COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MÜDET KÖMÜRCÜ/TÜRKĐYE (no. 2)  
(B a vuru no. 40160/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Temmuz 2009  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40160/05 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Müdet Kömürcü’nün (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ekim  
2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Bay ve Bayan M. Kırdök ve M. Hanbayat  
tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuran, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
25 Kasım 1997’de Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmı, 2 Aralık 1997  
tarihine kadar gözaltında tutulmuve terör örgütüne katıldığı iddiasıyla sorgulanmıtır.  
2 Aralık 1997’de bavuran ve diğer dokuz tutuklu adli tabip tarafından muayene  
edilmitir. Adli tabip, bavuranın sol bacağının alt kısmında 1 cm. uzunluğunda kabuk  
bağlamıbir yara ve sol alt gözkapağını çevreleyen 2 cm. geniliğinde bir lezyon tespit  
etmitir.  
Bavuran, 1 Aralık 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi ve 10 Mart 1998’de Fatih  
Cumhuriyet Savcısı önünde vermiolduğu ifadelerde, gözaltında tutulduğu sırada polis  
memurları tarafından ikence yapıldığından ikayetçi olmutur. Özellikle, dövülmek ve  
testislerinin sıkıtırılması gibi çeitli baskı türlerine maruz kaldığını belirtmitir. Suçluları  
tanıyabileceğini ifade etmitir.  
17 Nisan 1998’de Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame hazırlamıve dört polis  
memurunu (S.A., M.C., E.M. ve N.C.) bavurana ve diğer üç tutukluya kötü muamele  
etmekten dava açmıtır.  
25 Haziran 1998’de bavuran, yargılamaya müdahil olarak katılmıtır.  
Suçlanan polis memurları, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan  
durumalarda bavuranın vücudundaki izlerin, yakalanmaya direnmesinden kaynaklandığını  
ileri sürmütür. Sonuç olarak, 29 Haziran 2000 tarihinde yapılan durumada bavuran,  
vücudundaki izlerin asıl nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’nda muayene  
edilmesini talep etmitir.  
Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2001 tarihinde düzenlediği raporunda, bavuranın  
bacağındaki kabuk bağlamıyaranın, 2 Aralık 1997’de adli tabip tarafından muayene edildiği  
sırada yaklaık yedi gün, sol gözünün alt kısmındaki mor lezyonunsa üç ila dört gün  
öncesinde olumuolabileceği sonucuna varmıtır. Raporda ayrıca gözün alt kısmındaki  
lezyonların, sert bir cismin direkt olarak göze tatbikinden ya da kiinin gözünü bir yere  
çarpmasından veya kafasının, sert ve çukur bir yüzeye vurulmasından kaynaklanmıꢀ  
olabileceği belirtilmektedir. Raporda, bu üç nedenden hangisinin asıl neden olduğunu tespit  
etmenin mümkün olmadığı da kaydedilmitir.  
20 Haziran 2003’te Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki delillere  
dayanarak, Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca davacıların kötü muameleye maruz  
bırakıldıkları sonucuna varmıtır. Dolayısıyla, polis memurları ifadeleri alabilmek için kasıtlı  
olarak kötü muamele uygulamıtır. Diğer hususlar meyanında (inter alia), sağlık  
raporlarındaki bulgulara atıfta bulunan mahkeme, daha önce bavuran tarafından durumalar  
sırasında tehis edilen M.C. ve S.A.’yı suçlu bularak birer yıl hapis cezasına çarptırmıve  
delil eksikliği nedeniyle E.M. ve N.C.’nin beraatına karar vermitir.  
Her iki taraf da itiraz etmitir. 29 Mart 2005’te Yargıtay, soruturma yetersizliği  
nedeniyle M.C. ve S.A. hakkındaki kararı bozmutur. Mahkeme, polis tarafından gözaltına  
alındıkları sırada davacılara ilikin düzenlenen sağlık raporlarının ve emniyet merkezinde  
alınan ifadelerinin, dava dosyasında yer almadığını kaydetmitir.  
Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmitir. Mahkeme zamanaımı  
nedeniyle 24 Haziran 2006’da yargılamayı sona erdirme kararı vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında polis tarafından gözaltında tutulduğu  
sırada ikenceye maruz bırakıldığından ikayetçi olmutur. Ayrıca AĐHS’nin 6. ve 13.  
maddelerine dayanarak adil ekilde yargılanmadığını ve kötü muameleye maruz kaldığı  
yönündeki ikayeti hususunda bavurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını ileri  
sürmütür. Ulusal makamların, olayları tespit edecek ve kendisine ikence edenleri tehis edip  
cezalandıracak kadar etkili bir resmi soruturma yürütmediklerini iddia etmitir.  
AĐHM, sözkonusu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi yönünden incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın iç hukuk yollarını tüketmemiolduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran ayrıca, ne yargılamayı sona erdiren Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararına itiraz  
etmine ulusal mahkemelerde medeni ya da idari hukuk yollarına bavurmutur.  
AĐHM, 35/1 maddenin haddinden fazla ekilcilik olmaksızın, belirli bir esneklikle  
uygulanması gerektiğini kabul etmitir. Ayrıca, iç hukuk yollarını tüketme kuralı ne kesin ne  
otomatik olarak uygulanabilir bir kuraldır; bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit  
davanın koullarının dikkate alınması esastır. Dolayısıyla, bir bavuranın etkili ve yeterli  
olması beklenen makul iç hukuk yollarından faydalanmıolması beklenmekte ve bir iç hukuk  
yoluna bavurulduğunda da, esasen aynı amacı haiz olan baka bir hukuk yolunu kullanmak  
gerekmemektedir. (bkz. Kozacıoğlu/Türkiye [BD], no. 2334/03, 40. paragraf, 19 ubat 2009).  
Bu bağlamda, AĐHM 24 Haziran 2005 tarihli kararında, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
zaman aımından dolayı davayı sonlandırdığını gözlemler. Olayların meydana geldiği  
dönemde zamanaımı ile ilgili yürürlükte olan mevzuatı göz önünde AĐHM, sözkonusu kararı  
temyiz etmenin sonuç vermeyeceği kanaatindedir. AĐHM bavuranın, polis memurları  
aleyhindeki ikayetine ilikin iç hukuk yollarını tüketme hususunda kendisinden makul olarak  
beklenilebilecek her eyi yaptığı sonucuna varmıtır.  
AĐHM ayrıca daha önceleri benzer davalarda Hükümet’in, medeni ve idari iç hukuk  
yollarının tüketilmesine ilikin ön itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu hatırlatır (bkz.,  
Atave Seven/Türkiye, no. 26893/02, 29. paragraf, 16 Aralık 2008). AĐHM, mevcut davada  
önceki sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir. Bu nedenle,  
Hükümet’in ilk itirazının sözkonusu kısmını reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikayetlerin dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru taımadıklarını tespit eder. Bu nedenle ikayetler, kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden sorumlu Hükümet’in yükümlülüğü  
Hükümet, ikayetlere itiraz etmive bavuranın vücudunda bulunan izlerin  
yakalanmaya direnmesi sonucu meydana geldiğini ileri sürmütür. Bu iddia, sağlık  
raporlarıyla desteklenmektedir.  
AĐHM, 3. maddeye ilikin kararlarında ortaya konan temel ilkelere atıfta bulunur  
(bkz., özellikle, Ivan Vasilev/Bulgaristan, no. 48130/99, 62. paragraf, 12 Nisan 2007;  
Yavuz/Türkiye, no. 67137/01, 38. paragraf, 10 Ocak 2006; Emirhan Yıldız ve  
Diğerleri/Türkiye, no. 61898/00, paragraflar 41-42, 5 Aralık 2006; Diri/Türkiye, no.  
68351/01, paragraflar 35-39, 31 Temmuz 2007; Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94,  
paragraflar 96-97, AĐHM 1999-V). Bu davayı bu ilkeler ıığında inceleyecektir.  
AĐHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin delillere ilikin bilgi edinmesi ve dava  
olaylarını incelemesi ardından, 20 Haziran 2003 tarihli kararında, davacıların kötü muameleye  
maruz kaldıklarını ve bavuranın polis memurları M.C. ve S.A.’yı durumalar sırasında suçlu  
olarak tehis ettiğini karara bağladığını gözlemler. Polis memurlarının uyguladıkları kötü  
muamelenin Ceza Kanunu’nun 243. maddesi kapsamında yer aldığını tespit eden Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca bu muameleyi ifade almak için kasıtlı olarak kullandıkları  
sonucuna varmıtır. Bavuran, 25 Kasım 1997’de gözaltına alınmıve 2 Aralık 2007 tarihli  
sağlık raporunda bacak ve göz çevresinde izler tespit edilmitir. Göz çevresindeki lezyonun,  
sağlık muayenesinden üç ila begün öncesinde olutuğu düünülürken, bacağındaki kabuk  
bağlamıyaranın yaklaık yedi gün öncesinde olutuğu tespit edilmitir.  
Olayların tespit edilmesi için AĐHM ‘her türlü makul üphenin ötesinde’ delil  
kıstasına bavurur (bkz. Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978, 161. paragraf, A Serisi no. 25).  
Böylesi bir delil itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da  
karinelerden doğabilir. Gözaltında tutulurken kendi kontrolleri altında bulunan kiilerin  
davasında görüldüğü gibi olayların, tamamen ya da büyük ölçüde, yalnızca yetkili  
makamların bilgisi dahilinde bulunması halinde, sözkonusu gözaltı sürecinde meydana gelen  
yaralanmalara ilikin güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Tatmin ve ikna edici bir  
açıklamada bulunmaya ilikin ispat yükümlülüğünün yetkili makamlara ait olduğu kabul  
edilebilir (bkz. Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, 100. paragraf, AĐHM 2000-VII).  
Mevcut davada, sağlık raporları ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararları ile  
desteklenen iddiaları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in bavuranın vücudunda bulunan  
izleri açıklamaya yönelik ikna edici ve inandırıcı bir açıklama yapmadığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle AĐHM, 3. madde bağlamında Hükümet’in, polis tarafından gözaltında  
tutulduğu sırada bavuranın maruz bırakıldığı kötü muamele hususunda açıklama yapmakla  
yükümlü olduğu kanaatindedir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usule ilikin kısmı açısından Hükümet’in sorumluluğu ve  
pozitif yükümlülüğü  
AĐHM, bir Devlet görevlisi AĐHS’nin 3.maddesinin ihlaline neden olan suçlarla itham  
edildiğinde, ilke olarak, cezai takibatın ve hükümün zaman aımına tabi; ilenen suçun  
ertelemeye veya affa konu olmaması gerektiğini teyit eder (bkz. Erdoğan Yılmaz ve  
Diğerleri/Türkiye, no. 19374/03, 56. paragraf, 14 Ekim 2008; ve mutatis mutandis, Ali ve  
Aye Duran/Türkiye, no. 42942/02, 72. paragraf, 8 Nisan 2008).  
AĐHM, mevcut davada yasal süre sınırının dolması nedeniyle polis memurları  
aleyhinde açılan davanın, 24 Haziran 2006’da düğünü kaydeder. Ayrıca, polis memurları  
hiçbir zaman görevlerinden uzaklatırılmatır. Sonuç olarak AĐHM daha önceki davalarda,  
Türk ceza hukuku sisteminin titiz ve dikkatli ekilde uygulanmadığı ve devlet görevlileri  
aleyhinde balatılan cezai takibatın zaman aımına uğraması nedeniyle düürülmesi halinde  
sözkonusu görevlilerin kanuna aykırı eylemler gerçekletirmelerini etkili ekilde  
engelleyebilecek kadar caydırıcı olmadığı yönündeki kararlarını yineler (bkz., diğerleri  
yanında, Hüseyin ve Esen/Türkiye, no. 49048/99, 63. paragraf, 8 Ağustos 2006). AĐHM,  
mevcut davada farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, polis memurları aleyhinde balatılan cezai  
takibatın yeterli olmadığı ve bu nedenle, Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki  
usule ilikin yükümlülüklerinin ihlal edildiği sonucuna varır.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polis memurları aleyhinde balatılan cezai takibatın yasal zaman sınırını  
ağı için sona erdirilmesi nedeniyle hukuk mahkemeleri önünde tazminat talep etme  
hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmitir. Đddiasını, AĐHS’nin 13. maddesine  
dayandırmıtır.  
Hükümet, sözkonusu iddiayı reddetmive bavuran için etkili iç hukuk yollarının  
mevcut olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, yukarıda kaydedilen tespitlerine atıfta bulunur ve hukuk davalarının, benzer  
durumlarda bavuranlara iddia ettikleri ihlaller için tazminat ödenmesini sağlamaya  
yetmediğinden, etkisiz olduklarına ilikin daha önce birçok bavuruda vardığı sonucu  
tekrarlar (bkz., diğer hususlar meyanında, Batı ve Diğerleri, 148. paragraf). AĐHM, mevcut  
davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda kaydedilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Bavuran, manevi tazminat olarak 40,000 Euro (EUR) talep etmitir. Maddi tazminat  
talep etmemitir. Hükümet, talep edilen meblağın aırı ve gerekçesiz olduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul açısından ihlal edildiği sonucuna  
varmıtır. Bavuranın, yalnızca bu sonuçla telafi edilemeyecek derecede sıkıntı çekmiolduğu  
kanısındadır. Hakkaniyet temelinde değerlendirmede bulunan AĐHM, bavurana manevi  
tazminat olarak 10,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraflar için 600  
Türk Lirası (TL) (yaklaık 285 Euro) ve avukatının ücreti için 5,500 Euro talep etmitir.  
Bavuran, ileri sürdüğü harcamaları yasal temsilcisi ile yaptığı avukatlık ücreti sözlemesine  
dayandırmıtır. Bu sözlemeye göre, AĐHM bavuruyu sonuca bağladığında, bavuran  
avukatına 5,500 Euro ödeyecektir. Bavuran, diğer masraf ve giderler için faturaların yer  
almağı bir liste sunmutur. Hükümet, bavuranın taleplerine gerekçe göstermediğini iddia  
etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği  
için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak  
kazanmaktadır. Sözkonusu davada özellikle avukatlık sözlemeleri olmak üzere elindeki  
belgeleri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulunduran AĐHM, bavurana AĐHM önünde  
yaptığı masraflar için 2,000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul açısından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana aağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro) ve uygulanabilecek her tür  
vergi;  
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 2,000 EUR (iki bin Euro) ve uygulanabilecek  
her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.