Enflasyon oranı ile yasal faiz oranı arasındaki ciddi farkı hatırlatan başvuranlar yargı
sürecinin makul olmayan uzunluğu nedeniyle gelir kaybına uğradıklarından yakınmaktadırlar.
Başvuranlar kararın tashihi yönünde yapmış oldukları başvurunun ardından Danıştay’daki
sürecin halen devam ettiğini belirtmektedirler.
Hükümet bu tespite karşı çıkmakta ve gecikmenin temel olarak tarafların bilirkişi raporunu
beklerken istemiş oldukları ek süreden kaynaklandığını ifade etmektedir. Dikkate alınacak
dönem 9 Ekim 1995 tarihinde başvuranların İçişleri Bakanlığı’na yapmış oldukları başvuru ile
başlayıp Danıştay’ın 1 Ekim 2001 tarihli kararı ile sona ermektedir. Bu süre bir ön idari
sürecin ardından iki dereceli yargılama için yaklaşık altı yıldır. AİHM, tashih başvurusunun
olağandışı bir başvuru yolu olması ölçüsünde bu tarihten sonra geçen süreyi dikkate
almamaktadır. Gerçekten de özel koşullar bulunmadığında (Bkz. a contrario, Wiot-Fransa
kararı, no: 43722/98, 7 Ocak 2003) AİHS’nin 6 § 1 maddesi gereğince dava dinlenip, nihai
karar alındığında (özellikle, bu durumda olduğu gibi, miktarlar ödendiğinde) aynı hükümler
uyarınca makul sürenin hesaplanmasında olağandışı bir başvuru yolu dikkate alınmamaktadır.
AİHM, yargılama sürecinin makul uzunluğunun olayların koşullarını müteakip ve mahkeme
yerleşik içtihadları ışığında değerlendirildiğini hatırlatmakta ve özellikle davanın karmaşık
yapısının, başvuranların ve davada ilgili yetkili mercilerin tutumlarının dikkate alındığını
eklemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Frydlender-Fransa kararı no: 30979/96, § 43, AİHM
2000-VII).
AİHM, mevcut durumdaki benzer sorunların birçok defa dile getirildiğini ve AİHS’nin 6 § 1
maddesinin ihlali ile sonuçlandığını ifade etmektedir (Bkz. sözü edilen Frydlender kararı).
Mahkemeye sunulan deliller ışığında AİHM, Hükümetin mevcut davanın seyrini değiştirecek
hiçbir delili veya argümanı sunmadığına itibar etmekte ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik
içtihadı ışığında sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğuna ve «makul süre» zorunluluğuna
yanıt vermediğine kanaat getirmektedir.
Ayrıca AİHM, mezkur davanın ilgili için dikkate alınacak bazı hususlar olduğunu daha önce
ifade etmiştir (Bkz. diğerleri arasında, Zimmermann ve Steiner-İsviçre kararı, 13 Temmuz
1983, seri: A no: 66, § 24, ve Allenet de Ribemont-Fransa kararı, 10 Şubat 1995, seri: A no:
308, § 47). AİHM, başvuranların yakınlarının ölümünün ardından temel maddi destek
olanağından yoksun kaldıkları tespitinde bulunmaktadır. Başvuranlara bu yönde bir tazminatı
öngörecek yargı kararının bir an önce verilmesinde kişisel menfaatleri bulunmakta idi (Bkz.
diğerleri arasında, mutatis mutandis, Obermeier-Avusturya kararı, 28 Haziran 1990, seri: A
no: 179, § 72, Caleffi-İtalya kararı, 24 Mayıs 1991, seri: A no: 206-B, § 17, ve Karakaya-
Fransa kararı, 26 Ağustos 1994, seri: A no: 289-B, § 30), üstelik enflasyon oranı ile yasal faiz
oranı arasındaki fark kayda değerdir.
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar
A. Tazminat