iddia etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın gözaltı sürecinin 14 Mayıs 1998 tarihinde sona ermesi
nedeniyle baꢀvurunun altı aylık sürenin dıꢀında yapıldığını ve 23 Temmuz 1998 tarihinde
yapılan ilk duruꢀma itibariyle baꢀvuranın avukat tarafından temsil edildiğini ifade etmiꢀtir.
AĐHM, 3842 No.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca, baꢀvuranın avukata eriꢀim
hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki
alanına giren suçlar nedeniyle gözaltında tutulan herkese uygulandığını kaydeder. Sonuç
olarak, söz konusu kısıtlama genel bir kural olarak uygulanmıꢀ ve baꢀvuran gözaltındayken
avukat yardımından yararlanma talebinde bulunamamıꢀtır. Buna göre, AĐHM, Hükümet’in iç
hukuk yollarının tüketilmesine iliꢀkin ön itirazını reddeder. Hükümet’in baꢀvuranın altı ay
kuralına uymadığı yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, yargılamanın adilliği
değerlendirilirken yargılamanın bir bütün olarak göz önünde bulundurulması gerektiğini
hatırlatır (John Murray / Birleꢀik Krallık). Söz konusu davada, baꢀvuran, Yargıtay’ın verdiği
nihai karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀtur.
Dolayısıyla, baꢀvuran AĐHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği ꢀekilde altı ay içerisinde
AĐHM’ye baꢀvurmuꢀtur. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ikinci itirazını da reddeder.
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, esasa iliꢀkin olarak, baꢀvuranın itiraz etmediği 14 Mayıs 1998 tarihli sağlık
raporunda, baꢀvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığının
kaydedildiğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranın polis ifadesini baskı altında imzaladığı
sonucuna götürecek baꢀka herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte, baꢀvuranın
bu süre boyunca avukat yardımı almadığı da tartıꢀmasız bir gerçektir. Bu nedenle, AĐHM,
incelemesini yalnızca bu konuyla sınırlandırmanın uygun olacağı kanaatindedir.
AĐHM, aynı ꢀikayeti Salduz / Türkiye (36391/02) davasında incelediğini ve AĐHS’nin
6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır. AĐHM söz konusu
davayı incelemiꢀ ve bu davada Salduz kararında yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını
gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, söz konusu
davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.
AĐHS’nin 41. maddesi çerçevesindeki adil tatminle ilgili olarak, baꢀvuran herhangi bir
maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamıꢀtır. Baꢀvuran, yalnızca yeniden yargılanma
talebinde bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca avukatlık ücret sözleꢀmesine dayanarak, avukatlık
ücretleri için 5,000 Euro, yargılama masraf ve giderleri için 400 TL (yaklaꢀık 190 Euro) talep
etmiꢀtir.
AĐHM, en uygun telafi yolunun, baꢀvuranın talep etmesi halinde AĐHS’nin 6/1
maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).
AĐHM, ilgili içtihadına ve elindeki belgelere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri
için baꢀvurana 1,000 Euro ödenmesine karar verir.
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
3