C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
MORDENĐZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:49160/99)  
NĐHAĐ KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 OCAK 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 49160/99 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Mehmet Emin Mordeniz’in (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 23 Nisan 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran,  
Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kılavuz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1966 doğumlu bavuran Mehmet Emin Mordeniz Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
bavuran 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan Fahriye ve Mahmut Mordeniz’in oğludur.  
A. Olayların Meydana Geliꢀ ꢁekli  
Bavuranın kardeleri F.M. ve A.M., 1993 yılında PKK saflarına katılmıtır. Yaklaık  
iki ay sonra sivil polisler ve özel timciler bavuranın evine baskın düzenlemilerdir.  
Bavuranın annesi Fahriye Mordeniz (Fa.M.), 1995’te Yunanistan’dan gelen  
oğullarından birini ziyaret etmek üzere Đstanbul’a gitmitir. Polis, bavuranın annesini ve  
kardeini gözaltına almıtır. Kesin olarak belirtilmeyen bir tarihte Lice’de bulunan bavuranın  
kızkardei de gözaltına alınmıve dört gün sonra serbest bırakılmıtır.  
Bavuran, bu olaylardan bir kaç ay sonra Diyarbakır’da kırksekiz saat boyunca  
gözaltında tutulmutur. Polisler, bavurandan kardelerinin nerede saklanmıolabileceklerini  
söylemesini istemiler ve bavuranı ve ailesini PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla  
suçlalardır.  
Bavuranın anlattıklarına göre, silah ve telsizleri olan sivil polisler, 28 Kasım 1996  
tarihinde, saat 9’a doğru bavuranın babası Mahmut Mordeniz’i (M.M.) tutuklamıardından  
bavuranın amcasına . M.’ye ve S.K. adında bir köylüye, bavuranın babasını ifadesini  
almak üzere polis karakoluna götürdüklerini söylemilerdir. Babasının tutuklanması sırasında  
orada bulunan bavuranın kardei A.M. ailesine haber vermitir. Yaklaık on dakika sonra  
polisler bavuranın babası ile beraber bavuranın annesini almaya gelmilerdir.  
B. Bavuranın Anne ve Babasının Tutuklanmasından Sonra Ailenin Yaptığı  
Müracaatlar  
Bavuran, 8, 10, 11, 12, 13, 16, 18, 23 ve 24 Aralık 1996 tarihlerinde Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı’na anne babasının akıbeti  
konusunda bilgilendirilmek için bavuruda bulunmutur. Bavuran, bavurusunda anne  
babasının 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alındıklarını belirtmitir.  
Bavuran, 25 Aralık 1996 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Basavcılığı’na anne  
babasının kayboluundan sorumlu Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri aleyhinde cezai  
soruturmanın balatılması amacıyla yeniden bavuruda bulunmutur. Bavurusunda anne ve  
babasının sivil polisler tarafından 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alındığını belirtmive  
tutuklandıkları sırada orada bulunan S.K. ve .M.’nin dinlenilmesini talep etmitir.  
Aynı gün Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı, S.K.’nın ifadesini almıtır. S.K. 28  
Kasım 1996 tarihinde M.M. ile hayvan pazarında olduğunu ve M.M.’yi polis olduklarını  
2
söyleyen iki kiiyle on dakika boyunca konuurken gördüğünü belirtmitir. Ardından M.M.  
polis karakoluna götürülmütür.  
.M. aynı gün alınan ifadesinde olay günü hayvan pazarında olduğunu ve telsizleri  
bulunan iki sivil polisin M.M. ile konutuğunu ve M.M.’yi götürdüklerini belirtmitir. Polisler  
kendisine M.M.’nin polis karakolunda ifade vermesi gerektiğini söylemilerdir.  
Bavuran, 7 Ocak 1997 tarihinde anne ve babasının akıbeti hakkında bilgilendirilmek  
için DGM Cumhuriyet Basavcısı’na yeniden bavuruda bulunmutur.  
Bavuran, 25 Ocak 1997 tarihinde anne ve babasının kayboluu hakkında  
soruturmanın balatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Komisyonu’na  
dilekçe vermitir.  
C. Bavuranın Anne ve Babasının Ölümüne Đlikin Muhakeme  
Jandarma ve Cizre (ırnak) Cumhuriyet Basavcısı tarafından 3 Aralık 1996 tarihinde  
düzenlenen olay yeri keif-ölü muayene ve otopsi zaptında, Cizre-Silopi yolu kenarında  
Bozalan (Cizre) köyüne yakın Keruh’ta yıkık bir duvarın arkasında karın üstü yatan biri kadın  
iki kiinin cesedinin bulunduğuna yer verilmitir. Cesetler, elleri bir kumaparçasıyla bağlı ve  
ağızları yapıtırıcı bantla kapalı bir durumda bulunmutur. Olay yerinde iki bofiek kovanı  
bulunmutur. Ek olarak olay yerinin özet krokisi çıkartılmıve cesetlerin fotoğrafları  
çekilmitir.  
Cesetler, 3 Aralık 1996 tarihinde Cizre Devlet Hastanesi morguna nakledilmitir.  
Cesetlerin aynı gün yapılan harici muayenesinde bu iki kiinin kurun yarasından  
kaynaklanan beyin hasarından dolayı öldükleri ve ölüm sebebi açık olduğundan klasik otopsi  
yapılmadığı ortaya çıkmıtır.  
Đki çoban, 3 Aralık 1996 tarihinde verdikleri ifadelerinde 3 Aralık günü saat 15:30  
sularında Cizre-Silopi yoluna yakın otlağa koyunlarını götürürken yol kenarında biri kadın iki  
ceset bulduklarını belirtmilerdir. Daha sonra çobanlar olayı jandarmaya bildirmilerdir.  
4 Aralık 1996 tarihinde Cizre Savcılığı Cizre Jandarması’ndan Silopi yolunda bulunan  
biri kadın iki kiinin cesetlerine ait soruturma dosyasını acil olarak kendisine yollamasını  
istemitir.  
Aynı gün Savcılık Cizre Belediyesi’nden, bir kadın ve bir erkek cesedinin bulunduğu  
ve yakınlarının savcılığa müracaat etmeleri gerektiği yönünde halka hoparlörden anons  
yapmasını istemitir.  
Cizre Valisi, 6 Aralık 1996 tarihinde afiyoluyla bir kadın ve bir erkek cesedinin  
bulunduğu yönünde halka bilgi vermitir.  
Diyarbakır Savcılığı Cizre Belediyesi’nden, 9 Aralık 1996 tarihinde 3 Aralık 1996  
tarihinde bulunan cesetleri belediye mezarlığına, mezarlarının bulunabilecek ekilde  
defnedilmesini istemitir.  
3
Đki polis ve bir belediye görevlisi tarafından imzalanan 10 Aralık 1996 tarihli tutanakta  
cesetlerin Cizre Asri mezarlığına gömüldüğü belirtilmitir.  
Savcı, 19 Aralık 1996 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne ve Jandarması’na bu iki  
kiinin cinayet faillerini aramalarını, olayların PKK veya baka bir terör örgütü tarafından  
gerçekletirilip gerçekletirilmediğini ve cesetlerin kimliklerinin tespit edilmesiyle beraber  
yakınlarının da bulunmasını istemitir.  
Aynı gün Savcılık ırnak, Silopi, Đdil, Beytüꢀꢀebap ve Uludere Savcılıkları’ndan söz  
konusu cinayet failleri hakkında bilgi vermelerini, ölen kiilerin kayboluu hakkında  
kayıtların bulunup bulunmadığını bildirmelerini, bu kiilerin yasadıı bir örgüt tarafından  
öldürülüp öldürülmediğini ve yakınlarının bu kiilerin akıbeti hakkında endielenip  
endielenmediğinin belirlenmesini istemitir.  
Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 23 Aralık 1996 tarihli tutanakta olay  
yerinde iki kuruna rastlanıldığı ve iki kiinin parmak izinin alındığı ve cesetlerinin  
fotoğraflarının çekildiği belirtilmitir. Kurunlar incelenmek üzere parmak izleri Polis  
Laboratuarına gönderilmitir.  
Ölen iki kiinin el svaplarının incelenmesinin ardından düzenlenen 25 Aralık 1996  
tarihli bilirkii raporunda barut izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
Savcılık, 26 Aralık 1996 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve Jandarması’ndan  
Fa.M. ve M.M.’nin 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alınıp alınmadığının kontrol edilmesini  
istemitir.  
Cizre Emniyet Müdürlüğü 27 Aralık 1996 tarihinde Savcılığa, Fa.M. ve M.M.’nin  
ölümü hakkındaki soruturmanın hala devam etmekte olduğuna dair bilgi vermitir.  
Diyarbakır Jandarması, 2 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’na Fa.M. ve  
M.M.’nin Jandarma’da gözaltına alınmadığı yönünde bilgi vermitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 7 Ocak 1997 tarihinde Savcılığa Fa.M. ve M.M.’nin  
Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmadığını ancak Fa.M. 6-7 Haziran 1996 tarihlerinde  
Đstanbul Emniyeti tarafından gözaltına alındığı yönünde bilgi vermitir.  
Diyarbakır Savcılığı, 19 ubat 1997 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden  
bavuranın ehitlik Mahallesindeki (Diyarbakır) adresini bildirerek bavuranın savcılığa  
getirmesini talep etmitir.  
Aynı gün Savcılık ırnak, Silopi, Đdil, Beytüꢀꢀebap ve Uludere Savcılıkları’ndan  
Cizre-Silopi yolunda bulunan bir kadın ve bir erkek cesedi hakkında bilgi vermelerini, ölen  
kiilerin yasadıı bir örgüt tarafından öldürülüp öldürülmediğini ve bu kiiler hakkında  
herhangi birisinin ortaya çıkıp çıkmadığını belirlemelerini istemitir.  
Bavuranın kiraladığı evin sahibi, 3 Mart 1997 tarihinde karakolda dinlenmitir. Ev  
sahibi bavuranın ehitlik mahallesindeki dairesinde altı ay oturduğunu ve iki ay önce  
dairesinden çıktığını ve yeni adresini bilmediğini belirtmitir.  
4
Diyarbakır Savcılığı, 31 Mart ve 30 Mayıs 1997 tarihlerinde Diyarbakır Emniyet  
Müdürğü’nden ehitlik mahallesinde oturan bavuranın savcılığa getirilmesini talep  
etmitir.  
Emniyet Müdürlüğü, 8 Nisan 1997 tarihinde bavuranın savcılık tarafından belirtilen  
adreste artık oturmadığını bildirmitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 17 Haziran 1997 tarihinde ehitlik muhtarının elinde  
bulunan bilgilere göre bavuranın mahalle sakini olarak kaydının bulunmadığını belirtmitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 21 Temmuz 1997 tarihinde Fa.M.’nin Đstanbul’da 6  
Haziran 1996 tarihinde gözaltına alındığı ve ertesi gün serbest bırakıldığı yönünde savcılığa  
bilgi vermitir: Fa.M. ve M.M.’nin PKK lehine faaliyetlerde bulunan kiiler olarak  
bilindiğine, PKK üyelerinin verdiği bilgilere göre arandıklarına ve dava konusu olaylar  
sırasında gözaltında bulunmadıklarına yer verilmitir.  
Đdil Savcılığı, 8 Eylül 1997 tarihinde Đçileri Bakanlığı’na bağlı Kayıp Bürosu Genel  
Müdürğü’nden kayıp kiiler hakkında yapılan arama taleplerini, kimliklerini, adreslerini,  
fiziksel özellikleriyle beraber fotoğraflarını temin etmeleri yönünde talepte bulunmutur.  
Diyarbakır Savcılığı, 28 Ekim 1997 tarihinde Emniyet Müdürlüğü’nden Fa.M. ve  
M.M.’nin kayboluuna ilikin yürütülen soruturmaya olayların zamanaımına uğrayacağı  
tarihe kadar, yani 28 Kasım 2011 tarihine kadar sürdürülmesini istemitir.  
Đdil Cumhuriyet Basavcısı, 17 ubat 1998 tarihinde savcılıktan soruturma dosyasının  
bir fotokopisini ve olay yerinde bulunan fiek kovanlarını temin etmesini istedikten sonra bu  
kurunların ve fiek kovanlarıyla beraber 3 Aralık 1996 tarihinde Đdil-Midyat yolunda bir  
diğer cesedin bulunduğu yerde bulunan fiek kovanlarının balistik raporunu istemitir.  
3 Mart 1998 tarihinde düzenlenen bölge Kriminal Polis Laboratuarı balistik raporunda  
üç kiinin öldürülmesinde kullanılan 9 mm’lik mermilerin aynı silahtan çıktığı belirtilmitir.  
Cumhuriyet Basavcısı tarafından 4 Mart 1998 tarihinde düzenlenen mühürlenmiꢀ  
eyaların listesine ilikin tutanakta 9 mm’lik fiek kovanının, deforme olmuaynı kalibre bir  
diğer fiek kovanının ve mermi parçasının bulunduğu yer almaktadır.  
Đdil Savcılığı, 5 Mart 1998 tarihinde yukarıda belirtilen bilirkii raporu gözönünde  
bulundurularak kendisi tarafından açılan ön soruturmanın Cizre Savcılığı tarafından açılan  
soruturmayla birletirilmesini talep etmitir.  
5 Mart 1998 tarihinde düzenlenen tutanakta, Diyarbakır Đnsan Hakları Derneği’nin  
yöneticisi ve Genel Sekreter Yardımcısı O.B.’nin, Derneğin 23 Mayıs 1993 tarihinde adli  
soruturmanın ardından bütün faaliyetlerini durdurduğunu ve derneğin binasının  
mühürlendiğini ve bu nedenle 19 ubat 1998 tarihli Đdil Savcılığı’nın talebine cevap  
veremediğini belirttiği yer almıtır. O.B. istenilen belgeleri ancak derneğin binasının  
mührünün kaldırılması artıyla verebileceğini belirtmive ayrıca dernekte bulunan belgelerin  
birer fotokopisinin Ankara’daki ofislerinde de bulunduğunu açıklamıtır.  
5
Cizre Cumhuriyet Basavcısı 11 Mart 1998 tarihinde cinayetlere ilikin ön muhakeme  
usullerinin birletirilmesine karar vermitir. Dosya Đdil Cumhuriyet Basavcısı’na  
gönderilmitir.  
Đdil Savcılığı 18 Mayıs 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Fa.M.’nin  
fotoğraflarını ve 6 Haziran 1996 tarihinde tutuklandığı sürece yakınlarının adreslerini  
istemitir.  
Đdil Savcılığı, 26 Mayıs 1998 tarihinde Fa.M. ve M.M.’ya ait cesetlerin fotoğraflarını  
muhtarlıkta, belediyede, polis karakollarında ve jandarmada asılması amacıyla Diyarbakır  
Savcılığı’na göndermitir.  
Đdil Savcılığı, 8 Haziran 1998 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden Ankara  
Đnsan Hakları Derneği temsilcilerinin mahkemeye çağrılmasını ve Savcılığa, arama  
taleplerinin, kaybolan kiilerin fotoğraflarının ve bu kiilerin yakınlarının kimliklerinin ve  
adreslerinin listesinin bir kopyasını göndermesini talep etmitir. Savcılık, Diyarbakır Đnsan  
Hakları Derneği’nin adli soruturmanın ardından feshedildiğini bildirmitir.  
Đdil Savcılığı, 13 Ağustos 1998 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden  
cesetlerin tehis edilmesi için ölen kiilerin yakınlarından birinin adresini ve telefon  
numarasını istemitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 14 Ağustos 1998 tarihinde Đdil Savcılığı’na Fa.M. ve  
M.M.’nin gözaltına alınmadığı yönünde bilgi vermive Fa.M.’nin Đstanbul Emniyet  
Müdürğü tarafından 6 Haziran 1996 tarihinde gözaltına alındığını belirtmitir.  
Đdil Savcılığı, 27 Ağustos 1998 tarihinde 1993 ve 1996 tarihleri arasındaki bir çok  
adalet dıı infazların gerçekletiği ve suçların ileniꢀ ꢀekliyle kullanılan silahların cinayet  
faillerinin aynı kii olabileceğini düündürdüğü gözönünde bulundurulduğunda ön  
soruturmaların dosyasını, cinayetlerin tarihi, yeri ve saatlerini, kullanılan silahı, toplanan  
delillerle (fiek kovanları, parmak izleri) beraber buna yönelik bilirkii raporlarını ve suçların  
nitelikleri hakkında bilgi istemitir. Đdil Savcılığı talebini ırnak, Cizre, Beytüꢀꢀebap,  
Uludere, irvan, Derik, Kızıltepe, Nusaybin, Ömerli, Kozluk, Bismil, Çınar, Hani, Kulp ve  
Lice Savcılıkları’na iletmitir.  
Đdil Savcılığı, 31 Ağustos 1998 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’ndan Diyarbakır Đnsan  
Hakları Derneği’ne müracaat eden bavuranın yardımıyla cesetlerin tehis edilmesi amacıyla  
gerekli adımları atmasını istemitir. Aynı gün Đdil Savcılığı Diyarbakır Savcılığı ve Emniyet  
Müdürğü’ne özellikle bavuran tarafından 10 Aralık 1996 tarihinde yaptığı bavuru  
gözönünde bulundurarak bulunan cesetlerin tehisinin onaylanmasını talep etmitir.  
Bavuranın kuzeni ve kardei Kasım 1998’de, fotoğraflardan cesetleri tehis etmeleri  
amacıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıladır. Bu kiiler Fa.M. ve M.M.’yi  
tehis etmilerdir.  
9 Kasım 1998 tarihli tehis tutanağında, avukatıyla beraber Diyarbakır Emniyet  
Müdürğü’ne gelen bavuranın, anne babasını fotoğraflardan tehis ettiği yer almıtır.  
Tutanakta ayrıca savcılığın emri üzerine cesetlerin 12 Ekim 1996 tarihinde saat 11:30’da adli  
mezarğa defnedildiği belirtilmitir.  
6
Bavuran, 9 Kasım 1998 tarihinde Savcılık tarafından dinlenmitir. Bavuran, 1997  
yılına kadar Diyarbakır’da ikamet ettiğini ve daha sonra Bingöl’e yerletiğini belirtmitir.  
Bavuran, telefon tehditleri aldığını ve evine, Diyarbakır’ı terk etmesini ve anne babasının  
ölümü hakkında yaptığı ikayetten vazgeçmesini isteyen isimsiz mektupların gönderildiğini  
belirtmitir. Ardından bavuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı iki avukattan O.B. ve M.K.,  
Diyarbakır Savcılığı’na müracaatta bulunmalarını istemitir. Bavuran anne babasını  
fotoğraflardan tehis ettikten sonra 28 Kasım 1996 tarihinde saat 9’a doğru babasının .M. ve  
S.K. ile hayvan pazarına hayvanlarını satmak üzere geldiğini açıklamıtır: polis kimliklerini  
gösteren silahlı ve telsizi bulunan üç kii, babasının yanına gelmive ifadesini almak üzere  
babasını götürmülerdir; bu üç kii babasıyla beraber evine gelmive polislerden biri annesini  
aramıtır; kızkardei bavurana polislerin Ford marka siyah bir arabayla geldiklerini söylemi;  
annesi giderken bu kiilerin kendisini öldüreceklerini söylemitir; bavuran savcılığa ve  
DGM’ye bavurmasına rağmen anne babasının gözaltına alınıp alınmadığı onaylanmamıtır.  
Bavuran bu olaydan altı ay önce kendisinin de gözaltına alındığını ve bazı kiilerin kendisine  
iki kardeinin PKK üyesi olduklarını söylediklerini belirtmitir; bu kiilerin kendisine  
Diyarbakır’ı terk etmesi veya kendilerine veya PKK’ya katılması için tehdit ettiklerini, eğer  
bunları yapmazsa kendisini ve ailesini ortadan kaldıracaklarını söylediklerini belirtmiti.  
Bavuran biri Temmuz 1997’de öldürülen ve diğerinin nerede olduğunu bilmediği iki  
kardeinin PKK üyesi olduğunu belirtmitir. Bavuran anne babasının cinayet faillerine karı  
ikayetçi olduğunu bildirerek ifadesine son vermitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 10 Kasım 1998 tarihli tutanakla bavuranın anne  
babasını tehis ettiği yönünde Diyarbakır Savcılığı’na bilgi vermitir. Savcılıktan Đdil  
Savcılığı’yla irtibat kurması istenmitir.  
10 Kasım 1998 tarihli bilirkii raporunda, 3 Aralık 1996 tarihinde Cizre-Silopi yolu  
16. km’sinde bulunan cesetlerin birinde bulunan on parmak izinin Ankara’da 21 Eylül 1983  
tarihinde uyuturucu kaçakçılığından tutuklanan M.M. adlı bir kiinin parmak izleriyle aynı  
olduğu belirtilmitir.  
Belediyenin düzenlediği 10 Kasım 1998 tarihli tutanakta, kayıtlara geçmemesinden  
dolayı ve mezarlıkta bulunan iki yüz elli mezarın sayısı gözönünde bulundurulduğunda  
bavuranın anne babasına ait mezarların bulunamadığı belirtilmitir.  
Diyarbakır Savcılığı, 16 Kasım 1998 tarihinde bavuranın anne babasının ölümüne  
ilikin yaptığı ikayet konusunda ratione loci yetkisiz olduğunu bildirmive soruturma  
dosyasını Đdil Savcılığı’na göndermitir.  
Đdil Savcılığı, 8 Ocak 1999 tarihinde Diyarbakır Savcılığı lehine soruturmadan  
vazgeçmitir. Savcılık kararında 4 Aralık 1996 tarihinde Đdil-Midyat yolunda bir cesedin  
bulunduğunu belirtmitir; bu arada Cizre-Silopi yolunda aynı ekilde öldürülen iki kii  
bulunmutur; bilirkii raporuna göre bu üç kii aynı silahtan çıkan kurunlarla öldürülmütür.  
Đdil Savcılığı’nın dosyası Cizre Savcılığı’nın dosyasıyla birletirilmitir. Yapılan  
incelemelerin ardından birinci cesedin R.Y.’ye, diğer ikisinin de Fa.M. ve M.M.’ye ait olduğu  
belirlenmitir. Bu üç ceset hakkında Diyarbakır Savcılığı’nda yapılan soruturma hala devam  
etmektedir. Đdil Savcılığı, Aralık 1996 tarihinde Adıyaman-Hilvan ve anlıurfa-Adıyaman  
yolunda cesetleri bulunan baka kiilerin de aynı ekilde kaçırıldığını kaydetmitir. Savcığın  
olaylar hakkında yaptığı incelemenin, ölen kiilerin kaçırıldığını ve telsizleri bulunan ve sahte  
plakalı araçlar kullanan cinayet faillerinin kendilerini polis olarak tanıttıklarını gösterdiği,  
kaçırılan kiilerden birinin Emniyet Müdürlüğü binasına kadar götürüldüğü, bu cinayetlerin  
7
Ceza Kanunun “çete” olarak adlandırdığı gruplar tarafından ilendiği ve bu suçun Diyarbakır  
DGM’nin yetki alanına girdiği sonucuna varmıtır.  
Cizre Emniyet Müdürlüğü, 14 Ocak 1999 tarihinde Đdil Savcılığı’na bavuranın anne  
ve babası hakkında yürütülen soruturmanın durumu hakkında özet bilgi vermitir. Özette,  
Đnsan Hakları Derneği’nin 1996 yılı raporuna göre sözkonusu iki kiinin gözaltına alındıktan  
sonra kayboldukları belirtilmitir. Yapılan kontrollerde bu kiilerin gözaltına alınmadığı  
belirlenmitir. Emniyet Müdürlüğü bu kiilerin 3 Aralık 1996 tarihinde saat 17:30’a doğru  
Cizre-Silopi yolunun 16. km’sinde Keruh’ta bulunduğunu belirtmitir. Olay yerinde 9 mm’lik  
bir mermi bulunmu, cesetlerin fotoğrafları çekilmive parmak izleri alınmıtır; her biri  
balarına aldıkları birer kurunla öldürülmü, elleri sıkı sıkı bağlı ve ağızları yapıkan bantla  
bağlı bir ekilde bulunmulardır. Cesetler tehis edilemediğinden dava dosyası savcılığa sevk  
edilmitir. Diyarbakır Barosu avukatlarından O.A., 9 Kasım 1998 tarihinde cesetlerin Cizre  
Belediye mezarlığına defnedilmiolabileceğini öne sürerek savcılığa bavurmutur. Savlığın  
verdiği izinle mezarlar açılmıancak cesetler bulunamamıtır. Ardından bu iki ceset ve Đdil-  
Midyat yolunda bulunan üçüncü ceset arasında bağlantı kurulmutur.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 24 Ağustos 1999 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’nın 5  
Mayıs 1999 tarihli talebine cevaben ceza soruturmasının sürmekte olduğunu belirtmitir.  
Diyarbakır Savcılığı, 26 Nisan 2000 tarihinde Fa.M., MM ve bir diğer kii olan  
R.Y.’nin aynı silahla öldürüldüğünü gözönünde bulundurarak Diyarbakır Emniyet  
Müdürğü’ne cinayet faillerinin bulunması amacıyla soruturmanın yürütülmesini ve her üç  
ayda bir soruturmanın durumu hakkında kendisine bilgi verilmesini talep etmitir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 12 Mayıs 2000 tarihinde Savcılığa sözkonusu cinayet  
faillerinin bulunması amacıyla soruturmanın devam etmesine ilikin bilgi vermitir.  
Diyarbakır Savcılığı, 22 Haziran 2000 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısına R.Y.  
hakkında yürütülen soruturmanın Fa.M. ve M.M. hakkında yürütülen soruturmayla  
birletirildiği yönünde bilgi vermitir.  
Bavuranın temsilcisi 14 Nisan 2001 tarihinde S.K.’nın ifadesini almıtır. S.K. 1996  
Kasım ayı sonunda M.M. ile beraber Diyarbakır hayvan pazarına gittiklerini belirtmitir; saat  
11’e doğru silahlı ve telsizi olan sivil kıyafetli iki kiinin M.M.’yi bir ifade hakkında ehitlik  
Polis Karakolu’na götürmek üzere almaya geldiklerini belirtmitir. S.K., M.M.’nin gözaltına  
alınıp alınmadığını öğrenmek için ehitlik Karakolu’na gelmitir. S.K., M.M.’nin sivil  
polisler tarafından götürüldüğünü söyledikten sonra kendisini karılayan polis, S.K.’yı sivil  
bir polisin karıladığı baka bir birime yönlendirmitir. Bu polis hücreyi kontrol ettikten sonra  
böyle bir kiinin gözaltına alınmadığını, bu olayın istihbarat birimlerinin ii olduğunu ve  
kurtarmak için tanıdıkları varsa kullanılabileceğini söylemitir. Bu olaydan sonra S.K.  
Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne, DGM Savcısı’na ve Savcılığa ikayette bulunmutur: ikayet  
Fa.M. ve M.M. gözaltına alınmadığı gerekçesiyle kayıtlara geçirilmemitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin kabul edilemezlik itirazını öne  
sürmektedir.  
8
Bavuran bu argümana itiraz etmektedir.  
AĐHM, kabul edilebilirlik kararında dava koullarını gözönüne alarak, Hükümet’in  
itirazının, bavuranın AĐHS’nin 2. maddesine göre yaptığı ikayetinin ortaya çıkardığı  
sorunlarla yakından ilikisi bulunan sorunlara bağlı olduğunu gözlemlemiolduğunu  
hatırlatmaktadır. Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazını esasla birletirmeye karar  
vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, anne ve babasının yaam haklarına aykırı olan yargısız infaz kurbanı  
olduklarından ikayetçi olmaktadır. Bavuran, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir.  
Hükümet, ulusal makamların, bavuranın anne ve babasının kimliklerinin tehis  
edilmesi ve cinayet faillerinin bulunması için soruturmayı titizlikle yürüttüklerini  
savunmaktadır. Klasik otopsi yapılmamıtır. Zira ölüm nedeni (kurunla) belliydi. Bavuranın  
kardei adresi bulunamadığından dolayı dinlenememitir. Ayrıca, teröre bağlı nedenlerin  
yanısıra, olayların geçtiği dönemdeki hava koulları nedeniyle, teknik olarak ilgililerin  
mezarlarını bulmak mümkün olmamıtır.  
1. Bavuranın Anne ve Babasının Ölüm Koulları Hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesini, AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve 3.  
madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden  
birine yer verdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Finucane-Birleik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,  
AĐHM 2003-VIII ve Çakıcı-Türkiye, no 23657/94, § 86, AĐHM 1999-IV). Bunun yanısıra, 2.  
maddenin sağladığı korumanın önemini kabul eden AĐHM, yaam hakkına dair ikayetleri  
büyük bir dikkatle inceleyerek görübildirmek zorundadır (Bkz. Tekdağ-Türkiye, no  
27699/95, § 72, 15 Ocak 2004 ve Ekinci-Türkiye, no 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000).  
AĐHM delilleri değerlendirmek için, “her türlü üphenin ötesinde” delil kriterinden  
faydalanmaktadır (Bkz. Đrlanda-Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no 25, s.  
64-65, §§ 160-161). Ancak, böyle bir delil, bir dizi emare ya da yeterince ciddi, kesin ve  
birbiriyle bağdaan çürütülmemikarinelere dayanabilir (Bkz. Abdurrahman Orak-Türkiye, no  
31889/96, § 69, 14 ubat 2002). AĐHM’nin, delillerin değerlendirilmesi konusunda, ikincil bir  
rolü bulunmaktadır ve dava koullarının gerektirmediği durumda olayları değerlendirmeye  
çağrılan ilk derece mahkemesinin görevini yerine getirmeden evvel dikkatli olmak  
zorundadır. (Bkz. Tahsin Acar-Türkiye, no 26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).  
Halihazır durumda AĐHM, değerlendirme yapması için kendisine sunulan unsurlardan,  
bavuranın anne ve babasının Cizre-Silopi yolunun kenarında 3 Aralık 1996 tarihinde ölü  
bulunduklarının ortaya çıktığını belirtmektedir. Bavuranın iddialarının aksine, ne dosyadaki  
belgelerden ne de davaya ilikin olaylardan, anne ve babasının Devlet görevlileri tarafından  
ya da yardımı ve ibirliği sayesinde öldürüldükleri sonucu çıkmaktadır.  
AĐHM, elinde bulunan unsurlar ıığında, bavuranın anne ve babasının Devlet  
görevlileri tarafından ya da ibirliği ile öldürüldüklerine dair bir sonucun, güvenilir  
emarelerden çok varsayım ve spekülasyondan ibaret olduğuna kanaat getirmektedir. Bu  
9
koullarda AĐHM, her türlü üphenin ötesinde, Savunmacı Devlet’in bavuranın anne ve  
babasının ölümünden sorumlu tutulamayacağını tespit etmektedir.  
Sonuç itibariyle bu bağlamda AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemitir.  
2. Soruturmanın Yetersizliği Hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde art koulan yaam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan  
herkese bu Sözleme[de] .... açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]” yükümlülüğü ile  
birlikte, zora bavurmanın bir kiinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruturma  
yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz. Kaya-Türkiye, 19 ubat  
1998 tarihli karar, 1998-I, s. 329, § 105 ve McCann ve diğerleri-Birleik Krallık, 27 Eylül  
1995 tarihli karar, A serisi no 324, s. 49, § 161). Böyle bir soruturma, faillerinin Devlet  
görevlisi ya da bakalarının olduğu iddia edildiği ve güç kullanılarak bir kimsenin ölümüne  
sebebiyet verildiği her durumda yapılmalıdır (Bkz. Tahsin Acar, § 220). Sorgulamalar  
özellikle derinlemesine, tarafsız olarak ve dikkatli yapılmalıdır (Bkz. Çakıcı, § 86 ve McCann  
ve diğerleri, s. 49, §§ 161-163).  
AĐHM, ayrıca, soruturmanın etkinliğine ilikin asgari kriteri karılayan incelemenin  
niteliği ve derecesinin davanın koullarına bağlı olduğunu gözönünde bulundurmaktadır. Bu  
koullar ilgili olguların tümü temelinde ve soruturma çalımalarının uygulamadaki  
gerçeklerine bakılarak değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeitliliğini, yalnızca  
soruturmaya ilikin ilemler listesine veya basitletirilmidiğer kriterlere indirgemek  
mümkün değildir (Bkz. Fatma Kaçar, § 74, Velikova-Bulgaristan, no 41488/98, § 80, AĐHM  
2000-VI, Tanrıkulu-Türkiye, no 23763/94, §§ 101-110, AĐHM 1999-IV, Kaya, s. 325-326, §§  
89-91 ve Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1732-1733, §§ 79-81).  
Ayrıca yürütülen soruturma, sorumluların tespit edilmesi ve mümkün olduğu takdirde  
cezalandırılmasını sağlaması için etkili olmak zorundadır (Bkz. Oğur-Türkiye, no 21594/93, §  
88, AĐHM 1999-III). Burada sonuçtan çok araçlarla ilgili bir yükümlülük sözkonusudur.  
Makamlar, olayla ilgili delillerin toplanması için makul olarak ulaılabilir olan tedbirleri  
almak zorundadırlar (Bkz. Tanrıkulu, § 109 ve Salman-Türkiye, no 21986/93, § 106, AĐHM  
2000-VII).  
Bu bağlamda makul derecede bir ivedilik ve özen gerekliliği kendini göstermektedir.  
Bazı durumlarda soruturmanın ilerlemesini engelleyecek engel ve zorlukların  
bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak, ölüme sebebiyet veren güce bavurma hakkında  
soruturma yapmak sözkonusu olduğunda, yetkililerin acilen cevap vermesi, genel olarak  
eitlik ilkesine riayet edilmesi, kamu güvenini sarsmamak ve yasadıı eylemlere müsama  
gösterildiği ya da suç ortaklığı yapıldığı izlenimine mahal vermemek için gerekli görülebilir  
(Bkz. McKerr –Birleik Krallık, no 28883/95, § 114, AĐHM 2001-III).  
Bu davada, AĐHM, değerlendirmeye alınan delilleri gözönüne alarak, soruturma  
çerçevesinde yapılan aratırmaların, sadece PKK ya da yasa dıı örgütler aleyhinde  
yürütülğünü belirtmektedir. Bu bağlamda, Đdil Cumhuriyet Basavcılığı kararları yeterince  
gerekçelendirilmemitir. Zira failin suç örgütü olduğunu ileri sürmekte ancak aratırmasını  
derinletirmemektedir. Bavuranın anne ve babasının ölümü konusunda yürütülecek  
soruturma hakkında Diyarbakır, Đdil ve Cizre Cumhuriyet Basavcılıkları arasında yetki  
uyumazlığının bulunduğunu ortaya koymak gerekir. Daha sonra bu davada yürütülen  
10  
soruturma R.Y. adındaki bir diğer kii hakkında yürütülen soruturma ile birletirilmitir.  
Dolayısıyla soruturma ibirliği içinde ve bir merkezden yürütülmemitir. Bu da  
soruturmanın daha ağır ilemesine ve karmaık hale gelmesine neden olduğundan dolayı,  
etkililiğine zarar verilmitir. Buna ek olarak, ulusal makamlar, anne ve babasının kaçırıldığı  
sırada aynı yerde bulunan bavuranın kızkardeini, bavurunun kabul edilebilir bulunmasının  
ardından yani olaylardan sekiz yıl sonra dinleme giriiminde bulunmular, ancak bunda da  
baarılı olamamılardır. Ayrıca soruturmaya, Diyarbakır Cumhuriyet Basavcığı önünde  
hala devam edilmektedir.  
AĐHM, bavuranın anne ve babasının cesetlerinin tehisinin 1998 yılının Kasım  
ayında, yani ölmelerinden iki yıl sonra gerçekletirildiğini not etmektedir. O dönemde  
Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki koullar gözönüne alındığında, ulusal makamların Cizre  
Belediyesi’ne konu hakkında kesin talimatlar vermelerine rağmen, ilgili belediyelerin  
kimlikleri tehis edilmemikiilerin mezarlarının tespit edilmesi için gerekli tedbirleri  
almaları uygun olurdu.  
Özetle AĐHM, ortaya konulan eksiklikleri gözönüne alarak, ulusal makamların  
bavuranın anne ve babasının ölüm koulları hakkında yürüttükleri soruturmaların etkili  
olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk  
yollarının tüketilmemesine ilikin itirazını kabul etmemek uygun olacaktır.  
AĐHM, buradan yola çıkarak itirazı reddetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi açısından Devlet’in usule ilikin yükümlülüklerinde  
eksiklikler bulunduğu sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 3 VE 5. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 3 ve 5§1, 2, 3 ve 4 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, her türlü makul üphenin ötesinde, Devlet görevlisinin ya da Devlet makamları  
adına hareket eden bir kimsenin, bavuranın anne ve babasının iddia edilen tutukluğuna ya da  
öldürülmesi olayına karıtıklarının ortaya konulmadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.  
Böylelikle AĐHM, bavuranın ikayetlerinin ilevsel dayanaklardan yoksun olduğuna kanaat  
getirmektedir (Bkz. O.-Türkiye, no: 28497/95, § 138, 15 Temmuz 2004).  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3 ve 5. maddeleri ihlal edilmemitir.  
IV. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, anne ve babasının ölüm koulları hakkında etkili ve uygun soruturmanın  
bulunmamasından ikayetçi olmakta ve güvenlik güçlerinin ceza almamasını sağlayan sistem  
nedeniyle etkili hukuk yolunun bulunmamasını ileri sürmektedir. Bavuran AĐHS’nin 13.  
maddesini ileri sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin hak ve özgürlüklere yer verdiği ekliyle, Sözleme’nin 13.  
maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını sağlayacak yolların  
varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözlemeci Devletler, bu hükmün  
kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne ekilde uydukları konusunda belli bir takdir payından  
yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AĐHS’ye dayalı “savunulabilir bir  
11  
ikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk  
yolunu zorunlu kılmaktadır. AĐHS’nin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün kapsamı,  
bavuranın Sözleme uyarınca yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak değimektedir.  
Bununla birlikte bu maddenin gerektirdiği bavuru yolu hukuken olduğu kadar pratikte de  
“etkili” olmalı ve özellikle bu bavuru yolunun kullanılması, Savunmacı Devlet’in yetkili  
mercilerinin fiilleri tarafından gerekçe gösterilmeden engellenmemelidir (Bkz. Abdurrahman  
Orak, § 97, Kaya, s. 329-330, § 106, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, 1997-VI, s.  
1895-1896, § 103 Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2286, § 95).  
Yaam hakkının temel tekil eden önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun  
durumlarda tazminat ödenmesinin yanı sıra, sorumluların tehis edilmesi ve  
cezalandırılmasını sağlayacak derin ve etkili soruturmalar ile ikayetçinin soruturma  
usullerine etkin bir biçimde eriebilmesini öngörmektedir (Kaya, adıgeçen karar, s. 330-331, §  
107).  
AĐHM, mevcut davada sunulan deliller ıığında, maktulün güvenlik güçleri tarafından  
öldürülğüne dair her türlü makul üphenin ötesinde bir delil bulunmadığı sonucuna  
varmıtır. Bununla birlikte daha önceki davalarda da belirtildiği gibi bu durum, AĐHS’nin 2.  
maddesine dayanan ikayeti “savunabilir” olmaktan çıkarmamaktadır (Bkz. Fatma Kaçar, §  
90 ve Boyle ve Rice-Birleik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no: 131, s. 23, §  
52).esas hakkındaki AĐHM’nin vardığı sonuç, yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı  
savunulabilir olan sözkonusu ikayet hakkında etkili soruturma yürütme yükümlülüğünü  
iptal etmemektedir.  
AĐHM yetkili mercilerin, bavuranın anne ve babasının öldürüldüğü koullar hakkında  
etkin bir soruturma yürütmek zorunluluğu bulunduğunu daha önce belirtmitir. Oysa  
yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, soruturma yürütme yükümlülüğünü zorunlu kılan  
AĐHS’nin 2. maddesinin ötesine geçen 13. maddeye uygun olarak, Savunmacı Devlet’in etkili  
bir ceza soruturmasını yürüttüğü söylenemez (Kaya, adıgeçen karar, s. 330-331, § 107).  
Dolayısıyla AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, kendisine gönderilen 16 Mart 2005 tarihli yazıda, AĐHS’nin 41. maddesi  
bakımından her türlü adil tazmin talebinin esas hakkında verilen yazılı görülerde belirtilmesi  
gerektiği hükmü içeren AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesine dikkatinin çekilmesine rağmen,  
kabul edilebilirliğe ilikin karardan sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıtır. Đlgili  
esas hakkındaki görülerini sunması için tanınan süre içinde talepte bulunmadığından dolayı,  
AĐHM, herhangi bir ödemenin yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümet’in itirazını esasla birletirmeye ve reddetmeye;  
2. AĐHS’nin 2. maddesinin esastan ihlal edilmediğine;  
12  
3. AĐHS’nin 2. maddesinin usulden ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 3 ve 5. maddelerinin ihlal edilmediğine;  
5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 10 Ocak 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
13