COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MEHMET ZEKĐ DOĞAN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 38114/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
6 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 38114/03 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Mehmet Zeki Doğan’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13 Kasım 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu  
avukatlarından M. Ali Kırdök ve Mihriban Kırdök tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuran, 1978 doğumludur ve halen Edirne Cezaevi’nde hapis cezasını çekmektedir.  
Bavuran, 13 Mart 1998 tarihinde yasadıı bir örgüte üye olduğu üphesiyle gözaltına  
alınmıtır. 15 Mart 1998 tarihinde polis tarafından ifadesi alınmıve 20 Mart 1998 tarihinde  
delil yetersizliğinden serbest bırakılmıtır.  
Bavuran, 7 Mayıs 1998 tarihinde adam yaralama ve zor kullanarak yasadıı bir örgüt  
adına zorla para toplama üphesiyle yeniden yakalanmıtır. 12 Mayıs 1998 tarihinde bavuran  
avukat yardımından yararlanmadan sorgulanmıtır. Bavuran, 14 Mayıs 1998 tarihinde sağlık  
muayenesinden geçmitir. Bavuran, aynı gün önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra sorgu  
hakimi karısına çıkartılmıtır. Bavuran, söz konusu ahıslar huzurunda verdiği ifadesinde,  
zorla imzalattırıldığını iddia ederek polise vermiolduğu ifadesini reddetmitir. Sorgulama  
sonunda, sorgu hakimi bavuranın tutuklanmasına karar vermitir. 25 Mayıs 1998 tarihinde,  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, eski Türk Ceza Kanunu’nun 146.  
maddesi uyarınca bavuranı anayasal düzeni bozmaya teebbüsle suçlayan bir iddianame  
hazırlatır. 13 Aralık 2001 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı eski  
Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi çerçevesinde yasadıı bir örgüte üye olmak suçundan  
15 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına mahkum etmitir. Đlk derece mahkemesi, mahkumiyet  
kararını, diğer hususlar meyanında, bavuranın polise verdiği ifadelere dayandırmıtır.  
8 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay, bavuranın eski TCK’nın 146. maddesi uyarınca  
cezalandırılması gerektiğini ifade ederek Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
bozmutur. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı yeniden inceledikten sonra, 12  
Kasım 2002 tarihinde, bavuranı eski TCK'nın 146. maddesi çerçevesinde ömür boyu hapis  
cezasına çarptırmıtır. Yargıtay, 5 Mayıs 2003 tarihinde bavuranın temyiz talebini  
reddetmitir. Yargıtay’ın kararı, 2 Haziran 2003 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Sekretaryası tarafından kaydedilmitir.  
HUKUK  
Bavuran, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamadığı ve baskı altında  
alındığını iddia ettiği polis ifadesine dayanılarak mahkum edildiği konusunda ikayetçi olmuꢀ  
ve bu ikayetlerini AĐHS’nin 6/1 ve 6/3(c) maddelerine dayandırmıtır.  
Hükümet, bavuranın yerel mahkemeler önündeki yargılamanın hiçbir aamasında  
gözaltındayken avukat yardımı alma hakkından mahrum edildiği konusunda ikayetçi  
olmaması nedeniyle, AĐHS’nin 35/1 maddesi gereğince iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
2
iddia etmitir. Hükümet, bavuranın gözaltı sürecinin 14 Mayıs 1998 tarihinde sona ermesi  
nedeniyle bavurunun altı aylık sürenin dıında yapıldığını ve 23 Temmuz 1998 tarihinde  
yapılan ilk duruma itibariyle bavuranın avukat tarafından temsil edildiğini ifade etmitir.  
AĐHM, 3842 No.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca, bavuranın avukata eriim  
hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki  
alanına giren suçlar nedeniyle gözaltında tutulan herkese uygulandığını kaydeder. Sonuç  
olarak, söz konusu kısıtlama genel bir kural olarak uygulanmıve bavuran gözaltındayken  
avukat yardımından yararlanma talebinde bulunamamıtır. Buna göre, AĐHM, Hükümet’in iç  
hukuk yollarının tüketilmesine ilikin ön itirazını reddeder. Hükümet’in bavuranın altı ay  
kuralına uymadığı yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, yargılamanın adilliği  
değerlendirilirken yargılamanın bir bütün olarak göz önünde bulundurulması gerektiğini  
hatırlatır (John Murray / Birleik Krallık). Söz konusu davada, bavuran, Yargıtay’ın verdiği  
nihai karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ye bavuruda bulunmutur.  
Dolayısıyla, bavuran AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği ekilde altı ay içerisinde  
AĐHM’ye bavurmutur. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ikinci itirazını da reddeder.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, esasa ilikin olarak, bavuranın itiraz etmediği 14 Mayıs 1998 tarihli sağlık  
raporunda, bavuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığının  
kaydedildiğini gözlemlemektedir. Bavuranın polis ifadesini baskı altında imzaladığı  
sonucuna götürecek baka herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bavuranın  
bu süre boyunca avukat yardımı almadığı da tartımasız bir gerçektir. Bu nedenle, AĐHM,  
incelemesini yalnızca bu konuyla sınırlandırmanın uygun olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, aynı ikayeti Salduz / Türkiye (36391/02) davasında incelediğini ve AĐHS’nin  
6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır. AĐHM söz konusu  
davayı incelemive bu davada Salduz kararında yapmıolduğu tespitlerden ayrılmasını  
gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı sonucuna varmıtır. Dolayısıyla, söz konusu  
davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 41. maddesi çerçevesindeki adil tatminle ilgili olarak, bavuran herhangi bir  
maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamıtır. Bavuran, yalnızca yeniden yargılanma  
talebinde bulunmutur. Bavuran, ayrıca avukatlık ücret sözlemesine dayanarak, avukatlık  
ücretleri için 5,000 Euro, yargılama masraf ve giderleri için 400 TL (yaklaık 190 Euro) talep  
etmitir.  
AĐHM, en uygun telafi yolunun, bavuranın talep etmesi halinde AĐHS’nin 6/1  
maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).  
AĐHM, ilgili içtihadına ve elindeki belgelere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri  
için bavurana 1,000 Euro ödenmesine karar verir.  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
3
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Gözaltı sırasında bavurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1  
maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro)  
ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4
5