 76, ECHR 2000-VII).  
78. Bu nedenle, AĐHM’nin sözkonusu davada vermesi gereken karar, bavuranlara  
karı kullanılmıolan gücün, potansiyel olarak öldürücü olup olmadığı ve olayla ilgili köy  
korucularının, fiziksel bütünlükleri ve yaam hakkının korunmasının amaçlandığı hak  
üzerinde ne tür etkileri olduğudur (bkz., mutatis mutandis, Makaratzis/Yunanistan [BD], no.  
50385/99, § 52, 20 Aralık 2004).  
79. Đki bavuranın, üzerlerine açılan ve diğer köylülerden sekizinin ölümü ile  
sonuçlanan öldürücü atealtında yaralandıkları saptanmıtır. Bu koullar altında, kullanılan  
gücün derecesi ve türü gözönüne alındığında, AĐHM hayatta kalmıolsalar bile bavuranların,  
hayatlarını riske sokan bir muameleden mağdur oldukları sonucuna varmıtır. Sonuç olarak  
AĐHS’nin 2. maddesi, bavuranlar Đbrahim Akan ve Reit Acar’a uygulanabilir.  
3. Bavuranların yakınlarının öldürülmesi ve Đbrahim Akan ve Reit Acar’ın  
yaralanmasına ilikin  
80. AĐHM, olayları çevreleyen ve olaylara dayanan durumların tam bir resmini çizmek  
için olayların doğruluğunu kanıtlamayı gerekli görmemektedir. Yerel düzeyde sözkonusu  
dava olaylarına ilikin adli bir karar olduğunu (yukarıda kaydedilen paragraf 63) ve Strazburg  
Davası sırasında, 25 Mayıs 2003 tarihli kararlarında Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin olayla  
ilgili bulgularını gündeme getirecek ve Mahkeme’nin bu bulguları gözönüne almamasına  
neden olacak hiçbir materyal gösterilmediğini gözlemlemitir (bkz., Klaas/Almanya, 22 Eylül  
1993 tarihli karar, A Serisi no. 269, sayfa 17-18, § 30, ve Makaratzis, yukarıda kaydedilen, §  
47).  
81. Sonuç olarak, belli olaylar tam olarak açıklığa kavumasa dahi, AĐHM kendisine  
sunulan tüm deliller ıığında, yukarıda kaydedilmiolduğu gibi balangıç noktası olarak yerel  
mahkemenin bulgularını gözönüne alarak olaylara dayanan ve delil niteliğinde olan yeterli  
dayanaklar olduğu kanısındadır.  
82. 2. maddenin ikinci paragrafından öngörülen kural dıı durumların dıında kalan  
koullar altında bavuranların yakınlarının öldürülmüve iki bavuranın kanuna aykırı ekilde  
yaralanmıolduğu tartıma götürmez bir gerçektir. 25 Mayıs 2003 tarihinde, Yargıtay’ın  
sanığı beraat ettirmek için kararı feshetme yönünde verdiği kararı müteakip Denizli Ağır Ceza  
Mahkemesi, balistik raporların sonuçlarına ve görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, sanık  
durumunda olan on köy korucusunu suçlu bulmuve onları ömür boyu hapse mahkum  
etmitir (yukarıda kaydedilen paragraf 63). Köy korucularından sekizinin suçlu bulunduğu  
yönündeki karar, Yargıtay tarafından onanmıtır (yukarıda kaydedilen paragraf 66).  
83. Ancak asıl konu, Hükümet’in ölümler ve kanun dıı yaralamalar için sorumlu  
tutulup tutulamayacağıdır. AĐHM köy korucularının, görevleri ve sorumlulukları ile resmi bir  
mevkiye sahip olduklarını belirtmitir. Đdari olarak köy muhtarına tabidirler ve onun  
denetimindedirler. Maaları, hizmet karılığı ianeleri ve tazminatları Đçileri Bakanlığı’nca  
ödenir. Mesleki olarak, jandarma komutanının emri altındadırlar. Koruculara karı gösterilen  
direni, jandarmalara karı gösterilen direnianlamına gelir. Askeri güçler ve güvenlik güçleri  
ile birlikte görevlerini yerine getirirken, köy korucuları sözkonusu birimlerin emri altında, bu  
birimlerde görevli olan kiilerle aynı güce ve sorumluluğa sahiptirler (bkz., Avar Kararı’nda  
köy korucularının ilevleri, görevleri ve sorumluluklarının tanımı, yukarıda kaydedilen, §§  
271-81).  
84. Bu bağlamda, AĐHM sivil gönüllülerin, polisin görevine benzer bir görevde  
kullanılmalarının risk içerdiği sonucuna varmıtır. Bu bakımdan, bölge jandarma komutanının  
yargı yetkisi dıında kalan görevlere dahil olan korucular üzerinde ne tür bir denetimin  
uygulanabileceğinin açık olmadığı kanısındadır. Köy korucuları, jandarma ve polis  
memurlarına uygulanabilir disiplin ve eğitim bünye dıında görev aldıkları için, köy  
korucularının kendi inisiyatifleri veya güvenlik güçlerinin emri altında görevlerini kasıtlı  
olarak veya olmayarak kötüye kullanmalarına ilikin ne tür önlemler olduğu da açık değildir  
(bkz., mutatis mutandis, Avar, yukarıda kaydedilen, §§ 413-14).  
85. Sözkonusu dava bağlamında, AĐHM Midyat Cumhuriyet Savcısı’nın ifadesine  
göre, jandarmaların olay mahallinde, kendisine bokovanları toplamada yardım etmediklerini  
hatırlattır (yukarıda kaydedilen paragraf 41). Ayrıca, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi son  
verdiği kararında, jandarmaların terörizme karı mücadele verirken kendileri ile birlikte  
çalıan suçluları savunmaya çalıtıkları sonucuna varmıtır ve buna bağlı olarak, AĐHM  
verdikleri ifadeleri güvenilir bulmamıtır (yukarıda kaydedilen paragraf 63). AĐHM,  
jandarmaların, köy korucularının kanun dıı eylemlerine tepki göstermemelerinin, sözkonusu  
eylemlerin kabul edilmiolduğunu sonucunu ortaya koyduğu kanısındadır (bkz., mutatis  
mutandis, Avar, yukarıda kaydedilen, § 411).  
86. Sözkonusu koullar altında, AĐHM, Devlet’in bavuranların yakınlarının  
öldürülmesine ve iki bavuranın öldürülmesine teebbüs edilmesine ilikin sorumluluğu  
üstlenmesi gerektiği kanısına varmıtır. Öldürmeler ve öldürme giriimleri için hiçbir gerekçe  
sunulmağı için, AĐHM 2. maddenin ihlal edilmiolduğu sonucuna varmıtır.  
4. Olaya ilikin gerekli soruturmanın yapılmadığına dair iddia hakkında  
87. AĐHM olaydan hemen sonra, Midyat Cumhuriyet Savcısı ve polis memuru  
Hüseyin Coar tarafından bir hazırlık soruturması balatıldığını belirtmitir (yukarıda  
kaydedilen paragraflar 13, 14 ve 16). Ancak, olayın ciddiyeti ve olay üzerine ıık tutmaya  
yardımcı olacak delilleri toplama ve kaydetme gereğine rağmen, birkaç ihmal ortaya  
çıkarıltır.  
88. Jandarmaların, bokovanları toplama hususunda Midyat Cumhuriyet Savcısı’na  
yardım etmemesinden dolayı, olay yerinden yalnızca altmıaltı kovan toplanmıve balistik  
inceleme için gönderilmitir (yukarıda kaydedilen paragraf 41). 23 Haziran 1992 tarihli  
balistik rapor bulgularına dayanarak, Mahkeme yirmi yedi köy korucusundan yalnızca onunu  
tehis etmeyi baarabilmitir. Yetkili makamlar daha fazla kovan toplamıolsalardı, görgü  
tanıklarının ifadelerine göre saldırıya on beila yirmi kii dahil olduğu bilindiği için Ceza  
Mahkemesi, ondan daha fazla sanığın olaya dahil olduğunu tespit edebilirdi (yukarıda  
kaydedilen paragraflar 14 ve 16). Bu bakımdan, görgü tanıkları tarafından tehis edilen köy  
korucularından biri olan Cengiz Kaçmaz’ın suçlu bulunmuolan on sanık arasında olmadığı  
da belirtilmelidir.  
89. AĐHM, yukarıda kaydedilen unsurların, soruturmanın sözkonusu bölümünün  
güvenirliği ve eksiksizliğinde önemli bir aksaklık olduğunu gösterdiği kanaatindedir. Sonuç  
olarak, bu durumun cezai takibat sırasında ağır ceza mahkemeleri tarafından yürütülen bir  
soruturma ile düzeltilip düzeltilmediğini incelemitir.  
90. AĐHM, olayların normal akıında, bağımsız ve tarafsız bir hakim huzurunda  
çekimeli yargı ile gerçekleen bir ceza durumasının, olayların tespit edilmesi ve ceza  
sorumluluğunun yüklenmesini sağlayan etkin bir ilemin en güçlü teminatlarını sağladığının  
gözönünde tutulması gerektiğini hatırlatır (bkz. McKerr/Đngiltere, no. 28883/95, § 134, AĐHM  
2001-III). Bununla birlikte, bir soruturmadaki eksikliklerin bir Mahkeme’nin ölüm  
sorumluluğu hususunda karara varmasını engelleyebileceği de unutulmamalıdır (bkz.,  
Salman, yukarıda kaydedilen, uygun olmayan otopsi raporları ile ilgili paragraflar 106-09, ve  
Mahkeme’ye üphelinin öldürülmeye dahil olduğunu ortaya koyan hiçbir delilin sunulmadığı  
Kılıç/Türkiye, no. 22492/93, §§ 79-83, AĐHM 2000-III). Ancak sözkonusu davada, üpheliler  
aleyhinde cezai takibat açılmıtır ve üphelilerin onu suçlu bulunmutur. Đki köy korucusu  
aleyhinde balatılan davanın devam etmesine rağmen (yukarıda kaydedilen paragraf 66),  
hazırlık soruturmasının, cinayetin faillerini tehis etme ve aleyhlerinde cezai takibat  
balatmada yetersiz kaldığı ileri sürülemez.  
91. Bununla birlikte, AĐHM cezai takibatın yürütülmesinde bir takım önemli  
noksanlıklar tespit etmitir. Özellikle, dava Ceza Mahkemesi’nde görülmeye balandığında,  
Mahkeme tarafından yapılan giriimlerin gevek tutulduğu ve ağır ilerlediği sonucuna  
varmıtır. Bu bağlamda AĐHM, aağıda kaydedilenleri belirtmitir:  
(i) Cezai takibat, Cumhuriyet Savcısı’nın Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne yirmi yedi  
köy korucusunu, cinayet ve birden fazla kiiyi öldürmeye teebbüs ile suçlayan bir iddianame  
sunduğu 8 Temmuz 1992 tarihinde balamıtır. Güvenlik gerekçeleriyle davanın Denizli Ceza  
Mahkemesi’ne havale edilmesini müteakip mahkeme, 20 Kasım 2000 tarihinde ilk kararını  
vermitir. Sonuç olarak, cezai takibatın ilk bölümü sekiz yıldan fazla sürmütür. Đki köy  
korucusuna ilikin davanın, halen Denizli Ceza Mahkemesi huzurunda beklemede olduğu  
gözönüne alındığında, cezai takibatın toplam süresi halihazırda on iki yılı geçmitir.  
(ii) Midyat Ağır Ceza Mahkemesi ve Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin sürekli talep  
etmesine rağmen, Nusaybin Jandarma Komutanlığı’nda emanette bulundurulan silahlar,  
balistik inceleme amacıyla Diyarbakır Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı’na, Mahkeme’nin  
ilk emri ardından bir yıl sonra gönderilmitir (yukarıda kaydedilen paragraf 24 ve 42).  
Sözkonusu süre boyunca, yetkili makamlar mahkeme’ye olayla ilgisi olmayan silahlar  
göndererek, cezai takibat sürecini kesintiye uğratmıtır (yukarıda kaydedilen paragraf 28).  
(iii) Vücutlarında mermiler olan altı kurban bulunmaktadır. Dava bağlamında  
sözkonusu delilin belirleyici rolü olmasına rağmen, bu altı mermiden yalnızca üçü  
çıkarıltır. Mahkeme adresini saptayamadığı için Đbrahim Akan, Mahkeme’ye çıkmamıtır.  
Diğer bir yandan, Salih Acar ve Erdal Acar’ın vücutlarında bulunmuolan mermilerin  
çıkarılmaması ile ilgili hiçbir tatmin edici açıklama yapılmamıtır.  
(iv) Kurbanların vücutlarından çıkarılan mermilerin balistik incelemesi, sözkonusu  
davada olayların saptanması hususunda büyük önem taımaktadır. Ancak, Reit Acar ve Sabri  
Acar’ın vücutlarından çıkarılmıolan mermiler, laboratuara ulağı sırada, uygun koullar  
altında muhafaza edilmemioldukları için paslanmılardır. Sonuç olarak, laboratuar  
sözkonusu mermilerin artık karılatırmalı testler için kullanılamayacağı sonucuna varmıtır  
(yukarıda kaydedilen paragraf 45).  
(v) Merhum Hasan Akay’ın otopsisi sırasında vücudundan çıkarılan mermi, balistik  
inceleme için Adli Tıp Enstitüsü’ne hiç gönderilmemitir.  
(vi) 20 Temmuz 1993 tarihinde mahkeme, Süleyman Acar’ın vücudunda yalnızca  
mermi parçaları olduğunun farkına varmıtır. Ancak, sözkonusu parçaların balistik  
incelemesinin olumlu sonuçlar doğurmayacağı kararını vermiolmasına rağmen, mahkeme  
beay boyunca parçaların çıkarılmasına ilikin doktorların görülerini almaya devam etmitir  
(yukarıda kaydedilen paragraflar 43,44 ve 46).  
92. Halen iki köy korucusuna ilikin olarak dava devam ettiği halde, AĐHM on iki yıl  
ardından ve hazırlık soruturması sırasında ortaya çıkan noksanlıkları değerlendirerek,  
sözkonusu ilemlerin, özellikle de mevcut delilleri netletirip gelitirerek soruturmada  
görülen eksiklikleri ortadan kaldırabileceği hususunda tatmin olmamıtır.  
93. Sonuç olarak, ceza soruturmasının süresini, soruturma sırasında görülen ciddi  
noksanlıkları ve davadaki duruma ilemlerini gözönüne alan AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi  
uyarınca Devlet’in usuli yükümlülüğünün ihlal edilmiolduğu sonucuna varmıtır.  
94. Sonuç itibarıyla, AĐHM, 2. maddenin ihlal edilmiolduğu kanısındadır.  
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢁ OLDUĞU  
ĐDDĐASI  
95. Bavuranlar yerel Mahkemeler huzurunda, AĐHS’nin aağıda kaydedilen 6.  
maddesinin ihlaline neden olduğunu iddia ettikleri ilem sürelerinin gereğinden fazla olması  
hususunda ikayette bulunmulardır:  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar… konusunda… bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde… görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
96. Ayrıca, bavuranlar 38417/97 no.lu bavuruda, Türkiye’de AĐHS’nin 2. ve 13.  
maddelerinin ihlal edilmesi hususunda resmi olarak göz yumulan bir uygulama olduğuna  
ilikin ikayette bulunmulardır. Türkiye’de olağanüstü hal bölgesine ilikin durumlarda, bu  
tür ihlallerin failleri aleyhinde balatılan cezai takibatların baarısızlıkla sonuçlanmaya  
mahkum olduğunu ve yetkili makamların kanun dıı eylemlerini ve gücün kötüye kullanımını  
engelleyemediğini belirtmilerdir. Bavuranlar iddialarını, AĐHS’nin 2. maddesi ile birlikte  
13. maddeye dayandırmıtır. 13.madde aağıda kaydedildiği gibidir:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir  
makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
97. Bavuranlar, herkese makul bir süre içerisinde adil ekilde yargılanma hakkını  
temin eden 6. maddenin, ilemlere müdahale etme haklarını kullanmıolan bavuranlar için  
de geçerli olduğunu ileri sürmülerdir. Yakınlarının öldürülmesine ilikin olan ve on iki  
yıldan fazla süren durumanın, Yargıtay’da devam ettiğini ve bu durumun, davanın  
karmaıklığı veya yürütülmesi ile açıklanamayacağı hususunda ikayette bulunmulardır.  
98. Hükümet, cevabının, dava hususunda devam etmekte olan cezai takibat  
kısıtlamaları nedeni ile sınırlanmak durumunda kaldığı kanısındadır. Ancak, davanın oldukça  
karmaık olduğunu belirtmitir. Olayların gayet ciddi niteliği, uzamalarına sebep olacak  
ekilde, ilemlerin özel bir biçimde ele alınmasını haklı çıkarmıtır. Hükümet, sanıklara ve  
farklı ehirlerde yaayan ikayet sahiplerine ulamada çekilen güçlükler nedeni ile ilemlerin  
çabuk bir biçimde sonlandırılamadığını gözlemlemitir. Ayrıca, “adaletin uygun ekilde  
yerine getirilmesi” gereği ile davanın baka bir Mahkeme’ye havale edilmesi gerekli  
görültür.  
99. AĐHM, bavuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca mağduriyetlerinin,  
soruturmadan sorumlu makamların, bavuranların yakınlarının ölümüne ilikin tutumları ve  
bu tutumların, olay sonucu yaadıkları mağduriyeti telafi edecek yollara erimeleri üzerindeki  
etkilerine ilikin olduğunu gözlemlemitir. Dolayısıyla, bavuranların 6. maddeye dayanan  
ikayetlerini, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca Sözlemeci Devletler üzerindeki genel  
yükümlülükle bağlantılı olarak incelemek daha uygundur. Hayatın korunmasını isteme  
hakkının önemi gözönüne alındığında 13. madde, uygun olan durumlarda tazminat  
ödenmesine ek olarak, yaam mahrumiyetinden sorumlu olanların tehis edilmesi ve  
cezalandırılmasını ve ikayet sahibinin, soruturma prosedürüne etkin ekilde eriimini  
sağlayacak tam ve etkin bir soruturma yapılmasını gerektirir (bkz. Kaya, yukarıda  
kaydedilen, sayfa 330-31, § 107).  
100. Sözkonusu davada sunulan deliller temel alındığında, AĐHM Hükümet’in  
AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca, bavuranların yakınlarının ölümü ve iki bavuranın  
öldürülmesine teebbüsten sorumlu olduğu kanısına varmıtır.  
101. AĐHM, olaydan kısa süre sonra, Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisi altında bir  
hazırlık soruturması yürütülmeye balandığı halde, cezai takibatta bir takım aksaklıklar  
olduğunu gözlemlemitir. AĐHM özellikle, olaydan yaklaık on iki yıl sonra, köy  
korucularından bazıları görgü tanıkları tarafından tehis edilmiolduğu halde, cezai takibatın  
sonuçlandırılmadığını belirtmitir. Yukarıda kaydedilen nedenlerden dolayı (87 ve 94.  
paragraflar arası), yükümlülükleri 2. madde tarafından öngörülen soruturma  
yükümlülüğünden daha kapsamlı olan 13. madde gereklerini yerine getirecek etkin bir ceza  
soruturması yürütülmüolduğu kabul edilemez (bkz. Kaya, yukarıda kaydedilen, sayfa 330-  
31, § 107).  
102. Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu davada bavuranların, AĐHS’nin 2. maddesine  
dayanan ikayetleri hususunda etkin bir iç hukuk yolundan ve buna bağlı olarak, adil tazmin  
talebini de kapsayan diğer yollara erimekten mahrum bırakıldıkları sonucuna varmıtır.  
103. Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
104. Bavuranlar, güvenlik güçlerinin yaptığı iddia edilen baskı sonucunda  
köylerinden ayrılmak zorunda kalmaları sebebiyle özel ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi  
haklarının ihlal edildiğinden ikayetçi olmulardır. AĐHS’nin 8. maddesine dayanmaktadırlar,  
sözkonusu madde öyledir:  
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına  
sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi,  
sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir  
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
105. Hükümet, bavuranın akrabalarından birinin ifadesine atıfta bulunarak (yukarıda  
52. paragraf), bavuranların güvenlik görevlileri ya da köy korucuları tarafından tehdit  
edilmediğini ve köylerini terk etmek zorunda bırakılmadıklarını öne sürmütür.  
106. AĐHM, kendisine sunulan kanıtlar ıığında, bavuranların iddialarını incelemitir  
fakat, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmayı gerektirecek yeterli somut bir  
temeli olmadığı kanısındadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
107. AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,  
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
108. Merhum Hasan Akay’ın ei olan bavuran Selime Akay, kendisi ve olay meydana  
geldiğinde 1 ve 12 arası yalarda olan yedi çocuğu adına tazminat talebinde bulunmutur. Bir  
eve baba olarak Hasan Akay’a bağımlı olduklarını öne sürmütür. Hasan Akay, çiftçilik ve  
tır oförğü yaparak ailesine destek olmaktaydı. Selime Akay, asgari ücreti, uygulanabilir  
faiz oranını ve Dolar döviz kurunu dikkate alarak 31,409 Dolar tazminat talebinde  
bulunmutur. Ayrıca, mülkten mahrum kalma ve baka bir ehirde barınma masrafları için  
bavuran, 15,785 Dolar talep etmitir.  
109. Merhum Mehmet Ağırman’ın ei olan Hanıme Ağırman isimli bavuran, kendisi  
ve olay meydana geldiğinde 1 ve 11 arası yalarda olan altı çocuğu adına tazminat talebinde  
bulunmutur. Ölen einin, ailesini çiftçilik ve minibüs oförğü yaparak geçindirdiğini ifade  
etmitir. Hanıme Ağırman, asgari ücret, uygulanabilir faiz oranı ve Dolar döviz kurunu  
dikkate alarak 31,041 Dolar talep etmitir. Ayrıca, mülkten mahrum kalma ve baka bir  
ehirde barınma masrafları için, bavuran, 11,285 Dolar talep etmitir.  
110. Merhum Đsmet Acar’ın kardei olan bavuran Osman Acar, kendisi, Đsmet  
Acar’ın ei ve olayın meydana geldiği tarihte 1 ve 11 yaları arasında olan altı çocuğu adına  
tazminat talep etmitir.  
Bavuran, Đzmir’de ikamet etmesine rağmen Çalpınar’da kiraya verdiği bir arsanın  
sahibi olduğunu ifade etmitir. Olayın meydana gelmesinin ardından mülkünü bırakmak  
zorunda kalması dolayısıyla, gelir kaybına ilikin olarak 4,500 Dolar talep etmitir. Vefat  
eden kardei Đsmet Acar’ın, çiftçilik ve minibüs oförlüğü yaparak ailesini geçindirdiğini  
belirtmitir. Asgari ücreti, uygulanabilir faiz oranını ve Dolar döviz kurunu dikkate alarak,  
Osman Acar, merhum erkek kardeinin varisleri adına 24,199 Dolar talep etmitir. Ayrıca,  
Đsmet Acar’ın ei ve altı çocuğunun mülklerinden yoksun bırakılmaları ve baka bir ehirdeki  
barınma masrafları için 15,785 Dolar talep etmitir.  
111. Merhum Abdülkadir Akan’ın ei olan bavuran Cihan Akan, kendisi ve olayın  
meydana geldiği tarihte 1 ve 5 arasında yalarda olan dört çocuğu adına tazminat talep  
etmitir. Ölen einin çiftçilik yaparak ailesini geçindirdiğini ifade etmitir. Dolar için geçerli  
uygulanabilir döviz kurunu ve asgari ücreti dikkate alarak Cihan Akan 30,605 Dolar talep  
etmitir. Mülkten yoksun bırakılma ve baka bir ehirde barınma masraflarına ilikin olarak  
15,785 Dolar talep etmitir.  
112. Merhum Mehmet Emin Acar’ın kızı olan bavuran Elife Akalan (Acar), kendisi,  
annesi ve olayın meydana geldiği tarihte 1 ve 12 yaları arasında olan erkek kardeleri adına  
tazminat talebinde bulunmutur Vefat eden babasının çiftçilik ve tır oförlüğü yaparak ailesini  
geçindirdiğini ifade etmitir. Uygulanabilir faiz oranını, Dolar için geçerli döviz kurunu ve  
asgari ücreti dikkate alarak, Elife Akalan, 26,301 Dolar talep etmitir. Ayrıca, mülkten yoksun  
bırakılma ve baka bir ehirde barınma masraflarına ilikin olarak 15,785 Dolar talep etmitir.  
113. Olayın meydana geldiği tarihte 11 yaında olan bavuran Mehmet Ali Akan,  
merhum Mehmet Akan’ın oğludur. Kendisi ve babasının diğer varisleri adına tazminat  
talebinde bulunmutur. Vefat eden babasının çiftçilik yaparak ailesini geçindirdiğini ifade  
etmitir. Olayın meydana geldiği tarihte ailede rütünü ispatlamamıtek kiinin kendisi  
olduğunu ve dolayısıyla babasına bağımlı olduğundan hareketle, mali destek kaybından dolayı  
tazminat talebinde bulunmutur. Asgari ücreti, uygulanabilir faiz oranını ve Dolar dönüüm  
kurunu dikkate alarak, kendisi ve babasının diğer varisleri adına 295 Dolar tazminat talep  
etmitir. Ayrıca, mülkten yoksun bırakılma ve baka bir ehirde barınma masraflarına ilikin  
olarak 15,785 Dolar talep etmitir.  
114. Yine, Mehmet Akan’ın oğlu olan bavuran Hüseyin Akan, herhangi bir zarara  
uğramadan olayı atlatmıtır. Baka bir ehre yerlemeye ilikin olarak bavuran 3,000 Dolar  
tazminat talep etmitir.  
115. Bavuran Đbrahim Akan, olay esnasında yaralanmıtır ve vücudunda hala mermi  
bulunmaktadır. Tıbbi masraflarına ilikin olarak bavuran 3,000 Dolar talep etmitir. Ayrıca,  
mülkten yoksun bırakılma ve baka bir ehirde barınma masraflarına ilikin olarak 15,785  
Dolar talep etmitir.  
116. Olay esnasında yaralanmasına bağlı olarak bir bacağını kaybeden bavuran Reit  
Acar, çalıma kapasitesinin % 35’ini kaybetmitir. Tıbbi masrafları ve igöremezlik  
durumunu dikkate alarak 24,893 Dolar tazminat talep etmitir. Ayrıca, baka bir ehirde  
barınma masraflarına ilikin olarak bavuran 15,785 Dolar tazminat talep etmitir.  
117. Merhum Hasan Akay’ın erkek kardei olan bavuran Mehmet Akay olayda hafif  
yaralanmıtır. Baka bir ehirde barınma masraflarına ilikin olarak bavuran 3,000 Dolar  
tazminat talep etmitir.  
118. Hükümet, bavuranların iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadığını  
ifade etmitir. Talep edilen tazminatların abartılı olduğunu öne sürmütür.  
119. AĐHM, bavuranlarca iddia edilen zarar ile tespit edilen AĐHS ihlali arasında bir  
sebep-sonuç ilikisi olması gerektiğini ve bunun, eğer uygun ise, gelir kaybına ilikin  
tazminatı kapsayabileceğini hatırlatır (bkz diğerlerinin yanı sıra Barbéra, Messegué ve  
Jabardo – Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 kararı, Seri A no. 285-C, ss.57-58, §§ 16-  
20) ve yukarıda anılan Salman, § 137).  
120. AĐHM (86. paragrafta), AĐHS’nin 2. maddesi bağlamında, yetkililerin,  
bavuranların akrabalarının ölümünden ve iki bavuranın yaralanmasından sorumlu olduğunu  
belirtmitir. 2. maddenin ihlali ile kurbanların arkada bıraktıkları elerine ve çocuklarına  
sağladıkları maddi desteğin kaybı arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilikisi bulunduğu  
kanısındadır. AĐHM, eğer hayatta olsalardı, ailelerinin geçimine katkı sağlama imkanına sahip  
olabileceklerini kabul etmektedir.  
121. Bavuranlar tarafından iddialarını desteklemek amacıyla sunulmuolan belgeler  
ıığında ve eitliğe ilikin mülahazalarını dikkate alarak AĐHM, bavuranlara izleyen maddi  
tazminat miktarlarının ödenmesine karar vermitir:  
(a) Selime Akay ve yedi çocuğuna 24,000 Euro;  
(b) Hanıme Ağırman ve altı çocuğuna 23,500 Euro;  
(c) Đsmet Acar’ın ei ve altı çocuğu için, Osman Acar’a 18,000 Euro;  
(d) Cihan Akan ve dört çocuğuna 23,000 Euro;  
(e) Elife Akalan (Acar) ve sekiz çocuğuna 23,000 Euro;  
(f) Mehmet Ali Akan’a 200 Euro;  
(g) Reit Acar’a 19,000 Euro.  
122. Ayrıca AĐHM, bavuran Đbrahim Akan’ın olayda yaralanmıolduğunun  
belirlenmiolmasına rağmen, tıbbi masrafları kanıtlanmadığından dolayı, uğradığı maddi  
zarara ilikin herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermitir.  
123. Bavuranların mülklerinden yoksun kalmak ve baka bir ehirde barınmaya  
ilikin masraflarıyla ilgili iddialarına istinaden, AĐHM, bu bağlamda bir AĐHS ihlali tespitini  
destekleyecek yetersiz somut temeller bulunduğunu hatırlatır (yukarıdaki 106. paragraf). Buna  
göre, bavuranın bu bağlamda yaptığı iddiayı reddeder.  
B. Manevi Tazminat  
124. Bavuran Selime Akay, Hasan Akay’ın ei olarak kendisi, ve yedi çocuğu için  
100,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Hanıme Ağırman, Mehmet Ağırman’ın ei olarak, kendisi ve altı çocuğu  
için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Osman Acar, Đsmet Acar’ın kardei olarak, kendisi için ve merhumun ei ve  
altı çocuğu için 110,000 Dolar talep etmitir.  
Bavuran Cihan Akan, Abdülkadir Akan’ın ei olarak, kendisi ve dört çocuğu için  
110,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Elife Akalan (Acar), Mehmet Emin Acar’ın kızı olarak, kendisi, annesi ve  
yedi erkek kardei için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Mehmet Ali Akan, Mehmet Akan’ın oğlu olarak, kendisi, annesi ve altı  
erkek kardei için 100,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Hüseyin Akan, kendisi için 10,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Đbrahim Akan, olay sırasında aldığı tahribattan ötürü çektiği acıya ilikin  
olarak 30,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Reit Acar, olay sırasında aldığı tahribattan ötürü çektiği acıya ve akabinde  
bacağını kaybetmesine ilikin olarak 50,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
Bavuran Mehmet Akay, kendisi için 10,000 Dolar manevi tazminat talep etmitir.  
125. Hükümet bu miktarların haddinden fazla olduğunu ileri sürerek itiraz etmitir.  
126. AĐHM, yetkililerin, bavuranların bazılarının yaralanması ve akrabalarının  
öldürülmesinden sorumlu olduğunu tespit ettiğini hatırlatır. Bu bağlamda 2. madde ihlallerine  
ek olarak, AĐHM, yetkililerin etkili bir soruturma ve bu hususlarla ilgili olarak iç hukuk yolu  
sağlamadığını ve bunun AĐHS’nin 2. maddesindeki usuli yükümlülüğü ve 13. maddeyi ihlal  
ettiğini tespit etmitir. Bu koullarda ve kıyaslama yapılabilecek diğer davalardaki tazminatı  
göz önüne alarak, AĐHM, eitlik temelinde, izleyen bebavuranın her birine 30,000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine karar vermitir: Selime Akay, Hanıme Ağırman, Cihan Akan,  
Elife Akalan ve Mehmet Ali Akan.  
AĐHM, aynı zamanda, eitlik temelinde, bavuran Osman Acar tarafından muhafaza  
edilmek üzere, Đsmet Acar’ın ei ve çocukları için 26,000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
karar vermitir. Đzmir’de ikamet eden bavuran Osman Acar’ın olay esnasında bulunmadığını  
ancak yerel ilemlerde mevcut olduğunu hatırlatır. Bu artlarda, Osman Acar’a 4,000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
Bu davanın bütün koullarını göz önüne alarak, AĐHM, bavuranlar Reit Acar,  
Đbrahim Akan ve Mehmet Akay’ın, yalnızca ihlal tespitleri ile tazmin edilemeyecek manevi  
zarara uğradığını kabul eder. Eitlik temelindeki değerlendirmesi sonucunda, AĐHM, Reit  
Acar’a 20,000 Euro, Đbrahim Akan’a 10,000 Euro ve Mehmet Akay’a 5,000 Euro ödenmesine  
karar vermitir. Hüseyin Akan’ın iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, bavuranın Mehmet Akan’ın  
oğlu olduğunu, vefat etmiolan Mehmet Akan’a ilikin olarak, annesi ve Hüseyin Akan dahil  
olmak üzere altı erkek kardei için tazminat talep eden Mehmet Ali Akan’a halıhazırda  
tazminat ödenmesine karar verildiğini gözlemler. Buna göre, bu balık altında Hüseyin  
Akan’a ek bir tazminat ödenmeyecektir.  
C. Mahkeme Masrafları  
127. Bavuranlar, AĐHS kurumlarında davalarının hazırlanması ve sunumuna ilikin  
masraflar ve ücretler için toplam 9,800 Dolar talep etmitir. Bu tutar, temsilcilerinin ücretleri  
(yaklaık olarak 90 saatlik bir çalıma için 9,000 Dolar) ve telefon konumaları, posta,  
fotokopi, kırtasiye, ulaım ve bilirkii ücretini (800 Dolar) kapsamaktadır.  
128. Hükümet, bu miktarların haddinden fazla ve kanıtlanmamıolduğunu ifade  
etmitir. Bavuranlar tarafından iddialarını kanıtlayacak hiçbir makbuz veya belge  
sunulmağını ileri sürmütür.  
129. AĐHM, masraflar gerçekten ve gerekli olduğu için yapılmıolduğu sürece ve  
miktar açısından makul ise ödeme yapacaktır (Sawicka – Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim  
2002). Elindeki bilgiler temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AĐHM, idari masraflar  
ve harcamalara ilikin yapılan taleplerin gerektiği için yapıldığı ve miktar açısından makul  
olduğu kanısındadır.  
130. Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak  
alınan (önceden 5,000 Fransız frankına edeğer olan) 762 Euro çıkarılmak üzere 7,400 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme faizi  
131. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak benimsenmesine karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranların akrabalarının ölümü ve Đbrahim Akan ve Reit Acar’ın yaralanmasına  
ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. yetkililerin sözkonusu ölümlere ve yaralanmalara ilikin olarak yeterli ve etkili bir  
soruturma yapmamasından ötürü AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. bavuranın AĐHS’nin 6 § 1. maddesine ilikin olarak yaptığı ikayetin  
değerlendirilmesinin gerekli olmadığına;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. (a) sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca bu kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek ve  
bavuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmak üzere,  
- zararlar için,  
(i) Selime Akay’a 24,000 Euro (yirmi dört bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin  
Euro) manevi tazminat;  
(ii) Hanıme Ağırman’a 23,500 Euro (yirmi üç bin beyüz Euro) maddi, 30,000 Euro  
(otuz bin Euro) manevi tazminat;  
(iii) Đsmet Acar’ın varisleri için Osman Acar’a 18,000 Euro (on sekiz bin Euro) maddi  
tazminat ve 26,000 Euro (yirmi altı bin Euro) manevi tazminat, ve Osman Acar’a, kendisi için  
4,000 Euro (dört bin Euro);  
(iv) Cihan Akan’a 23,000 Euro (yirmi üç bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin  
Euro) manevi tazminat;  
(v) Elife Akalan’a (Acar) 23,000 Euro (yirmi üç bin Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz  
bin Euro) manevi tazminat;  
(vi) Mehmet Ali Akan’a 200 Euro (iki yüz Euro) maddi, 30,000 Euro (otuz bin Euro)  
manevi tazminat;  
(vii) Đbrahim Akan’a 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;  
(viii) Reit Acar’a 19,000 Euro (on dokuz bin Euro) maddi, 20,000 Euro (yirmi bin  
Euro) manevi tazminat;  
(ix) Mehmet Akay’a 5,000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat;  
-mahkeme masraflarına ilikin olarak,  
Avrupa Konseyi’nden alınmıadli yardım olan 762 Euro (yedi yüz altmıiki Euro)  
çıkarılmak üzere bütün bavuranlara toplam 7,400 Euro (yedi bin dört yüz Euro); ve  
-yukarıdaki miktarlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek  
oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
7. bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine karar vermitir.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve 24 Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77  
§§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Michael O’BOYLE  
Sekreter  
Nicolas BRATZA  
Bakan