(b) Altı ay süresi
AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın altı ay kuralına uymadığına iliꢀkin itirazı hususunda,
altı ay kuralının amacının hukukun güvenliğini artırmak ve AĐHS’yle bağlantılı olarak ileri
sürülen hususlarla makul süre içinde ilgilenilmesini sağlamak olduğunu yinelemiꢀtir. Bu
kural, ayrıca, makamları ve ilgili diğer kiꢀileri uzun süreli bir belirsizlik içinde kalmaktan
korumalıdır (bkz., Kenar – Türkiye, no. 67215/01, 1 Aralık 2005). AĐHM, aynı zamanda,
AĐHS’nin 35/1. maddesi uyarınca, bir baꢀvuruya, ancak, iç hukuk davasında nihai kararın
alındığı tarihten itibaren altı ay içinde bakabileceğini hatırlatmıꢀtır. Bununla birlikte,
baꢀvuranın önce bir iç hukuk yolundan yararlandığı ve ancak daha sonraki bir aꢀamada söz
konusu hukuk yolunu etkisiz kılan koꢀullardan haberdar olduğu veya olması gerektiği istisnai
durumlarda duruma özgü kararlar alınabilir. Böyle bir durumda, altı ay süresi, baꢀvuranın söz
konusu koꢀulların farkına vardığı veya varması gerektiği tarihten itibaren hesaplanabilir (bkz.,
Hazar ve Diğerleri – Türkiye, no. 62566/00, 10 Ocak 2002).
AĐHM, baꢀvuranın, 12 Temmuz 1993 tarihinde düzenlenen bir duruꢀmada, kötü
muamele iddialarını Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunduğunu gözlemlemiꢀtir.
Duruꢀma sonunda, yerel mahkeme, baꢀvuranın avukatının söz konusu iddialara iliꢀkin olarak
yerel mercilere ꢀikayette bulunabileceği kararını vermiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın, temyiz
dilekçesinde, mahkumiyet kararının iꢀkence yapılarak alınan polis ifadelerine dayandığını
ileri sürdüğü kaydedilmiꢀtir. AĐHM, ceza davası boyunca ve daha sonra AĐHM huzurunda,
baꢀvuranın, polis nezaretindeki ifadelerinin iꢀkence yapılarak ve baskı altında alındığı
yönündeki iddialarının, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ꢀekline iliꢀkin açıklama
veya ayrıntı sunmadan yapıldığını gözlemlemiꢀtir. Baꢀvuran, sadece 6 Mart 2000 tarihli
savunma görüꢀlerinde, kollarından asıldığını ifade etmiꢀtir.
AĐHM, bu davanın koꢀulları karꢀısında, baꢀvuranın, Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin konuya iliꢀkin kararını verdiği tarih olan 6 Mart 2000 tarihine kadar, yargı
makamlarının harekete geçmediğinin yavaꢀ yavaꢀ farkına varmıꢀ olması gerektiği ve
dolayısıyla söz konusu tarihe kadar iç hukuk yollarının etkisizliğinin farkına varmıꢀ olması
gerektiği kanısındadır. Buna göre, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi, en geç 6
Mart 2000 tarihinden itibaren iꢀlemeye baꢀlamıꢀ olarak kabul edilmelidir (bkz., Đçöz –
Türkiye, no. 54919/00, 9 Ocak 2003; yukarıda anılan Kenar). Ancak, AĐHM baꢀvurusu 21
Ağustos 2001 tarihinde, yani altı aydan daha uzun bir süre sonra yapılmıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, baꢀvurunun bu
kısmının gerekli süre içinde yapılmadığı ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, dava süresinin AĐHS’nin 6/1. maddesinde ortaya konan “makul süre”
ꢀartıyla uyumlu olmadığı yönünde ꢀikayetçi olmuꢀtur. Söz konusu madde ꢀöyledir:
“Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.
3