CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MERYEM GÜVEN ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 50906 / 99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
22 Şubat 2005  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (50906/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşları Meryem Güven, Yunus ve Ahmet Güven’in (başvuranlar) Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesine 29 Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel  
İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvur-  
anlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından D.  
ğütlü tarafından temsil edilmektedirler.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar sırasıyla 1965, 1989 ve 1930 doğumlu olup Elbistan’da (Kahramanmaraş) ikamet  
etmektedirler.  
15 Nisan 1991’de başvuranların eşi, babası ve oğlu olan M.G. terörist bir örgüt tarafından  
öldürülmüştür.  
30 Haziran 1992 tarihinde başvuranlar İçişleri Bakanlığı’na müracaat ederek yakınlarının  
ölümünden kaynaklanan maddi ve manevi zararın giderilmesi için tazminat talebinde bulun-  
muşlardır. Telaffuz ettikleri rakam başvurunun yapıldığı tarihte sırasıyla 365.000.000. TL.  
yaklaşık olarak 66.825 USD ve 70.000.000 TL.’dır (12.815 USD).  
15 Nisan 1992 tarihinde hiçbir yanıt alamayan başvuranlar Ankara İdare Mahkemesi’ne  
giderek Bakanlığın vermiş olduğu kararın tazmini için 200.000.000 TL. (31.186 USD) maddi  
ve 60.000.000 TL. (9355 USD) manevi tazminat davası açmışlardır.  
11 Mart 1993 tarihinde ratione loci bakımından yetkisizlik kararı alan Ankara İdare Mahkemesi  
başvuranların taleplerini reddetmiş ve dava dosyasını Gaziantep İdare Mahkemesi’ne gön-  
dermiştir.  
12 Mayıs 1994’te İdare Mahkemesi İçişleri Bakanlığı’nın başvuranlara 155.506.127 TL.  
(4.534 USD) maddi tazminat, bu miktara Bakanlığın ret kararı verdiği 31 Mart 1992  
tarihinden itibaren basit gecikme faizinin eklenerek başvuranlara 25.000.000 TL. (728 USD)  
manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.  
25 Mayıs 1994 tarihinde başvuranlar cebri icra işlemi başlatmıştır. Tüm masraflarla ve harcamalarla  
birlikte başvuranların talep ettikleri miktar 297.670.033 TL.’ye (9.426 USD) yükselmiştir.  
22 Haziran 1994’te İdare Mahkemesi’nin 2 Haziran 1994 tarihli talebi üzerine başvuranlar  
mahkeme masraflarını ödemiştir.  
22 Temmuz 1994 tarihinde başvuranlar bu kararı Danıştay’da temyize götürmüşlerdir.  
6 Şubat 1996’da Danıştay, uygulanacak basit gecikme faiz oranının İçişleri Bakanlığı’na  
yapılan başvuru tarihi olan 30 Ocak 1992 tarihinden itibaren başlaması gerektiği gerekçesiyle  
İlk derece Mahkemesi’nin kararını bozmuştur. Bu karar başvuranlara 2 Temmuz 1996 tari-  
hinde tebliğ edilmiştir.  
21 Haziran 1999’da İcra dairesi talep edilen miktar için Bakanlığın 628.847.000 TL.’yi (1.514  
USD) başvuranlara ödemesini gündeme getirmiştir.  
9 Eylül 1999 tarihinde Bakanlık başvuranlara 632.845.000 TL. (1.411 USD) ödemiştir.  
Danıştay 17 Mayıs 2001 tarihli kararı ile infazın ertelenmesi talebini reddetmiş, itiraz kararını  
onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Dava sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’Nin 6 § 1 maddesinde yer alan «makul süre»  
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.  
Enflasyon oranı ile gecikme faizi arasındaki kayda değer farkı hatırlatan başvuranlar, makul olmayan  
yargılama süreci nedeniyle maddi gelir kaybına uğradıklarından şikayetçi olmaktadırlar.  
Hükümet bu sava karşı çıkmakta, davanın karmaşık bir yapıda olduğunun bilinmesi gerek-  
tiğini, gecikme nedeninin temelde başvuranların gerekli belgeleri Mahkeme’ye mümkün olan  
en kısa süre içinde iletmemelerinden kaynaklandığını ifade etmektedir.  
Dikkate alınacak dönem başvuranların tazminat talebiyle İçişleri Bakanlığı’na müracaat  
ettikleri 30 Ocak 1992 tarihinde başlamakta ve 17 Mayıs 2001 tarihli Danıştay kararı ile sona  
ermektedir. Bu dönem öngörülebilir, iki aşamalı idari bir yargılama süreci için dokuz yıl üç  
aydan ibarettir.  
AİHM, bir yargılama sürecinin makul yapısının davaya konu teşkil eden olayları takiben, yerleşik  
içtihadlarla, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkililerin tutumu ve ilgililerin  
davadaki riski ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Frydlender-  
Fransa kararı, no: 30979/96, § 43, AİHM 200-VII).  
AİHM, mevcut durumdaki benzer sorunları ortaya koyan pek çok davanın incelendiği ve  
bunların 6 § 1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen  
Frydlender kararı).  
Mahkemeye sunulan tüm unsurlar ışığında AİHM, Hükümetin bu davayı farklı sonuca  
taşıyacak hiçbir olayı veya argümanı sunmadığına itibar etmektedir. AİHM, Mahkemenin bu  
yöndeki yerleşik içtihadını dikkate aldığında sözkonusu yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı  
ve «makul süre» zorunluluğuna yanıt vermediği görüşündedir.  
Ayrıca, AİHM daha önce de ifade ettiği üzere davanın ilgili açısından taşıdığı riskin kimi dav-  
alarda dikkate alındığını eklemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında Zimmermann ve Steiner-  
İsviçre kararı, 13 Temmuz 1983, seri:A no:66, § 24) ve Allenet de Ribemont-Fransa kararı, 10  
Şubat 1995, seri:A no: 308, § 47). Mahkeme, başvuranların yakınlarının ölümünün ardından  
temel finans kaynağından yoksun kaldıkları tespitinde bulunmaktadır. Bu nedenle başvuranlar  
tazminat ödenmesi konusunda alınacak hukuki kararın bir an önce alınmasına kişisel olarak  
büyük önem vermektedirler (Bkz. diğer birçokları arasında, mutatis mutandis, Obermeier-  
Avusturya kararı, 28 Haziran 1990, seri:A no: 179, § 72, Caleffi-İtalya kararı, 24 Mayıs 1991,  
seri:A no: 206-B, § 17 ve Karakaya-Fransa kararı, 26 Ağustos 1994, seri:A no:289-B, § 30).  
Reel enflasyon oranı ile yasal temerrüt faizi arasındaki fark da dikkate alınmalıdır.  
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar  
Başvuranlar kendilerine 10 Temmuz 2003 tarihinde iletilen ve AİHM içtüzüğünün 60.  
maddesine dikkat çeken ve AİHS’nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin hakkındaki her türlü  
talebin esas hakkındaki görüşlere dayalı, yazılı olarak sunulması gerektiğini belirten  
kabuledilebilirlik kararının ardından hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu  
nedenle kabuledilebilirlik kararı yazısı ile birlikte belirlenen süreye yanıt verilmemesi  
nedeniyle, AİHM AİHS’nin 41. maddesi uyarınca bu yönde ödeme yapmayı gerekli  
görmemektedir (Bkz. Willekens-Belçika kararı, no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine  
uygun olarak 22 Şubat 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.