AĐHM, delilleri değerlendirirken, genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt
standardını uygulamıꢀtır (Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94; Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96,
21 Aralık 2004) Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya
çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita – Đtalya [BD], no.
26772/95).
AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın ꢀartlarınca
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Bununla birlikte,
bu davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulmuꢀ olması halinde,
AĐHM özellikle çok dikkatli bir inceleme yürütmelidir (bkz., üzerinde gerekli değiꢀiklikler
yapıldıktan sonra, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar; yukarıda anılan Avꢀar).
AĐHM, baꢀvuranın iddia ettiği ꢀekilde uygulanan bir kötü muamelenin, özellikle falaka
ve elektrik ꢀokunun, baꢀvuranın vücudunda izler bırakmıꢀ olabileceğini kaydetmiꢀtir. Bu
izlerin, baꢀvuranı tutukluluğunun sonunda muayene etmiꢀ olan doktor tarafından
gözlemlenmiꢀ olacağını belirtmiꢀtir (bkz., Yüksektepe – Türkiye, no. 62227/00, 24 Ekim
2006). AĐHM, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporunun, abrazyon ve sıyrıkların varlığını
gösterdiğini gözlemlemiꢀtir. Ancak bu tespitler, baꢀvuran tarafından tutukluluğu süresinde
gerçekleꢀtiği iddia edilen ꢀiddetli kötü muameleyi doğrulamak için yeterli değildir. Ayrıca,
dava dosyasında, 12 Ağustos 1996 tarihli sağlık raporundaki tespitler hakkında ꢀüphe
uyandıracak veya baꢀvuranın iddialarını destekleyecek bir belge veya delil mevcut değildir.
Dava dosyasında, bilhassa, baꢀvuranın tutukluluğunun sonunda baꢀka bir doktor tarafından
muayene edilme talebinde bulunduğuna veya bu talebinin reddedildiğine dair bir gösterge
mevcut değildir.
Yukarıda belirtilenler karꢀısında, AĐHM, elindeki delillerin, her türlü makul ꢀüphenin
ötesinde, baꢀvuranın tutukluluk sırasında iddia edildiği gibi kötü muameleye tabi tutulduğu
kararını vermesi için yeterli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına
uygun olarak, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.
2. Yakalanıꢀı esnasında
AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS uyarınca, sonucunun esasların incelenmesine
bağlı olan ciddi hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğunu değerlendirmiꢀtir. AĐHS’nin
35/3 maddesi çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca,
baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini
yinelemiꢀtir. Bu delilleri değerlendirmek için “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını
uygulamıꢀ; ancak, böyle bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya
çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabileceğini eklemiꢀtir (yukarıda anılan
Labita). AĐHM, birçok durumda, bir kiꢀinin tutukluluk veya polis kontrolü esnasında
yaralanması halinde, bu durumun kiꢀinin kötü muamele gördüğüne dair güçlü bir karineye yol
açacağı kararını vermiꢀtir (Matko – Slovenya, no. 43393/98, 2 Kasım 2006; Bakbak – Türkiye,
no. 39812/98, 1 Temmuz 2004). Yaraların nasıl gerçekleꢀtiğine iliꢀkin makul bir açıklama
getirmek Devlet’in yükümlülüğüdür ve Devlet’in bu yükümlülüğü yerine getirmemesi
4