CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
MEHMET PEKER-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:49276/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (49276/99) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Mehmet Peker’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Mayıs 1999 tarihinde  
Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından Bedia Boran ve Mehmet Nuri Özmen tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1962 doğumludur ve anlıurfa’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın cezai mahkumiyetine ilikin süreç  
Bavuran, 1 Ağustos 1996 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
Ekipleri tarafından yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuranın, PKK üyesi olmasından  
üphelenilmitir.  
Gözaltında tutulduğu sırada bavuran, PKK ile ilikileri olduğunu kabul etmive ifadelerini  
imzalatır.  
15 Ağustos 1996 tarihinde, bavuran, Ankara Adli Tıp Kurumu mensubu bir adli tabip  
tarafından muayene edilmitir. Adli tabip muayenede, “ bavuranın kollarında iç ve dıta 1-  
2x5 cm. lik mor-kahverengi ekimoz” tespit etmitir. Adli tabip “bavuranın hayati tehlikesi  
olmadığını” belirtmifakat bavuranın begün igöremezliğine karar vermitir.  
Aynı gün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından bavuranın  
ifadesi alınmıve bavuran polise verdiği ifadesini teyit etmitir.  
Yine aynı tarihte bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına  
çıkarıltır. Bavuran, olayları kabul etmive savcıya verdiği beyanlarını yinelemitir.  
Bavuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kalmadığını da belirtmitir. Hakim,  
bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
9 Eylül 1996 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2.  
maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca bavuranın [baka  
bir kii ile] mahkumiyetini talep etmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bavuran kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmive  
gözaltı sırasında ikenceye uğradığını dile getirmitir.  
2 Aralık 1996 tarihli bir karar ile Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın PKK’ya yardım ve  
yataklık yaptığına karar vermive Türk Ceza Kanunu’nun 169. ve 31. maddeleri uyarınca  
bavuranı yedi yıl hapis ve altı ay hapis ve ömür boyu kamu hizmetinden men cezalarına  
çarptırmıtır.  
2
Bavuranın ve savcının temyiz yoluna bavurması üzerine, 9 ubat 1998 tarihli bir karar ile  
Yargıtay itiraz edilen kararı bozmutur. Yargıtay, Devlet Güvelik Mahkemesi’nin Türk Ceza  
Kanunu’nun 168/2. maddesinin uygulamasının gerekli olduğu kanaatine varmıtır.  
20 Mayıs 1998 tarihinde, iade edilen karar hakkında karar veren Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
Türk Ceza Kanunu’nun 168/2. ve 31. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun  
5. maddesi uyarınca PKK üyesi olduğu gerekçesiyle bavuranı on beyıl hapis ve ömür boyu  
kamu hizmetinden men cezasına çarptırmıtır.  
8 Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay bavuranın temyiz talebini reddetmive 20 Mayıs 1998  
tarihli kararın tüm hükümlerini onamıtır.  
B. Bavuranın gözaltından sorumlu polis memurları hakkında yürütülen cezai süreç  
4 Kasım 1996 tarihinde, bavuran, gözaltı sırasında kendisini sorgulayan polis memurları  
hakkında ikenceden dolayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na ikayet dilekçesini sunmutur.  
3 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, polis memurları hakkında muhakemenin  
men’ine karar vermitir.  
Bavuranın muhakemenin men’i kararına karı çıkması üzerine, 12 ubat 1997 tarihinde  
Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu polis memurları hakkında soruturma  
balatılmasına karar vermitir.  
25 ubat 1997 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 243.  
maddesi uyarınca ifade almak için ikence uyguladıkları gerekçesiyle polis memurları M.Y.  
ve H.Đ.B.’nin mahkumiyetini talep etmitir.  
5 Mayıs 1997 tarihinde, istinabe talebi uyarınca, Đskenderun Ağır Ceza Mahkemesi hakimi  
tarafından bavuranın ifadesi alınmıtır. Bavuran, açılan davada müdahil tarafı oluturmak  
için bir çaba göstermemitir.  
3 Ekim 1997 tarihli bir karar ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, suça ilikin kesin bir kanıt  
bulunmadığı gerekçesiyle iki sanığın beraatine karar vermitir. Bu davada müdahil tarafı  
oluturmağı için, söz konusu karar bavurana re’sen tebliğ edilmemitir.  
Bavuran sırasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği  
23 ubat ve 26 Mart 1998 tarihli mektuplarıyla davanın seyri hakkında bilgi edinme talebinde  
bulunmuve durumalara katılma isteğini bildirmitir.  
26 Nisan 1998 tarihinde, 3 Ekim 1997 tarihli karar bavurana tebliğ edilmitir.  
27 Nisan 1998 tarihinde, bavuran bu karara itiraz ederek temyize bavurmutur.  
4 Mayıs 1998 tarihli bir karar ile Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaflı yargılamada bavuranın  
müdahil tarafı oluturmağı dolayısıyla kararı temyize taıma hakkı bulunmadığı  
gerekçesiyle bavuranın talebini reddetmitir.  
7 Mayıs 1998 tarihinde, bavuran yeniden temyiz yoluna bavurmutur.  
3
1 Temmuz 1998 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararın tüm hükümlerini onamıtır.  
Dava dosyasına eklenen bir belgeye göre, 3 Ekim 1997 tarihli nihai kararın bir kopyası  
bavurana 9 Haziran 2000 tarihinde elden teslim edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3., 5/3. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A. AĐHS’nin 3. maddesi hakkında  
Bavuran, gözaltında ikenceye maruz kaldığını iddia etmektedir. Bavuran, bu bağlamda  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, tazminat elde etmek için bavuranın hukuk ve idare mahkemeleri nezdinde dava  
açmadığından iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
Bavuran bu konuda görübildirmemitir.  
AĐHM, geçmite birçok kez mevcut davaya benzer davalar hakkında karar verdiğini ve söz  
konusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasından, Karayiğit-Türkiye,  
bavuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM, mevcut davada daha önce ulaolduğu  
sonuçlardan baka sonuca ulamasını gerektirecek hiçbir özel koulun bulunmadığını da  
belirtmektedir. Sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği hakkındaki Hükümet’in ön  
itirazı kabul edilmemitir.  
Hükümet ayrıca bavurunun AĐHS’nin 35/1. maddesi uyarınca altı aylık süreden sonra  
yapıldığı kanaatindedir.  
AĐHM, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında yürütülen cezai yargılamada  
bavuranın müdahil tarafı oluturmağını, bu durumda da kanunen bavuranın temyize  
bavurma imkanının bulunmadığını gözlemlemektedir. Bavurana 26 Nisan 1998 tarihinde  
tebliğ edilen 3 Ekim 1997 tarihli karardan itibaren, bavuranın bavuruda bulunabileceği  
ulaılabilir etkili bir bavuru yolunun bulunmadığı sonucu çıkmaktadır. Bavuranın iç hukukta  
öngörülen usullere aykırı olarak yaptığı sonraki bavuruları, altı ay süresi kuralının dies a quo  
belirlenebilmesi bakımından değerlendirmeye alınamaz (Bkz. mutatis mutandis, Moyo  
Alvarez-Đspanya, bavuru no: 44677/98, 23 Kasım 1999). Bu durumda, bavurunun bu kısmı  
gecikmeli olarak yapılmıtır ve AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
B. AĐHS’nin 5/3. maddesi hakkında  
Bavuran, gözaltı süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır ve bu süreye itiraz etmek için  
iç hukukta bavuru yolunun bulunmadığını belirtmektedir. Bu bağlamda bavuran, AĐHS’nin  
5/3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, dava konusu gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan  
ulusal mevzuata uygun olmasından dolayı bu süreye itiraz etmek için iç hukukta bavuranın  
hiçbir bavuru yolunun bulunmadığını belirtmektedir (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26  
4
Kasım 1997 tarihli karar). AĐHM, iç hukukta bavuru yolu bulunmadığında, altı ay süresinin  
bavuruda ikayet edilen eylemin gerçekletiği andan itibaren baladığına dair olan yerleik  
içtihadına göndermede bulunmaktadır.  
AĐHM, mevcut davada, gözaltı süresinin bavuranın tutuklanması ile 15 Ağustos 1996  
tarihinde baladığını ancak bavurunun 11 Mayıs 1999 tarihinde yapıldığını  
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, davanın incelenmesinden söz konusu süreyi durduracak ya  
da erteleyecek bir özel koulun bulunmadığını da saptamaktadır. Bu durumda, bavurunun bu  
kısmı gecikmeli olarak yapılmıtır ve AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
C. AĐHS’nin 13. maddesi hakkında  
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, bavuran, AĐHS’nin 3. ve 5/3. maddeleri  
kapsamındaki ikayetlerini sunmak için iç hukukta etkili bir bavuru yolu bulunmadığından  
ikayetçidir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi ile tanınan hakkın yalnızca AĐHS organları içtihadı  
bakımından savunulabilir ikayetlere uygulanabileceğini hatırlatmaktadır (Cheminade-  
Fransa, bavuru no: 31599/96) ki, AĐHM’nin kabuledilemez bulduğu ikayetler bu kategoriye  
girmemektedir. Bu durumda, ikayetin bu kısmının AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, öncelikle bünyesinde askeri bir hakimin bulunması nedeniyle kendisini yargılayan  
ve mahkum eden DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir.  
Bavuran, ayrıca ulusal mahkemelerin adil yargılanma hakkının gereklerine de riayet  
etmedikleri kanısındadır. Bu bağlamda bavuran, layıkıyla hiçbir soruturma yapılmaksızın  
ikence altında verdiği ifadelere dayanılarak kendisinin mahkum edildiğini belirtmektedir.  
Bavurana göre, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediğini  
belirtmektedir. Hükümet, DGM’nin bağımsızlıktan tarafsızlıktan yoksun olduğu hakkındaki  
ikayetle bağlantılı olarak nihai iç hukuk kararının sözkonusu mahkeme tarafından verilen  
karar olduğunu savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda olayların meydana geldiği dönemde  
devlet güvenlik mahkemelerinin oluumunun iç hukuka uygun olması nedeniyle Yargıtay’ın  
söz konusu ikayete ilikin görübildirme yetkisinin olmadığını, bu çerçevede, bavuranın iç  
hukuk yollarının etkisiz olduğunu anlaması gereken tarihten, yani 20 Mayıs 1998 tarihli  
Yargıtay kararından itibaren altı aylık süre içerisinde bavuruda bulunması gerektiğini iddia  
etmektedir. Oysa, bavuru 11 Mayıs 1999 tarihinde yapılmıtır.  
AĐHM, Özdemir-Türkiye davasında (bavuru no: 59659/00, 6 ubat 2003) benzer bir itirazı  
reddettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, bu sonuçtan baka bir sonuca varmayı gerektirecek  
hiçbir gerekçe görememektedir ve Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, içtihadından çıkan kriterler ıığında (Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve  
sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alarak bavurunun bu kısmının esastan inceleme  
5
konusu yapılması gerektiği kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM, baka bir kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit etmektedir.  
B. Esas  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemive AĐHS’nin  
6/1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Özel-Türkiye, bavuru no: 42739/98, 7 Kasım  
2002 ve sözü edilen Özdemir).  
Mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca ulamasını sağlayacak  
ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AĐHM, “ulusal güvenliğe” dayalı  
suçlardan yargılanan bavuranın, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM’de  
yargılanmaktan endie duymasını anlaılabilir bulmaktadır. Zira bavuran doğal olarak,  
hakkında açılan davada DGM’nin kararını haksız yere davanın niteliğine yabancı gerekçelere  
dayandırdığı hususunda kaygı duyabilir. Bu nedenle AĐHM, bavuranın bu yargı makamının  
tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki üphelerinde haklı olduğunu düünmektedir (sözü  
edilen Incal).  
AĐHM, bavuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna ulamaktadır.  
2. Cezai yargılamanın adilliği hakkında  
AĐHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin her  
halükarda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına alamayacağı  
hükmüne vardığını hatırlatmaktadır.  
Bavuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini dikkate  
alan AĐHM, mevcut ikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (Bkz. diğerleri  
arasından, Çıraklar-Türkiye).  
III. AĐHS’NĐN 14. ve 18. MADDELERĐ KAPSAMINDA YAPILAN DĐĞER  
ꢁĐKAYETLER HAKKINDA  
Aynı olaylara dayanarak bavuran, AĐHS’nin 14. ve 18. maddelerinin müstakilen veya  
AĐHS’nin yukarıda sözü edilen hükümleri ile birlikte ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu ikayetlerin dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kanısındadır.  
Bavuran taraf tarafından ayrıntılı olarak gelitirilmeyen sözkonusu ikayetleri incelemesinin  
ardından AĐHM, bavuranın ikayetçi olduğu olayların aslında mevcut kararın önceki  
kısımlarında incelenen ikayetlerle aynı olduğunu saptamaktadır.  
Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 14. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ikayetler hakkında  
ayrıca karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
6
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, gelir kaybına uğradığına kanaat getirerek 108.000 Euro maddi tazminat talebinde  
bulunmaktadır. Ayrıca bavuran, 50.000 Euro değerinde manevi tazminat talebinde de  
bulunmutur.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
Đddia edilen maddi zarara ilikin olarak AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesinin gereklerine uygun  
olması durumunda sözkonusu yargılamanın sonucunun ne olacağına dair spekülasyon  
yapılamayacağını belirtmektedir. Bu nedenle bavurana bu yönde bir tazminat ödenmesine  
gerek yoktur (Findlay-Birleik Krallık, 25 ubat 1997 tarihli karar).  
Manevi zararla ilgili olarak ise AĐHM, ihlal tespitinin kendisinin iddia edilen manevi tazminat  
için yeterli adil tatmin oluturduğu kanaatindedir (sözü edilen Çıraklar).  
AĐHM, bir kimsenin AĐHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve bağımsız olma koullarını yerine  
getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiği sonucuna ulağında, ilgilinin  
talebi üzerine yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yeniden balatılması, tespit edilen  
ihlalin düzeltilmesi için prensip olarak en uygun yolu tekil edecektir (Öcalan-Türkiye,  
bavuru no: 46221/99).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde avukatlık ücretlerinin de bulunduğu  
yargılama masraf ve giderleri için 10.900 Euro talep etmektedir. Bavuran, avukatlarından  
biri tarafından düzenlenen çalıma saatine ve masraflara ilikin hesap dökümü ile birlikte  
Ankara Barosu avukatlık ücret tarifesini sunmakla yetinmektedir.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
AĐHM, mevcut davada bavuranın avukat çalıma saatine ve masraflara ilikin bir hesap  
dökümü sunduğunu fakat sözü edilen giderleri belgelendirmediğini tespit etmektedir. Sonuç  
olarak AĐHM, yargılama masraf ve giderleri olarak bavurana belli bir miktar ödenmesinin  
gerekli olmadığı kanaatindedir  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki ikayetlerin kabuledilebilir, geri kalan kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması  
nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin geri kalan kısmının  
incelenmesine gerek olmadığına;  
7
4. AĐHS’nin 14. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
5. Bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için mevcut kararın kendisinin yeterli adil  
tatmin oluturduğuna;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8