CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MÜDET KÖMÜRCÜ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:2623/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Eylül 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2623/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Müdet Kömürcü’nün (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Aralık 2003  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran, 1972 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.  
26 Kasım 1997 tarihinde, bavuran yasadıı örgüt olan MLSPB/DK mensubu olduğu ve  
patlayıcı madde kullandığı gerekçeleriyle yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
2 Aralık 1997 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi  
karısına çıkarılmıtır. Nöbetçi hakim bavuranı dinlemive bavuranın tutuklanmasına karar  
vermitir. Hakim karısında, bavuran, kötü muamelenin ardından göz altı sırasında verdiğini  
ileri sürdüğü ifadesinin içeriğine itiraz etmitir.  
8 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bavuranı ve diğer sekiz kiiyi, yasadıı örgüt  
mensubu olmak ve patlayıcı madde kullanmakla suçlamıtır. Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun  
168/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın yasadıı örgüt mensubu olmakla ilgili 5.  
maddesi uyarınca bavuranın mahkumiyetini talep etmitir. Savcı ayrıca bavuran hakkında  
patlayıcı madde kullanmaktan Türk Ceza Kanunu’nun 246/6 ve 246/8 maddelerinin de  
uygulanmasını talep etmitir.  
Bavuran, diğer yedi sanıkla birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmıtır.  
25 ubat 1998 tarihinden 12 Temmuz 2000 tarihine kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi, on  
bir duruma gerçekletirmi, durumalar sırasında sanıkların ve avukatlarının savunmalarını  
dinlemitir. Sözkonusu dönem boyunca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğine,  
dosyanın kapsamına, kanıtların durumuna ve tutuklu kaldığı süreye dayanarak bavuranın  
serbest bırakılma taleplerini reddetmitir. Bavuranın avukatı, müvekkilinin tutukluluk halinin  
devamının, kötü muamele sonucunda hukuka aykırı bir biçimde elde edilen kanıtlara  
dayanğını ileri sürmütür. Bavuranın avukatı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 254.  
maddesi ve AĐHM içtihadı uyarınca, bu ekilde kanıt unsurlarının toplanamayacağını  
savunmutur. Bavuranın, avukatı ayrıca, sorumlu polis memurları hakkında ceza davası  
açıldığını belirtmektedir. Bavuran ve avukatı, 2 Kasım 1998 ve 29 Aralık 1999 tarihli  
durumalara katılmamıtır. 12 Mayıs 2000 tarihli duruma sırasında, bavuranın avukatı,  
cezaevi giriinde yapılan kontroller nedeniyle müvekkili ile görüme imkanı bulamamasından  
dolayı savunmasını hazırlayamadığını beyan etmitir.  
26 Aralık 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yirmi birinci durumasını  
gerçekletirmitir. Duruma sırasında, bavuran, savunma layihasını sunmuve serbest  
bırakılma talebini yinelemitir. Sözkonusu talep, atılı suçların niteliği, kanıtların durumu ve  
tutukluluk süresi göz önüne alınarak reddedilmitir.  
2
5 Nisan 2002 tarihinden 23 Nisan 2003 tarihine kadar Devlet Güvenlik Mahkemesi üç  
duruma gerçekletirmive her seferinde gözaltı sırasında bavuran hakkında düzenlenen adli  
tıp raporunun örneğinin mahkemeye tevdi edilmesini talep etmitir. Bavuranın avukatı,  
tutukluluk süresinin çok uzun olduğunu ve bu süreyi destekleyecek kanıt unsurlarının  
bulunmadığını belirterek bavuranın serbest bırakılmasını talep etmitir. Mahkeme, atılı  
suçların niteliğini, kanıtların durumunu, tutuklandığı tarihi ve tutuklu bulunduğu süreyi göz  
önüne alarak, bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
20 Haziran 2003 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bir polis memurunu, sorgu  
sırasında bavurana kötü muamelede bulunduğu gerekçesiyle, bir yıl hapis cezasına mahkum  
etmive üç ay süre ile memuriyetten mahrumiyetine karar vermitir.  
2 Temmuz 2003 tarihinde, bavuranın avukatı, sözkonusu mahkumiyet kararını Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin bilgisine sunmuve bu mahkumiyetin, bavuran hakkında toplanan  
kanıtların yasadıı sorgu yöntemleri ile tedarik edildiğini ortaya koyduğunu ifade etmitir.  
Avukat ayrıca, bavuranın tutukluluk süresinin uzun olduğunu belirtmive bu bağlamda  
AĐHS’ye ve AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunmutur. Mahkeme, atılı suçların niteliğine ve  
özelliğine, kanıtların durumuna ve tutukluluk süresine dayanarak sözkonusu talebi  
reddetmitir.  
3 Aralık 2003 tarihinde, bavuranın avukatı, tutukluluk halinin makul süreyi aması nedeniyle  
müvekkilinin serbest bırakılmasını talep ettiği savunma layihasını sunmutur. Bavuranın  
avukatı, sözkonusu tutukluluğun masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ve cezanın infazı  
anlamına geldiğini ileri sürmütür.  
Aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi, sözkonusu talebi, atılı suçların niteliğine, mevcut  
kanıtlara ve tutukluluk tarihine dayanarak reddetmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuranın avukatı, 4 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
bavuruda bulunarak serbest bırakmaya ilikin ret kararına ve tutukluluk halinin devamına  
itiraz etmitir.  
9 Aralık 2003 tarihinde, dosyayı inceleyen 4 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan  
cezanın sınırını ve tutukluluk süresini göz önüne alarak, sözkonusu talebi reddetmitir.  
10 Mart 2004 tarihli duruma sırasında, bavuranın avukatı, bavuranın tutukluluğunun  
cezanın infazı halini aldığını belirterek, serbest bırakma talebini yinelemitir. Sözkonusu  
durumanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğini ve özelliğini,  
kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak bavuranın tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
23 Haziran 2004 tarihli duruma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri’nin kaldırılmasına ilikin yasanın kabul edilmekte olduğunu belirtmitir.  
Mahkeme, davanın hükme varılacak düzeye geldiğine kanaat getirmise de meydana  
gelebilecek her türlü karııklığı önlemek için kararın yeni mahkeme tarafından verilmesinin  
uygun olacağına karar vermitir. Sözkonusu durumanın sonunda, atılı suçların niteliğini ve  
özelliğini, kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak, bavuranın tutukluluk  
halinin devamına karar vermitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan cezanın süresinin  
yedi yıldan fazla olmasını ve firar riskini de göz önüne almıtır.  
3
Bilahare, dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmütür.  
8 Eylül 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın serbest bırakılmasına  
karar vermitir.  
Dosya unsurlarına göre, ibu bavurunun kabul edildiği tarihte, dava halen derdest  
bulunmaktaydı.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, özgürlük hakkının ve masumiyet ilkesine saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek  
tutukluluk süresinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran, bu bağlamda AĐHS’nin 5/3 maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM, dikkate alınacak tutukluluk süresinin bavuranın yakalandığı tarih olan 26 Kasım  
1997 tarihinde baladığını ve serbest bırakıldığı tarih olan 8 Eylül 2004 tarihinde sona erdiğini  
gözlemlemektedir. Bu durumda, sözkonusu süre yaklaık altı yıl dokuz ay sürmütür.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, AĐHM’nin hiçbir zaman tutukluluk hali kapsamında belirli bir süre belirtemediğini  
ve sözkonusu sürenin her davanın kendi özgü koularına bağlı olduğunu savunmaktadır.  
Mevcut davada, atılı suçların niteliği ve sayısı ile sanıkların sayısı göz önüne alındığında,  
bavuranın tutuklu tutulması, suçun tekerrürü, firar ve kanıtların ortadan kaldırılması  
tehlikesinin önlenmesinde gerekliydi. Ayrıca Hükümet, duruma tutanaklarını talep ederek,  
sanıkların ve avukatlarının da davanın uzamasına katkı sağladıklarını savunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara karı çıkmaktadır ve davanın uzun süre tutuklu kalmayı  
haklı kılacak nitelikte bir karmaıklığının bulunmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, ulusal  
mahkemeler, bavuranın tutukluluk halinin devamını basmakalıp gerekçelere dayandırmak ile  
yetinmitir.  
AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını  
geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düen bir görev  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi uyarınca, kiisel özgürlüğe saygı  
kuralına bir istisna olan tutukluluğu haklı kılan kamu çıkarı gerekliliğinin gerçekten var olup  
olmadığını ortaya çıkaracak bütün unsurları incelemeli ve serbest bırakılmayı reddettiği  
kararlarında bunları gerekçelendirmelidir. AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip  
edilmediğini, esasen, söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve bavurularında ilgilinin  
4
belirttiği reddedilemeyen olaylara dayanarak belirlemelidir (bakınız, Assenov ve diğerleri-  
Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
AĐHM, tutukluluk halinin yalnızca kamu düzeni gerçekten tehdit altında olduğunda meru  
olabileceğini, tutukluluk halinin devamının erken verilmiözgürlükten yoksun bırakma cezası  
olmaması gerektiğini hatırlatır (bakınız, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar ve  
I.A.-Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar).  
Bu bağlamda, yakalanan bir kiinin suç ilediği üphesini uyandıracak makul nedenlerin  
sürekliliği, tutukluluk halinin devamı için sine qua non kouludur ancak bir süre sonra bu da  
yeterli değildir; dolayısıyla AĐHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin,  
özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu  
gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM bunun üzerine yetkili ulusal  
makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini aratırmalıdır  
(bakınız, diğerleri arasından, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar ve Ali Hıdır Polat-  
Türkiye, bavuru no: 61446/00, 5 Nisan 2005).  
Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, her durumanın sonunda düzenli bir  
ekilde, atılı suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği, tutuklandığı tarih ve  
tutukluluk süresi gibi neredeyse aynı hatta basmakalıp gerekçelere dayanarak ilgilinin  
tutukluluk halinin devamına karar verdiğine ulaılmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bir  
kere bavuranın firar riskini belirtmitir.  
Ayrıca AĐHM, firar tehlikesinin sadece verilen cezanın ağırlığına göre değil aynı zamanda  
firar tehlikesinin mevcudiyetini teyit edebilen veya tutuklu tutulmayı haklı kılamayacak  
derecede düük olduğunu ortaya koyabilen ilgili tamamlayıcı öğelerin tamamı ıığında  
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bakınız, diğerleri arasından, Letellier).  
AĐHM’ye göre, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi göstergelerinin var olduğunu ve var  
olmaya devam ettiğini anlama imkanı sunmuolsa da ve genel olarak bu koullar uygun  
etkenleri oluturabilse de bu davada sözkonusu koullar, bu kadar uzun bir süre bavuranın  
tutuklu kalmaya devam etmesini tek baına haklı gösteremez (sözü edilen Mansur).  
Bu durumda, AĐHM, ihtilaflı tutukluluk süresince bavuranın tutukluluk halinin devam  
etmesinin AĐHS’nin 5/3 maddesini ihlal ettiğine kanaat getirmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar için 12.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavurana 4.900 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, avukatlık ücreti olarak 5.000 YTL [yaklaık 2.480 Euro] ve AĐHM önünde yapmıꢀ  
olduğu masraf ve giderler için 210 YTL [yaklaık 104 Euro] talep etmektedir. Bavuran, saati  
5
200 YTL’lik [yaklaık 99 Euro] bir avukatlık ücret sözlemesi ile masraf dekontunu belge  
olarak sunmaktadır.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, içtihadına göre, bir bavuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut  
davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, AĐHM,  
AĐHM önündeki yargılama için bavurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı  
kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana:  
i. her türlü vergiden muaf tutularak, 4.900 Euro (dört bin dokuz yüz Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
ii. her türlü vergiden muaf tutarak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin  
beyüz Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 23 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6