CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
MEHMET OKÇUOĞLU-TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no:48098/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Haziran 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48098/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan Mehmet Selim Okçuoğlu’nun (bavuran) 4 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları  
ve Temel özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Hamburg Barosu avukatlarından Osman Aydın tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
A. DAVANIN UNSURLARI  
Bavuran 1997 yılının Ocak ayında üyesi olduğu Halkın Demokrasi Partisi (HADEP)  
isimli siyasi parti bülteninde “Yöneticilerimiz Hakkında Sürdürülen Dava Üzerine” isimli bir  
makale yayınlamıtır.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı, bavuranın 3713  
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmitir.  
Bavuran, yazdığı makalenin barıa ve kardeliğe çağrı yaptığını belirterek aleyhinde  
yapılan suçlamaları DGM önünde reddetmitir.  
DGM, Devlet’in bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yaptığı, ırk ve bölge  
ayrımcığı gözeterek halkı kin ve dümanlığa sevk ettiği gerekçesiyle 17 Eylül 1998  
tarihinde, bavuranı bir yıl hapis ve 2.800.000.000 Türk Lirası ağır para cezasına mahkum  
etmitir.  
Bavuran temyiz talebinde bulunmutur. Bavuran dava konusu makalenin, HADEP  
isimli siyasi partinin, 23 Haziran 1996 tarihinde yapılan olağanüstü kongresi sırasında  
meydana gelen olaylar nedeniyle bu parti yöneticileri aleyhinde açılan ceza davası ile ilgili  
üncelerine ilikin olduğunu ifade etmitir.  
Yargıtay, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun gerekliliklerine uygun olduğu  
gerekçesiyle sözkonusu kararı 8 ubat 1999 tarihinde onamıtır.  
Bavuran, 22 Mart 1999 tarihinde baka bir ülkeye yerlemek üzere Türkiye’yi  
terketmek durumunda kalmıtır.  
3 Eylül 1999 tarihinde, erteleme süresince suçu tekrar etmemesi artıyla bavurana  
verilen cezanın, 4454 sayılı Basın ve yayın Yoluyla Đꢀlenen Suçlara Đlikin Dava ve Cezaların  
Ertelenmesine Dair Yasa uyarınca üç yıl süreyle ertelenmesine karar verilmitir.  
2002 yılında sözkonusu süre bitiminde DGM, ek bir kararla bavuranın suçu tekrar  
etmediğini tespit etmive 17 Eylül 1998 tarihinde verilen mahkumiyet kararının tüm  
sonuçları ile birlikte yok sayılmasına karar vermitir.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal  
ettiğinden dolayı ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet, bavuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ve iç hukuk yollarının  
tüketilmediğini belirtmitir.  
Hükümet birinci husus ile ilgili olarak bavuranın, 4454 sayılı Kanundan yararlandığı  
andan itibaren mahkumiyet kararı nedeniyle zarara uğramısayılmağını ve dolayısıyla  
AĐHM içtihadı uyarınca mağdur sıfatının bulunduğunu iddia etmesinin sözkonusu olmadığını  
belirtmektedir.  
Đkinci husus ile ilgili olarak ise Hükümet, mevcut davada bavuranın aleyhinde  
yapılan suçlamaları reddetmekle yetindiğini, davanın hiçbir safhasında ifade ve düünce  
özgürğü hakkını dile getirmediğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak Hükümet, Ahmet  
Sadık-Yunanistan (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) kararına  
atıfta bulunmakta ve AĐHM’den iç hukuk yollarının tüketilmemiolması sebebiyle bu ikayeti  
reddetmesini talep etmektedir.  
Bavuran bu itirazların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM, ulusal makamlar tarafından bavuranın lehine alınan bir karar veya  
uygulamanın bavuranın mağduriyetini ortadan kaldırması ancak, ulusal makamların  
AĐHS’nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmesi ve bu ihlali düzeltmesi halinde  
gerçekleir. (Öztürk-Türkiye [Büyük Daire], no: 22479/93). Oysa ki mevcut davada, 2002  
yılında açıklanan karar, 4454 sayılı Kanun uyarınca tanınan üç yıllık erteleme süresi  
içerisinde bavuranın suçu tekrar etmediğini ortaya koymakla yetinmitir.  
AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca AĐHM daha önce bu tür durumların, ilgililerin  
faaliyetlerini kısmen sınırlandırdığına ve kamuya açık bir tartımada yeri olan açıkça eletiri  
yapma yeteneklerini büyük ölçüde sınırlandırdığına kanaat getirmitir (Bkz Hertel-Đsviçre, 25  
Ağustos 1998 tarihli karar, derleme, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, ve Çetin-Türkiye, no:  
42779/98, 20 Aralık 2005 tarihli karar).  
Sonuç olarak 2002 tarihinde alınan kararın, ifade özgürlüğünün engellenmesi  
nedeniyle bavuranın doğrudan zarar gördüğü cezai yargılamanın sonuçlarını önlemesi ya da  
telafi etmesi mümkün değildir.  
Bu nedenle Hükümet tarafından bavuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ilikin  
olarak dile getirilen itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.  
Đkinci hususla ilgili olarak AĐHM, bavuranın, ulusal mahkemeler önünde dava  
konusu makalesinin, siyasi bir partinin yöneticileri aleyhinde yürütülen cezai yargılama ile  
3
ilgili düüncelerini yansıttığını, barıve kardeliğe çağrıda bulunduğunu belirttiğini  
kaydetmektedir.  
Bu nedenle bavuranın hâlihazırda AĐHM önünde dile getirdiği ikayetini, ulusal  
mahkemeler önünde de dile getirdiğine kanaat getirilmesi gerekmektedir.  
Sonuç olarak itirazın bu kısmının da kabuledilmesi mümkün değildir.  
AĐHM, incelenen ikayetin AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu ikayetin baka hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesi ie çelimediğini tespit etmektedir.  
Bu nedenle ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM sözkonusu müdahalenin yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün  
korunması gibi meru bir amaç güttüğüne yönelik taraflar arasında bir ihtilafın bulunmadığını  
kaydetmektedir (Bkz., Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002 tarihli karar).  
AĐHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlamazlık, müdahalenin  
“demokratik bir toplum için gereklilik” oluturup oluturmağı sorusuna dayanmaktadır  
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği çok sayıda dava incelemive  
bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Bkz., özellikle, Ceylan-  
Türkiye [Büyük Daire], no:23556/94, Öztürk kararı, Đbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95,  
30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003, ve  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).  
AĐHM mevcut davayı içtihatları ıığında incelemive Hükümet’in davayı farklı  
ekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına karar vermitir. AĐHM bilhassa  
dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı bağlama özel bir özen  
göstermektedir. Bu bakımdan AĐHM, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklar gibi  
incelemesine sunulan olayı çevreleyen koulları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. Đbrahim  
Aksoy, ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme).  
Dava konusu makalede, HADEP’in olağanüstü kongresi sırasında meydana gelen  
olaylardan sonra bu parti yöneticileri aleyhinde ceza davası açılması gibi gündemde olan  
olaylarla dayanılarak Hükümet eletirilmitir.  
AĐHM, DGM’nin sözkonusu makalenin bölge ve ırk ayrımı gözetilerek halkı  
ayrımcığa sevkedecek ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.  
AĐHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan ve mevcut halleriyle bavuranın  
ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali haklı göstermek için yeterli olmayan mahkumiyet  
gerekçelerini incelemitir (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) [Büyük Daire], no:  
24762/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar). AĐHM, dava konusu makalede yer alan bazı  
ifadelerin, Türk Devleti hakkında negatif bir tablo çizerek, metne dümanlık uyandıran bir  
anlam yüklese de, bunların ne iddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya  
tevik ettiği kanaatindedir ve AĐHM’ye göre değerlendirmeye alınması gereken temel unsur  
4
budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [Büyük Daire], no: 26682/95 ve Gerger-  
Türkiye, [Büyük Daire], no:24919/94, 8 Temmuz 1999).  
Ayrıca bavuranın cezasının ertelenmesi, bavuranın faaliyetlerini kısmen sınırlamıꢀ  
ve kamuya açık bir tartımada yeri olan açıkça bir eletiri yapma yeteneğini büyük ölçüde  
sınırlandırmıtır (Bkz., Hertel kararı ve Erdoğdu kararı).  
Sonuç olarak AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde askeri bir hakim bulunması sebebiyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”  
olmadığını ileri sürmektedir. Bavuran bu itibarla AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
Hükümet, AĐHM’den gecikmiolması ya da bavuranın mağdur sıfatının  
bulunmaması nedeniyle bavurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesini talep  
etmektedir.  
AĐHM öncelikle ikayetin kabuledilebilir olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte  
AĐHS’nin 10. maddesi ile ilgili olarak ulağı ihlal tespiti dikkate alındığında mevcut  
bavuruda ortaya çıkan temel hukuki soruyu incelediğini düünmektedir. (Bkz., örneğin,  
Aksoy (Eroğlu)-Türkiye, no: 59741/00, 31 Ekim 2006 tarihli karar). Dava olaylarının tamamı  
ve tarafların argümanları dikkate alındığında AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesi bakımından  
bavuran tarafından dile getirilen ikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar  
vermektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavurana hitaben yazılmıolan 12 Temmuz 2005 tarihli bir yazıyla, AĐHS’nin 41.  
maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin, esas hakkında yazılı görülerde  
belirtilmesi gerektiğini öngören AĐHM Đç Tüzüğü’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine  
rağmen bavuran tarafından herhangi bir adil tazmin talebinde bulunulmamıtır.  
Yukarıda anılan yazıyla birlikte tespit edilen süre içinde herhangi bir cevap  
gelmediğinden dolayı AĐHM, adil tazmin adı altında herhangi bir ödeme yapılmasına gerek  
olmadığına karar vermitir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, 24 Nisan 2003 tarihli karar ve  
son olarak Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, 21Haziran 2005 tarihli karar).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1. maddesine ilikin olarak dile getirilen ikayetin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
Karar vermitir.  
5
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2 ve 77/3 maddesi  
gereğince 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6