COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
MUSA KARATA– TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 63315/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 63315/00 no’lu davanın nedeni, Musa Karata  
(“bavuran”) adlı T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Eylül 2000  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Hukuki yardım verilen bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından Özcan Kılıç  
tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1956 doğumlu bavuran Kocaeli cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmektedir.  
A. Giri  
Davanın olayları taraflar arasında ihtilaflıdır. Bavuranın sunduğu ekliyle olaylar B  
bağı altında özetlenmitir. Hükümet’in olaylara ilikin görüleri C bağı altında  
verilmitir. Tarafların sundukları yazılı belgeye dayalı deliller D bağı altında sunulmutur.  
B. Bavuranın olaylara ilikin görüü  
Bavuran 24 Ekim 1997 tarihinde, Đstanbul'da Terörle Mücadele ubesine bağlı  
polisler tarafından ei, 11 yaındaki oğlu, kardei, kardeinin ei ve arkadaı ile birlikte yasa  
ı TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi) örgütüne üye olmak üphesiyle gözaltına  
alınmıtır. Bavuran gözaltında bulunduğu sırada ikenceye edeğer kötü muameleye maruz  
kaldığını ve baskı altında ifade imzalamaya zorlandığını iddia etmitir.  
Bavuran 27 Ekim 1997 tarihinde doktora götürülmütür. Doktor bavuranın her iki  
bileğinde ilik, sağ el bileğinde hareket kısıtlılığı ve sol el bilekte hassasiyet gözlemlemitir.  
31 Ekim 1997 tarihinde, bavuran, diğer üphelilerle beraber Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmitir. Bavuran polise verdiği ifadenin  
doğruluğunu kabul etmemitir. Ayrıca ikenceye maruz kaldığını iddia etmi, kendisine  
yapılan muamelenin ayrıntılarını vermitir. Cumhuriyet Savcısı’ndan kendisine kötü  
muamelede bulunan polisler hakkında soruturma balatmasını istemitir.  
Bavuran aynı gün bir adlı tıp uzmanı tarafından muayene edilmitir. Doktor  
bavuranın bilekleriyle parmaklarının belirli hareketleri yapamadığını kaydetmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı bavuranın kötü muamele  
iddialarına ilikin soruturma yürütülmesini istemitir. Fatih Cumhuriyet Savcısı,  
belirlenemeyen bir tarihte, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli  
polisler hakkında soruturma balatmıtır. Savcı 3 ubat 1998 tarihinde polisler hakkında delil  
yetersizliğinden dava açılmaması kararı vermi, soruturma sona ermitir. Beyoğlu Ağır Ceza  
Mahkemesi 17 Mayıs 2000 tarihinde bavuranın karara itirazını reddetmitir.  
1
Bavuran belirlenemeyen bir tarihte Kandıra cezaevine nakledilmitir. Nakil sırasında  
askerlerin kötü muamelesine uğradığını iddia etmitir.  
Bavuranın avukatı 16 ubat 2001 tarihinde bavuranı Kandıra cezaevinde ziyaret  
etmitir. Cezaevi yetkilileri, avukatın, bavuranın itirazına ilikin belgeleri, bu belgelerin  
öncelikle cezaevi yetkilileri tarafından incelemek üzere sunulmasını reddetmesi nedeniyle  
bavurana vermesini engellemilerdir.  
C. Hükümet’in olaylara ilikin görüleri  
Bavuran 24 Ekim 1997 tarihinde TKEP/L’nin faaliyetlerine ilikin bir soruturma  
kapsamında polislerce yakalanmıtır. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde (sic) gözaltına konulmutur. Bavuranın TKEP/L’nin genel sekreteri olduğu tespit  
edilmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 25 Ekim 1997 tarihinde bavuranın  
gözaltı süresinin 28 Ekim 1997 tarihine dek uzatılması yetkisi vermitir. Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi hakimi 28 Ekim 1997 tarihinde bavuranın gözaltı süresini 31 Ekim  
1997 tarihinde dek uzatmıtır.  
Haseki Hastanesi’nde görevli doktor 27 Ekim 1997 tarihinde bavuranı muayene  
etmitir. Bavuran 31 Ekim 1997 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nda bir kez daha muayene  
edilmitir.  
Polis 29 Ekim 1997 tarihinde bavuranın ifadesini almıtır. Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi 19 Nisan 2000 tarihinde bavuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranın mahkumiyeti 19 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıtır.  
D. Tarafların sundukları yazılı belgeye dayalı deliller  
Đzleyen bilgiler, tarafların sundukları belgelerden alıntılanmıtır.  
1. Bavuranın yakalanıp gözaltına alınması  
24 Ekim 1997 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağına göre, Đstanbul Emniyet  
Müdürğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis memurları, istihbarat raporlarına göre  
hakkında arama emri çıkartılan bavuranın Đstanbul Moda’da yaadığı adresi tespit  
etmilerdir. Polisler adrese gittiklerinde, bavuranın dairesinin bulunduğu binayı terk eden bir  
ahsı görmülerdir. Polisler ahıstan kimliğini göstermesini istemilerdir. Bunun üzerine ahıs  
kaçmaya balamı, kovalamaca sonucu altı polis memuru tarafından yakalanmıtır. ahıs  
polis arabasına bindirilmi, polisler “ahsı arabaya bindirmek için zor kullanmılardır”. ahsın  
üzerinde Sedat Kılıç adına düzenlenmibir kimlik bulunmutur.  
Polisler ahsı emniyet müdürlüğüne götürmüler, burada sorgulamılardır. Yakalanan  
ahsın bavuran olduğu, Sedat Kılıç adına düzenlenmikimliğin de sahte olduğu anlaılmıtır.  
Ceplerinde iki anahtar bulunmutur. Bavuran, anahtarların N.P. adındaki kadınla paylağı  
eve ait olduğunu iddia etmitir. Polis bavuranı bu daireye götürmü, burada, inter alia, bir  
silah, kurunlar, karbon sülfür gazı tüpü haznesi, sol içerikli dergiler, kitaplar ve 400 ABD  
Doları bulmutur.  
2
27 Ekim 1997 tarihinde Đstanbul Haseki Hastanesi acil servisinde görevli doktorun  
düzenlediği adli tıp raporunda izleyen ifade yer almıtır:  
“Sağ el bilekte ilik, sağ el bilekte hareket kısıtlılığı, sol el bilekte ise hafif ilik ve hassasiyet…”  
29 Ekim 1997 tarihinde iki polis memuru - hala gözaltında olan - bavurandan on iki  
sayfalık ifade almılardır. Bavuran bu ifadede, inter alia, TKEP/L’nin genel sekreteri  
olduğunu ifade etmitir.  
30 Ekim 1997 tarihinde, bavuran, bavuranın kardei, kardeinin ei ve M.A.A.  
adındaki ahsın avukatları bulunmaksızın ifadeleri alınmıtır. Bu ifadeler, karakolda, yukarıda  
belirtilen tüm ahıslar aynı odada bulunduğu sırada, yüzleme esnasında alınmıtır. Bavuran  
“yasaı silahlı TKEP/L örgütünün lideri olduğunu”, “M.A.A., kardei ve kardeini einin de  
bu örgütün üyesi olduklarını” ifade etmitir. Bavuranın kardei ve M.A.A., bavuranın  
TKEP/L’nin lideri olduğunu ifade etmitir. Aynı gün bavurana, bazı ahısların fotoğrafları  
gösterilmi, bavuran bu ahısların TKEP/L üyesi olduklarını ifade etmitir.  
Bavuran, gözaltı süresinin bitimi olan 31 Ekim 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na nakledilmitir. Savcıya ayrıca polisin düzenlediği ve  
soruturma sırasında toplanan bilgiyi sunan bir rapor gönderilmitir. Bu rapordan, 24 Ekim  
1997 tarihinde bavuranın ei ile N.P. adlı bir kadının da gözaltına alındığı anlaılmaktadır.  
Bavuranın kardeinin de aralarında bulunduğu diğer altı kii 26 Ekim 1997 tarihinde  
tutuklantır.  
Aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı bavuranın ifadesini almıtır.  
Avukatı olmayan bavuran, inter alia, gözaltındayken kendi isteğiyle ifade vermediğini ifade  
etmitir. Aralarında kollarından askıya alınma yöntemleri de dahil olmak üzere kötü  
muameleye uğramıtır. Ayrıca polis memurları bavuranın hayalarını sıkmı, küfretmilerdir.  
Bavuran ayrıca TKEP/L üyesi olduğunun doğru olduğunu ancak bu örgütün hiçbir zaman  
lideri olmadığını belirtmitir. TKEP/L içinde bazı eylemlerde yer almasına karın, bu  
eylemlerin hiçbirine iddet veyahut silah karımamıtır. Silah da dahil olmak üzere,  
soruturma esnasında ele geçirilen eyaların kendisine ait olduklarını, diğer üphelilerin  
bunlarla ilgisi olmadığını belirtmitir. Bavuran ayrıca savcıdan kötü muameleden sorumlu  
polis memurları hakkında soruturma açılmasını talep etmitir.  
Devlet güvenlik mahkemesinde görevli hakim, aynı gün bavurandan, avukatı  
bulunmadığı halde, yine ifade almıtır. Bavuran o gün savcıya verdiği ifadenin içeriğinin  
doğru olduğunu ifade etmitir. 29 Ekim 1997 tarihinde kendisinden alınan on iki sayfalık  
ifadenin içeriğinin, savcıya verdiği ifadeyle çelitiği suretiyle, doğru olmadığını belirtmitir.  
Kardeini, kardeinin eini ve M.A.A.’yı gözaltında gördüğünü ancak polislere, fotoğrafları  
gösterilen ahısları tanımadığını söylediğini belirtmitir.  
Bavuranın kardei ve aynı gün görevli hakimin sorguladığı geri kalan tutuklular,  
herhangi yasadıı bir örgüt üyesi olduklarını kabul etmemilerdir.  
Görevli hakim cezai dava açılmasını askıya alarak, bavuranın cezaevine  
gönderilmesine karar vermitir.  
31 Ekim 1997 tarihinde bavuran ve diğer sekiz kii Đstanbul Adli Tıp Enstitüsü’nde  
muayeneden geçirilmive bir rapor düzenlenmitir. Rapora göre, bavuran “sağ el bileğinde  
3
esneklik kaybı, sağ el parmak hareketlerinde kısıtlılık, sol elinin dıyüzünde iğne batması ve  
uyuma hissinden” ikayetçi olmutur. Raporda ayrıca “Haseki Hastanesi’nin düzenlediği  
rapora göre [bavuranın] belirli el ve bilek hareketlerini yapamadığı” ifade edilmitir.  
“Ortopedik patoloji” saptanmamıtır. Bu rapora göre, M.A.A.’nın da aralarında bulunduğu iki  
sanık hayalarında ağrıdan ikayetçi olmulardır.  
2. Bavuranın kötü muamele ikayetlerine ilikin soruturma  
Savcılık belirlenemeyen bir tarihte Đstanbul Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na bir yazı  
göndermi, bavuranın kötü muamele ikayetine ilikin “gerekli tedbirlerin alınmasını” talep  
etmitir. Yukarıda bahsedilen iki raporun birer suretiyle, bavuranın kötü muamele ikayetini  
belirttiği ifade de Savcı’nın yazısına eklenmitir. Bu yazı Fatih Savcısı’na 12 Aralık 1997  
tarihinde ulatır.  
Fatih Savcısı 16 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nden bavuranı gözaltında sorgulayan polislerin kimliklerini belirlemesini istemitir.  
Fatih Savcısı 13 Ocak 1998 tarihinde H.Y. ve K.Ç. adındaki polisleri sorgulamı, H.Y.  
bavuranın sorgulamasına katıldığını kabul etmi, ancak kötü muamelede bulunduğunu kabul  
etmemitir.  
K.Ç. bavuranın yakalanmasında görev yaptığını ifade etmitir. K.Ç.’ye göre bavuran  
gözaltına alınmaya karı koymu, birkaç polis bavuranı kontrol altına alabilmek için yere  
yatırmak zorunda kalmıtır. Bavuran elleri kelepçelenip polis arabasına bindirildikten sonra,  
kelepçeleri çıkarıp kaçmaya yeltenmitir. Gözaltında bavurana kötü muamelede  
bulunulmamıtır. Bavuran kendi isteğiyle ifade vermi, örgütle ilikisi olduğunu inkar  
etmitir. K.Ç. ayrıca tıbbi raporlarda ortopedik patoloji saptanmadığını ifade etmitir.  
Fatih Savcısı 3 ubat 1998 tarihinde bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin  
kimse hakkında dava açılmamasına karar vermitir. Fatih Savcısı’na göre bavuranın kendi  
“soyut iddiaları”ndan baka, dava açılmasını haklı çıkaracak delil bulunmamaktadır. Bavuran  
belirlenemeyen bir tarihte savcının dava açılmaması kararına itiraz etmitir.  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 17 Mayıs 2000 tarihinde bavuranın itirazını  
reddetmitir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı öyledir: “Bavuranın muayenesine ilikin  
raporun içeriğiyle ilgili olarak, üphelilerin savunma argümanları ile savcının dava açmama  
kararındaki gerekçeye dayanarak, itiraz reddedildi.”  
3. Bavuranın yargılanması ve mahkumiyeti  
Bu esnada, 3 Aralık 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı bir iddianame sunmu, bavuranı, o tarihte yürürlükte olan TCK’nın 146/1 maddesi  
kapsamındaki suçu ilemekle itham etmi, idam cezasına çarptırılmasını istemitir. Savcı  
bavuranın, TCK’nın 146/1 maddesi çerçevesinde suç olarak değerlendirilen “anayasal düzeni  
bozma amacını” güden TKEP/L’nin genel sekreteri olduğunu savunmutur. Savcı ayrıca  
bavuranın gözaltındayken verdiği ifadesinde TKEP/L’nin lideri olduğunu kabul etmesine  
karın, Savcı huzurunda bunu inkar etmi, TKEP/L’nin üyesi olduğunu ifade etmitir.  
Bununla beraber, Savcı’ya göre, M.A.A.’nın gözaltında verdiği ifade bavuranın TKEP/L’nin  
genel sekreteri olduğunu ortaya koymutur. Savcı, iddianamesinde, M.A.A.’nın savcı ve  
hakim önüne çıkarıldığında, ifadeyi kabul etmediğini gözlemlemitir.  
4
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (bundan böyle “ilk derece mahkemesi”  
olarak anılacaktır) görülen durumalar sırasında, bavuran, TKEP/L’nin lideri olduğu  
iddialarının doğruluğunu inkar etmitir; örgüt üyesi olmasına karın, karar mercii olmamıtır.  
Bavuran ayrıca gözaltında ikenceye maruz kaldığını ileri sürmütür. Bu ifadelerin bavuran  
tarafından yinelenerek inkar edildiği göz önünde bulundurulduğunda, ispat değerleri  
bulunmadığı için bavuran aleyhinde kullanılmaları kabul edilemez.  
Bavuranın kardei, ilk derece mahkemesine, gözaltında yüzleme esnasında verdiği  
ifadenin içeriğinin doğru olmadığını ifade etmitir.  
Durumalardan biri sırasında, M.A.A., ilk derece mahkemesine gözaltında verdiği  
ifadenin içeriğinin doğru olmadığını, mahkeme salonunda bulunan sanıklardan hiçbirini  
tanımağını ifade etmitir. Bu durumanın tam metin kayıtlarına göre, bavuran M.A.A. ifade  
verdiği sırada mahkeme salonundaydı.  
Ayrıca yargılama sırasında, bavuran, gözaltına alınmaya karı koyduğunu kabul  
etmi, kendisini silahla tehdit eden polislerle arasında arbede yaandığını belirtmitir.  
Polislerin giriimlerine karı koymak için elinden gelen her eyi yaptıysa da, etkisiz hale  
getirilmitir.  
Savcı 12 Mayıs 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesine bavuran hakkındaki davanın  
esasına ilikin nihai görüünü sunmutur. Savcı, TKEP lideri olduğu gerekçesiyle baka bir  
davada yargılanan T.T. adlı ahsın, bavuranın TKEP üyesi olduğunu ancak buradan ayrılıp  
TKEP/L’yi kurduğunu belirttiğini ifade etmitir. Savcıya göre T.T.’nin ifadesi bavuranın  
gözaltında verdiği ifadeyi desteklemitir.  
Bavuranın avukatı 16 Temmuz 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinden  
soruturmanın kapsamını geniletmesini talep etmitir. Bavuranın ve diğer sanıkların  
gözaltında verdikleri ifadelerin Türk hukukunda delil niteliği taımadıklarını belirtmitir. Her  
halükarda, bu sanıkların çoğu daha sonra ifadelerini geri çekmilerdir. Đlk derece  
mahkemesinden müvekkili aleyhinde kanıt gösteren tüm bu kiileri dinlenmek üzere  
mahkemeye çağırmasını talep etmitir.  
Đlk derece mahkemesi, aynı gün, bavuranın, soruturmanın kapsamının geniletilmesi  
talebini izleyen gerekçeyle reddetmitir: “Bu talepler zaten incelenmive ilgili belgeler  
dosyaya konulmutur. [Bavurana ait] diğer talepler davaya ilikin yeni noktaları açıklığa  
kavuturmayacaktır.”  
Bavuranın avukatı, ilk derece mahkemesine 24 Ocak 2000 tarihinde sunduğu diğer  
yazılı savunma dilekçelerinde, dosyadaki deliller ıığında, bavuranın TCK’nın 168/2  
maddesinde tanımlanan bir suç olan silahlı örgüt üyeliğiyle itham edilmesinin ihtimal  
dahilinde olmasına karın, müvekkilinin TCK’nın 146/1 maddesinde tanımlanan suçla itham  
edilmesi için hiçbir belge veyahut hukuki dayanak bulunmadığını savunmutur. Baka bir  
dava sırasında verilen ve müvekkilinin adının karığı ifadeler delil tekil edemez. Avukat 16  
Temmuz 1999 tarihli taleplerini yinelemi, ilk derece mahkemesinden tanıkları çağırma  
kararını gözden geçirmesini istemitir.  
Đlk derece mahkemesi 19 Nisan 2000 tarihinde bavuranı suçlu bulmutur. Mahkeme  
kararında bavuran ve diğer sanıkların gözaltında verdikleri ifadelere dayanmıtır. Đlk derece  
mahkemesine göre bavuran ve diğer sanıkların gözaltında verdikleri ifadeler “açık ve  
5
doğrudur”. Öte yandan bavuranın karakoldan serbest bırakılmasından sonra savcı ve görevli  
hakime verdiği ve TKEP/L’nin üyesi olduğunu ancak lideri olmadığını belirttiği ifadeler ilk  
derece mahkemesi tarafından “sahte” olarak değerlendirilmilerdir. Đlk derece mahkemesine  
göre, bavuran ve sanıkların gözaltında verdikleri ifadeler, aynı örgüte üyelikle suçlanan diğer  
kiilerin ifadeleriyle beraber incelendiğinde, bavuranın TKEP/L’nin lideri olduğunu ortaya  
koymaktadır. Durum böyleyken, ilk derece mahkemesi TKEP/L’nin tüm eylemlerinden  
bavuranı sorumlu tutmanın uygun olacağı kanısına varmıtır. TKEP/L’nin egemen sistemi,  
iddet yoluyla, Marksist Leninist ilkelere dayalı proleter diktatörlükle değitirmeyi amaçlayan  
eylemlere katılan bir örgüt olduğu kaydedildiğinde, ilk derece mahkemesi, bavuranın  
TCK’nın 146/1 maddesinde tanımlanan suçu ilediğine karar vermi, idam cezasına  
çarptırmıtır. Bu ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmitir.  
Đlk derece mahkemesi, yedi sanıktan altısını delil yetersizliğinden serbest bırakmıtır.  
Bu sanıkların gözaltında verdikleri ifadelerde TKEP/L üyesi olduklarını kabul etmelerine  
karılık, daha sonra bu ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmilerdir.  
Bavuran 21 ubat 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararına itiraz etmi,  
tarafların eitliği ilkesinin, ilk derece mahkemesinin soruturmanın kapsamını geniletmeyi  
reddetmesi nedeniyle ihlal edildiğini savunmutur.  
19 Mart 2001 tarihinde, durumanın ardından, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin  
kararının bavuranla ilgili kısmını onamı, altı sanıkla ilgili kısmını, ilk derece mahkemesinin  
diğer davalardan yargılanan bazı sanıkları mahkemede dinlemeyerek, altı sanık hakkında delil  
toplamaması nedeniyle bozmutur.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Savunmacı Hükümet’in, AĐHS’nin 1. maddesinde belirlenen hak ve  
özgürlükleri sağlamadığından ikayetçi olmutur.  
Hükümet bu argümana itiraz etmitir.  
AĐHM, 1. maddenin tamamen genel bir yükümlülük içerdiğini, diğer maddelerle aynı  
anda ve bunlarla bağlantılı olarak atıfta bulunulsa bile, ayrı bir ihlal konusu olabilecek bir  
hüküm olarak görülmemesi gerektiğini yineler (Doğan ve Diğerleri – Türkiye, 8803-8811/02  
ve 8815-8819/02). Bu nedenle bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle  
AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltındayken AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde ikenceye edeğer kötü  
muameleye maruz kaldığından ikayetçi olmutur. Aynı madde kapsamında, cezaevine nakli  
sırasında kötü muameleye uğradığını iddia etmitir. AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak,  
yetkili makamların, kötü muamele iddialarına ilikin etkili bir soruturma yürütmediklerinden  
bu nedenle kendisini etkili iç hukuk yollarından mahrum bıraktıklarından ikayetçi olmutur.  
6
AĐHM bu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
Hükümet, bavuranın ikayetinin iç hukuk ve idari bavuru yollarını tüketmediği  
gerekçesiyle kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini savunmutur.  
Ayrıca, Hükümet, bavuranın kötü muameleye uğradığını kabul etmemitir. Tıbbi  
raporlarda kötü muamele emaresine rastlandığına ilikin ifade bulunmamaktadır. Hükümet’e  
göre, bavuranın bileğindeki yaralar gözaltına alınmayı reddederken olumutur. Bu  
bağlamda, Hükümet, 24 Ekim 1997 tarihli yakalama tutanağına atıfta bulunmuve polislerin  
kaçmaya yeltenen bavuranı kovalamak zorunda kalıp polis arabasına bindirdiklerini  
belirtmitir. Hükümet, ayrıca, AĐHM’nin dikkatini, duruma sırasında bavuranın  
yakalanmamak için direndiğini ve polislerle fiziksel mücadeleye girdiğini kabul ettiği  
konusuna çekmitir.  
Bavuran, kötü muamele ikayetine ilikin cezai hukuk yollarını tüketerek iç hukuk  
yollarının tüketilmesi zorunluluğunu yerine getirdiğini belirtmitir. Cumhuriyet Savcısı  
tarafından yeterli bir soruturma yapılmıolsaydı, kötü muamelenin ardındaki koullar  
netletirilebilirdi. Öte yandan, Hükümet’in atıfta bulunduğu medeni ve idari hukuk yolları,  
bavuranın kötü muamele ikayetine ilikin etkili hukuk yollarını temsil etmemitir.  
Bavuran, ayrıca, kötü muamele iddialarının tıbbi delillerle desteklendiğini ifade  
etmitir. Bavuran, gözaltından çıkar çıkmaz iddialarını adli makamlar huzurunda dile  
getirmi, yargılama sırasında da iddialarını sürdürmütür. Bavurana göre, Hükümet’in  
yaralanmaların yakalanırken direnmesi sırasında olutuğu iddiası dayanaktan yoksundur;  
çünkü bavuran yakalama sırasında direnmemitir.  
Bavuranın AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki ikayetinin aağıda belirtilen  
nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, bu ikayetin kabuledilemez  
nitelikte olduğuna karar verir. Bu nedenle, AĐHM, söz konusu ikayetle ilgili olarak iç hukuk  
yollarının tüketilmesi zorunluluğunun yerine getirilip getirilmediği konusunun incelenmesine  
gerek olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, yerleik içtihadına göre, sağlıklı bir halde gözaltına alınan bir kiinin serbest  
bırakılğında yaralı olduğu görüldüğünde, bu yaraların neden kaynaklandığına dair makul bir  
açıklama yapma görevinin Devlet’e ait olduğunu, aksi halde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca  
açık bir sorunun ortaya çıkacağını hatırlatır (Tomasi / Fransa, A Serisi no. 241-A). Ayrıca,  
AĐHM, özgürlüğünden mahrum bırakılan ve güç kullanımını gerektirmeyen bir tutum  
sergileyen kiiye karı güç kullanmanın, insan onurunu zedelediğini ve prensip olarak da 3.  
madde tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini tekil ettiğini hatırlatır (Mathew /  
Hollanda, no. 24919/03).  
Söz konusu davada, Hükümet’in iddiasına göre, yaralanmaların olutuğu sırada  
bavuran henüz polis karakolunda gözaltına alınmamıtı. Ancak, bavuran, yakalandığı andan  
itibaren polis memurlarının gözetimine girmitir. AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında,  
bavuranın yakalanmasının Devlet’in gözetimi altına girmekle edeğer olduğu kanaatine varır  
(mutatis mutandis, Yasin Ate/ Türkiye, no. 30949/96). Dolayısıyla, AĐHM, bavuranda  
görülen yaralar için makul bir açıklama yapma görevinin Devlet’e ait olduğu sonucuna varır.  
7
27 Ekim 1997 tarihli sağlık raporunda, bavuranın el bileklerinde ilik ve hareket  
kısıtlılığı tespit edilmitir. Ayrıca, 31 Ekim 1997 tarihli sağlık raporundan, bavuranın “sağ el  
bileğinde fleksiyon kaybından, sağ el parmaklarını hareket ettiremediğinden ve sol elinin dıꢀ  
yüzünde karıncalanma ve uyuukluk hissi bulunduğundan” ikayet ettiği anlaılmaktadır.  
Sağlık raporlarında bunların dıında herhangi bir yaralanmadan bahsedilmemitir.  
Hükümet, bavuranın bileklerindeki yaraların yakalanmamak için direndiği sırada  
olutuğunu iddia etmitir. Hükümet, söz konusu açıklamasını desteklemek üzere yakalama  
tutanağına ve bavuranın yargılama sırasında verdiği ifadesine atıfta bulunmutur. Verdiği  
ifadeye göre, bavuran, yakalanmamak için fiziksel anlamda direnmive kelepçe takılırken ve  
arabaya bindirilirken polislerle boğumutur. AĐHM, ayrıca, bavuranı yakalayan polis  
memurlarından birinin ifadesinin bavuranın ifadesini desteklediğini kaydeder. Söz konusu  
ifadeye göre, birkaç polis memuru bavuranı kontrol altına alabilmek için yere doğru  
yatırtır. Kelepçelenmesine ve polis aracına bindirilmesine rağmen, bavuran kelepçeleri  
çıkarmaya çalıtır.  
AĐHM, sağlık raporlarında kaydedilen yaralanmaların yukarıda anlatılan olaylarla  
tutarlı olduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, AĐHM, ayrıca, bavuranın ikenceye maruz  
kaldığını iddia etmek dıında, bavuru formunda veya görülerinde iddia konusu ikenceye  
ilikin net bir bilgi vermediğini kaydeder. Bavuranın 31 Ekim 1997 tarihinde Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartıldığında öne sürdüğü iddialarla  
(kollarından asıldığı ve polisler tarafından hayalarının sıkıldığı iddiası) ilgili olarak, AĐHM,  
kollardan asılma sonucunda gözle görülür yara izlerinin olumasının bekleneceği  
kanaatindedir. Ancak, sağlık raporlarının hiçbirisinde bu tür bir kötü muamele sonucu  
oluabilecek yaralanmalardan bahsedilmemektedir. Ayrıca, diğer iki sanığın aksine, bavuran  
doktora hayalarında ağrı olduğundan bahsetmemitir. Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın sağlık  
raporlarının doğruluğuna itiraz etmediğini, sağlık raporlarının ikayetlerini veya oluan  
yaralanmaları tam anlamıyla yansıtmadığı veya ikayetlerinin sağlık raporlarına doğru bir  
biçimde kaydedilmediği iddiasında bulunmadığını kaydeder.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, sağlık raporlarında bahsedilen yaralanmaların niteliğini  
ve boyutunu göz önünde bulunduran AĐHM, Hükümet’in yaralanmaların bavuranın  
yakalanmamak için polise direndiği sırada olutuğu yönündeki açıklamasının mantıklı olduğu  
kanaatine varır. Dolayısıyla, AĐHM, bavuranın tutumu nedeniyle polisin zor kullanmaya  
mecbur kaldığı sonucuna varır.  
Bavuranın cezaevine gönderilmesi sırasında kötü muamele gördüğü iddiasıyla ilgili  
olarak, AĐHM, bavuranın, gerçekten böyle bir kötü muamele uygulandığını veya ulusal  
düzeyde soruturma yapan makamlar önünde bu yönde ikayette bulunulduğunu gösteren  
herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir.  
Bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin etkili bir soruturma yapılmadığı  
yönündeki ikayetle ilgili olarak, AĐHM, bavuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı önünde gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini  
gözlemlemektedir. Cumhuriyet Savcısı, bavuranın ikayetlerini ve sağlık raporlarını içeren  
dosyayı Fatih Cumhuriyet Savcısı’na göndermive soruturma balatılmasını talep etmitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı, bavuranın yakalanmasından ve sorgulanmasından sorumlu  
polis memurlarının kimliklerini belirleyerek doğrudan bu kiileri sorgulamıtır.  
8
Fatih Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının ifadelerini ve yakalama tutanağını göz  
önünde bulundurarak, polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermitir. Beyoğlu Ağır  
Ceza Mahkemesi, Fatih Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına karı bavuranın açtığı  
temyiz davasını incelerken, delilleri ve yapılan soruturmayı değerlendirmitir.  
AĐHM, söz konusu dava koullarında ve elindeki deliller ıığında, soruturmayı  
yürüten makamların bütün makul adımları attıkları ve bavuranın el bileklerinde görülen  
yaraların sebebini tespit etmek için titizlikle çalıtıkları kanaatine varmıtır. Söz konusu  
makamlar tarafından varılan sonuç, gerçekten de AĐHM’nin bavuranın tutumu nedeniyle  
polis memurlarının zor kullanmaya mecbur kaldıkları yönündeki değerlendirmesinin temelini  
oluturmaktadır.  
Sonuç olarak, ulusal makamlar tarafından yapılan soruturma AĐHS’nin 3. maddesinde  
yer alan koulları yerine getirmektedir.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu ikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, bu ikayetlerin  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.  
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
Bavuran, gözaltındayken ve Cumhuriyet Savcısı ile hakim önüne çıkarıldığı  
sırada avukat yardımından yararlandırılmadığı konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini  
AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıtır. Bavuran, ayrıca, kötü muamele altında alınan  
ifadelerine dayanılarak mahkum edildiğini ve cezaevi yetkilileri tarafından avukatının  
kendisine bazı önemli belgeleri ulatırmasının engellenmesi nedeniyle savunmasını  
hazırlaması için kendisine yeterli süre ve imkanın tanınmadığını iddia etmitir.  
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmive yukarıda adı geçen Dikme  
davasında verilen karara atıfta bulunarak, ön soruturma sırasında AĐHS’nin 6/3(c)  
maddesinin uygulanma eklinin yargılamanın özelliklerine ve davanın koullarına bağlı  
olduğunu iddia etmitir. 6. maddenin amacının –adil yargılama- gerçekleip  
gerçeklemediğini belirlemek için dava kapsamında yürütülen yargılamanın tamamının göz  
önünde bulundurulması gerekir.  
Hükümet, bu bağlamda, hem ilk derece mahkemesi önündeki ceza yargılaması  
hem de Yargıtay önündeki duruma sırasında bavuranın bir avukat tarafından temsil  
edildiğini belirtmitir.  
Hükümet, ayrıca, bavuranın sahte bir kimlikle yakalandığı konusuna da dikkat  
çekmitir. Bavuranın iki evinde de TKEP/L’ye ait bir adet silah, iki adet arjör, mermi ve  
bazı belgeler bulunmutur. Bavuran, bulunan bu eyaların kendisine ait olduğunu ve söz  
konusu örgüte üye olduğunu itiraf etmitir.  
Ayrıca, TKEP/L ile ilgili olarak farklı Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde  
yürütülen ceza yargılaması sırasında, sanıklar bavuranın suçlu olduğunu ima eden ifadelerde  
bulunmulardır.  
Hükümet’e göre, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ait dava dosyasında bulunan  
belge ve ifadelerin tamamı birbiriyle tutarlıdır. Hükümet, AĐHM’nin içtihadına atıfta  
9
bulunarak, ceza yargılaması sırasında delilleri ve delillerin uygunluğunu değerlendirme  
görevinin ulusal mahkemelere ait olduğunu belirtmitir. AĐHS’nin 6. maddesi, adil  
yargılanma hakkını güvence altına almasına rağmen, iç hukuk bağlamında öncelikli bir konu  
olan delillerin kabuledilebilirliğine ilikin herhangi bir kural koymamıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Bavuranın kötü muamele altında vermiolduğu ifadelere dayanılarak mahkum  
edildiği yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, bavuranın gözaltı sırasında kötü  
muameleye maruz kaldığının tespit edilmediğini kaydeder.  
Bavuranın avukatının temyiz davasına ilikin bazı belgeleri kendisine iletmesinin  
cezaevi yetkililerince engellediği yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, bavuranın bu  
iddiayı destekleyen herhangi bir delil sunmadığını kaydeder.  
AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan ikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun  
olduğunu kaydeden AĐHM, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetlerin reddedilmesi  
gerektiğine karar verir.  
Bavuranın gözaltındayken ve Cumhuriyet Savcısı ile hakim önünde çıkarıldığı sırada  
avukat yardımı alamadığı konusunda AĐHS’nin 6/3(c) maddesiyle bağlantılı olarak 6/1  
maddesi uyarınca yapmıolduğu ikayetle ilgili olarak, AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35/3  
maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, söz konusu  
ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM, yedi gün süren (24 Ekim 1997-31 Ekim 1997 tarihleri arası) gözaltı sırasında,  
bavuranın polis memurları tarafından üç kez sorgulandığını gözlemlemektedir. Bu gözaltı  
süreci sonunda, bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve hakimi  
tarafından da sorgulanmıtır. Söz konusu zamanda uygulanmakta olan kanun uyarınca, ön  
soruturma sırasında bavuranın avukat yardımı talep etme hakkı bulunmamaktaydı. Bunun  
sonucu olarak da, polis, Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından sorgulanırken, bavuran  
avukat yardımından yararlanmamıtır.  
AĐHM, bavuranın gözaltındayken sorgulanması sırasında kendini suçlayıcı ifadelerde  
bulunduğunu, söz konusu ifadelerin Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesinde ve görülerinde  
hayati önem taıyan unsurlar haline geldiğini ve bavuranın mahkumiyetinde önemli rol  
oynağını gözlemlemektedir.  
AĐHM, ilk olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin, davanın görüülmesinden önce, ancak bu  
hükümlere ilk safhalarda uymamanın davanın hakkaniyetine ciddi ekilde zarar vermesinin  
sözkonusu olduğu durumlarda geçerli olabileceğini hatırlatır (Salduz / Türkiye, no. 36391/02).  
Ayrıca, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, AĐHS’nin  
6/1 maddesi, genel kural olarak, her davanın özel koulları uyarınca söz konusu hakkın  
sınırlandırılmasını gerektirecek zorunlu sebepler olmadıkça, üphelinin polis tarafından ilk  
kez sorgulanmasından itibaren avukat yardımının sağlanmasını gerektirmektedir. Zorunlu  
sebeplerin istisnai olarak avukata eriim hakkının kısıtlanmasını haklı göstermesi halinde bile,  
böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın AĐHS’nin 6. maddesi tarafından  
güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir. Sanığın polis sorgusu sırasında avukat  
10  
yardımı almaksızın kendini suçlayıcı ifadelerde bulunması ve söz konusu ifadelerin  
mahkumiyeti için kullanılması halinde, savunma hakları prensip olarak telafi edilemez bir  
ekilde zarar görür (ibid).  
Söz konusu davada, bavuranın mahkumiyeti, gözaltına bulunduğu sırada avukat  
yardımı almaksızın TKEP-L lideri olduğunu itiraf ettiği ifadesine dayandırılmıtır. Ancak,  
bavuran, ceza yargılamasının sonraki bütün safhalarında söz konusu ifadesini geri almıtır.  
Olayların yaandığı sırada yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 247.  
maddesine göre polise veya Cumhuriyet Savcısı’na verilen ifadeler, eğer söz konusu  
ifadelerin içinde bulunduğu sorgu kayıtları delil olarak kabul ediliyorsa, hakim önünde tekrar  
edilmelidir. Söz konusu hükme rağmen, ilk derece mahkemesi bavuranın itirafını delil olarak  
kabul etmive bavuranın mahkumiyetini bu ifadeye dayandırmıtır. AĐHM’ye göre, söz  
konusu tespit, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmak için tek baına yeterlidir.  
Bu sonuca rağmen, AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil  
yargılanma artlarının diğer ihlallerini incelemenin uygun olacağı kanaatindedir. AĐHM, ilk  
derece mahkemesinin, bavuranın itirafının iki delil grubuyla desteklendiği kanaatine  
vardığını gözlemlemektedir. Đlk delil grubu, diğer sanıkların, yine avukat yardımı olmaksızın,  
aynı gözaltı sürecinde polise verdiği ifadelerden olumaktadır. Đkinci delil grubu ise  
TKEP/L’nin üst örgütü olan TKEP’ye üye olmaktan yargılanan kiilerce farklı ceza  
mahkemeleri önündeki durumalar sırasında verilen ifadelerden olumaktadır.  
Đlk delil grubuyla ilgili olarak, AĐHM, bavuranla birlikte yargılanan diğer sanıkların,  
gözaltındaki sorguları sırasında verdikleri ifadeleri sonradan geri aldıklarını ve bunun  
sonucunda, ilk derece mahkemesinin, aleyhlerinde baka herhangi bir delil bulunmadığını  
belirterek sanıkları serbest bıraktığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, ilk derece  
mahkemesi, bavuranla birlikte yargılanan diğer sanıkların ifadelerinin bavuranın itirafını  
doğruladığı sonucuna varırken, sanıklar tarafından ifadelerin geri alındığını göz önünde  
bulundurmamıtır.  
Đkinci delil grubuyla ilgili olarak, AĐHM, bütün delillerin durumada sanığın önünde  
gösterilmesi gerektiğini hatırlatır. Adil yargılama, sanığın haklarına saygı gösterilmesini  
gerektirmektedir. Söz konusu haklar, kural olarak, sanığın, ifadesini verdiği sırada ya da  
yargılamanın daha sonraki aamalarında, aleyhinde ifade veren tanığa itiraz etmesi veya  
sorular sorması için yeterli ve uygun bir fırsatın verilmesini gerektirmektedir (Isgrò / Đtalya, A  
Serisi no. 194-A; Lucà / Đtalya, no. 33354/96). Bunun tabii sonucu olarak, bir mahkumiyetin  
sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruturma veya yargılama aamasında sorgulama  
veya sorgulatma imkanı bulamadığı bir kimsenin beyanlarına dayanması halinde, sanığın  
hakları AĐHS’nin 6. maddesinin sağladığı güvencelerle bağdamayacak ölçüde kısıtlanmıꢀ  
olur (Sadak ve Diğerleri / Türkiye, no. 29900/96).  
AĐHM, Savunmacı Hükümet tarafından da kabul edildiği üzere, farklı durumalarda  
verilen ifadelerin bavuran aleyhinde kullanıldığını gözlemlemektedir. Bu husus, ilk derece  
mahkemesinin kararında açıkça görülmektedir. Ayrıca, bavuranın ilk derece mahkemesinden  
en az iki kez talepte bulunmasına rağmen, farklı ceza mahkemeleri önünde bavuran  
aleyhinde ifade veren kiiler, bavuranın ilk derece mahkemesi önündeki durumasına  
çağrılmalardır.  
11  
AĐHM, yukarıda altı çizilen eksiklilerin, bavuranın gözaltındayken ifade  
verdiği sırada avukat yardımı alamamasının doğurduğu sonuçları daha da kötületirdiği  
kanaatindedir.  
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında, bavuranın ceza yargılamasının ilk  
aamasında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin 6. maddesi tarafından  
güvence altına alınan sanık haklarının kısıtlandığı sonucuna varır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1  
maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, insanlık dıı muameleye maruz bırakıldığını ve adil olmayan bir yargılama  
sonucunda kötü muamele altında alınan ifadelerine dayanılarak ölüm cezasına çarptırıldığını  
iddia etmitir. Bavuran, ikence sonucunda yaadığı acı ve sıkıntı nedeniyle manevi tazminat  
olarak 30,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, bavuranın talep ettiği miktara itiraz etmitir.  
Benzer davalarda hükmedilen tazminat miktarlarını göz önünde bulunduran AĐHM,  
hakkaniyete uygun olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalinden doğan manevi zarar  
karılığında bavurana 2,000 Euro ödenmesine karar verir (Salduz, yukarıda kaydedilen).  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en iyi telafi yolunun, bavuranı,  
mümkün olabildiğince bu maddenin ihlal edilmediği bir duruma getirmek olduğu  
kanaatindedir (Salduz). AĐHM, söz konusu ilkenin bu dava için de geçerli olduğunu belirtir.  
Sonuç olarak, AĐHM, en uygun telafi yolunun bavuranın talep etmesi halinde AĐHS'nin  
6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (mutatis  
mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama  
masraf ve giderleri için 12,310 TL (yaklaık 6,000 Euro) talep etmitir. Bu miktar, 650 TL  
tutarındaki masrafları ve 11,660 TL tutarındaki avukatlık ücretini kapsamaktadır. Bavuran,  
taleplerini desteklemek üzere avukatının dava için kaç saat çalığını gösteren bir çizelge  
sunmutur.  
Hükümet, bavuranın talebine itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, elindeki bilgilere ve  
yukarıdaki kriterlere dayanarak, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım bağı altında verilen  
12  
715 Euro düülerek bütün masraf ve giderler karılığında bavurana 2,000 Euro ödenmesine  
karar verir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliği ile bavuranın avukat yardımından yararlanma hakkına ilikin ikayetin  
kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oy çokluğu ile AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan ikayetin kabuledilemez  
olduğuna;  
3. Oybirliği ile bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
4. Oybirliği ile AĐHS’nin 6/3(c) maddesi ile bağlantılı olarak 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğine;  
5. Oybirliği ile,  
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından, bavurana, manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro), yargılama  
masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım bağı altında verilen  
715 Euro düülerek 2000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Oybirliği ile adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
FatoAracı  
Nicolas Bratza  
Zabıt Katibi Yardımcısı  
Bakan  
13