CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MENEMEN MĐNĐBÜSÇÜLER ODASI -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 44088/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Menemen Minibüsçüler Odası (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 6 Ekim  
2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 44088/04 numaralı  
bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından V.  
Seven ve N. Ay tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Menemen Minibüsçüler Odası, yolcu kapasitesi ortalama on dört kiiye kadar  
olan minibüslerde özel toplu taıma iini üstlenmiticari bir odadır. Merkezi Đzmir’de  
bulunmaktadır.  
Đzmir valiliği, ilgili ulusal yönetmelik uyarınca 3 Temmuz 1997 tarihinde zorunlu koltuk  
ferdi sigortası (sigorta) yaptırmak artıyla bavuranın araçlarına trafikte serbestçe  
dolaabilmelerini sağlayan bir güzergâh izin belgesi vermitir.  
18 Ocak 2002 tarihinde, Đl Trafik Komisyonu genelge yayınlayarak, bu konuda yeni bir  
yönetmelik hazırlanıncaya kadar geçerli olmak üzere bazı kategorilerdeki araçlara, yine  
sigortalı olmak artıyla, geçici güzergâh izin belgesi « izin » vermitir.  
Söz konusu genelge, bavuranın Đzmir ilinin bir ilçesi olan Menemen ile Đzmir ili arasında  
yolcu taıyan araçlarını doğrudan ilgilendirmektedir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Menemen Yolcu Otobüsleri Motorlu Taıtlar Kooperatifi  
(kooperatif), bavuranın araçlarına verilen iznin yasal olmadığı gerekçesiyle, Đzmir Đdare  
Mahkemesi’nde iptal davası açmıtır.  
Đdare Mahkemesi 29 Mayıs 2003 tarihinde aldığı kararda, verilen bu izni iptal etmitir.  
Mahkeme, izin genelgesinin dayanağı olarak gösterilen yönetmeliğin esas amacının yolcuların  
güvenliğini sağlamak olduğunu bildirmive bu iznin yoğun trafiği olan bir güzergâhta on dört  
yolcu taıma kapasiteli küçük araçlara verilmesinin yolcu güvenliğini tehlikeye sokabileceğini  
kaydetmitir.  
Đlk derece mahkemesinin kararı bavurana 18 Ağustos 2003 tarihinde Menemen  
Kaymakamlığı tarafından tebliğ edilmitir. Đzmir Valiliği kararı temyiz etmitir.  
Yine bilinmeyen bir tarihte bavuran, Danıtay önündeki davada valiliğin yanında müdahil  
olma talebinde bulunmutur. Danıtay, bavuranın müdahil olma talebini kabul ettikten sonra  
aldığı 16 Mart 2004 tarihli kararda, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Bu karar  
bavurana 4 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilmitir.  
2
8 Eylül 2004 tarihinde idare mahkemesi önünde ikinci bir dava açan kooperatif, bavuranın  
araçlarına tekrar izin veren 7 Mayıs 2004 tarihli yeni genelgesinin iptal edilmesini istemitir.  
Mahkeme, 11 Ocak 2005 tarihinde alınan ve 4 Mart’ta valiliğe bildirilen kararında ikinci  
genelgeyi de iptal etmitir.  
Valilik, 23 Mart 2005 tarihinde iptal kararını bavurana tebliğ etmive taımacılık  
faaliyetine son vermesini istemitir.  
Bu karara itiraz edilmediğinden 7 Nisan 2005 tarihinde karar kesinlemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına atıfta bulunarak, esasen ulusal  
mahkemelerin, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun hükümlerini hiçe sayarak ve AĐHS’nin  
sözkonusu maddesi hilafına, hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkileyen bu davadan  
kendisini haberdar etmedikleri için yargılamanın adil yapılmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
Bu konuda bavuran, ilgili mahkemeler önünde argümanlarını savunamadığını ve dolayısıyla  
mahkeme önünde dinlenme hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan ikâyetin baka bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, bavuranın iddialarını reddetmektedir. Hükümet, davanın esas tarafı olan  
valiliğin bavuranın haklarını savunduğunu ve dolayısıyla bavuranın bilgilendirilmesine ve  
ihtilaflı yargılamaya katılmasına gerek olmadığını ileri sürmektedir.  
Bavuran kendi iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM, yerleik içtihadına göre, yargıya eriim hakkı veya diğer bir deyimle hukuk davası  
açma hakkı, AĐHS’nin 6. maddesinin « yargılanma hakkı » ile ilgili 1. fıkrasının yalnızca bir  
yönünü oluturmaktadır (bakınız Birleik Krallık aleyhine Golder davası, 21 ubat 1975, prg.  
36, seri A no 18). Eriim hakkının etkin olabilmesi için, haklarına müdahale edilen bir  
kimsenin açık ve kesin bir ekilde bu ileme itiraz edebilmesi gerekir (bakınız, Fransa  
aleyhine Bellet davası, 4 Aralık 1995, prg. 36, seri A no 333-B). Ayrıca, bu kural yalnızca  
açılmıolan bir dava için değil, aynı zamanda « sivil haklarından birinin yasal olmayan  
yollarla çiğnendiğini düünen ve 6. maddenin 1. fıkrasındaki hükümlere uygun olarak bir  
mahkeme önünde itiraz etme imkânı bulamayan herkes için » geçerlidir (bakınız, Belçika  
aleyhine Le Compte, Van Leuven ve De Meyere davası, 23 Haziran 1981, prg. 44, seri A no  
3
43 ; Yunanistan aleyhine Les saints monastères davası, 9 Aralık 1994, prg. 80, seri A no  
301-A).  
Mevcut davada AĐHM, Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin uygulanması  
konusunda taraflar arasında bir fikir ayrılığı olduğunu gözlemlemektedir. Söz konusu  
maddenin mevcut davaya uygulanıp uygulanmayacağı hakkında en doğru kararı verecek olan  
merciinin ulusal makamlar ve özellikle mahkeme ve yargı organları olduğunu dikkate alan  
AĐHM, bu konuda soyut bir fikir bildirmenin doğru olmayacağı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM’nin rolü, bu tip yorumlamaların AĐHS’ne uygun olup olmadığını kontrol etmekle  
sınırlıdır. Usul kurallarının ulusal mahkemeler tarafından yorumlanması konusunda en doğru  
davraꢀ ꢀekli de budur (bakınız Đspanya aleyhine Pérez de Rada Cavanilles davası, 28 Ekim  
1998, prg. 44-45, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII).  
Đç hukukun uygulanması konusunda ulusal mahkemelerin yerine değerlendirme yapma  
yetkisi olmamakla birlikte, AĐHM, AĐHS’nin gereklerine uyulup uyulmadığı konusunda nihai  
karar verme merciidir (Bellet, ilgili bölüm, prg. 34). Bu amaçla, uygulama yöntemleri  
bavuranın mahkemeye eriim hakkını doğrudan etkilediği için, AĐHM, Đdari Yargılama  
Usulü Kanunu’nun 31. maddesi hükümlerine bakmakla yükümlüdür.  
Bu durumda AĐHM, üçüncü ahısların müdahil olma yöntemlerinin Hukuk Usulü  
Muhakemeleri Kanunu’na bırakıldığını, ancak Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31.  
maddesinin özü itibarıyla, hakimin ilgili tüm kiilere açılan idari davaları « resen » bildirmesi  
gerektiği hükmünün yer aldığını kaydetmektedir.  
Bu konuda AĐHM, 31. maddedeki çok açık ifadelere rağmen, bavuranın ulusal  
mahkemeler tarafından söz konusu dava hakkında bilgilendirilmediğini kaydetmektedir. Bu  
nedenle, bavuran ilk yargılamanın ancak temyiz safhasında müdahil olabilmi, bu da esas  
hakimi önünde kendisini savunmasına imkân vermemitir. Öte yandan, Danıtay önünde bir  
itiraz davasının kabuledilebilirlik artlarının kurallara bağlı ve sınırlı sayıda (numerus  
clausus) olması dolayısıyla, bavuran, Danıtay önünde de esasa ilikin görülerini dile  
getirememitir. Đkinci davada ise, AĐHM, yine 31. maddenin yerine getirilmemesi nedeniyle  
bavuranın tamamen davanın dıında kaldığını gözlemlemektedir. Valilik esas taraf olarak  
temyize gitmediği için bavuran, Danıtay önünde kendisini sınırlı bir ekilde savunama  
imkânı bile bulamamıtır.  
Yukarıda elde edilen bilgiler ıığında AĐHM, ulusal mahkemelerin Đdari Yargılama Usulü  
Kanunu’nun 31. maddesindeki usul hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle, bavuranın  
hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkileyen bir ihtilaf konusunda kendisini savunamadığı  
sonucuna varmaktadır.  
Bunun sonucu olarak bavuran mahkemeye eriim hakkından yoksun bırakılmıve  
dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlâl edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran toplam 697.575 TL (yaklaık 397.000 Euro) maddi tazminat talep etmektedir.  
Bavurana göre bu meblağ araçlarının iyapamağı dönemde uğradığı gelir kaybının  
4
karılığıdır. Bavuran buna karılık 41. maddeye ilikin manevi tazminat bağı altında  
herhangi bir talepte bulunmamaktadır.  
Hükümet bavuranın bu iddialarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM sözkonusu davaların AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak  
gerçekletirilseydi sonucunun ne olacağı konusunda spekülasyonda bulunamayacağını ifade  
etmektedir (Bkz. Montovanelli-Fransa kararı, 18 Mart 1997). O halde bavurana maddi  
tazminat adı altında bir ödeme yapılmasına gerek yoktur. Manevi zarar ile ilgili olarak AĐHM,  
bavuranın Đçtüzüğün 60. maddesine uygun ekliyle taleplerini ortaya koyamadığını,  
dolayısıyla bu yöndeki talebi reddettiğini ifade etmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Đç hukuktaki mahkemeler önünde ve AĐHM önünde yağolduğu yargılama masraf ve  
giderleri için bavuran uğradığı maddi kaybın % 25’ini avukatlık ücretinin oluturduğunu ileri  
sürmektedir. Bavuran hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamakta, yalnızca iç hukuktaki avukatlık  
ücret tarifesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bu bavuruda bavuranın öne sürdüğü  
giderlere ilikin herhangi bir belge sunmadığını kaydeder. Bu durumda AĐHM bavurana  
yargılama masraf ve giderleri için bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5