yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Borçlar Kanunu’nun 105. maddesine göre, başvuranın
uğradığı zararın gecikme faizi miktarını aştığını kanıtlaması halinde, iddia konusu ek
tazminatın ödenmesinde yaşanan gecikme nedeniyle uğradığı maddi kayıp için kendisine
tazminat ödenebilirdi.
Hükümet, ayrıca, Yargıtay kararının 19 Haziran 2000 tarihinde verilmesine rağmen,
başvuranın 25 Mart 2003 tarihinde başvuruda bulunması nedeniyle, altı ay kuralının yerine
getirilmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, Akkuş / Türkiye davasında (Hüküm ve Karar Raporları 1997-IV) benzer ön
itirazları reddettiğini kaydetmektedir. AİHM, sözkonusu davada aksi yönde karar vermek için
herhangi bir gerekçe bulunmaması nedeniyle Hükümet’in itirazlarını reddeder.
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, ek tazminatın tamamının 4 Kasım 2002 ve 22 Mayıs 2007 tarihlerinde
ödendiğini, ancak başvuranın şikayetlerinde bu ikinci ödemeden bahsetmediğini ileri
sürmüştür. Ayrıca, uygulanan faiz oranları ile makamların ilgili miktarı gecikmeli ödemesi
nedeniyle başvuran herhangi bir maddi zarara uğramamıştır. Yukarıda adı geçen Akkuş kararı
gözönünde bulundurulduğunda, Hükümet, başvuranın 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi
tarafından güvence altına alınan mülkiyet hakkına saygı gösterme yükümlülüğünü yerine
getirmiştir. AİHS’nin 6. maddesi ile 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sözkonusu
değildir.
Başvuran, 22 Mayıs 2007 tarihinde yapılan ödemeyle ilgili olarak herhangi bir
açıklamada bulunmamıştır. Başvuran, iddialarını sürdürerek Hükümet’in iddialarına itiraz
etmiştir.
AİHM, daha önce benzer davaları incelediğini ve AİHS’nin 6. maddesi ile 1 No.lu
Protokol’ün 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder (Burdov / Rusya, no. 59498/00 ve
Kaçar ve Diğerleri, yukarıda kaydedilen). AİHM, önceki davalardakinden farklı bir sonuca
varması için herhangi bir gerekçe bulunmadığı görüşündedir. AİHM, makamların ilk ödemeyi
Yargıtay’ın kararından iki yıl beş ay, ikinci ödemeyi ise sözkonusu karardan yaklaşık yedi yıl
sonra yaptıklarını kaydeder. Sonuç olarak, AİHM, yerel mahkemelerce hükmedilen ek
tazminatın ödenmesinde yaşanan gecikmenin kamulaştırmayı yapan makamdan
kaynaklandığını ve bu gecikme sonucu mal sahibinin taşınmazının kamulaştırılmasına ek
olarak zarara uğradığını tespit etmiştir. AİHM, bu gecikme ve yargılamanın uzun sürmesi
sonucu, başvuranın bireysel ve aşırı bir yük altına sokulduğunu, bunun da mülkiyet hakkının
korunması ile kamu çıkarının gerekleri arasındaki adil dengeyi bozduğunu tespit etmiştir.
AİHM, yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHS’nin 6/1 maddesi ile 1 No.lu Protokol’ü 1.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre: