COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
MEHMET REꢀĐT ARSLAN – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 31320/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
31 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31320/02 bavuru numaralı davanın nedeni T.C.  
vatandaı Mehmet Reit Arslan’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21  
Ağustos 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Gürcan tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1966 doğumludur ve AĐHM’ye bavuru yaptığı sırada Diyarbakır  
Cezaevinde hapis cezası çekmekteydi.  
4 Nisan 1993 tarihinde, bavuran, PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) yasadıı örgütüne üye  
olma üphesi üzerine Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis  
memurlarınca yakalanmıtır. Yakalama raporuna göre, bavuran tutulmaya karı koymuve  
polis memurları onu yakalamak için kuvvete bavurmak zorunda kalmılardır.  
19 Nisan 1993 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tetkik hakimi  
önüne çıkarılmıve burada hakkındaki iddiaları yalanlamıtır. Hakim, bavuranın  
tutuklanmasına hükmetmitir.  
29 Nisan 1993 tarihinde, bavuran, Sağmalcılar Devlet Hastanesi’nde bir doktor  
tarafından muayene edilmitir. Doktor, sağ omuzda ve dirsekte hareket kısıtlılığı olduğunu  
kaydetmitir.  
4 Mayıs 1993 tarihinde, Eyüp Adli Tıp Kurumu’nda görevli bir doktorun düzenlediği  
rapora göre, bavuranın bedeninin çeitli kısımlarında çok sayıda ekimoz ve lezyon mevcuttur  
ve sağ kolun hareketinde azalma vardır.  
9 Temmuz 1993 tarihli ek bir raporda, bavuranın bedenindeki yaraların onu on gün  
süreyle çalıamayacak hale getirdiği kararına varılmıtır.  
5 Mayıs 1993 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
yirmi yedi kiiyle birlikte bavuran hakkında bir iddianame sunmuve bavuranı, Ceza  
Kanunu’nun 168/1. maddesi uyarınca, yasadıı bir örgüte üyelikle suçlamıtır.  
12 Temmuz 1993 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde,  
polis nezaretinde ifadelerinin ikence yapılarak alındığını ileri sürmütür. Durumanın  
sonunda, mahkeme, bavuranın temsilcisinin, bavuranın kötü muamele iddiaları hakkında  
yetkililere ikayette bulunması kararına varmıtır.  
22 Ocak 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bavuran hakkındaki suçlamayı, Ceza  
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ağır cezalık suç oluturan, devletin bütünlüğüne ihanet  
suçlamasına çevirme teklifinde bulunmutur.  
1
12 Temmuz 1993 ve 6 Mart 2000 tarihleri arasında, ilk derece mahkemesi kırk altı  
duruma düzenlemitir. Bavuran, bu durumalardan yirmi sekiz tanesine katılmamıtır.  
6 Mart 2000 tarihinde, bavuran, mahkemeye son savunma görülerini sunmutur.  
Bavuran, dilekçesinde, hakkındaki suçlamaları reddetmitir. Đꢀkence iddialarını yinelemive  
polis nezaretindeyken kollarından asıldığını iddia etmitir.  
Aynı tarihte, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı iddia makamının  
talebine uygun biçimde suçlu bulmuve Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm  
cezasına çarptırmıtır. Ölüm cezası müebbet hapis cezasına çevrilmitir. Đlk derece  
mahkemesi, kararında, doktorların raporlarını göz önünde bulundurarak, bavuranın polis  
tarafından alınan ifadelerini delillerin arasına dahil etmemitir. Ancak, diğer delillerin polise  
verdiği ifadeleri doğruladığı gerekçesiyle bavuranı mahkum etmitir.  
Bavuran kararı temyiz etmitir. Dilekçesinde, ilk derece mahkemesi kararının,  
ikence yapılarak alınan polis ifadelerine dayandığını ileri sürmütür.  
21 Mart 2001 tarihinde, Yargıtay, 6 Mart 2000 tarihli kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, 4 ve 19 Nisan 1993 tarihleri arasında, polis nezaretindeyken kötü muamele  
gördüğünü iddia etmitir.  
Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 35/1. maddesinde yer alan kabuledilebilirlik  
koullarını yerine getirmemesi nedeniyle, bu ikayetin kabuledilemez olduğuna karar  
verilmesi gerektiğini ileri sürmütür.  
Hükümet, ilk olarak, bavuranın, polis nezaretindeyken kötü muamele gördüğü  
iddialarına ilikin olarak Cumhuriyet Savcısı’na hiçbir zaman resmi bir ikayette bulunmadığı  
gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmiolarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmitir.  
Hükümet, ikinci olarak, bavuranın altı ay kuralına uymadığını iddia etmitir.  
Hükümet’in görüüne göre, bavuran, yetkililerin kötü muamele iddiasına ilikin olarak bir  
adım atmayacaklarını, Yargıtay’ın kararından önce, yavayavafark etmiolmalıdır.  
(a) Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
AĐHM, Hükümet’in iddiasının aksine, bavuranın, ikayetinin esasını, 12 Temmuz  
1993 tarihinde ilk duruma esnasında Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin dikkatine  
sunmuolarak değerlendirilebileceğini kaydetmitir. AĐHM’nin görüüne göre, bu hareket,  
yetkililerde bavuranın ikayetini soruturma gereği uyandırmaya yeterli olmalıydı. Bu  
koulları göz önünde tutan AĐHM, bavuranın, iddiasına yönelik bir soruturma balatılması  
amacıyla, ikayetini yetkililerin dikkatine sunmak için kendisinden beklenebilecek her eyi  
yapmıolarak değerlendirilebileceği kanısındadır (bkz., Veznedaroğlu – Türkiye, no.  
32357/96, 7 Eylül 1999). Dolayısıyla, Hükümet’in itirazlarının bu kısmı reddedilmelidir.  
2
(b) Altı ay süresi  
AĐHM, Hükümet’in bavuranın altı ay kuralına uymadığına ilikin itirazı hususunda,  
altı ay kuralının amacının hukukun güvenliğini artırmak ve AĐHS’yle bağlantılı olarak ileri  
sürülen hususlarla makul süre içinde ilgilenilmesini sağlamak olduğunu yinelemitir. Bu  
kural, ayrıca, makamları ve ilgili diğer kiileri uzun süreli bir belirsizlik içinde kalmaktan  
korumalıdır (bkz., Kenar – Türkiye, no. 67215/01, 1 Aralık 2005). AĐHM, aynı zamanda,  
AĐHS’nin 35/1. maddesi uyarınca, bir bavuruya, ancak, iç hukuk davasında nihai kararın  
alındığı tarihten itibaren altı ay içinde bakabileceğini hatırlatmıtır. Bununla birlikte,  
bavuranın önce bir iç hukuk yolundan yararlandığı ve ancak daha sonraki bir aamada söz  
konusu hukuk yolunu etkisiz kılan koullardan haberdar olduğu veya olması gerektiği istisnai  
durumlarda duruma özgü kararlar alınabilir. Böyle bir durumda, altı ay süresi, bavuranın söz  
konusu koulların farkına vardığı veya varması gerektiği tarihten itibaren hesaplanabilir (bkz.,  
Hazar ve Diğerleri – Türkiye, no. 62566/00, 10 Ocak 2002).  
AĐHM, bavuranın, 12 Temmuz 1993 tarihinde düzenlenen bir durumada, kötü  
muamele iddialarını Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunduğunu gözlemlemitir.  
Duruma sonunda, yerel mahkeme, bavuranın avukatının söz konusu iddialara ilikin olarak  
yerel mercilere ikayette bulunabileceği kararını vermitir. Ayrıca, bavuranın, temyiz  
dilekçesinde, mahkumiyet kararının ikence yapılarak alınan polis ifadelerine dayandığını  
ileri sürdüğü kaydedilmitir. AĐHM, ceza davası boyunca ve daha sonra AĐHM huzurunda,  
bavuranın, polis nezaretindeki ifadelerinin ikence yapılarak ve baskı altında alındığı  
yönündeki iddialarının, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ekline ilikin açıklama  
veya ayrıntı sunmadan yapıldığını gözlemlemitir. Bavuran, sadece 6 Mart 2000 tarihli  
savunma görülerinde, kollarından asıldığını ifade etmitir.  
AĐHM, bu davanın koulları karısında, bavuranın, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin konuya ilikin kararını verdiği tarih olan 6 Mart 2000 tarihine kadar, yargı  
makamlarının harekete geçmediğinin yavayavafarkına varmıolması gerektiği ve  
dolayısıyla söz konusu tarihe kadar iç hukuk yollarının etkisizliğinin farkına varmıolması  
gerektiği kanısındadır. Buna göre, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi, en geç 6  
Mart 2000 tarihinden itibaren ilemeye balamıolarak kabul edilmelidir (bkz., Đçöz –  
Türkiye, no. 54919/00, 9 Ocak 2003; yukarıda anılan Kenar). Ancak, AĐHM bavurusu 21  
Ağustos 2001 tarihinde, yani altı aydan daha uzun bir süre sonra yapılmıtır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, bavurunun bu  
kısmının gerekli süre içinde yapılmadığı ve reddedilmesi gerektiği kararını vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, dava süresinin AĐHS’nin 6/1. maddesinde ortaya konan “makul süre”  
artıyla uyumlu olmadığı yönünde ikayetçi olmutur. Söz konusu madde öyledir:  
“Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmıtır.  
3
Göz önüne alınacak süreç bavuranın tutuklanmasıyla 4 Nisan 1993 tarihinde balamıꢀ  
ve Yargıtay’ın kararıyla 21 Mart 2001 tarihinde sona ermitir. Dolayısıyla, bu süre, iki  
aamalı bir yargı için yaklaık sekiz yıl sürmütür.  
A. Kabuledilebilirliğe Đlikin  
Hükümet, bavuranın, ikayetini ulusal mahkemelere sunmadığı gerekçesiyle iç hukuk  
yollarını tüketmediğini iddia etmitir.  
AĐHM, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün, sadece, bir bavuranın etkili ve  
uygun hukuk yollarından normal bir ekilde yararlanması durumunda geçerli olduğunu  
belirtir. Etkili ve uygun hukuk yollarından kasıt, ihtilaf konusu durumu telafi etmeye ve iddia  
edilen ihlallere ilikin tazminat sağlamaya ehil hukuk yollarıdır.  
AĐHM, Türk hukuk sisteminin davayı hızlandırmak yönünde bir hukuk yolu  
sunmağını, ayrıca davanın uzaması karısında tazminat imkanı sağlamadığını  
gözlemlemitir. AĐHM, dolayısıyla, bavuranın, AĐHS’nin 35/1. maddesi amaçları açısından  
yararlanması gereken uygun ve etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı kararına varmıtır  
(bkz., Mete – Türkiye, no. 39327/02, 25 Ekim 2005). Bu nedenle, Hükümet’in ön itirazını  
reddetmitir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esas  
Sanıkların sayısı ve haklarındaki suçlamaları dikkate alan Hükümet, davanın karmaık  
olduğunu belirtmitir. Bu durum, delillerin toplanmasını ve olayların saptanmasını  
güçletirmitir. Hükümet, ayrıca, yargı makamlarına ihmal veya gecikme suçu  
yüklenemeyeceğini ifade etmitir. Hükümet, ek olarak, bavuranın, yirmi sekiz durumaya  
katılmayarak davanın süresinde etkili olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın koulları ıığında ve davanın  
karmaıklığı ve bavuran ve ilgili mercilerin tutumu eklindeki kriterler göz önünde tutularak  
değerlendirilmesi gerektiğini yinelemitir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve  
Sassi - Fransa [BD], no. 25444/94).  
AĐHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda, sıklıkla,  
AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlalini tespit etmitir (bkz. yukarıda anılan Pélissier ve Sassi)  
AĐHM, bavuranın pek çok kez ilk derece mahkemesinde bulunmadığını  
gözlemlemitir. Ancak, bavuranın bazı durumalara katılmamıolmasının davanın toplam  
süresini haklı çıkaramayacağı görüündedir (bkz., Osman – Türkiye, no. 4415/02, 19 Aralık  
2006).  
AĐHM, AĐHS’nin 6 maddesinin 1. paragrafının Sözlemeci Devletlere, yasal  
sistemlerini, mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği ekilde düzenlemeleri  
görevini yüklediğini ve bu gereklere davanın makul süre içinde karara bağlanması  
4
yükümlülüğünün de dahil olduğunu hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98,  
12 Nisan 2001), ilk derece mahkemesinin davayı hızlandırmak için daha sıkı tedbirler  
uygulamıolması gerektiğini değerlendirmitir. AĐHM, bu nedenle, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin gerekli özeni göstermemiolması sebebiyle söz konusu davanın gereksiz yere  
uzadığını tespit etmitir.  
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AĐHM, bu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak bir delil veya savunmanın Hükümet tarafından ortaya konmadığını  
değerlendirmitir. AĐHM, konuya ilikin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuturma  
süresinin aırı olduğu ve “makul süre” artına uymadığı kararını vermitir.  
Dolayısıyla, 6/1 madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Sözleme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören  
tarafın adil tatminine hükmeder.”  
Bavuran adil tatmin talebinde bulunmamıtır. AĐHM, dolayısıyla, bavurana herhangi  
bir miktarın tazminat olarak ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Dava süresinin aırı olmasına ilikin ikayetin kabuledilebilir olduğuna, bavurunun  
kalanının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Santiago Quesada  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. Zupančič  
Bakan  
5