COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MUHAMMET AHĐN – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 7928/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
25 Eylül 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin  
(“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca, Muhammet ahin (bavuran) isimli bir Türk vatandaı  
tarafından, 19 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine yapılan bavurudan (no. 7928/02) kaynaklanmıtır.  
Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukat A. Tatlıpınar tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN UNSURLARI  
Bavuran 1975 doğumludur ve Türkiye’de ikamet etmektedir.  
Bavuran, yasadıı bir örgüt olan DHKP-C’ye (Devrimci Halk KurtuluPartisi-  
Cephesi) üye olduğu üphesi üzerine polis tarafından aranmaktaydı.  
Bavurana göre, kendisi, 2 Ağustos 1996 tarihinde, sivil polis memurları tarafından  
gözaltına alınmıtır. Yakalama sırasında polis memurları onu tekmelemive  
yumruklamılardır. Daha sonra bavuranı kelepçelemiler, bir taksiye bindirmiler ve Đstanbul  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nin Aksaray’daki merkezine götürmülerdir.  
Bavuran tarafından imzalanan 2 Ağustos 1996 tarihli yakalama raporunda, polisin,  
bavuranın Đstanbul’un Kadıköy ilçesine ait bir adreste baka bir DHKP-C üyesi ile  
buluacağı yönünde bilgi aldığı, Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı dört polis memurunun, söz  
konusu adreste onu beklediği, bavuranı gördüklerinde kendilerini polis memurları olarak  
tanıttıkları, bavuranın kaçmaya çalığı ve polis memurlarının onu yakalamak için kuvvete  
bavurmak zorunda kaldıkları ifade edilmitir.  
Bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi merkezinde, kötü  
muameleye tabi tutulduğunu, çıplak bırakıldığını, gözlerinin bağlandığını ve Filistin askısı ile  
falakaya tabi tutulduğunu iddia etmitir. Cinsel organlarına ve ayak parmaklarına elektrik  
kabloları bağlanmıve elektrik oku uygulanmıtır. Testisleri ezilmive anüs bölgesine silah  
sokulmutur. Ayrıca bavuranın üzerine hortumla soğuk su sıkılmıtır.  
12 Ağustos 1996 tarihinde, bavuran bir doktor tarafından muayene edilmive doktor  
bavuranın vücudunda u izleri kaydetmitir: Sol bilek tarafında tamamen iyilemi5 cm’lik  
bir abrazyon, sağ bilekte 1 x 4 - 5 cm’lik üç sıyrık, sol omuzda tamamen iyilemi5 cm  
uzunluğunda bir sıyrık, sağ diz altında 1 cm çapında iki abrazyon. Doktor, ayrıca, yaralar  
nedeniyle bavuranın iki gün çalımasının uygun olmadığı yönünde görübelirtmitir.  
15 Ağustos 1996 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıtır. Tutukluluk döneminde kötü muameleye tabi  
tutulduğunu ve ifadelerinin baskı altında alındığını iddia etmitir. Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, bavuranı, sağlık muayenesi için Adli Tıp Kurumu’na  
göndermitir. Bavuran, bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmive uzman, bavuranı  
1
12 Ağustos tarihinde muayene eden doktor gibi bavuranın vücudunda aynı izleri  
kaydetmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha sonra, bavuranın tutuklu yargılanmasını  
emretmitir.  
Belirli olmayan bir tarihte, Fatih Cumhuriyet Savcısı, bavuranın kötü muamele  
iddialarına yönelik bir soruturma balatmıtır.  
7 ve 25 Kasım 1996, 9 Aralık 1996 ve 13 Ağustos 1998 tarihlerinde, Fatih Cumhuriyet  
Savcısı, ilgili zamanda Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi merkezinde  
görevli olan ve bavuranın polis ifadesinin alınmasında yer alan dört polis memurunun  
ifadelerini almıtır.  
31 Aralık 1998 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’na  
bir rapor göndermive soruturmaya ilikin olayları ve ikayetleri özetlemitir. Fatih  
Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’ndan, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne,  
Ceza Kanunu’nun 243/1 maddesi uyarınca dört polis memurunu ikence uygulamakla  
suçlayan bir iddianame sunmasını talep etmitir.  
14 Ocak 1999 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı bu talebi yerine getirmitir.  
25 Ocak 1999 ve 16 ubat 2000 tarihleri arasında, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi yedi  
duruma düzenlemive üç polis memurunun ifadelerini dinlemitir. Diğer polis memuru ve  
bavuran, Aydın ve Sakarya Ağır Ceza Mahkemelerinde ifade vermilerdir. Bu ifadeler daha  
sonra Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmitir. Bavuran, mahkemede, polis  
nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmütür. Polis memurları haklarındaki  
iddiaları yalanlamılardır.  
16 ubat 2000 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sanık polis memurlarını  
beraat ettirmitir. Đlk derece mahkemesi, kararında, bavuranın sanık polis memurlarını tehis  
edemediğini ve bu nedenle, onları mahkum etmek için yeterli delil olmadığını kaydetmitir.  
Mahkeme, ayrıca, bavuranın vücudundaki yaraların yakalama esnasında gerçeklemiꢀ  
olabileceğini değerlendirmitir.  
6 Ağustos 2001 tarihinde, 16 ubat 2000 tarihli karar, Kırklareli E Tipi Cezaevi’nde  
tutuklu bulunan bavurana tebliğ edilmitir.  
7 Ağustos 2001 tarihinde, bavuran, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını  
temyiz etmitir.  
8 Ekim 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, bavuranın cezai kovuturmaya bir taraf  
olarak müdahil olmadığı için temyiz edemeyeceği gerekçesiyle temyizini reddetmitir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar tarafından  
temyiz edilmediği için kesinlemitir.  
2
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yakalanıı esnasında ve polis nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğu  
konusunda ikayetçi olmutur. ikayetlerini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıtır. Söz  
konusu madde öyledir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Hükümet bu iddialara karı çıkmıtır.  
A. Hükümet’in ön itirazı  
Hükümet, AĐHM’den, bavuruyu, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını  
tüketme artına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmitir. Bavuranın idare  
mahkemesinde dava açarak, gördüğünü iddia ettiği zarar karılığı tazminat talebinde  
bulunabileceğini ileri sürmütür.  
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını incelemive reddetmiolduğunu  
yinelemitir (bkz., özellikle, Karayiğit – Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). Bu davada,  
yukarıda belirtilen bavurudaki kararından sapmasını gerektirecek özel bir durum  
görmemitir.  
Dolayısıyla, Hükümet’in ön itirazını reddetmitir.  
B. Bavuranın kötü muamele gördüğü iddiası  
1. Tutukluluk süresinde  
Bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Binasında polis nezaretinde olduğu sürede  
çeitli ekillerde kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmütür. Bu hususta, çıplak  
bırakılğını, yumruklandığını, falaka, elektrik oku ve Filistin askısına tabi tutulduğunu ve  
üzerine tazyikli su sıkıldığını iddia etmitir. Ayrıca, anüs bölgesine silah sokulduğunu ve  
testislerinin ezildiğini ifade etmitir.  
Hükümet bu iddiaları yalanlamıtır.  
AĐHM, 3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içerdiğini  
yinelemitir. Terör ve organize suçla mücadele gibi en zor koullarda bile, AĐHS, ikenceyi,  
insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemleri kesin olarak yasaklar. AĐHS’nin ve 1 ve 4  
numaralı Protokollerin esas maddelerinin çoğunluğunun aksine, 3. madde, istisnaya ilikin bir  
hüküm içermemektedir ve ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike halinde dahi 15/2  
maddesi uyarınca 3. maddenin ihlaline müsaade edilmez (bkz., Selmouni – Fransa [BD], no.  
25803/94; Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
3
AĐHM, delilleri değerlendirirken, genel olarak “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamıtır (Avar – Türkiye, no. 25657/94; Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96,  
21 Aralık 2004) Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya  
çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita – Đtalya [BD], no.  
26772/95).  
AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın artlarınca  
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli  
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Bununla birlikte,  
bu davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulmuolması halinde,  
AĐHM özellikle çok dikkatli bir inceleme yürütmelidir (bkz., üzerinde gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar; yukarıda anılan Avar).  
AĐHM, bavuranın iddia ettiği ekilde uygulanan bir kötü muamelenin, özellikle falaka  
ve elektrik okunun, bavuranın vücudunda izler bırakmıolabileceğini kaydetmitir. Bu  
izlerin, bavuranı tutukluluğunun sonunda muayene etmiolan doktor tarafından  
gözlemlenmiolacağını belirtmitir (bkz., Yüksektepe – Türkiye, no. 62227/00, 24 Ekim  
2006). AĐHM, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporunun, abrazyon ve sıyrıkların varlığını  
gösterdiğini gözlemlemitir. Ancak bu tespitler, bavuran tarafından tutukluluğu süresinde  
gerçekletiği iddia edilen iddetli kötü muameleyi doğrulamak için yeterli değildir. Ayrıca,  
dava dosyasında, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporundaki tespitler hakkında üphe  
uyandıracak veya bavuranın iddialarını destekleyecek bir belge veya delil mevcut değildir.  
Dava dosyasında, bilhassa, bavuranın tutukluluğunun sonunda baka bir doktor tarafından  
muayene edilme talebinde bulunduğuna veya bu talebinin reddedildiğine dair bir gösterge  
mevcut değildir.  
Yukarıda belirtilenler karısında, AĐHM, elindeki delillerin, her türlü makul üphenin  
ötesinde, bavuranın tutukluluk sırasında iddia edildiği gibi kötü muameleye tabi tutulduğu  
kararını vermesi için yeterli olmadığı sonucuna varmıtır.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına  
uygun olarak, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermitir.  
2. Yakalanıı esnasında  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS uyarınca, sonucunun esasların incelenmesine  
bağlı olan ciddi hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğunu değerlendirmitir. AĐHS’nin  
35/3 maddesi çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca,  
baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini  
yinelemitir. Bu delilleri değerlendirmek için “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını  
uygulamı; ancak, böyle bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya  
çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabileceğini eklemitir (yukarıda anılan  
Labita). AĐHM, birçok durumda, bir kiinin tutukluluk veya polis kontrolü esnasında  
yaralanması halinde, bu durumun kiinin kötü muamele gördüğüne dair güçlü bir karineye yol  
açacağı kararını vermitir (Matko – Slovenya, no. 43393/98, 2 Kasım 2006; Bakbak – Türkiye,  
no. 39812/98, 1 Temmuz 2004). Yaraların nasıl gerçekletiğine ilikin makul bir açıklama  
getirmek Devlet’in yükümlülüğüdür ve Devlet’in bu yükümlülüğü yerine getirmemesi  
4
durumunda AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca kesin bir sorun ortaya çıkar (yukarıda anılan  
Selmouni; yukarıda anılan Ribitsch).  
AĐHM, söz konusu davada, bavuranın tutukluluğunun balangıcında muayene  
edilmediğini kaydetmitir. Ancak, tutukluluğunun onuncu gününde düzenlenen 12 Ağustos  
1996 tarihli sağlık raporu, sol bilek tarafında tamamen iyilemi5 cm’lik bir abrazyon, sağ  
bilekte 1 x 4 - 5 cm’lik üç sıyrık, sol omuzda tamamen iyilemi5 cm uzunluğunda bir sıyrık,  
sağ diz altında 1 cm çapında iki abrazyon olduğunu belirtmitir. Ayrıca, bavuranın iki gün  
çalımasının uygun olmadığı belirtilmitir. Bavuran imzalı 2 Ağustos 1996 tarihli yakalama  
raporu, yakalama esnasında bavuranın kaçmaya çalığını ve polis memurlarının onu  
yakalamak için kuvvete bavurduklarını ifade etmitir. Ayrıca, 16 ubat 2000 tarihli Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi kararında, bavuranın vücudundaki yaraların yakalama esnasında  
gerçeklemiolabileceği ifade edilmitir. Hükümet, ne 12 Ağustos 1996 tarihli rapordaki tıbbi  
bulgulara itiraz etmine yaraların nedenlerine ilikin farklı bir ifade sunmutur.  
AĐHM, ayrıca, bavuranın, bavuru formunda, yakalanma koullarına ilikin ayrıntılı  
bir açıklama yaptığını kaydetmitir. AĐHM’ye göre, bavuranın vücudundaki yaralar,  
yakalanması sırasında dört polis memuru tarafından dövüldüğü yönündeki iddiası ile tutarlı  
görünmektedir. Bu aamada, AĐHM, benzer durumlarda, yaraların yakalama sırasında  
gerçekleip gerçeklemediğini ve görevlilerin gereğinden fazla kuvvet kullanıp  
kullanmadıklarını tespit etmenin çok önemli olduğunu vurgulamıtır. Ancak, bu davada,  
bavuranın yakalanmasının hemen ertesinde sağlık muayenesinden geçmediğini kaydetmitir.  
Bu muayene görevlilerin atması gereken uygun bir adım olurdu, zira görülerinde ve yerel  
kovuturmada, yakalama sırasında polis memurlarının kuvvete bavurduklarını kabul  
etmilerdir. Bir rapor, söz konusu dönemde mevcut olan yaraların nedeni ve derecesini açığa  
çıkarabilirdi. Ayrıca, polis memurlarının, bavuranın söz konusu adreste olacağı yönünde  
istihbarat aldıkları, olay raporundan anlaılmaktadır. Sonuç olarak, polis memurları,  
bavuranın yakalanmasını garanti etmek için bölgeyi güvenlik içine alma imkanına sahiplerdi  
ve onların bir ön hazırlık olmadan harekete geçtikleri söylenemez (bkz. Rehbock – Slovenya,  
no. 29462/95).  
AĐHM, davanın unsurlarını bütün olarak göz önünde tutarak ve özellikle bavuranın  
yakalanıının ilk gününde sağlık muayenesi yapılmadığını dikkate alarak, bavuranın  
vücudunda yer alan ve sağlık raporu ile desteklenen yaraların, Devlet’in sorumlu olduğu bir  
muamele sonucu gerçekletiği kararına varmıtır.  
Bu hususta, AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği kararını vermitir.  
C. Etkili bir soruturma yürütülmediği iddiası  
Bavuran, 3. madde uyarınca ayrıca, yetkililerin, kötü muamele ikayetlerine yönelik  
yeterli bir soruturma yürütmediklerini ileri sürmütür.  
Hükümet iddiaları yalanlamıtır. Yerel yetkililerin bavuranın ikayetlerine yönelik  
ciddi bir soruturma yürüttüklerini ifade etmitir.  
Bir kiinin, 3. maddeye aykırı olarak, polis tarafından ciddi ekilde kötü muamele  
gördüğü yönünde geçerli bir iddia sunması halinde, söz konusu hüküm, Devlet’in AĐHS’nin  
1. maddesi uyarınca “kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleme’de . . .  
5
açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte ele alındığında, zımnen  
etkili bir resmi soruturma gerektirir. Bu soruturma, sorumluların tehisine ve  
cezalandırılmasına yol açabilmelidir (bkz. yukarıda anılan Assenov ve Diğerleri; yukarıda  
anılan Labita). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe ilikin asgari standartlar, aynı  
zamanda, soruturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu incelemesine açık olması ve yetkili  
makamların örnek titizlik ve çabuklukla hareket etmeleri artlarını kapsamaktadır (bkz.,  
örneğin, Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98, 26 Ekim 2004).  
Bu davada, AĐHM, bavuranın, kötü muamele iddiasını ulusal makamlara sunduğunu  
kaydetmitir. Sonrasında, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Müdürlüğü’nde bavuranın  
ifadesinin alınmasında yer alan dört polis memuru hakkında cezai kovuturma balatmıtır.  
Ancak, AĐHM, bu soruturmanın titizlikle yürütüldüğü, diğer bir deyile “etkili” olduğu  
konusunda ikna olmamıtır.  
AĐHM, yerel kovuturma süresinde, bavuranın ifadesinin Sakarya Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından alındığını ve dolayısıyla, kendisine, tehis etmesi amacıyla, sanık polis  
memurlarıyla yüzleme imkanı tanınmadığını gözlemlemitir. Ayrıca, söz konusu cezai  
kovuturmanın, sadece, Emniyet Müdürlüğü Binasında bavuranın ifadesinin alınmasında yer  
alan polis memurları hakkında balatıldığını kaydetmitir. AĐHM’ye göre, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin bavuranın vücudundaki yaraların yakalama sırasında gerçeklemiꢀ  
olabileceği kararına rağmen, yerel kovuturmanın hiçbir aamasında, bavuranın iddiasına  
göre kuvvete bavurarak yakalayan dört polis memurunun ifadelerinin alınmamıolması  
dikkat çekicidir. Ayrıca, bavuranın vücudunda gözlemlenen yaraların kaynağına ilikin bilgi  
sağlamak amacıyla 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporunu düzenleyen doktorun ifadesi de  
alınmatır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın kötü muamele gördüğü yönündeki  
iddiasına yönelik olarak, yerel makamlar tarafından, AĐHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi  
etkili bir soruturma yürütülmediği kararına varmıtır.  
Dolayısıyla, bu hususta, 3. madde usul yönünden ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Hükümet’in görülerine yanıtında, ek ikayetler sunmutur. Tutukluluk  
süresinin 5/3 maddesine aykırı olduğunu ileri sürmütür. Ayıca, 5/4 maddesi uyarınca,  
tutukluluğunun yasaya uygunluğu hakkında bir mahkemeye bavuramaması konusunda  
ikayetçi olmutur.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun olarak, bir konuya ancak “nihai kararın  
alındığı tarihten itibaren altı aylık bir süre içinde” bakabileceğini hatırlatmıtır. Altı ay  
süresinin ilemesine, genel bir kural olarak, bavuranın bavuruda bulunma niyetini ve  
yapılan ikayetlerin içeriklerini gösteren ilk mektubu tarafından ara verilir. Đlk bavuruda yer  
almayan ikayetler hususunda, altı ay süresinin ilemesine, ikayetin Sözleme kurumuna ilk  
sunulma tarihine kadar ara verilmez (bkz., Allan – Đngiltere, no. 48539/99, 28 Ağustos 2001).  
Bu davada, bavuranın 5. madde uyarınca olan ikayetlerine ilikin altı ay süresi 15  
Ağustos 1996 tarihinde, tutukluluk süresi sona erdiğinde ilemeye balamıtır. AĐHM, bu  
ikayetlerin 25 Ağustos 2006 tarihi öncesinde bildirilmediğini kaydetmitir.  
6
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca,  
bavurunun bu kısmının gerekli süre içinde yapılmadığı nedeniyle reddedilmesi gerektiği  
kararına varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 20.000 Amerikan Doları (yaklaık 14.800 Euro) manevi tazminat talebinde  
bulunmutur.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM, hakkaniyet temelinde karar vererek bavurana 5.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan mahkeme masraflarına karılık 6.000 Amerikan  
Doları (yaklaık 4.400 Euro) talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın, Đstanbul Barosu’nun ücret listesine dayanan bir avukatlık ücret  
sözlemesi sunduğunu kaydetmitir. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre,  
bavuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının  
makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu  
davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde tutan AĐHM, tüm balıkları  
kapsamak üzere 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
7
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Yakalanması sırasında bavuranın kötü muamele gördüğü iddiasına ve bavuranın kötü  
muamele iddiasına yönelik olarak yetkililerin etkili bir soruturma yürütmediğine ilikin  
ikayetlerin kabuledilebilir; bavurunun kalanının kabuledilmez olduğuna;  
2. Bavuranın yakalanması sırasında tabi tutulduğu kötü muamele nedeniyle AĐHS’nin 3.  
maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine;  
3. Bavuranın polis tarafından kötü muamele gördüğü iddiasına yönelik olarak yetkililerin  
etkili bir soruturma yürütmemeleri nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal  
edildiğine;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek  
üzere ve her türlü vergi ve masraftan muaf tutularak aağıda belirtilen miktarları ödemesine;  
(i) 5.000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 1.500 Euro (bin beyüz Euro) yargılama masraf ve gideri;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulamasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 25 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
F. ELENS-PASSOS  
Katip Yardımcısı  
F. TULKENS  
Bakan  
8