COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MERTER VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 2249/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 2249/03 no’lu davanın nedeni, Mehmet Rauf  
Merter, Ahmet Attila Merter, Nesip Mustafa Merter ve Mehmet Berke Merter adlı T.C.  
vatandaları ile Karen Ingrit Merter adlı Alman vatandaının (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 16 Kasım 2002 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından S. Akdağ tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlardan Mehmet Rauf Merter 1930, Ahmet Attila Merter ise 1953  
doğumludur. Diğer bavuranlar doğum tarihlerini AĐHM’ye bildirmemilerdir. Tüm  
bavuranlar Đstanbul’da ikamet etmektedirler.  
16 Mayıs 1951 tarihinde, komu parsel maliki (“komu”) Đstanbul Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde, bavuranların murisi Ahmet Muhtar Merter hakkında, taınmazının gerçek  
miktarının tapu kayıtlarındaki miktarından fazla olduğu gerekçesiyle dava açmıtır. Ayrıca,  
kendisininkiyle komu arazi arasındaki sınır belirgin olmadığından, bavuranların murisinin,  
taınmazının kullanımına müdahale ettiğini iddia etmitir (men-i müdahale davası). Bu  
nedenle mahkemeden bu anlamazlığın çözülmesini, taınmazlar arasındaki sınırı  
belirlemesini ve tapu kayıtlarının doğru biçimde düzeltilmesini talep etmitir.  
1. Kadastro Komisyonu’nun 10 Ekim 1954 tarihli arazi etüdü  
10 Ekim 1954 tarihinde, sözkonusu taınmazın üzerinden geçen yol yapımı çalımaları  
neticesinde, Kadastro Komisyonu Bakırköy’de arazi etüdü gerçekletirmitir. Dava konusu  
taınmazla ilgili kayıtlar bu incelemenin sonucunda değitirilmitir. Bu değiikliğin ardından,  
taınmaz 110, 113, 114, 115, 116, 177, 118, 119 ve 168 sayılı parseller olmak üzere 9 parçaya  
bölüntür. 113 parsel sayılı taınmaz mera olarak tespit edilip Hazine adına tescil  
edilmitir. 115, 116, 119 ve 168 parsel sayılı taınmazlar, tapuda, bavuranların murisi adına,  
110, 114, 117 ve 118 parsel sayılı taınmazlar ise komu adına tespit edilmitir. 168 parsel  
sayılı taınmaz ile ilgili anlamazlık olmamı, bu dağıtım kesinlemive sözkonusu taınmaz  
bavuranın murisi adına kaydedilmitir.  
2. Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı  
Đstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, yukarıda belirtilen tapu ilemleri ile Kadastro  
Komisyonu’nun tespitlerini müteakip, 10 Kasım 1954 tarihli bir kararla, görevsizlik kararı  
vermi, davayı Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne devretmitir. Bu karar Yargıtay’ın 15  
Temmuz 1955 tarihli kararıyla onanmıtır.  
3. Bavuranların murisi Ahmet Muhtar Merter’in ölümü  
1
Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi, 5 ubat 1959 tarihli kararıyla Mehmet Rauf Merter  
ile Hasan Tahsin’i, ölümünün ardından, Ahmet Muhtar Merter’in varisi (“varisler”) tayin  
etmitir.  
4. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 23 Temmuz 1960 tarihli kararı  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi 23 Temmuz 1960 tarihinde 115, 116 ve 119 parsel  
sayılı taınmazların varisler, 113 ve 118 parsel sayılı taınmazların Hazine, 110, 114 ve 117  
parsel sayılı taınmazların ise komu adına tescil edilmesine karar vermitir. Yargıtay 13 Mart  
1961 tarihinde kararı bozmu, davayı Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne iade etmitir.  
1967 yılında Hazine, Đstanbul Anakent Belediyesi ve diğer dört kiinin varisleri  
davaya müdahil olmulardır. Temessük kayıtlarına dayanarak dava konusu taınmazın  
mülkiyet hakkını talep etmilerdir.  
Bavuran Ahmet Attila Merter de 17 Temmuz 1970 tarihinde, Bakırköy Kadastro  
Mahkemesi’ndeki davaya mansup mirasçı olarak dahil olmutur.  
4. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 9 Mayıs 1988 tarihli kararı  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi 9 Mayıs 1988 tarihinde, 115 ve 119 parsel sayılı  
taınmazların (Ahmet Muhtar Merter’in varisleri olarak) bavuranlar, 113 ve 118 parsel sayılı  
taınmazların ise Đstanbul Anakent Belediyesi ile Hazine adına tescil edilmesine karar  
vermitir. Mahkeme ayrıca, 110, 114, 116 ve 117 parsel sayılı taınmazların komunun  
varisleri adına tescil edilmesi gerektiğine karar vermitir. Mahkeme ayrıca, murislerinin dava  
balamadan önce 110, 114, 116 ve 117 parsel sayılı taınmazların mülkiyetini kısmen  
ellerinde bulundurduklarını ifade eden Ahmet Kethüda’nın varislerinin müdahil olma  
taleplerine izin vermitir. Böylece davanın toplam tarafı 48’e çıkmıtır.  
5. Yargıtay’ın 6 Mart 1990 tarihli kararı  
Yargıtay 6 Mart 1990 tarihinde, 9 Mayıs 1988 tarihli kararı, kararın açıklanması  
usulüne uyulmadığı gerekçesiyle bozmutur. Ayrıca ilk derece mahkemesinin incelemesinin  
yetersiz olduğunu, mahkemenin bu taınmazların de facto mülkiyetlerini göz önünde  
bulundurması gerektiği kanısına varmıtır.  
6. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 23 Aralık 1992 tarihli kararı  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi, 23 Aralık 1992 tarihinde, arazi etüdü  
gerçekletirilmesinin ardından düzenlenen bilirkii raporuna atıfta bulunarak, 115 ve 119  
parsel sayılı taınmazların bavuranlar adına tescil edilmesi kararını iptal etmitir. Mahkeme,  
temessük kayıtları üzerinde gerçekletirdiği incelemenin ardından, bahse konu taınmazların  
Mehmet oğlu Hacıahmet’in varisleri adına, 113 parsel sayılı taınmazın Đstanbul Anakent  
Belediyesi, 118 parsel sayılı taınmazın ise Hazine adına tescil edilmesine karar vermitir.  
Mahkeme ayrıca 110, 114 ve 117 parsel sayılı taınmazların komunun varisleri adına tescil  
edilmesine karar vermitir.  
Bu kararın bavuran Mehmet Rauf Merter’e değil, 1988 yılında vefat eden avukatına  
tebliğ edildiği kaydedilmelidir.  
2
7. Yargıtay’ın 8 ubat 1994 tarihli kararı  
Yargıtay 8 ubat 1994 tarihli kararında, yukarıda bahsi geçen kararı kısmen onamı,  
geri kalan kısmını bozmutur. Gerekçe olarak, ilk derece mahkemesinin incelemesinin  
yetersiz olduğunu, kararın birbiriyle çelikili bilirkii raporları ile tanık ifadelerine rağmen  
verildiğini belirtmitir. Ayrıca, mahkemenin belgelere dayalı delillerin bir kısmının gerçek  
olup olmadığının mahkemece tespit edilemediğini de belirtmitir. Yargıtay özellikle, ilk  
derece mahkemesinin, 115 ve 119 parsel sayılı taınmazların tescillerine ilikin tespitlerinde  
yanıldığı sonucuna varmıtır. Öte yandan, 110, 113, 114, 116, 117 ve 118 parsel sayılı  
taınmazlara ilikin 23 Aralık 1992 tarihli kararı onamıtır. Ayrıca tarafların 26 Ocak 1995  
tarihli karar düzeltme taleplerini reddetmitir. Belirtilen taınmazlara ilikin karar  
kesinleirken, 115 ve 119 parsel sayılı taınmazlara ilikin anlamazlık sonuca  
bağlanmamıtır.  
8. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 7 Mayıs 1996 tarihli kararı  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin temessük kayıtlarına dayanarak verdiği 7 Mayıs  
1996 tarihli kararında, 115 ve 119 parsel sayılı taınmazların yüzde ellisinin Mehmet  
Hidayet’in varisleri adına, geri kalan yüzde ellisinin de, taınmazların bir kısmını Mehmet  
Hidayet’ten satın alan Mehmet Oral adına tescil edilmesine karar vermitir. Mahkeme ayrıca  
(bavuranların murisi) Ahmet Muhtar Merter’in varislerinin yirmi yıl boyunca sahip oldukları  
taınmazlar üzerindeki zilyetliklerini kanıtlayamadıklarını kaydetmitir.  
Bavuran Mehmet Rauf Merter’in yukarıda bahsi geçen davalarda taraf olmadığı,  
Ahmet Muhtar Merter’in varisleri olan geri kalan diğer dört bavuranın mahkemenin  
kararında davacı olarak geçtiği kaydedilmelidir.  
Yargıtay, 4 ubat 1997 tarihinde komunun varisleri, Đstanbul Anakent Belediyesi ve  
Hazine tarafından yukarıdaki karara yapılan itirazı reddetmitir. Ayrıca 30 Eylül 1997  
tarihinde yapılan karar düzeltme talebini de reddetmitir. Böylece 7 Mayıs 1996 tarihli karar  
kesinlemitir.  
9. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 27 Mayıs 1998 tarihli kararı  
Bavuranlar 30 Aralık 1997 tarihinde ortaya yeni çıkan delil niteliğindeki belgelere  
dayanarak Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nden iade-i muhakeme talebinde bulunmulardır.  
115 ve 119 parsel sayılı taınmazların kendi adlarına tescil edilmesini talep etmilerdir.  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi 27 Mayıs 1998 tarihinde, bavuranın iade-i muhakeme  
talebini reddetmitir. Yargıtay 8 Mayıs 2000 tarihinde bu kararı onamıtır.  
10. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ubat 1999 tarihli kararı  
Bavuran Mehmet Rauf Merter, 23 Aralık 1992 tarihli kararın 1989 yılında vefat eden  
avukatına tebliğ edildiğini, dolayısıyla karardan zamanında haberdar olmayarak yasal süre  
zarfında itiraz edemediğini iddia ederek 1 ubat 1999 tarihinde Bakırköy Kadastro  
Mahkemesi’ne bavurmutur. Mahkemeden sözkonusu kararı kendisine gönderip, temyiz  
etme hakkı tanımasını talep etmitir.  
3
Mahkeme 2 ubat 1999 tarihinde bavuran Mehmet Rauf Merter’in talebini,  
sözkonusu kararın taraflara tebliğ edilip icrasının tamamlandığı gerekçesiyle reddetmitir.  
Bavuran itiraz etmitir.  
11. Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ubat 1999 tarihli kararı  
Yargıtay 13 Haziran 2000 tarihinde Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 2 ubat 1999  
tarihli kararını, dava dosyasının, sözkonusu kararın bavuran Mehmet Rauf Merter’e usulüne  
uygun olarak tebliğ edilip edilmediğine dair hiçbir bilgi ve belge içermediği gerekçesiyle  
bozmutur. Bu nedenle bavuran Mehmet Rauf Merter’e temyiz etme hakkı tanımı, davayı  
yeniden inceledikten sonra bavuruyu reddetmitir.  
Yargıtay 31 Mayıs 2002 tarihinde Mehmet Rauf Merter’in 13 Haziran 2000 tarihli  
kararının düzeltilmesi talebini reddetmitir.  
12. Son gelimeler  
Hükümet’in verdiği bilgiye göre, bavuranlar 30 Eylül 2002 tarihinde dosyanın  
yeniden açılması talebiyle Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne yeniden bavurmulardır.  
Bavuranların açtığı dava taraflara (48 kii) bildirilmiolup, dava halen derdesttir.  
Bu esnada, belirlenemeyen bir tarihte, bavuranlar Bakırköy Đlk Derece  
Mahkemesi’nde yeni bir dava açıp, Bakırköy Tapu Sicil Müdürlüğü’nden tazminat talep  
etmilerdir. Bavuranlar davalının tapu sicil kayıtlarını tutarken yaptığı ihmal ve hatalar  
nedeniyle zarar gördüklerini iddia etmilerdir. Bu dava Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nde  
görülen davanın sonucunu askıda bırakarak ertelenmitir.  
Bavuranlar, Bakırköy Kadastro Mahkemesi ile Bakırköy Đlk Derece Mahkemesi’nde  
derdest haldeki davaya ilikin hiçbir bilgi vermemi, ikayette bulunmamılardır.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
A. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi  
Hükümet, ulusal davalar (tazminat davaları ve yeniden görülen davalar) halen derdest  
halde olduğundan, bavuranların AĐHS’nin 35/1 maddesi çerçevesinde tüm iç hukuk yollarını  
tüketmediğini belirtmitir.  
Bavuranlar bu bavurunun konusunun, kendilerini mülkiyetlerinin çekimesiz  
kullanım haklarından mahrum eden Kadastro Komisyonu ile Bakırköy Kadastro  
Mahkemesi’nin verdiği kararlar olduğunu ileri sürmülerdir. Buna göre, açtıkları tazminat  
davaları ile dosyanın yeniden açılması için açılan davalar, Yargıtay’ın 31 Mayıs 2002 tarihli  
kararı ile sona eren davadan farklıdır.  
AĐHM iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun, yalnızca, bavuranların,  
sözkonusu meseleyi çözebilecek ve meydana geldiği iddia edilen ihlallerin telafisini tekil  
4
edebilecek etkili ve yeterli hukuk yollarını normal biçimde kullanmalarını gerektirdiğini  
yineler.  
Mevcut davada, bavuranlar, ulusal makamların 115 ve 119 parsel sayılı taınmazlar  
üzerinde zilyetlikleri bulunmadığını tespit etmelerinden ikayetçi olmulardır. Dolayısıyla  
Hükümet’in atıfta bulunduğu davalar, tapu sicil kayıtlarını tutarken ihmalkar davranan  
makamlardan tazminat almak amacıyla açılan ve Bakırköy Đlk Derece Mahkemesi’nde derdest  
olan tazminat davasına ilikin değildir. Ek olarak, dosyanın yeniden açılması talebiyle  
Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nde açılan dava, bavuranların tüketmesi gereken iç hukuk  
yollarından biri olarak değerlendirilmeyen, müstesna bir hukuk yoludur.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, bavuranların iç hukuktaki tüm bavuru yollarını  
tükettikleri kanısına varır. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını bu bakımdan reddeder.  
B. Altı aylık süre kuralının yerine getirilmediği iddiası  
Hükümet ayrıca bavuranların ikayetleriyle ilgili olarak, AĐHS’nin 35/1 maddesi  
çerçevesinde altı aylık süre kuralını yerine getirmediklerini ileri sürmütür. Bavuranların  
Yargıtay’ın 30 Eylül 1997 tarihli kararından itibaren altı ay içinde bavurularını  
sunmadıklarını savunmutur. Bu tarih, dava konusu taınmazlarla ilgili kararın kesinletiği  
tarihtir ve bavuru, altı aylık süreyi geçerek 16 Kasım 2002 tarihinde yapılmıtır.  
Bavuranlar altı aylık sürenin, temyiz mahkemesinin davalarını esastan yeniden  
inceleyip, itirazlarını reddettiği, Yargıtay’ın karar tarihi olan 31 Mayıs 2002 tarihinde  
ilemeye baladığını iddia etmilerdir.  
AĐHM, Bakırköy Kadastro Mahkemesi’nin 7 Mayıs 1996 tarihinde bavuranların 115  
ve 119 parsel sayılı taınmazlara ilikin taleplerini reddettiğini kaydeder. Bavuranlar bu  
karara itiraz etmeseler de, Yargıtay, diğer tarafların sundukları itirazın ardından davayı  
incelemive ilk derece mahkemesinin 30 Eylül 1997 tarihli kararını kabul etmitir. AĐHS’nin  
35/1 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda, altı aylık süre, bavuranlar Ahmet Attila  
Merter, Nesip Mustafa Merter, Mehmet Berke Merter ve Karen Ingrit Merter ile ilgili olarak  
30 Eylül 1997 tarihinde ilemeye balamıtır. Bu durum davaya taraf olmayan bavuran  
Mehmet Rauf Merter için geçerli değildir.  
Bavuran Mehmet Rauf Merter ile ilgili olarak, AĐHM, alınan son ulusal mahkeme  
kararının, Yargıtay tarafından, bavuran Mehmet Rauf Merter’in, dava konusu taınmazlarla  
ilgili iddialarının yeniden incelenmesinin ardından, karar düzeltme talebi reddedildikten sonra  
31 Mayıs 2002 tarihinde alındığını gözlemler.  
AĐHM, yukarıdakiler ıığında, bavuranların bavurularını 16 Kasım 2002 tarihinde  
sundukları göz önünde bulundurularak, Hükümet’in bavuran Mehmet Rauf Merter’in altı  
aylık süre kuralına riayet etmediği iddiasına ilikin itirazını reddederken, bavuranlar Ahmet  
Attila Merter, Nesip Mustafa Merter, Mehmet Berke Merter ve Karen Ingrit Merter ile ilgili  
itirazı kabul eder.  
Bu nedenle AĐHM, davanın incelemesini, bavuran Mehmet Rauf Merter’in  
iddialarıyla sınırlayacaktır.  
5
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran Mehmet Rauf Merter davanın süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
öngörülen “makul süre” kuralıyla örtümediğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmitir.  
AĐHM, sözkonusu davanın bavuran Mehmet Rauf Merter ile ilgili kısmının, Mehmet  
Rauf Merter’in Ahmet Muhtar Merter’in varisi olarak tayin edildiği tarih olan 1959 yılında  
baladığını ve 31 Mayıs 2002 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla dava, birkaç kez  
ele alınmak suretiyle, iki yargı aamasında 43 yıl sürmütür. Öte yandan AĐHM’nin yargı  
yetkisi, ratione temporis, yalnızca, Türkiye’nin AĐHS kapsamındaki bireysel bavuru hakkını  
tanıdığını beyan ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden sonraki 15 yıl 4 aylık süreyi göz önünde  
bulundurmasına izin verir. Bununla beraber, AĐHM, davanın o zamanki durumunu da göz  
önünde bulundurmalıdır (bkz. ahiner – Türkiye, 29279/95). Davanın o tarihte bile, yaklaık  
28 yıldır derdest olduğunu kaydeder.  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM, davanın süresinin makullüğünün davanın koulları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuranların tutumu, ilgili makamlar ve ihtilaf durumunda bavuranlar için  
neyin risk tekil ettiği gibi ölçütlere dayanarak belirlenmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin  
yanı sıra bkz. Frydlender – Fransa [BD] , 30979/96).  
AĐHM, davaya konu taınmazlarla ilgili iddiası bulunan taraf sayısının fazla olduğu ve  
ulusal mahkemelerin Osmanlılara kadar giden tapu sicil kayıtlarını incelerken karı karıya  
kaldıkları güçlükler göz önünde bulundurulduğunda, davanın karmaık olduğunu kabul eder.  
Tarafların tutumuyla ilgili olarak, AĐHM, bavuran Mehmet Rauf Merter’in davanın  
ertelenmesinde payı bulunduğunu kaydeder. Özellikle, bavuran Mehmet Rauf Merter’in 2  
ubat 1999 tarihine kadar, davada kaydedilen gelimeyi düzenli olarak takip etmediği  
anlaılmaktadır. 2 ubat 1999 tarihinde ise Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne bavuruda  
bulunmu, 23 Aralık 1992 tarihli kararı temyiz etmitir. Yargıtay’ın, bavuranın temyiz  
talebini sözkonusu kararın bavurana uygun biçimde tebliğ edilmemesi nedeniyle kabul  
etmesine karın, AĐHM, bavuranın 1989 yılında ölen avukatının yerine yeni bir avukat tayin  
etmeyerek veya uzun bir süre diğer davacılarla iletiime geçmeyerek ihmalkar davrandığının  
değerlendirilebileceğini gözlemler. Bu koullarda, 23 Aralık 1992 ile 2 ubat 1999 tarihleri  
arasındaki ertelemenin sorumluluğu tamamen ulusal makamlara yüklenemez.  
Makamların tutumuna ilikin olarak, AĐHM, davanın bütün olarak süresinin haddinden  
uzun olduğu ve bunun yalnızca davanın karmaıklığıyla haklı gösterilemeyeceği kanısındadır.  
AĐHM’ye göre, davanın uzun sürmesi, ulusal mahkemelerin yeterli titizlikle hareket  
etmemeleriyle açıklanabilir. Ayrıca, AĐHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ele  
6
alındığı davalarda, sıklıkla, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir (bkz.  
Frydlender).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemi, Hükümet’in, kendisini  
farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak delil ya da görüsunmadığı kanısına varmıtır.  
AĐHM, konuya ilikin içtihadını göz önünde bulundurarak, mevcut davada davanın süresinin  
haddinden uzun olduğu ve “makul süre” kouluyla örtümediği sonucuna varmıtır.  
Buna göre AĐHS’nin 6/1 maddesi bavuran Mehmet Rauf Merter’in iddiasıyla ilgili  
olarak ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
Bavuran Mehmet Rauf Merter, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine  
dayanarak, ulusal mahkemelerin kararlarının, mülkiyetin çekimesiz kullanımı hakkına haksız  
müdahale tekil ettiğini iddia etmitir.  
Hükümet, bavuranın ikayetinin ulusal mahkemelerce etraflıca incelendiğini ve dava  
konusu taınmazlarla ilgili mülkiyet hakkının bulunmadığının tespit edildiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranın AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki  
ikayetinin aslında ulusal mahkemelerin delil değerlendirmelerinden ve iç hukuku yorumlama  
biçimlerinden doğduğunu kaydeder. Buna göre, bu ikayet AĐHS’nin 6/1 maddesi bakımından  
incelenmelidir (bkz. Namlı ve Diğerleri - Türkiye, 51963/99).  
Bu bağlamda, AĐHM, içtihadına göre, ulusal mahkemelere ait olduğu iddia edilen  
maddi veya hukuki hataları incelemenin, AĐHS tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal  
etmediği sürece, görevi olmadığını yineler (diğerlerinin yanısıra bkz. García Ruiz – Đspanya  
[BD], 30544/96). AĐHM’nin denetleyici yetkisi bavuranların AĐHM kapsamındaki haklarının  
ihlal edilmemesini sağlamakla sınırlı olup, olayların tespiti ile delil değerlendirmesi ulusal  
mahkemelerin öncelikli konusudur.  
AĐHM ayrıca, dava konusu taınmazların zilyetliğine ilikin sorunları çözmenin  
AĐHM’nin görevi olmadığını gözlemler (bkz. Nalbant – Türkiye, 61914/00).  
Mevcut davada, ulusal davaların konusu bazı taınmazların zilyetliklerinin tespitidir ve  
uzun bir incelemenin ardından, ulusal mahkemeler, Ahmet Muhtar Merter’in diğer  
varisleriyle beraber bavuran Mehmet Rauf Merter’in 115 ve 119 parsel sayılı taınmazların  
zilyetlik hakkını bulundurmadıkları kararına varmıtır. AĐHM, elindeki belgeler ıığında,  
ulusal mahkemelerin delil edinme ve bu delilleri değerlendirme biçimlerinin keyfi olduğuna  
veya davanın 6. madde kapsamında hakkaniyete uygun olmadığına ilikin emare  
görmemektedir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM bu ikayetin AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün  
1. maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, AĐHS’nin 35/3 ve 4  
maddesiyle uyumlu olarak reddedilmesi gerektiğini sonucuna varmıtır.  
7
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Bavuran Mehmet Rauf Merter adil tatmin talebinde bulunmamıtır. Buna göre  
AĐHM, bavurana bu balık altında tazminat hükmünde bulunmasına gerek bulunmadığı  
sonucuna vermitir.  
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuran Mehmet Rauf Merter’in davanın uzun sürmesine ilikin ikayetinin  
kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2. Davanın haddinden uzun sürmesi sonucunda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları  
uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
8