II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran Mehmet Rauf Merter davanın süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde
öngörülen “makul süre” kuralıyla örtüꢀmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu davanın baꢀvuran Mehmet Rauf Merter ile ilgili kısmının, Mehmet
Rauf Merter’in Ahmet Muhtar Merter’in varisi olarak tayin edildiği tarih olan 1959 yılında
baꢀladığını ve 31 Mayıs 2002 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla dava, birkaç kez
ele alınmak suretiyle, iki yargı aꢀamasında 43 yıl sürmüꢀtür. Öte yandan AĐHM’nin yargı
yetkisi, ratione temporis, yalnızca, Türkiye’nin AĐHS kapsamındaki bireysel baꢀvuru hakkını
tanıdığını beyan ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden sonraki 15 yıl 4 aylık süreyi göz önünde
bulundurmasına izin verir. Bununla beraber, AĐHM, davanın o zamanki durumunu da göz
önünde bulundurmalıdır (bkz. ꢁahiner – Türkiye, 29279/95). Davanın o tarihte bile, yaklaꢀık
28 yıldır derdest olduğunu kaydeder.
A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AĐHM, davanın süresinin makullüğünün davanın koꢀulları ıꢀığında ve davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranların tutumu, ilgili makamlar ve ihtilaf durumunda baꢀvuranlar için
neyin risk teꢀkil ettiği gibi ölçütlere dayanarak belirlenmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin
yanı sıra bkz. Frydlender – Fransa [BD] , 30979/96).
AĐHM, davaya konu taꢀınmazlarla ilgili iddiası bulunan taraf sayısının fazla olduğu ve
ulusal mahkemelerin Osmanlılara kadar giden tapu sicil kayıtlarını incelerken karꢀı karꢀıya
kaldıkları güçlükler göz önünde bulundurulduğunda, davanın karmaꢀık olduğunu kabul eder.
Tarafların tutumuyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in davanın
ertelenmesinde payı bulunduğunu kaydeder. Özellikle, baꢀvuran Mehmet Rauf Merter’in 2
ꢁubat 1999 tarihine kadar, davada kaydedilen geliꢀmeyi düzenli olarak takip etmediği
anlaꢀılmaktadır. 2 ꢁubat 1999 tarihinde ise Bakırköy Kadastro Mahkemesi’ne baꢀvuruda
bulunmuꢀ, 23 Aralık 1992 tarihli kararı temyiz etmiꢀtir. Yargıtay’ın, baꢀvuranın temyiz
talebini sözkonusu kararın baꢀvurana uygun biçimde tebliğ edilmemesi nedeniyle kabul
etmesine karꢀın, AĐHM, baꢀvuranın 1989 yılında ölen avukatının yerine yeni bir avukat tayin
etmeyerek veya uzun bir süre diğer davacılarla iletiꢀime geçmeyerek ihmalkar davrandığının
değerlendirilebileceğini gözlemler. Bu koꢀullarda, 23 Aralık 1992 ile 2 ꢁubat 1999 tarihleri
arasındaki ertelemenin sorumluluğu tamamen ulusal makamlara yüklenemez.
Makamların tutumuna iliꢀkin olarak, AĐHM, davanın bütün olarak süresinin haddinden
uzun olduğu ve bunun yalnızca davanın karmaꢀıklığıyla haklı gösterilemeyeceği kanısındadır.
AĐHM’ye göre, davanın uzun sürmesi, ulusal mahkemelerin yeterli titizlikle hareket
etmemeleriyle açıklanabilir. Ayrıca, AĐHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ele
6