CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MEHMET MÜBAREK KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:7035/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
20 Ekim 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7035/02) başvuru no’lu davanın nedeni,  
bu ülke vatandaşı Mehmet Mübarek Küçük’ün (başvuran) 12 Aralık 2001 tarihinde Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1969 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Üniversite giriş sınavlarında sahtekarlık yapan bir çeteye mensup olduğundan  
şüphelenilen başvuran, 19 Haziran 2001 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık  
ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır.  
21 Haziran 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) başvuranın  
gözaltı süresini altı gün uzatmıştır.  
25 Haziran 2001 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen  
başvuran hakkında aynı gün DGM tarafından tutuklu yargılama kararı verilmiştir.  
Başvuran 20 Eylül 2001 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.  
19 Aralık 2001 tarihinde Diyarbakır DGM ratione materiae ısından yetkisizlik  
kararı vermiştir. Dava halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN, 3.,4. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran AİHS’nin 5. maddesinin 3.,4. ve 5. fıkraları ile güvence altına alınan  
haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet iç hukuk yolları tüketilmediği AİHM’den başvuruyu reddetmesini talep  
etmektedir. Hükümet başvuranın, gözaltında tutulmasının yasallığına ve süresine itiraz etmek  
için hiçbir aşamada yetkili ulusal makamlara başvurmadığını ileri sürmektedir.  
Dava konusu tedbirler o dönemde yürürlükte olan yasalara uygun olarak  
uygulandığından başvuran, herhangi bir adli girişimin sonuç vermeyeceğini iddia etmektedir.  
AİHM Öcalan-Türkiye kararında benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatır. AİHM daha  
önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe göremediğinden Hükümet’in  
itirazını reddetmiştir.  
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında ve elindeki mevcut unsurların tümü  
gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM  
başvuruda bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit  
etmiştir.  
B. Esas hakkında  
1. AİHS’nin 5§3. maddesine dayanan şikayet  
Başvuran gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır.  
Hükümet mevcut davada başvuranın gözaltına alınmasının yasalara uygun olduğunu  
ve gözaltı süresinin o dönemde yürürlükte olan yasalarda öngörülen süreyi aşmadığını  
savunmaktadır.  
AİHM davakonusu sürenin başvuranın 19 Haziran 2001 tarihinde yakalanmasıyla  
başlayıp, 25 Haziran 2001 tarihinde tutuklanmasıyla sona erdiğini ortaya koymaktadır.  
Böylelikle başvuranın hakim karşısına çıkarılmadan önce gözaltında tutulduğu süre yaklaşık  
altı gündür.  
AİHM Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık (29 Kasım 1988, A serisi no: 145-B, s. 33,  
§ 62) davasında, yargı denetiminden yoksun dört gün altı saatlik gözaltı süresinin, toplumun  
bütününü terörizmden korumayı amaç edinse bile, AİHS’nin 5§3. maddesinde belirlenen  
zaman sınırlarını aştığı yönünde hüküm getirdiğini hatırlatır.  
Dolayısıyla AİHM başvuranın hakim önüne çıkarılmadan önce altı gün boyunca  
gözaltında tutulmasının gerekli olduğunun kabul edilemeyeceğine kanaat getirmiştir.  
Sonuç olarak AİHS’nin 5§3. maddesi ihlal edilmiştir.  
2. AİHS’nin 5§4. maddesine dayanan şikayet  
Başvuran gözaltı süresine itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolunun  
bulunmadığından şikayet etmektedir.  
Hükümet başvuranın CMUK’un 128§4. maddesinde öngörülen başvuru yolunu  
kullanabileceğini savunmaktadır. Sözkonusu maddede, Savcılık tarafından gözaltı süresinin  
uzatılmasına ilişkin her türlü karara karşı itiraz başvurusu yapılabilmesi öngörülmektedir.  
Başvuran belirtilen hukuki yolun yetersiz, aldatıcı ve başarısızlığa mahkum olduğunu  
belirtmektedir.  
AİHM bu davanınki ile benzer sorunları ortaya koyan bir çok dava incelemiş ve  
AİHS’nin 5§4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz., diğerleri arasında, Öcalan  
kararı, ve Sakık ve diğerleri kararı).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM içtihadın bulunmayışının sözkonusu  
hukuki yolun uygulamada fiilen belirsiz kaldığını tespit etmiştir.  
Sonuç olarak AİHS’nin 5§4. maddesi ihlal edilmiştir.  
3. AİHS’nin 5§5. maddesine dayanan şikayet  
Başvuran, gözaltı süresi iç hukuktaki yasalara uygun olduğundan, 466 sayılı Kanun’un  
1. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkının bulunmadığını ileri sürmektedir.  
Hükümete göre hiç şüphesiz böyle bir olasılık bulunmaktaydı. Başvuran bu hukuki  
yolu kullanmadan önce, AİHS’nin 5§5. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olamaz.  
Daha önce olduğu gibi AİHM, yargılanan bir kimsenin, Hükümet tarafından  
sözüedilen hükümlerden yararlanarak, AİHS’nin 5§5. maddesi ile öngörülen tazminatı elde  
edebildiği herhangi bir örneğin dava dosyasında yer almadığını ortaya koymaktadır.  
Dolayısıyla mevcut dava koşullarında, AİHS’nin 5§5. maddesi ile güvence altına alınan  
hakkın etkili bir şekilde kullanılması, yeterli derecedeki bir kesinlikle temin edilmiş  
bulunmamaktadır (bkz., Sakık ve diğerleri kararı).  
Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5§5. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran maruz kaldığı maddi ve manevi zararın tazmini için belirli bir miktarda  
tazminat talep etmemektedir. Başvuran bunu AİHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet rakamla belirtilememiş bir talebin yokluğunda, başvurana tazminat  
verilmemesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
AİHM içtihatlarına uygun olarak başvurana manevi tazminat için 1.500 (bin beşyüz)  
Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğuna karar vermiştir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin herhangi bir rakam  
belirtmeyip, bunu Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.  
Hükümet sözkonusu masraf ve harcamaların başvurana geri ödenmesine gerek  
olmadığını savunmaktadır.  
Dosyayı inceleyen AİHM, başvuranın Mahkeme’ye başvuru yapabilmesi için mutlak  
surette bazı harcamalar yapmış olması gerektiği kanaatine vardığından, hakkaniyete uygun  
olarak başvurana masraf ve harcamalar için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine karar vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna,  
2. AİHS’nin 5. maddesinin 3.,4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğine,  
3. a) AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet  
tarafından başvurana, manevi tazminat için 1.500 (bin beşyüz) Euro, masraf ve  
harcamalar için ise 500 (beşyüz) Euro, ödenmesine;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.  
maddesine uygun olarak 20 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.