B. Esas Hakkında
Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet 27 Haziran 1991 tarihli
sağlık raporunda tespit edilen birkaç hafif yara izinin başvuranın iddiaları ile bağdaşmadığını
savunmaktadır. Bunun yanısıra Hükümet, 10 Ekim 1995 tarihli sağlık raporunun hiçbir kötü
muamele izine yer vermediğine dikkati çekmektedir.
Başvuran iddialarını yinelemektedir.
AİHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında meydana
gelen her yaralanmanın, güçlü maddi karinelerin doğmasına neden olmaktadır (Bkz. Salman-
Türkiye, no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı
hakkında geçerli açıklama getirmek ve mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıracak
olayları ortaya koyan ve özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiş olan kanıtları sunmak
Hükümet’in görevidir (Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay-
Türkiye, no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs
2001).
AİHM, başvuranın gözaltında olduğu sırada 1991 yılının Haziran ayında meydana
gelmiş olan muameleler konusunda, başvuranın on beş gün boyunca avukatla
görüştürülmeden tutuklu bulundurulmasının ardından, bu dönemin sonunda sağlık
muayenesinden geçirildiğini ortaya koymaktadır. Adli tabibin başvuranın üst dudağında, sağ
kolunun altında, penisinin üstünde, karında, sağ elin üstünde ve iki ayak taraklarında tespit
ettiği lezyonların, başvuranın AİHM önünde dile getirdiği kötü muamele fiilleri ile bağdaştığı
ortaya çıkmaktadır. Lezyonlar, İstanbul Baro Başkanı’nın beyanları ile, başvuranı gözaltı
sırasında ve sonrasında ziyaret eden ve başvurana kötü muamele yapıldığını belirten TBMM
İnsan Hakları Komisyon üyelerinin tespitlerini doğrulamaktadır.
AİHM, değerlendirmesine sunulan bütün unsurları ve Hükümet tarafından geçerli
açıklamaların yapılmadığını gözönüne alarak, bu davada 27 Haziran 1991 tarihli sağlık
raporunda tespit edilen yaraların kaynağının 1991 yılı Haziran ayında, gözaltı sırasında
kendisine uygulanan ve 3. maddeye aykırı insanlık dışı bir nitelik taşıyan kötü muamele
olduğuna ve bu muameleden Devlet’in sorumlu olduğuna kanaat getirmektedir.
AİHM, başvuranın gözaltında olduğu 1991 yılı Haziran ayında maruz kaldığı
muameleler konusunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Ayrıca başvuranın 1994 yılı Eylül-Ekim aylarında gözaltında olması konusunda ise,
AİHM, 10 Ekim 1994 tarihli sağlık raporunun başvuranın iddialarını doğrulamadığını
belirtmektedir. Ayrıca başvuran kendisini muayene eden doktorlar dışında herhangi başka bir
doktora gitmek için girişimde bulunmamıştır. Sonuç olarak, dosyanın kanıt unsurlarına
dayanarak AİHM, başvuranın 1994 yılı Ekim ayındaki gözaltı sırasında polisler tarafından
uygulanan kötü muameleye maruz kaldığını söyleyemez.
Dolayısıyla AİHM bu noktada 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
5