1. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin
a) Dikkate alınması gereken süre
Hükümet, AİHM’den, yalnızca, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu önünde
bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden sonra gerçekleşen
yargılamayı dikkate almasını talep etmiştir.
AİHM, kovuşturmanın 6/1 madde tarafından ortaya konan “makul süre” şartını
karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın yedi
arsaya ilişkin tapu iptal davası açtığı tarih olan 26 Temmuz 1978’de başladığını ve yerel
mahkemeler önünde davanın halen devam etmekte olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla,
kovuşturma, hali hazırda, yirmi dokuz yıldan fazla sürmüştür.
AİHM’nin zaman bakımından yetkisi ancak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları
Komisyonu önünde bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987’den sonraki
yirmi bir yıl iki aylık süreyi değerlendirmesine izin verir. Bununla beraber, Türkiye’nin söz
konusu hakkı tanıdığı tarihteki kovuşturma durumunu dikkate almalıdır (bkz. Şahiner –
Türkiye, no. 29279/95; Cankoçak – Türkiye, no. 25182/94 ve no. 26956/95, 20 Şubat 2001). O
kritik tarihte, kavuşturma, hali hazırda, sekiz yıl altı aydan fazla sürmüştü.
b) Yargılama süresinin uygunluğu
Hükümet, bu davanın, arsaların tapusu konusunda uyuşmazlığa ilişkin karmaşık bir
dava olduğunu ve bu nedenle yerel mahkemeler tarafından titiz bir inceleme gerektirdiğini
ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın avukatının, bazı duruşmalara katılmayarak ve ek süre
taleplerinde bulunarak kovuşturma süresinin uzamasında etkili olduğunu belirtmiştir.
Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın şartları ışığında, AİHM
içtihadında yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili
mercilerin tutumunun ve başvuran için davada neyin tehlikede olduğunun dikkate alınarak
değerlendirilmesi gerektiğini yineler. (bkz. birçok içtihat arasında, Frydlender – Fransa [BD],
no. 30979/96).
AİHM, hali hazırda yaklaşık olarak yirmi dokuz yıl sürmüş olan – ki bu sürenin yirmi
bir yıl iki ayı AİHM’nin zaman bakımından yetkisi dahilindedir - yargılama süresince önemli
ölçüde ertelemeler olduğunu değerlendirmiştir. AİHM, bu başvurudaki konuyla benzer
konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz.,
özellikle, Namlı ve Diğerleri – Türkiye, no. 51963/99, 5 Aralık 2006; Nalbant – Türkiye, no.
61914/00, 10 Ağustos 2006). Ne davanın karmaşıklığı ne de başvuranın avukatının tutumu
davadaki ertelemeleri açıklamaya yeterlidir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Namlı ve
Diğerleri). Bu bağlamda, AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesinin, Sözleşmeci Devletlere, kendi
yargı sistemlerini, mahkemelerinin söz konusu hükmün bütün gerektirdiklerini karşılayacak
şekilde düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki buna davalar hakkında makul bir
sürede karar vermek de dahildir (bkz. yukarıda anılan Nalbant). AİHM, bu davadaki
yargılama süresinin ancak yerel mahkemelerin davaya özen göstermemesi ile açıklanabileceği
görüşündedir. Son olarak, AİHM, yerel kovuşturmada başvuran için tehlikede olan şeyin onun
için büyük önem taşıdığını değerlendirmiştir.
5