CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MERAL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 33446/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (33446/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Bayram Meral’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Temmuz 2002 tarihinde  
Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından G. Dinç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1956 doğumludur ve Ödemi’te ikamet etmektedir.  
Bavuran, 1987 yılında Đzmir Karaburun’da bulunan 3.220 m2 lik bir taınmaz satın almıtır.  
Bununla birlikte bavuran, 1988 yılında “Askeri Güvenlik Bölgesi” içerisine alınan  
taınmazın tapusunu 9 ubat 1994 tarihinde alabilmitir.  
14 ubat 1995 tarihinde bavuran, inaat izni verilmesi istemini içeren talebini Karaburun  
Belediyesi’ne sunmutur. 6 Aralık 1995 tarihinde Belediye, ilgili mevzuat uyarınca bavuranı,  
öncelikle Genelkurmay Bakanlığı’na bavuruda bulunması gerektiği yönünde  
bilgilendirmitir.  
22 Nisan 1996 tarihinde, diğer bearsa sahibi ile bavuran, inaat izni verilmesi taleplerini  
Genelkurmay Bakanlığı’na sunmulardır.  
12 Kasım 1997 tarihinde, Genelkurmay Bakanlığı, dava konusu taınmazın “askeri güvenlik  
bölgesi” içerisinde yer alması sebebiyle bavuranın talebini reddetmitir.  
1
Aralık 1997 tarihinde, bavuran, Genelkurmay Bakanlığı’ndan taınmazının  
kamulatırılması istemini belirttiği yeni bir talepte bulunmutur.  
Genelkurmay Bakanlığı’nın zımni ret kararının ardından 17 ubat 1998 tarihinde, bavuran,  
Genelkurmay kararının iptali için Đzmir Đdare Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
30 Mart 1998 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı cevaben layihalarını sunmutur. Kamu  
yararı amacıyla mülkiyet hakkının sınırlandırılabileceğine ilikin Anayasa’nın 35. maddesine  
atıfta bulunarak Bakanlık, Askeri Güvenlik Bölgesi Kanunu ile Đdare’nin bu bölgelerde  
bulunan taınmazları kamulatırma yükümlülüğünün bulunmadığını savunmutur.  
14 Mayıs 1998 tarihinde sunduğu layihalarında, bavuran, kamu yararı ile mülkiyet hakkı  
arasındaki dengenin sağlanması için sınırlama getirilen taınmazının kamulatırılması  
gerektiğini belirtmitir. Bu bağlamda bavuran, AĐHM’nin konuya ilikin içtihadına atıfta  
bulunmutur.  
10 Mart 1999 tarihinde Mahkeme bir duruma gerçekletirmitir. Ara kararla Mahkeme,  
Đdare’den askeri güvenlik bölgesine ilikin belge ve haritaları sunmasını istemitir.  
2
4 Haziran 1999 tarihinde Mahkeme, bavuranın talebini reddetmitir. Mahkeme, Askeri  
Güvenlik Bölgesi Kanunu’nun, Askeri Güvenlik Bölgesi içerisinde kalan bir taınmazının  
Đdare tarafından kamulatırmasına olanak tanısa da bu konuda Đdare’ye bir yükümlülük  
getirmediğine kanaat getirmitir. Ayrıca Mahkeme, bu bölgelere inaat yapmak isteyenlerle  
ilgili olarak bir sınırlamanın sözkonusu olduğunu sonuç olarak, bu bölgelerde önceden ikamet  
etmiinsanların ikametlerine ve topraklarını ilemeye devam edebileceklerini belirtmitir.  
2 Ağustos 1999 tarihinde, bavuran temyize gitmitir.  
Danıtay 12 Aralık 2000 tarihli kararıyla, 4 Haziran 1999 tarihli kararı yasaya ve usule ilikin  
kurallara uygun olduğu gerekçesiyle onamıtır.  
12 Mart 2001 tarihinde, bavuran, 12 Aralık 2000 tarihli kararın düzeltilmesi için bavuruda  
bulunmutur. Bavuran, öncelikle bu kararın, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine uygun  
olmadığını ileri sürmütür. Ayrıca, bavuran, tetkik hakiminin ve Danıtay Savcısı’nın  
görüünün kendisine tebliğ edilmemesinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca silahların eitliği  
ilkesini ihlal ettiğini de iddia etmitir.  
22 Kasım 2001 tarihinde, Danıtay, karar düzeltme talebini reddetmitir.  
Hükümet, taınmazın 29 Mayıs 2002 tarihinde askeri güvenlik bölgesi olarak  
sınıflandırılmasının iptal edildiğine ilikin tapu belgesinin bir nüshasını sunmutur.  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN YARGILAMANIN HAKKANĐYETE UYGUNLUĞU  
BAKIMINDAN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran Danıtay önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu iddia  
etmektedir. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca ikayetin baka herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu ikayetin kabuledilebilir ilan  
edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Tarafların argümanları  
Bavuran, temyiz talebinin reddedilmesi isteminde bulunmuolan savcı ve tetkik hakiminin  
mütalaalarının yargılamanın hiçbir aamasında kendisine iletilmediğinden yakınmaktadır.  
Bavuran, davaya ilikin mütalaalarını bildirmek üzere davaya dahil olan savcı ve tetkik  
hakiminin görülerinin taraflara önceden bildirilmediğine ve bu görülere cevap verme  
imkanın bulunmadığına dikkat çekmektedir. Göç – Türkiye kararını emsal gösteren bavuran  
bu tür bir uygulamanın silahların eitliği ilkesini zedeleyeceğini iddia etmektedir.  
Hükümet, mütalaaların tebliğ edilmemesi nedeniyle iki taraf arasındaki silahların eitliği  
ilkesinin ihlal edildiğinin söylenemeyeceğini savunmaktadır. Bu hususta Hükümet, temyiz  
bavurusu üzerine yapılan bir idari yargılamada dava dosyasının incelenmek üzere Danıtay  
3
Basavcılığına gönderildiğine iaret etmektedir. Basavcının dava dosyasıyla ilgili yazılı  
görülerini hazırlamasını müteakiben dosya yetkili daireye gönderilir. Tetkik hakimi dosyayı  
inceledikten sonra görülerini hakim heyetine sözlü olarak sunar. Müzakerelerin ardından  
hakimler bir karara vararak karar taslağının hazırlanması görevini tetkik hakimine tevdi  
ederler. Karar taslağı hakimler tarafından incelendikten sonra imzalanarak tebliğ edilir.  
Savcının ya da tetkik hakiminin Danıtay’a sevk edilmibir dava hakkındaki görüleri davayı  
incelemekle sorumlu daireyi bağlamaz. Daire bavuruyu bu mütalaaları dikkate almadan da  
inceleyebilir. Ayrıca, ayet Danıtay önünde bir duruma yapılıyorsa bu durumaya savcı  
taraflarla birlikte katılır. Son olarak ise taraflara söz hakkı verilir.  
Mevcut davada ilk derece mahkemesinin kararını onayan Danıtay ilamı tetkik hakiminin ve  
savcının görülerini ihtiva etmektedir. Hükümete göre bavuran karar düzeltme talebine  
ilikin olarak yeni iddialar gündeme getirmemitir. Hükümet, bavuranın idare mahkemeleri  
önünde yapılan yargılamalarda bir avukat tarafından temsil edildiğini, bu nedenle bavuranın  
avukatının savcının görüünü ihtiva eden dava dosyasını inceleme imkanına sahip olduğunu  
belirtmektedir.  
2. AĐHM’nin takdiri  
a) Savcının görülerinin önceden tebliğ edilmemesi hakkında  
Danıtay Savcısı öncelikle soruturma dosyasını hazırlamakla görevlidir. Bu maksatla gerekli  
gördüğü her türlü aratırmayı yapabilmesine ve her yerden bilgi talebinde bulunabilmesine  
imkan tanıyan geniyetkilere sahiptir. Đkinci olarak ise savcı, ilk derece mahkemesi  
tarafından verilen kararın onanması ya da bozulması yönünde yazılı görüsunar. Savcının  
görevlerini tarafsız bir biçimde yerine getirdiği hususunda kuku yoktur. Bununla beraber  
savcının tarafların itirazına tabi olmayan mütalaası temyiz davasının tarafları açısından nötr  
olarak değerlendirilemez. Temyiz talebinin kabul ya da reddedilmesi yönünde görüꢀ  
bildirmesi nedeniyle yazılı görülerini sunduktan sonra savcı, mahkeme heyetinin kararı  
üzerinde etki yapmasına imkan sağlayan bir konuma geçer. Adil yargılanma kavramı  
prensipte, bilhassa, davanın taraflarının, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla bağımsız  
bir yargı görevlisi tarafından bile olsa sunulan her türlü delil ve mütalaa hakkında bilgi sahibi  
olmasını ve bunlarla ilgili görübildirmesi hakkını da içinde barındırır (bkz., sözgelimi,  
Martinie – Fransa, no: 58675/00, prg. 46).  
AĐHM, Kress – Fransa kararında (no: 39594/98, prg.64 ve 65), bir hukuk ya da ceza  
davasında bağımsız bir yargı mensubu tarafından sunulan mütalaaların bu mütalaalara yanıt  
verme imkanı bulunmayan davanın taraflarına önceden tebliğ edilmemesi bağlamında nizalı  
dava hakkının kapsamına ilikin içtihadını teyit etmitir. Sözkonusu dava koullarında  
AĐHM’nin 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edilmediği sonucuna vardığı doğruysa da mevcut  
davada olayların farklı olduğunun altını çizmek yerinde olacaktır. Kress davasında AĐHM,  
Danıtay önünde açık olarak yapılan hüküm durumasında Hükümet Komiseri’nin  
mütalaasını ilk defa sözlü olarak sunduğunu ve böylelikle hem tarafların, hem yargıçların,  
hem de durumada hazır bulunanların Hükümet Komiseri’nin mütalaalarının anlam ve  
muhtevası hakkında bilgi sahibi olduklarını tespit etmitir. Ayrıca arzu ettikleri takdirde  
avukatlar durumadan önce Hükümet Komiseri’nden mütalaalarının genel anlamı hakkında  
bilgi talebinde bulunabilme ve bu mütalaalara yazılı cevap verebilme hakkına sahipti.  
Hükümet Komiseri’nin duruma esnasında davanın taraflarınca gündeme getirilmemibir  
unsuru gündeme getirmesi durumunda mahkeme heyeti bakanı tarafların bu hususu  
müzakere etmesi maksadıyla davayı ertelemektedir. Ancak sözü edilen güvenceler,  
görülmekte olan bu davada mevcut değildir. Zira Danıtay tarafların bavuru gerekçelerini  
4
durumasız olarak incelemitir (savcılığın görülerine duruma esnasında yanıt verebilme  
imkanına ilikin olarak, kr. Wynen - Belçika (karar, no: 32576/96, prg. 35)).  
Bir avukat tarafından temsil edilen bavuranın Danıtay kaleminde bulunan dosyayı inceleme  
ve savcının mütalaasının bir nüshasını edinebilme imkanının bulunduğu yönündeki argümana  
ilikin olarak AĐHM, bunun bavuranın nizalı dava hakkının temini için esasen yeterli bir  
güvence sunmadığı kanaatindedir. AĐHM, Göç kararında (adıgeçen, prg. 57) da belirtildiği  
üzere, savcının mütalaasının dava dosyasına aktarıldığı ve arzu ettiği takdirde bu mütalaaya  
yazılı olarak cevap verebilme imkanının bulunduğu hususlarında bavurana Danıtay kalemi  
tarafından bilgi verilmesinin hakkaniyet açısından daha uygun olacağına dikkat çekmektedir.  
Ancak bu gerekliliğe iç hukukta uyulmadığı gözükmektedir. AĐHM, bavuranın avukatından  
inisiyatif alarak dosyaya yeni unsur eklenip eklenmediği hususunda mütemadiyen bilgi  
almasının istenmesinin avukata orantısız bir yük getireceğini belirtmektedir. AĐHM ayrıca bu  
durumun savcının mütalaasını yorumlaması için avukata gerçek bir imkan temin edildiği  
anlamına gelmeyeceğini belirtmektedir, zira yargılama takvimi konusunda bavuranın  
avukatına hiçbir zaman bilgi verilmemitir.  
Hükümetin de belirttiği üzere, duruma yapılması halinde idari yargılama usulü kanunun 18.  
maddesi uyarınca savcı mütalaasını sunduktan sonra davanın taraflarına son olarak söz hakkı  
verildiği doğrudur. Bu durum ilk bakıta yargılanmakta olan kiilerin savcının mütalaasına  
cevap verebilmelerine imkan tanıyabilir. Ancak AĐHM bu argüman üzerinde tahmin  
yürütmeye gerek olmadığı kanaatindedir. Zira yukarıda da kaydedildiği üzere Danıtay temyiz  
gerekçelerini durumasız olarak incelemitir (bkz., bilhassa, Wynen, adıgeçen, prg. 38).  
Bu itibarla Danıtay Savcısının görülerinin niteliği ve bavuranın bu görülere yazılı cevap  
vermesinin imkansız oluu gibi unsurlar dikkate alındığında bavuranın nizalı yargılanma  
hakkının ihlal edildiği ortaya çıkmaktadır.  
Dolayısıyla 6. maddenin 1. fıkrası bu bakımdan ihlal edilmitir.  
b) Tetkik hakiminin kanaatlerinin önceden tebliğ edilmemesi hakkında  
Tetkik hakiminin kanaatlerinin önceden tebliğ edilmemesine ilikin olarak AĐHM, bu yargı  
mensubunun görevinin savcının göreviyle mukayese edilebilir olmadığını gözlemlemektedir.  
Tetkik hakimleri Danıtay Bakanı ve kurul ve daire bakanları tarafından kendilerine verilen  
görevleri yerine getirmekle ve bunlar tarafından havale edilen davaları incelemekle sorumlu  
iken savcılar Danıtay Basavcısının emri altında çalımaktadırlar. Genel olarak tetkik  
hakimleri soruturma yapmayıp daha evvel soruturması tamamlanmıbir dosya hakkında  
görülerini sunmaktadırlar. Her halükarda mevcut davada tetkik hakiminin önyargılı  
davranmasına neden olacak bir soruturma yaptığını gösteren herhangi bir unsur mevcut  
değildir (bkz., sözgelimi, Martinie, adıgeçen, prg. 49).  
Her ne kadar Danıtay’da görülen davalarda tetkik hakiminin görevini ne surette yerine  
getirdiği hususuna ilikin olarak Türk Hukuku’nda ayrıntılı bilgi verilmemise de, görevinin  
kendine verdiği yetkilerin diğer hakimlerin yetkisinden pek farklı olmadığı anlaılmaktadır.  
Tetkik hakiminin mütalaasını yazılı ya da sözlü olarak sunarak hakimlerin kararını etkilemeyi  
amaçlağı doğrudur, ancak, bu görevin Danıtay Bakanı ve Daire Bakanlarını temsilen  
yerine getirdiği hukuki görevlerinden olduğu gözükmektedir. Danıtay Bakanı ve Daire  
Bakanlarının yönetiminde tetkik hakimleri karar taslaklarını yazar ve tutanakları hazırlarlar.  
5
AĐHM ayrıca, bavuranın Reinhardt ve Slimane-Kaïd – Fransa davasındakinin (31 Mart 1998  
tarihli karar, prg. 101) aksine ‘raportör hakimin raporunu ve karar taslaklarını ihtiva eden  
dosyanın basavcıya tebliğ edilmesinden’ değil tetkik hakiminin mütalaasının tebliğ  
edilmemesinden ikayetçi olduğunu gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, 6. maddenin 1. fıkrasının bu bakımdan ihlal edilmediği sonucuna  
varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN YARGILAMA SÜRESĐNĐN UZUNLUĞU  
YÖNÜNDEN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran idari mahkemelerde görülen yargı sürecinin uzunluğundan yakınmakta, AĐHS’nin  
6/1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, tarafların Đzmir Đdare Mahkemesi’nin davayı ele aldığı 17 ubat 1998 tarihinin sürecin  
baladığı tarih olduğu konusunda hemfikir olduklarını gözlemlemektedir. Yine aynı ekilde  
Danıtay’ın bavuranın yapmıolduğu tashih bavurusunu reddettiği 12 Haziran 2002  
tarihinde yargı sürecinin tamamlandığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır (tahsis  
bavurusuna ilikin bkz. Rodoplu-Türkiye kararı, no: 41665/02, 23 Ocak 2007). Sonuç olarak,  
üç dereceli yargıda bu süreç yaklaık dört yıl üç ay sürmütür.  
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın karmaıklığı,  
bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ilgililer açısından ihtilafın yarattığı sakıncalar gibi  
içtihadından çıkan ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır: (bkz. birçok  
içtihat arasında, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).  
Bu bağlamda, AĐHM dört yıl üç aylık sürenin üç dereceli yargı aamasından geçen bir idari  
yargı için aırı olmadığına itibar etmekte, dava dosyasında yer alan unsur ıığında herhangi  
bir pasif dönemin veya adli yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin olmadığını  
hatırlatmaktadır.  
AĐHM bu ikayetin dayanaktan yoksun olduğunu ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. paragrafları  
uyarınca reddedilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
III. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, askeri güvenlik bölgesi sınıflandırması içinde yer alan taınmazına inaat yapım  
izni almasının olanaksız oluunun mülkiyet hakkına yönelik bir ihlali oluturduğunu iddia  
etmekte ve Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet, ilgilinin idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmaması doğrultusunda iç  
hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet bu tazminat talebinin 2577 sayılı  
Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi çerçevesinde Đdareye karı yapılacak etkili  
bir bavuru olduğunun altını çizmektedir.  
Bavuran Hükümetin bu savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/3. maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının bir  
devlet aleyhine uluslararası hakemlik veya yargı organı nezdinde dava açmak isteyen kiilere  
6
öncelikle sözkonusu devletin hukuk sisteminde öngörülen bavuru yollarını tüketme  
zorunluluğu getirdiğini hatırlatmaktadır. Kendi iç hukuk sisteminde durumu telafi etme  
imkanı tanınmadan bir devlet uluslararası yargı önünde hesap vermek zorunda bırakılamaz.  
Bir bavuranın bu kurala uyduğunun kabul edilebilmesi için, iç hukukta normal olarak varolan  
ve ikayetçi olduğu ihlalin telafisini sağlayabilecek yeterlilikte iç hukuk yollarına bavurmuꢀ  
olması gerekir. (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996).  
AĐHM, mevcut bu bavuruda bavuranın inaat izin talebini reddeden Genelkurmayın  
kararına itiraz etmekle yetindiği tespitinde bulunmaktadır. Bavuranın bavurusu kamu  
yararına bir kamulatırmanın askeri güvenlik bölgesinde yer aldığı gerekçesiyle  
reddedilmitir. Bununla birlikte, Hükümetin de vurguladığı gibi bavuran öne sürdüğü  
zararların telafi edilmesi için maddi tazminat davası açabilirdi (Bkz. aynı anlamda, Gülizar  
Öz-Türkiye kararı, no: 40687/98 ve Sporrong ve Lönnroth-Đsveç kararı ile karılatırınız 23  
Eylül 1982). Ayrıca, AĐHM bavuranın, Hükümet tarafından sözü edilen bavuru yoluna  
ihtiyatla yaklaılmasını gerektirecek hiçbir argüman sunmadığını da gözlemlemektedir. Bu  
durumda, Hükümetin ön itirazının dayanağı bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına dayalı olarak ikayetin bu bölümümün  
reddedilmesi gerekmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran maruz kaldığı zarar için 34.954 Euro maddi, 5.000 Euro manevi tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet bu meblağları aırı olarak nitelendirmektedir.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydetmektedir ve talebi reddetmektedir. AĐHM yukarıda gerekçesi belirtilen sonuçların  
manevi tazminat açısından uygun bir tazmini oluturduğunu belirtmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran 4.000 Euro’su avukat gideri, 1.500 Euro’luk kısmı AĐHM önünde yapılan giderler  
olmak üzere 5.500 Euro yargı gideri talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, bavuranın bu talebini kanıtlayıcı bir belge sunmadığını ifade etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bavuranın avukatlık giderini kanıtlayıcı  
bir belge sunmadığını hatırlatarak bu talebi reddetmektedir. Sonuç itibarıyla, yargı giderleri  
için bavurana 1.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
7
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Danıtay Savcısının ve tetkik hakiminin tebliğnamelerinin bildirilmemesine ilikin  
ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Danıtay Savcısı’nın tebliğnamesinin bavurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Danıtay tetkik hakiminin tebliğnamesinin bavurana tebliğ edilmemesi nedeniyle  
AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. Mevcut kararın bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için balı baına yeterli tatmin tekil  
edeceğine;  
5 a) AĐHS’nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin yargı giderleri için bavurana  
1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine  
uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8