C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MEHMET ZÜLFĐ TAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 31385/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 31385/02 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Mehmet Zülfi Tan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 9  
Temmuz 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Konya barosu avukatlarından M. Atılgan  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1972 doğumlu olup Konya’da ikamet etmektedir.  
Đstanbul polisi 17 Ocak 2000 tarihinde yasadıı örgüt Hizbullah’a yönelik bir operasyon  
düzenlemi, bu operasyon kapsamında bavuranın sözü edilen örgütle olan bağlantısını  
gösterir örgüte ait bilgisayar, disk, disket ve el yazılı belgeler ele geçirmitir.  
27 Ocak 2000 tarihinde bavuran ve çok sayıda kii Hizbullah’la olan bağlantısı nedeniyle  
Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri tarafından yakalanmıtır.  
Polis üphelilerin evlerinde yapmıolduğu aramalarda yazılı yayın, dergi, ses ve  
videokasetleri, kompakt disk, disket, fotoğraf, bilgisayar, fotoğraf makinesi ve elle yazılmıꢀ  
belgeler ve ayrıca kalanikov marka silaha ait dört arjör, bir tabanca ve bu silahlara ait çok  
sayıda mühimmat bulmutur.  
Gözaltı sırasında polis fotoğraflardan kimlik tespiti yapmı, bavuran sözkonusu örgütün bir  
üyesini tehis etmitir.  
29 Ocak 2000 tarihinde polis sorgusu sırasında bavuran Hizbullah’la olan bağlantısını kabul  
etmive bu örgüt bünyesinde sürdürdüğü faaliyetleri anlatmıtır.  
Bavuran 31 Ocak 2000 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmi,  
ardından Gaziantep Sulh Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına çıkarılmı, nöbetçi hakim  
tutuklanmasına karar vermitir. Savcı ve nöbetçi hakim karısında bavuran bu örgüte  
üyeliğini kısmen teyit etmitir.  
10 Mart 2000 tarihinde Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı  
bavuranı ve diğer yedi kiiyi Hizbullah üyesi olmakla itham ederek eski TCK’nın 168/2. ve  
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereğince mahkumiyetlerini talep  
etmitir.  
Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı 3 Mayıs 2000 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı’na Adana  
Polisi’nin 15 ubat 2000 tarihinde Hizbullah’a yönelik sürdürdüğü operasyon kapsamında  
elde ettiği bilgileri iletmitir. Sözü edilen belgeler bavuranın bu örgütle olan bağlantısını  
göstermekteydi.  
DGM 20 Haziran 2000 tarihli durumada bavuranın savunmasını dinlemi, adı geçen daha  
önce vermiolduğu ifadeleri inkâr etmitir. Bu duruma sırasında bavuranın avukatı görgü  
tanığı sıfatıyla bavuranın ev sahibini ve çalığı okul müdürünü çağırmak istemi, bu talebi  
aynı gün reddedilmitir.  
2
DGM 20 Mart 2001 tarihinde bavuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuve on iki  
yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. DGM karar gerekçesini dava dosyasında yer alan  
delillerin tamamına, bavuranın özellikle Cumhuriyet Savcısı ve nöbetçi hakim tarafından  
alınan ifadelerine, yakalama ve arama tutanaklarına ve elde edilen maddi kanıtların tespitine  
dayandırmıtır.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı, bavurana ve avukatına tebliğ edilmeyen 27 Eylül 2001  
tarihli görüünde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onaması yönünde beyanda  
bulunmutur.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüü ıığında bu kararı onamıtır.  
Bavuran 4 ubat 2002 tarihinde kararın tahsisi için Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’na  
gitmi, bu talebi reddedilmitir.  
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından Adana  
Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın cezasını altı yıl üç aya indirmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran kanıtların ibraz biçimi, bazı görgü tanıklarının durumaya çağrılmasının  
reddedilmesi ve ayrıca Basavcının görüünün tebliğ edilmemesi dikkate alındığında iç  
hukuktaki mahkemelerde hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçeklemediğinden ikayetçi  
olmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkarak DGM’nin bavuranın sözü edilen örgütün üyesi olduğu  
neticesine varması için yeterli delilin bulunduğunu savunmaktadır. Bavuran durumaya  
tanıkları çağırma talebinin nedenini açıklamamıtır.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi ile ilgili olarak Hükümet,  
yargı sürecinin her aamasında bavuranın dava dosyasını inceleme olanağının olduğunu ifade  
etmektedir. Bavuran Yargıtay önünde bulunan dosyanın bir örneğini temin ederek Yargıtay  
Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görüünden haberdar olabilirdi.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
1. Kanıtların ibrazı ve duruma tanıklarının reddedilmesi  
AĐHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin öncelikle iç hukuk kurallarına dayandığını ve ilke  
olarak toplanan kanıtları değerlendirmenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu belirtir.  
AĐHM’nin görevi tanıkların ifadelerinin doğru bir ekilde delil olarak kabul edililp  
edilmediğini değerlendirmek değil, bütün olarak değerlendirildiğinde yargı sürecinin,  
delillerin sunulma yöntemi dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olup olmadığını  
değerlendirmektir. (Bkz. diğerleri arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997).  
Bunun yanı sıra, AĐHM yalnızca istisnai artlarda bir kiinin tanık olarak durumaya  
katılmamasının AĐHS’nin 6. maddesi ile bağdamadığı sonucuna varmaktadır (Bkz.  
Bricmont-Belçika kararı, 7 Temmuz 1989 ve Destrehem-Fransa kararı, no: 56651/00, 18  
Mayıs 2004).  
3
AĐHM mevcut bavuruda böyle bir durumun sözkonusu olmadığını belirtmektedir. 20 Haziran  
2000 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın avukatının iki tanığın dinlenmesi  
talebini reddetmitir. Bu tanıklardan biri bavuranın ikamet ettiği evin sahibi diğeri de  
çalığı okulun müdürüdür. Bu bağlamda AĐHM öncelikle, temyiz dilekçesinini örneği  
kendine sunulmadığı cihetle, elinde bavuranın temyiz sırasında bu ikayeti dile getirdiğine  
dair bir iaret olmadığını not etmektedir. AĐHM, ayrıca, bavuranın ne ulusal mahkemeler  
nezdinde ne AĐHM önünde durumaya tanıkların çağrılmasını hangi nedenle talep ettiğini ve  
bu tanıklıkların kendini nasıl temize çıkarabileceğini açıklamadığını gözlemlemektedir.  
AĐHM bavuranın mahkumiyetinin DGM önünde sunulan ve münazara edilen delillere  
dayanğını not etmektedir. Bavuran avukatı eliğinde davasında öne sürülen gerekçeler  
karısında gerekli savunmasını yapabilmitir. Bu durumda AĐHM, durumada tanıkların hazır  
bulunmamasının yargının adilliğine halel getirmediğine itibar etmektedir.  
Yapılan bu ikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 5.  
paragrafına uygun olarak reddedilmelidir.  
2. Basavcının görüünün tebliğ edilmemesi  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
AĐHM bavuranın sunduğu ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve Cumhuriyet  
Basavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiinin yazılı olarak bunlara cevap  
verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün  
tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını  
hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Göç kararı ve Kömürcü-Türkiye kararı, no:  
77432/01, 22 Haziran 2006).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemive Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını  
tespit etmitir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran maddi ve manevi zarar olarak 231.900 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa karı çıkmaktadır.  
4
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydetmekte ve talebi reddetmektedir.  
AĐHM ihlal kararının tespitinin bavuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından  
yeterli olduğunu kaydetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran yargılama masraf ve giderleri için hiçbir talepte bulunmamıtır.  
AĐHM bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi hakkındaki bavurunun  
kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için mevcut kararın balı baına bir adil tatmin  
oluturduğuna;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine  
uygun olarak 4 Aralık 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5