DGM 20 Mart 2001 tarihinde baꢀvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve on iki
yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. DGM karar gerekçesini dava dosyasında yer alan
delillerin tamamına, baꢀvuranın özellikle Cumhuriyet Savcısı ve nöbetçi hakim tarafından
alınan ifadelerine, yakalama ve arama tutanaklarına ve elde edilen maddi kanıtların tespitine
dayandırmıꢀtır.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvurana ve avukatına tebliğ edilmeyen 27 Eylül 2001
tarihli görüꢀünde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onaması yönünde beyanda
bulunmuꢀtur.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀü ıꢀığında bu kararı onamıꢀtır.
Baꢀvuran 4 ꢁubat 2002 tarihinde kararın tahsisi için Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na
gitmiꢀ, bu talebi reddedilmiꢀtir.
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından Adana
Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın cezasını altı yıl üç aya indirmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran kanıtların ibraz biçimi, bazı görgü tanıklarının duruꢀmaya çağrılmasının
reddedilmesi ve ayrıca Baꢀsavcının görüꢀünün tebliğ edilmemesi dikkate alındığında iç
hukuktaki mahkemelerde hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleꢀmediğinden ꢀikayetçi
olmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkarak DGM’nin baꢀvuranın sözü edilen örgütün üyesi olduğu
neticesine varması için yeterli delilin bulunduğunu savunmaktadır. Baꢀvuran duruꢀmaya
tanıkları çağırma talebinin nedenini açıklamamıꢀtır.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi ile ilgili olarak Hükümet,
yargı sürecinin her aꢀamasında baꢀvuranın dava dosyasını inceleme olanağının olduğunu ifade
etmektedir. Baꢀvuran Yargıtay önünde bulunan dosyanın bir örneğini temin ederek Yargıtay
Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀünden haberdar olabilirdi.
A. Kabuledilebilirliğe dair
1. Kanıtların ibrazı ve duruꢀma tanıklarının reddedilmesi
AĐHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin öncelikle iç hukuk kurallarına dayandığını ve ilke
olarak toplanan kanıtları değerlendirmenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu belirtir.
AĐHM’nin görevi tanıkların ifadelerinin doğru bir ꢀekilde delil olarak kabul edililp
edilmediğini değerlendirmek değil, bütün olarak değerlendirildiğinde yargı sürecinin,
delillerin sunulma yöntemi dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olup olmadığını
değerlendirmektir. (Bkz. diğerleri arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997).
Bunun yanı sıra, AĐHM yalnızca istisnai ꢀartlarda bir kiꢀinin tanık olarak duruꢀmaya
katılmamasının AĐHS’nin 6. maddesi ile bağdaꢀmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz.
Bricmont-Belçika kararı, 7 Temmuz 1989 ve Destrehem-Fransa kararı, no: 56651/00, 18
Mayıs 2004).
3