COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MEHMET VE SUNA YĐĞĐT – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 52658/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
17 Temmuz 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mehmet Yiğit ve Suna Yiğit (“bavuranlar”) isimli  
iki Türk vatandaı tarafından, 4 Ağustos 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yapılan bavurudan (no. 52658/99) kaynaklanmaktadır.  
Bavuranlar, Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat Tanrıkulu tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1970 ve 1969 doğumludurlar ve Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde  
ikamet etmektedirler.  
27 Haziran 1997 tarihinde, bavuranların o zaman yedi aylık olan kızı Esra Yiğit,  
doğutan kalça çıkığı nedeniyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ameliyat  
olmutur. Ameliyat sırasında kalbi durmuve komaya girmitir. 13 Temmuz 1997 tarihinde,  
Esra Yiğit komadan çıkmıtır; ancak, kolları ve bacakları hareketsizdir. 15 Temmuz 1997  
tarihinde, nöroirürji bölümüne alınmıve kendisine “hipoksik beyin sendromu” tanısı  
konmutur. 21 Temmuz 1997 tarihinde, hastaneden taburcu edilmitir.  
13 Mayıs 1998 tarihinde, bavuranlar, operasyonu gerçekletiren tıbbi personelin  
sözde ihmalkarlığından kaynaklanan maddi ve manevi zarar nedeniyle Dicle Üniversitesi  
Rektörğü’ne karı tazminat davası açmıtır. Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun öngördüğü  
altmıgünlük süre içinde bavuranlara herhangi bir yanıt gelmemitir.  
11 Ağustos 1998 tarihinde, bavuranlar, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’ne dava açmıꢀ  
ve tazminat talep etmilerdir. Ayrıca, mahkeme masraflarına karılık yasal yardım talebinde  
bulunmulardır.  
Belirli olmayan bir tarihte, Mehmet Yiğit, muhtarlıktan yoksul durumda olduğunu  
tasdik eden bir belge almıtır.  
26 Ağustos 1998 tarihinde, Mehmet Yiğit, ayrıca, Ergani’de mülkü bulunup  
bulunmadığına ilikin resmi bir belge talebiyle Ergani Kaymakamlığı’na bavurmutur.  
Aynı tarihte, Kaymakamlık, Tapu Dairesi Müdürlüğü ve Ergani Belediyesi, Mehmet  
Yiğit’in Ergani’de herhangi bir taınmazının bulunmadığını belirten tasdiknameler  
düzenlemilerdir.  
27 Ağustos 1998 tarihinde, Ergani Defterdarlığı, Kaymakamlığa, kendisinde Mehmet  
Yiğit’in vergi ödediğini gösteren bir kaydın bulunmadığını bildirmitir.  
Belirli olmayan bir tarihte, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, usule ilikin gerekçelerden  
dolayı davayı reddetmitir. Yerel mahkeme, bavuranların, bavurularındaki kusurların  
düzeltilmesinden itibaren bir ay içinde yeni bir dava açabileceklerini ifade etmitir.  
1
19 Ekim 1998 tarihinde, bavuranlar, mahkeme masraflarını ödemekten muaf olma  
talebiyle Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bavurmulardır. Mahkeme, bu talebi  
yerine getirmitir.  
23 Ekim 1998 tarihinde, bavuranlar, ilk bavurularındaki usule ilikin kusurları  
düzelttikten sonra, Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nde yeni bir dava açmılardır.  
Bavurularında, mahkeme masraflarına yönelik adli yardım taleplerini yinelemilerdir.  
17 Kasım 1998 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranların adli yardım  
talebini reddetmitir. Mahkeme, bavuranların bir avukat tarafından temsil edildiklerine göre  
adli yardıma ihtiyaçları olmadıkları kararını vermitir. Mahkeme, kararında, Yüksek Đdare  
Mahkemesi’nin içtihadına ve Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine atıfta  
bulunmutur.  
1 Aralık 1998 ve 4 ubat 1999 tarihlerinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi,  
bavuranlara, mahkeme masraflarına karılık 180.000.000 Türk Lirası1 ödemeleri gerektiğini  
bildirmitir.  
8 Mart 1999 tarihinde, bavuranlar, 17 Kasım 1998 tarihli kararın iptali talebiyle idare  
mahkemesine bir dilekçe sunmulardır. Dilekçelerinde, diğer eylerin yanı sıra, mahkeme  
masraflarını ödemek için yeterli paraya sahip olmadıklarını ve adli yardım taleplerinin  
reddedilmesinin mahkemeye eriim haklarına aykırı olduğunu ifade etmilerdir.  
16 Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, bavuranlar gerekli mahkeme  
masraflarını ödemedikleri için kovuturmayı durdurmutur.  
16 Ekim 2001 tarihinde, Yüksek Đdare Mahkemesi, 16 Nisan 1999 tarihli kararı  
onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunarak mahkemeye eriim  
haklarından yoksun bırakıldıkları konusunda ikayetçi olmulardır. Söz konusu maddenin  
ilgili kısmı öyledir:  
“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar . . . konusunda karar verecek olan, . . .  
bir mahkeme tarafından davasının . . . hakkaniyete uygun . . . olarak görülmesini istemek hakkına  
sahiptir.”  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
1 Yaklaık 514 Euro  
2
Hükümet, görülerinde, iki ön itiraz sunmutur. Đlk olarak, bavuranların iç hukuk  
yollarını tüketmediklerini ileri sürmüve bavuranların, kızlarını ameliyat eden sağlık ekibi  
hakkında cezai kovuturma balatabileceklerini iddia etmitir. Đkinci olarak, Hükümet,  
AĐHM’den, altı ay zaman kuralına uyulmaması gerekçesiyle bavuruyu reddetmesini talep  
etmitir. Hükümet’in görüüne göre, bavuranların, AĐHM’ye, Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nin 17 Kasım 1998 tarihli kararını müteakip bavurmuolmaları gerekirdi. Zira,  
yasal yardıma ilikin kararlar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 469. maddesi  
uyarınca bağlayıcı niteliktedir.  
Đç hukuk yollarının tüketilmesi hususunda, AĐHM, bavuranların, kızlarının tıbbi hata  
nedeniyle felçli olduğu eklindeki iddiasına ilikin olarak iç hukukun bavuranlara idari ve  
cezai hukuk yolları sunduğunu gözlemlemitir. AĐHM, bu noktada, iddia edilen ihlallere  
karılık tazminat almak için hangi hukuk yolunun izleneceğine karar vermenin kiiye  
ğünü anımsamıtır (bkz., Airey – Đrlanda, 9 Ekim 1979 tarihli karar). Bu davada,  
bavuranların esas ikayeti, kızlarının tıbbi bir hatadan kaynaklandığına inandıkları hastalığı  
nedeniyle çekmek zorunda kaldıkları acıdır. Bavuranlar, tazminat davası açma yoluyla  
tazminat talep etmeyi tercih ettikleri için, AĐHM, bavuranların, Hükümet’in önerdiği gibi,  
ceza davası açmalarına gerek olmadığı görüündedir.  
Hükümet’in ikinci itirazı hususunda, AĐHM, bavuranların, Diyarbakır Đdare  
Mahkemesi’nin 16 Nisan 1999 tarihli kararından (bavuranların mahkeme masraflarını  
ödemedikleri gerekçesiyle tazminat davasının durdurulması kararı verilmitir) itibaren altı ay  
içinde bavuruda bulunmuolduklarını gözlemlemitir. Bu karar, 16 Ekim 2001 tarihinde  
Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından onanmıtır. Bu davada, temel hukuki sorun bavuranların  
mahkemeye eriim hakkı olduğu için, AĐHM, bavuranların, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin  
gerektirdiği gibi, altı ay zaman sınırı içinde bavuruda bulunmuoldukları sonucuna  
varmıtır.  
Yukarıda belirtilenler karısında, AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmitir.  
AĐHM, ayrıca, bu ikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydetmitir. Ayrıca, baka açılardan da kabuledilmez değildir.  
Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
Bavuranlar, mahkeme masraflarının imkanlarının ötesinde olması nedeniyle  
mahkemeye eriim haklarından yoksun bırakıldıklarını ileri sürmülerdir. Ayrıca, adli yardım  
taleplerini reddeden idare mahkemesi kararının adil olmadığını ifade etmilerdir. Bu  
bağlamda, yoksul durumda olduklarını tasdik eden ilgili belgeleri sunmuolmalarına rağmen  
Đdare Mahkemesi’nin, bir avukat tarafından temsil edildikleri için adli yardım tanımayı  
reddettiğini ifade etmilerdir.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir. Yerel mahkemelerin kararlarının yerel mevzuata  
uygun olarak verildiğini ve bavuranların mahkemeye eriim hakkını ihlal etmediğini  
belirtmitir.  
AĐHM, “mahkeme hakkı”nın kati olmadığını yinelemitir. Çıkarımların yol açtığı  
kısıtlamalara tabi olabilir; zira eriim hakkı doğası gereği Devlet tarafından düzenleme  
gerektirir. “Medeni hak ve yükümlülükleri” ile ilgili nizalar konusunda karar verilmesi için  
3
davacılara mahkemeye eriim hakkını garanti eden AĐHS’nin 6 § 1. maddesi, Devlet’e bu  
amaca yönelik olarak bavurulacak yollara ilikin seçme özgürlüğü verir; ancak, Sözleme’ye  
taraf olan Devletler bu açıdan belli ölçüde bir takdir hakkına sahip olsalar da AĐHS artlarıyla  
uyuma ilikin son karar AĐHM tarafından verilir (bkz. Kreuz – Polonya, no. 28249/95).  
Mahkemeye eriime ilikin getirilen bir kısıtlama, meru bir amaç gütmediği ve  
ulaılması istenen meru amaçla bavurulan yollar arasında makul bir orantı ilikisi olmadığı  
sürece, 6 § 1. madde ile uyumlu olmayacaktır (Tolstoy Miloslavsky – Đngiltere, 13 Temmuz  
1995 tarihli karar). AĐHM içtihadına göre, adaletin adil bir ekilde ilemesi menfaatine mali  
sınırlama getirilebilir. AĐHM, geçmite, hakkında karar vermeleri istenen iddialar ile  
bağlantılı olarak hukuk mahkemelerine ücret ödeme artının, AĐHS’nin 6 § 1. maddesine  
aykırı olarak mahkemeye eriim hakkına kısıtlama olarak değerlendirilemeyeceği kararını  
vermitir. Örnek bir davanın özel artları (bavuranın ödeyebilme kapasitesi de dahil) ıığında  
değerlendirilen ücret miktarı ve kısıtlamanın getirildiği dava aaması, bir kiinin eriim  
hakkına sahip olup olmadığını ve “bir mahkeme tarafından davasının” görülüp görülmediğini  
değerlendirmede önemli faktörlerdir (bkz., yukarıda anılan Kreuz).  
Bu davada, AĐHM, bavuranlara koulan mahkeme masraflarını ödeme artının  
mahkemeye eriim haklarına aykırı bir kısıtlama oluturup oluturmağı konusunda karar  
vermelidir.  
AĐHM, bavuranların kızının Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ameliyat olduğunu  
ve ameliyat sırasında komaya girdiğini kaydetmitir. Daha sonra komada çıkmıtır; ancak,  
kollarını ve bacaklarını hareket ettirememitir. Bu olayın ardından, bavuranlar Dicle  
Üniversitesi hakkında tazminat davası açmak istemilerdir. Bu davayı açmak için, yerel  
mevzuat uyarınca, 180.000.000 Türk Lirası’na varan mahkeme masraflarını ödemeleri  
gerekliydi. Bu noktada, Aralık 1998’de, bu miktarın, söz konusu dönemde geçerli olan aylık  
asgari ücretin dört kat fazlası olduğunun altı çizilmelidir. Ayrıca, olayların olduğu dönemde  
bavuranların gelirinin olmadığı tartımasız bir gerçektir. Bu gerçek, bavuranlar tarafından  
Diyarbakır Đdare Mahkemesi’ne sunulan belgelerle desteklenmitir. Ayrıca, Ekim 1998’de, bu  
belgelere dayanarak, Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi, bavuranları, mahkeme  
masraflarını ödemekten muaf tutmaya karar vermitir. Yukarıda belirtilenler karısında,  
AĐHM, Đdare Mahkemesi tarafından art koulan mahkeme masrafları miktarının bavuranlar  
üzerinde aırı bir yük oluturduğunu değerlendirmitir.  
Ayrıca, Đdare Mahkemesi’nin bavuranları mahkeme masraflarını ödemekten muaf  
tutmayı reddettiğinde Yüksek Đdare Mahkemesi’nin içtihadına atıfta bulunduğunu ve bu  
içtihada göre bir avukat tarafından temsil edilen davacılara yasal yardım tanınmayacağı  
gözlemlenmitir. AĐHM, AĐHS’nin 19. maddesine uygun olarak, yerel mahkemelere eriimi  
düzenlemek konusunda en uygun hareket tarzına karar verirken, görevinin, kendini yetkili  
yerel makamların yerine koymak olmadığını anımsamıtır. AĐHM, ayrıca, mahkemenin bir  
karar yerine baka bir karar almasına yol açan olayları yeniden değerlendiremez. AĐHM’nin  
görevi, söz konusu makamların, takdir yetkilerini kullanırken aldıkları kararları AĐHS  
uyarınca yeniden incelemek ile sınırlıdır (bkz., yukarıda anılan Tolstoy Miloslavsky). Ancak,  
bu davada, AĐHM, Đdare Mahkemesi’nin bavuranlara yasal yardım tanımayı reddederken  
sunduğu gerekçenin büsbütün yetersiz olduğunu değerlendirmitir. Bavuranların tazminat  
davasını takip etmek üzere bir avukat tuttukları doğrudur; ancak bu, onların mahkeme  
masraflarını ödemek için paraları olduğu anlamına gelmemektedir. Ayrıca, bavuranların  
avukatı, yerel mahkemelere, davayı takip etmek için bavuranlardan herhangi bir para  
4
almağını; ancak, bavuranların davanın sonunda alınacak tazminatın belli bir yüzdesini ona  
ödemeye karar verdiklerini açıklamıtır.  
Sonuç olarak, AĐHM, gelirleri olmayan bavuranların, dönemin aylık asgari ücretinin  
dört kat fazlası olan mahkeme masraflarını ödemesi koulunun uygun olarak  
değerlendirilemeyeceği görüündedir.  
AĐHM, söz konusu davada, bavuranların mahkemeye eriim haklarına uygunsuz bir  
kısıtlama getirildiği kararına varmıtır. Dolayısıyla, bu hususta, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal  
edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 3 VE 8. MADDELERĐNĐN VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1.  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, tıbbi hata sonucu kızlarının hastalığından dolayı çektikleri acı ve  
tazminat ödenmemesi konusunda ikayetçi olmulardır. Bu açıdan, AĐHS’nin 3 ve 8.  
maddelerini ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesini temel almılardır.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmitir.  
AĐHM, bu ikayetlerin yukarıda incelen ikayet ile bağlantılı olduğunu ve aynı ekilde  
kabuledilebilir olduklarına karar verilmesi gerektiğini kaydetmitir.  
AĐHM, ayrıca, bu bavuruda ortaya çıkan temel AĐHS konusunun 6 § 1. madde  
uyarınca bavuranların mahkemeye eriim hakları olduğunu kaydetmitir. Söz konusu  
hükmün ihlal edildiğini tespit etmiolan AĐHM, hata veya tazminata ilikin konularda bir ilk  
derece mahkemesi olarak karar veremeyeceğini göz önünde bulundurarak, bavuranların diğer  
ikayetlerine ilikin olarak ayrı bir hüküm vermeye gerek olmadığını değerlendirmitir (bkz.  
Uzun – Türkiye, no. 37410/97, 10 Mayıs 2007; Sadak ve Diğerleri – Türkiye, no. 29900/96,  
no. 29901/96 no. 29902/96 ve no. 29903/96).  
III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, 1.962.681.000.00 Türk Lirası – yaklaık 1.216.789,21 Euro – maddi  
tazminat ve 60.000 Euro manevi tazminat talep etmilerdir.  
Hükümet, talep edilen miktarları aırı bularak itiraz etmitir.  
Maddi tazminata ilikin olarak, AĐHM, 6 § 1. madde ihlali için en uygun tazmin  
5
eklinin, bavuranların, söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde bulunacakları  
duruma getirilmelerini sağlamak olduğunu yinelemitir (bkz. Teteriny – Rusya, no. 11931/03,  
30 Haziran 2005; Jeličić – Bosna Hersek, no. 41183/02). AĐHM, söz konusu ilkenin bu  
davada da geçerli olduğu kararını vermitir. Sonuç olarak, AĐHM, bavuranların bunu talep  
etmesi halinde, en uygun tazmin eklinin, 16 Nisan 1999 ve 16 Ekim 2001 tarihli idare  
mahkemesi kararlarını iptal etmek veya bozmak ve Diyarbakır Đdare Mahkemesi’nde  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesi artlarına uygun olarak davayı yeniden balatmak olduğunu  
değerlendirmitir (bkz., üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Gençel – Türkiye, no.  
53431/99, 23 Ekim 2003).  
Manevi tazminata ilikin olarak, AĐHM, hakkaniyet temelinde karar vererek,  
bavuranlara, bu balık altında, 10.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, ayrıca, AĐHM’de yapılan mahkeme masraflarına karılık 4.712 Euro  
talep etmilerdir. Taleplerine ilikin olarak, bavuranlar, Diyarbakır Barosu’nun tavsiye edilen  
asgari ücret tarifesini temel almılar ve davaları üzerinde avukatları tarafından harcanan saat  
sayısını – 38 – gösteren bir belge sunmulardır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde tutan AĐHM, AĐHM’deki ilemler karılığında  
1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bavuranların AĐHS’nin 3 ve 8. maddeleri veya 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca  
olan diğer ikayetlerini ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, bavuranlara, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine  
göre kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na dönütürerek ve tabi olabilecek her türlü harç ve vergiden muaf  
olarak ödemesine:  
6
(i) 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 1.500 Euro (bin beyüz Euro) mahkeme masrafları;  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 17 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
F. TULKENS  
Zabıt Katibi  
Bakan  
7