kahvehanede masaların ve sandalyelerin arasında kaçma-kovalamaya dönüꢀmüꢀ gibi görünen
ifadeye itiraz etmiꢀlerdir.
Yakalanmalarının ardından düzenlenen adli tıp raporlarına göre, baꢀvuranların
vücutlarında belirlenen izler çok sayıda ve farklı bölgelerde bulunan morluklar, sıyrıklar ve
ꢀiꢀlikler olarak özetlenebilir. Mücahit Karataꢀ’ın adli doktora ilettiği penisine elektrik
verilmesine iliꢀkin ꢀikayeti doğru olsa da baꢀvuranı ertesi gün muayene eden Antalya Devlet
Hastanesinde görevli ürolog gibi adli doktor da bu iddiayı doğrulamamıꢀtır.
4 Mayıs 1997 tarihinde alınan yani gözaltının sonucunda alınan sağlık raporlarından
darp ve yara izine rastlanmadığı sonucuna ulaꢀılmaktadır.
Mevcut davada baꢀvuranlar, tutuklu bulundukları sıradaki koꢀullardan değil gözaltında
görmüꢀ oldukları iꢀkenceden ꢀikayetçi olmaktadırlar. Bunundan dolayı AĐHM, bu kısma bağlı
olan daha önce gerçekleꢀmiꢀ olayları incelemeye kendini yükümlü görmemektedir. Bununla
birlikte, yukarıda bahsedilen raporlarda baꢀvuranların iç hukuk alanında hiçbir zaman
gündeme getirmedikleri yaraların tutuklu bulundukları esnada ya da en azından gözaltı
sırasında gördükleri söz konusu kötü muameleler ile birleꢀtirildiğinde baꢀka nedenlerden
meydana geldiğini de ifade etmek zordur.
Kesin kanıya ulaꢀtıran delillerin olmamasından dolayı, baꢀvuranlar bu konuya iliꢀkin
argümanı, özellikle Türkiye’de iꢀkencenin idari bir uygulama olduğu ve adli tıp kurumunun,
Devlet görevlileri tarafından uygulanan ꢀiddetlerin belirlenmesinde çekingen olduklarına
iliꢀkin genel kanıdan çıkarmaktadırlar.
Zaten 3.madde uyarınca bir delil ancak bir dizi emare veya çürütülemez karineler
sonucunda ortaya çıkabilmelidir, benzer iddialar, mevcut davaya uygun hiçbir somut olaya
dayanmadıklarından dolayı bu hususun içinde yer almaz. ( Bkz;örneğin, Gürü Toprak-
Türkiye, 39452/98; Mehmet Faruk Kaplan-Türkiye, 24932/94)
AĐHM, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını iddia eden bir ꢀahsın delil elde
etmedeki güçlüklerini ve bu güçlüklerin özellikle yetkili kiꢀilerin, suç teꢀkil eden eylemler
karꢀısında etkili bir biçimde harekete geçmelerindeki eksiklikten kaynaklanabileceğini inkar
etmemektedir. ( sözü edilen, Gürü Toprak) Bununla birlikte, bu hususta bile baꢀvuranların
ꢀikayetleri dayanaktan yoksundur zira dosyada baꢀvuranların gözaltından sonraki
dönemlerinde hassas bir durumda bulunduklarını gösteren herhangi bir unsur yer
almamaktadır. ( 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı)
Ayrıca, 4 Mayıs 1997 tarihinde serbest bırakılan Rıdvan Karataꢀ, kendisine uygulanan
darpların ve elektrik ꢀokunun dört gün sonra ortaya çıkabilen izlere yol açtığını belirtirken,
AĐHM, Karataꢀ’ın kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene olmasının nasıl engellenmiꢀ
olabileceğini anlamamaktadır. Bu düꢀünce, Avukat Elçi’nin baꢀvurusunun aslında dile
getirdiği falaka ve Filistin askısı gibi uygulamalar içinde a fortiori geçerlidir. ( Bkz; sözü
edilen Mehmet Faruk Kaplan ve Hasan Kılıç-Türkiye, baꢀvuru no: 35044/97)
Daha da önemlisi AĐHM, baꢀvuranların Antalya Cumhuriyet Baꢀsavcılığı önünde
niçin sadece ifadelerinin “ baskı altında” alındığını söylemekle yetindiklerini ve ardından
Antalya Asliye Ceza Mahkemesi önünde neden sesiz kaldıklarını da anlamamaktadır. Diyelim
ki sorgu tutanakları baꢀvuranların söylediklerinin içeriklerini tam olarak yansıtmamıꢀ olsaydı
ki dosya da bununla ilgili hiçbir ꢀey belirtilmemekte, baꢀvuranlar kendilerini o zaman ne
5