C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MOSTAFA VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 16348/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
15 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 16348/05 no’lu davanın nedeni Irak vatandaı  
Sirwan Mohammad Mostafa, Diyako Sirwan Mohammad, Hako Sirwan Mohammad, Didar  
Sirwan Mohammad, Bilal Sirwan Mohammad ve Sawsen Maarof Mohammad’ın  
(“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesinin  
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 3 Mayıs 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(“AĐHM”) yapmıoldukları bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1970, 1967, 1999, 1991, 2001 ve 2004 doğumlu olup sınır dıı  
edildikleri tarihten beri Kuzey Irak’ta ikamet etmektedirler. Birinci bavuran ikinci  
bavuranın kocası olup diğer bavuranlar bunların çocuklarıdır.  
A. Bavuranların sınır dıı edilmelerinden önce meydana gelen olaylar  
Bavuranlar 29 ubat 2000 tarihinde Irak pasaportuyla Türkiye’ye giriyapmılardır.  
Bavuranlar 2 Mart 2000 tarihinde Ankara’daki BirlemiMilletler Mülteciler Yüksek  
Komiserliği (BMMYK) Temsilciliğine siyasi iltica talebiyle bavuruda bulunmulardır.  
BMMYK, aile reisi Sirwan Mohammad Mostafa’nın kendi ülkesinde genel hukuka tabi bir  
suçtan mahkum olduğu gerekçesiyle 19 Ocak 2001 tarihinde bu talebi reddetmitir.  
BMMYK 26 Mart 2003 ve 2 Mart 2005 tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Dıileri  
Bakanğı’ndan Sirwan Mohammad Mostafa’nın, personeline yönelik tehditleri karısında  
güvenlik tedbirleri alınması için yetkili makamlar nezdinde giriimde bulunmasını talep  
etmitir. BMMYK, ilgilinin, 19 Ocak 2001 tarihli kararı teyit eden 25 Mart 2003 tarihli  
mektubun ardından personelini telefonla tehdit ettiğini ifade etmitir. BMMYK 2 Mart 2005  
tarihinde ilgilinin BMMYK binasına gelerek personelini tehdit ettiğini bildirmitir. BMMYK  
gönderdiği yazının ekinde ilgilinin tehdit mektubuna yer vermitir.  
Đçileri Bakanlığı 6 Ağustos 2003 tarihinde bavuranların sınır dıı edilmelerini  
kararlatırmıtır. Bu karar bavuranlara 8 Ağustos 2003 tarihinde tebliğ edilmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte bavuranlar Đçileri Bakanlığı tarafından alınan kararın iptali  
talebiyle Ankara Đdare Mahkemesine bavurmulardır. Bavuranlar ayrıca bu kararın  
yürütmesinin durdurulması talebinde bulunmulardır.  
Đdare mahkemesi 12 Aralık 2003 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmitir.  
Đdare mahkemesi 14 Ocak ve 11 ubat 2004 tarihlerinde bavuranların itirazlarını  
reddetmitir.  
Ankara Đdare Mahkemesi BMMYK kararı temelinde bavuranların talebini geri çevirmitir.  
2
Đçileri Bakanlığı, siyasi mülteci statüsü elde etmek için gereken koulları taımadıklarının  
tespit edildiği cihetle sınır dıı kararını 22 Nisan 2005 tarihinde bavuranlara tebliğ etmitir.  
Bakanlık bavuranlara kendi seçecekleri bir ülkeye gitmeleri için on begün süre tanımıaksi  
halde mene ülkelerine geri gönderileceklerini bildirmitir.  
B. Bavuranların sınır dıı edilmeleri ve sınır dıı edilmelerini müteakip olaylar  
AĐHM’nin ikinci dairesi 4 Mayıs 2005 tarihinde AĐHM iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca  
Türk Hükümetine bavuranların sınır dıı edilmelerinin arzu edilir bir durum olmadığını  
bildirmitir. Bu karar saat 17:19’da Türkiye’nin Avrupa Konseyi nezdinde Daimi  
Temsilciliğine faksla iletilmitir.  
Aynı gün bavuranlar ve Hükümet iddialarını destekleyici her türlü belgeyi ve iç hukukta  
yapılan yargılamaya ilikin belge ve bilgileri en son 3 Haziran 2005 tarihine kadar AĐHM’ye  
sunmaya davet edilmilerdir.  
Hükümet bavuranların sınır dıı edilmelerinden evvelki iç hukuktaki yargılamalara ilikin  
belgeleri 27 Mayıs ve 3 Haziran 2005 tarihlerinde sunmutur. Hükümet ilgililerin 11 Mayıs  
2005 tarihinde Kuzey Irak’a sınır dıı edildiklerini bildirmitir.  
Bavuranlara gönderilen 11 Haziran 2005, 3 Nisan ve 13 Temmuz 2006 tarihli mektuplar,  
posta idaresi tarafından üzerine vurulan ‘taınmıtır’ damgasıyla Mahkeme kalemine geri  
dönmütür.  
Bavuranlar 26 Mart 2007 ve 5 Temmuz 2007 tarihlerinde AĐHM’ye, Türk Hükümetinin  
kendilerini Kuzey Irak’a sınır dıı etmiolması sebebiyle siyasi ve baka türden olmak üzere  
birçok sorunla karılatıklarını ve Avrupa’ya göç etmek için AĐHM’nin yardımını talep  
ettiklerini bildirmilerdir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. VE 3. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Irak’a sınır dıı edilmelerinin hayatlarını tehlikeye atacağını iddia etmekteydiler.  
AĐHM bu ikayeti AĐHS’nin 2. ve 3. maddesi kapsamında incelemeye karar vermitir.  
Dava olaylarını göz önünde bulunduran AĐHM bu ikayeti ilk olarak AĐHS’nin 3. maddesi  
bakımından inceleyecektir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadı uyarınca, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bir sorun gündeme  
getirebileceği cihetle ilgilinin geldiği ülkeye sınır dıı edilmesiyle birlikte gerçekten de 3.  
maddeye aykırı bir muameleye maruz kalma riskiyle karılaabileceğine ilikin ciddi ve  
belirgin gerekçeler olduğunu düündürecek bir durum olması halinde sözlemeci bir devlet  
tarafından gerçekletirilen sınır dıı etme ilemi sözkonusu devletin AĐHS çerçevesinde  
sorumluluğunu gündeme getirebilir. Varıülkesindeki durumu AĐHS’nin 3. maddesi ıığında  
değerlendirmekten kaçınmak mümkün değilse de böylesi bir sorumluluğun ortaya konulması  
için sözkonusu ülkenin uluslararası hukuk ya da AĐHS açısından veya baka yönden  
sorumluluğunu tespit yahut ispat etmek gerekli değildir. Bir kimsenin doğrudan doğruya  
yasaklanmıkötü muamelelerle yüz yüze bırakılması sonucunu doğuran bir ilem sebebiyle  
3
AĐHS bağlamında bir sorumluluğun gündeme geldiği ya da gelebileceği cihetle sorumluluk  
sınır dıı eden sözlemeci devlete aittir (bkz. Soering – Birleik Krallık, 7 Temmuz 1989  
tarihli karar, prg. 89-91).  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesiyle bağdamayan bir muamele riskinin olduğunu düündürecek  
ciddi ve belirgin gerekçelerin gerçekten olup olmadığını belirlemek için kendisine sunulan  
yahut, ihtiyaç halinde re’sen kendisinin elde ettiği verilerin tümünü esas alır. Böylesi bir  
davada sözlemeci devlet bir kimseyi kötü muamele riskiyle yüz yüze bıraktığı için AĐHS’nin  
3. maddesi bağlamında bir sorumluluk üstlenmiolur. Bu riskin varlığını kontrol ederken  
öncelikle sözkonusu devletin sınır dıı ilemi esnasında bilgi sahibi olduğu koulları dikkate  
almak gerekir. Ancak bu durum AĐHM’nin daha sonra ulağı bilgileri dikkate almasına  
engel tekil etmez. Bu bilgiler ilgili sözlemeci tarafın bavuranın endielerinin doğruluğu  
hakkında karar verirken izlediği yolun teyit edilmesine ya da reddedilmesine yarayacaktır  
(bkz. Cruz Varas ve diğerleri – Đsveç, 20 Mart 1991 tarihli karar, prg. 75-76, ve Vilvarajah ve  
diğerleri – Birleik Krallık, 30 Ekim 1991 tarihli karar, prg. 107).  
Öte taraftan AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için bir kötü muamelenin asgari  
ciddiyet eiğine erimesi gerekir. Bu asgari seviye esasen izafi olup davayla ilgili verilerin  
tamamına, bilhassa da muamelenin veya cezanın nitelik ve içeriğine, icra tarzına, süresine,  
bırakğı fiziksel ve ruhsal etkilere bağlı olarak değerlendirilir (bkz. Vilvarajah ve diğerleri,  
adıgeçen, prg. 107). AĐHM önünde dile getirilen kötü muamele iddiaları uygun kanıt  
unsurlarıyla desteklenmiolmalıdır (bkz. mutatis mutandis, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993,  
prg. 30).  
Mevcut davada AĐHM bavuranların, Irak’a sınır dıı edilmelerinin AĐHS’nin 3. maddesi  
kapsamındaki haklarına yönelik riskler doğurabileceği yönündeki iddialarının tamamen  
mesnetsiz olduğunu ve elindeki mevcut dosya çerçevesinde bu iddiaların doğruluğunu  
gösteren herhangi bir unsur bulunmadığını not etmektedir. Bavuranlar Kuzey Irak’a sınır dıı  
edilmelerinden ve bavurunun Hükümete tebliğ edilmesinden sonra dahi iddialarına ilikin  
herhangi bir belge ya da bilgi sunmamılardır. Bu itibarla bavurunun bu bölümü açıkça  
dayanaktan yoksun olup AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
Bavuranların AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarını inceleyen AĐHM bu iddiaların  
ayrıca AĐHS’nin 2. maddesi yönünden incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 34. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Öte taraftan AĐHM, savunmacı devletin AĐHM iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca alınan  
tedbir kararına uygun hareket etmediğini tespit etmektedir. Bu durum AĐHS’nin 34.  
maddesinin ihlal edilip edilmediği sorusunu gündeme getirmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bavurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası bakımından açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bavuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde  
olacaktır.  
4
B. Esasa ilikin  
Hükümet bavuranların sınır dıı edilmesine yönelik kararın ulusal mahkemelerce BMMYK  
kararı temelinde ve ulusal mevzuata ve mültecilerin statüsüne ilikin uluslararası belgelere  
uygun olarak alındığını anımsatmaktadır. Hükümet ayrıca, BMMYK’nın Sirwan Mohammad  
Mostafa’nın siyasi iltica talebini, kendi ülkesinde genel hukuka tabi bir suçtan mahkum  
olduğu gerekçesiyle reddettiğine dikkat çekmektedir.  
Hükümet, en geç 6 Mayıs 2005 tarihine kadar on begün içerisinde sınır dıı edileceklerinin  
22 Nisan 2005 tarihinde bavuranlara bildirildiğine dikkat çekmektedir.  
Hükümet ayrıca, AĐHM iç tüzüğünün 39. maddesine uygun olarak alınan tedbir kararının  
Türkiye’nin Strazburg’daki Daimi Temsilciliği’ne tatil gününden bir gün önce, öğleden sonra  
geç saatlerde tebliğ edilmesi nedeniyle yetkili ulusal makamlarca uygulanamadığını  
savunmaktadır. Hükümet, yetkili makamların yapılan tebligatın aciliyetinden ancak 9 Mayıs  
2005 günü sabahı haberdar olduklarını, dolayısıyla sözkonusu tedbir kararını uygulama  
imkanı bulamadıklarını ve bavuranların 11 Mayıs 2005 tarihinde sınır dıı edildiklerini  
belirtmektedir.  
AĐHM tarafından iç tüzüğünün 39. maddesi çerçevesinde alınan tedbir kararlarını  
uygulağını gösteren durumlara atıfta bulunan Hükümet, mevcut davada bavuranların sınır  
ı edilmelerinin AĐHS’nin 34. maddesi kapsamındaki haklarına yönelik hiçbir ekilde ihlal  
tekil etmediğini düünmektedir.  
Bavuranlar bu konuda herhangi bir görübelirmemektedirler.  
AĐHM, 4 ubat 2005 tarihinde Büyük Daire tarafından verilen bir kararda, savunmacı  
devletin AĐHM iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca alınan bir tedbir kararına uymaması  
sonucunda AĐHS’nin 34. maddesi yönünden ortaya çıkabilecek sonuçlara ilikin kanaatini  
bildirdiğini anımsatır (Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 99-129).  
AĐHM bu kararda, bavuru hakkının etkin bir ekilde kullanılmasının engellenmeyeceği  
yönündeki taahhüdün bir bireyin davasını etkili bir biçimde AĐHM’ye taıma ve AĐHM  
önünde savunma hakkını kullanmasına yönelik müdahaleleri yasakladığını hatırlatmıtır.  
Bu nedenle, bavuranın AĐHS tarafından korunan hakların özünü tekil eden haklardan  
birinden yararlanmasıyla ilgili benzer davalarda telafisi mümkün olmayan bir zarara maruz  
kalma riskinin mevcut olduğunun makul bir biçimde iddia edilmesi halinde, AĐHM yapılan  
ilemin uygunluğu konusunda bir karar verene kadar ihtiyati tedbir kararıyla mevcut durumun  
korunması amaçlanır. Amaç bavurunun konusunu tekil eden meselenin varlığını sürdürmesi  
ise ihtiyati tedbir kararı AĐHS kapsamında yapılan ikayetin esasına ilikindir. Bavuran  
yaptığı bavuruyla, AĐHS’de güvence altına alınan bir hakkını telafisi mümkün olmayan bir  
zarardan korumayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda bavuran ihtiyati tedbir kararı alınması  
talebinde bulunmu, AĐHM de AĐHS’nin 34. maddesiyle güvence altına alınan bireysel  
bavuru hakkının ‘etkin bir eklide kullanılmasını’ kolaylatırmak amacıyla, bir baka deyile,  
bavuranın savunmacı devletin bir eylem ya da ihmali sonucunda telafisi mümkün olmayan  
bir zarara maruz kalması riski bulunduğuna kanaat getirdiğinden bavurunun konusunu  
muhafaza etmek için bu talebi kabul etmitir (bkz. Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg.  
108, ve Aoulmi – Fransa, no: 50278/99, prg. 103).  
5
Mevcut davada AĐHM, içtüzüğünün 39. maddesine uygun olarak ihtiyati tedbirin  
uygulanmasına ilikin kararının 4 Mayıs 1999 günü saat 17:19’da Hükümete faksla iletildiğini  
tespit etmektedir. AĐHM faks mesajının aynı gün yetkili makamların eline geçip geçmediği ve  
bu karara uyulma noktasında tatil günü olmasının nasıl bir etki yaptığı konusunda  
spekülasyona girmeksizin, yetkili makamların sözkonusu karardan 9 Mayıs 2005 sabahı  
haberdar olduklarını ve aynı gün Ankara’daki Dıileri Bakanlığına ilettikleri hususuna  
Hükümet tarafından itiraz edilmediğini not eder. Bavuranlar 11 Mayıs 2005 tarihinde sınır  
ı edilmilerdir. Bu itibarla AĐHM savunmacı devletin ihtiyati tedbir kararını uygulamadığı  
sonucuna varmaktadır.  
Đhtiyati tedbir kararına Hükümet tarafından riayet edilmemesinin AĐHS’nin 34. maddesinin  
ihlalini tekil edip etmediği meselesine ilikin olarak AĐHM içtüzüğünün 39. maddesine  
uygun olarak alınan geçici tedbir kararlarının niteliğine ilikin içtihadındaki evrime dikkat  
çeker (bkz. Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 103-128).  
Alınan tedbir kararı hilafına sınır dıı edildikten sonra AĐHM bavuranlarla 26 Mart 2007  
tarihine kadar iletiim kuramamıtır. AĐHM önünde bir avukat tarafından temsil edilmeyen  
bavuranlar sınır dıı edildikten sonra Kuzey Irak’a hangi koullarda kabul edildiklerini ve  
meydana gelen olayları herhangi bir biçimde ortaya koyamamıolduklarından AĐHM, bu  
dönem zarfında bavuranların bireysel bavuru haklarını etkin bir ekilde kullanmaları  
noktasında bir engelle karılaıp karılamadıkları hususunda bir sonuca varabilecek durumda  
değildir.  
Bavuranların bu haklarını kullanmaları konusunda bir engelle karılaıp karılamadıkları  
meselesinden bağımsız olarak AĐHS’nin 34. maddesi, ‘savunmacı devletin bir eylem ya da  
ihmali sonucunda telafisi mümkün olmayan bir zarara maruz kalıp kalmadığı’ (bkz.  
Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 108) ve buna bağlı olarak ‘bu eylem ya da ihmalin  
bavuranın bavuru hakkını etkin bir ekilde kullanmasına engel tekil edip etmediği’ (bkz,  
Aoulmi, adıgeçen, prg. 111) konusunda AĐHM’ye karar verme yetkisi tanıyan AĐHM  
içtüzüğünün 39. maddesi ile sıkı sıkıya bağlıdır.  
AĐHM, koruyucu bir tedbirin, hususiyeti gereği, geçici olduğuna ve AĐHS’nin 34. maddesiyle  
güvence altına alınan etkin bireysel bavuru hakkının kullanılması noktasında engel tekil  
edecek bir riskin var olması nedeniyle tarihin belirli bir anında zorunlu olarak  
değerlendirildiğine özellikle iaret eder.  
Elindeki unsurlara istinaden AĐHM, içtüzüğünün 39. maddesine uygun olarak alınan ihtiyati  
tedbir kararına uymamak suretiyle Türkiye’nin AĐHS’nin 34. maddesi bakımından üstüne  
en yükümlülükleri yerine getirmediği sonucuna varmıtır.  
Bu itibarla AĐHS’nin sözkonusu hükmü ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamılardır. Dolayısıyla AĐHM  
bavuranlara bu yönde bir ödeme yapılmasına hükmetmeye yer olmadığını düünmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
6
1. Bavurunun AĐHS’nin 34. maddesi yönünden yapılan ikayete ilikin olarak  
kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez ilan edilmesine ;  
2. AĐHS’nin 34. maddesinin ihlal edildiğine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 15 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7