CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MÜSLÜM ÇĐFTÇĐ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 30307/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30307/03) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Müslüm Çiftçi’nin (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Temmuz 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde anlıurfa Barosu  
avukatlarından S. Ülek tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1966 doğumlu olup Gaziantep’te ikamet etmektedir.  
anlıurfa Tarım Đl Müdürlüğü bünyesinde veteriner olarak çalıan bavuran, Tarım-Gıda  
Sen Sendikası’na üyedir.  
A. Bavuran hakkında yürütülen ceza davası  
7 Aralık 1998 tarihinde, Tarım-Gıda Sen Sendikası anlıurfa Đl Temsilciliği Yönetim  
Kurulu, çalıanlara uygulanan baskı, görev değiiklikleri ve disiplin cezalarını protesto etmek  
amacıyla iki gün süreyle açlık grevi balatma kararı almıtır.  
8 Aralık 1998 tarihinde, polis açlık grevinin yapıldığı binaya müdahale etmi, bavuran ile  
birlikte sendika üyesi diğer kırk sekiz kiiyi yakalayarak, gözaltına almıtır.  
10 Aralık 1998 tarihinde, bavuran tutuklanarak cezaevine konmutur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik Mahkemesi ») Cumhuriyet  
Savcısı 29 Aralık 1998 tarihli iddianamesinde eski Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesinde  
öngörülen yasadıı terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık etme suçundan bavuran hakkında  
ceza davası açmıtır. Savcı, bavuranı PKK terör örgütü tarafından yönetilen protesto  
kampanyası kapsamında terörist elebaısına destek vermeyi amaçlayan bir açlık grevini  
balatmakla suçlamıtır.  
4 Mart 1999 tarihinde, bavuran serbest bırakılmıtır.  
6 Mayıs 1999 tarihli kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi, yeterli ve inandırıcı delil  
yetersizliğinden bavuran hakkında beraat kararı vermitir.  
Herhangi bir temyiz bavurusu olmadığından bu karar kesinlemitir.  
2
B. Bavuranın görev yeri değiikliği ve bununla ilgili idari ilemler  
Bu arada anlıurfa Valiliği 18 Aralık 1998 tarihinde, Tarım Bakanlığı’ndan, PKK’ya  
destek vermek amacıyla açlık grevi balattığı gerekçesiyle bavuranın baka bir bölgeye  
atanmasını talep etmitir.  
25 Aralık 1998 tarihinde, görev yeri değiikliği talebini kabul eden Tarım Bakanlığı,  
bavuranın baka bir bölgede bulunan Aksaray’a tayin edilmesine karar vermitir.  
2 Ağustos 1998 tarihinde, bavuran ihtilaflı görev yeri değiikliği kararının iptali için  
Gaziantep Đdare Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
14 Aralık 1999 tarihli kararında mahkeme, bavuranın yasadıı terör örgütü PKK lehine  
gösterdiği faaliyetler nedeniyle Valiliğin önerisi üzerine tayin edildiğini gerekçe göstermive  
5442 sayılı Đller Đdaresi Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca iptal bavurusunu reddetmitir.  
18 Kasım 2002 tarihinde Danıtay, sözkonusu kararı onamıtır.  
Bu karar, bavurana 3 ubat 2003 tarihinde tebliğ edilmitir.  
C. Görev yeri değiikliği talepleri – bavuranın sağlık durumu  
26 Temmuz 1999 tarihinde bavuran, tayin edildiği ehirde göreve balamıtır.  
Bavuran, Ekim 1999 ile Ekim 2001’de, psikiyatrik bozukluklar (depresyon) nedeniyle ve  
kendi isteği üzerine, sırayla önce iki ay ve daha sonra bir ay süreyle hastalık iznine ayrılmıtır.  
8 Nisan 2003 tarihinde Tarım Bakanlığı, bavuranın, einin de çalımakta olduğu  
anlıurfa’ya atanma talebini reddetmitir.  
Bakanlık, talebi üzerine 7 Temmuz 2004 tarihinde, bavuranı Gaziantep’e tayin etmive  
daha sonra Ekim 2004 tarihinde ei de aynı ehre gelmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kanaatine göre sendika faaliyetleri yüzünden alınan görev yeri değiikliği  
kararının AĐHS’nin 10 ve 11. maddelerinde teminat altına alınan haklarını ihlal ettiğini  
savunmaktadır. AĐHM, bu ikâyeti 11. madde açısından inceleyecektir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, Danıtay’ın 18 Kasım 2002 tarihli kararına düzeltme itirazında bulunması  
gerekirken bavuranın bunu yapmadığını ileri sürmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
savunmaktadır. Hükümete göre, bavuranın doğrudan ulaabileceği bu itiraz yolu,  
uygulamadaki idari ilemler içerisinde her zaman kullanılan bir hukuk yolunu  
oluturmaktadır.  
3
AĐHM, Türk hukuk sisteminde bu itiraz yolunun, kendi hatası dolayısıyla itiraz edilen  
kararın mahkemeler tarafından tekrar gözden geçirilmesini sağlamak amacını taıdığını not  
etmektedir. Aslında, sözkonusu mahkeme yeni bir unsur olmaksızın sadece tarafların itirazı  
üzerine aynı davayı ikinci kez incelemektedir. AĐHM, belirli bir iç hukuk yolunun ilgili  
bavuranın dile getirdiği ikâyeti düzeltecek etkili bir yöntem sunup sunmadığını her durum  
için ayrı ayrı değerlendirmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tekin davası  
(karar), no 41556/98, 2 Temmuz 2002).  
Mevcut davada AĐHM, Danıtay’ın bavuranın itirazını kendi yerleik içtihadına  
dayanarak reddettiğini kaydetmektedir. AĐHM, mevcut dava koullarında, bavuranın aynı  
mahkemede aynı argümanları dile getirmek suretiyle özünde aynı amaca yönelik baka hukuk  
yollarını kullanmamakla suçlanamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk  
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, bavuranın sendikal faaliyetlerinin dıındaki faaliyetleri dolayısıyla, özellikle  
yönetim düzenini korumak amacıyla baka yere tayin edildiğini belirtmektedir. Hükümet,  
baka bir ehre ya da baka bir ie tayin edilme söz konusu olduğunda, AĐHS’nin 11.  
maddesinin bir sendika üyesi olan memurlara sendika üyesi olmayan memurlara nazaran daha  
büyük bir dokunulmazlık ya da daha avantajlı bir durum sunmadığını eklemektedir. Son  
olarak Hükümete göre, bavuranın baka bir ehre tayin edilmesi sendikal faaliyetlerine bir  
engel oluturmamaktadır, zira tayin edildiği ehirde de bu faaliyetlerine devam edebilirdi.  
Bavuran, bu argümanlara karı çıkmakta ve üyesi olduğu sendikanın kararı üzerine bir  
eylem balattığı için baka bir ehre tayin edildiğini ileri sürmektedir. Bavurana göre, bu  
sendikal faaliyet barıçıl bir eylemdi ve yönetim düzenini bozacak bir nitelik taımamaktaydı.  
Bavuran ayrıca, ceza mahkemelerinin isnad edilen suçlardan dolayı hakkında beraat kararı  
aldığını hatırlatmakta, ama idarenin tayin kararına bir bahane olarak bu suçlamaları  
kullanğını ileri sürmektedir. Son olarak, bavuran tayin edildiği ehirde sendikal  
faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını, zira orada üye olduğu sendikanın ubesi  
bulunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM, her eyden önce ihtilaflı müdahalenin 5442 sayılı Đller Đdaresi Kanunu’nun 11 (c)  
maddesinde öngörüldüğüne ve 11. maddenin ikinci paragrafında dile getirilen amaçlardan  
birine, yani kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğuna tarafların herhangi bir itirazı  
olmadığını gözlemlemektedir.  
Böylesi bir önlemin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ile ilgili olarak ise  
AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin 1. paragrafının, sendikal özgürlüğü dernek kurma  
hürriyetinin özel bir ekli veya görünümü olarak sunduğunu; sözkonusu maddenin sendika  
üyelerine Devlet tarafından uygulanması öngörülen belirli bir muameleyi ve özellikle sendika  
üyelerinin yerlerinin değitirilmemesi hakkını garanti altına almadığını hatırlatmaktadır  
(Türkiye aleyhine Akat davası, no 45050/98, prg. 38, 20 Eylül 2005, ve Belçika aleyhine  
Belçika Ulusal Polis Sendikası davası, 27 Ekim 1975, prg. 38, seri A no 19).  
4
AĐHM, bireysel bavurudan ileri gelen bir davada, genel koulları unutmadan, mümkün  
olduğu kadar, kendisine bavurusu yapılan somut duruma ilikin olarak ortaya çıkan  
problemleri incelemekle yetinmesi gerektiğinin altını çizmektedir (bakınız, diğerleri  
arasından, Đtalya aleyhine Guzzardi davası, 6 Kasım 1980, prg. 88, seri A no 39, ve Birleik  
Krallık aleyhine Young, James ve Webster davası, 13 Ağustos 1981, prg. 53, seri A no 44). Bu  
nedenle, mevcut davada, yer değitirme kararının mevcut haliyle yerindeliğini değerlendirmek  
AĐHM’nin görevi değildir. AĐHM’nin amacı, böyle bir kararın, bavuranın AĐHS’nin 11.  
maddesi bakımından sendikal faaliyetler yürütme hakkı üzerindeki sonuçlarını incelemektir  
(Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02, prg. 28, 14 Kasım 2006).  
Mevcut davada AĐHM, ilk olarak, bavuranın üyesi olduğu sendikanın yönetim kurulunun  
7 Aralık 1998 tarihinde aldığı kararda, üyelerini özellikle çalıma artlarına itiraz etmek  
amacıyla eylem yapmaya çağırdığını kaydetmektedir. AĐHM, ikinci olarak, valiliğin bu  
eylemin yasadıı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taıdığına kanaat getirerek,  
ilgili bakanlıktan servisteki diğer çalıanlara da örnek olması açısından bavuranın  
cezalandırılarak baka bir bölgeye tayin edilmesini talep ettiğini ve bakanlığın da bu talebe  
olumlu yanıt verdiğini gözlemlemektedir. AĐHM, üçüncü olarak, sendikanın sözkonusu  
eyleminin yasadıı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taıdığı yönündeki  
suçlamaların ceza mahkemeleri tarafından kesin olarak reddedildiğini not etmektedir. Oysa,  
idarenin bavuran hakkında tamamen bu suçlamalara dayanarak aldığı tayin kararı, ceza  
mahkemelerinin beraat kararı vermesinden sonra davaya bakan idare mahkemelerince de  
düzeltilmemitir.  
Bu nedenle AĐHM, bavuranın ihtilaflı kararın sendikal faaliyetler çerçevesinde yürütülen  
bir eyleme katıldığı için cezalandırıldığı yönündeki tezini yeterince ve ikna edici bir ekilde  
desteklediği kanaatine varmaktadır. Bavuranın statüsünün, ilke olarak, kamu hizmetinin  
gereksinimleri doğrultusunda, baka bir göreve yada baka bir ehre gönderilme imkanını  
öngörmesi birey değitirmez, zira idare bu tayini kamu hizmetinin iyi yönetilmesi gibi meru  
bir amaçla değil, AĐHS’nin 11. maddesinde yasaklanan farklı bir hedefe ulamak için  
gerçekletirmitir (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02,  
prg. 30, 14 Kasım 2006 ; bakınız, karı yönde, Akat, ilgili bölüm, prg. 42, Türkiye aleyhine  
Bulğa ve diğerleri davası, no 43974/98, prg. 73, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine ErtaAydın  
ve diğerleri davası, no 43672/98, prg. 51, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine Kazım Ünlü davası,  
no 31918/02, prg. 30, 6 Mart 2007, ve Türkiye aleyhine Ademyılmaz ve diğerleri davası, no  
41496/98, 41499/98, 41501/98, 41502/98, 41959/98, 41602/98 ve 43606/98, prg. 41, 21 Mart  
2006). AĐHM, buradan yola çıkarak bavuranın tayin kararının demokratik bir toplumda  
gerekli olmadığı ve dernek kurma özgürlüğüne aykırılık tekil ettiği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 8. maddesinin iki yönden ihlal edildiğini iddia etmektedir. Đlk olarak,  
bavuran baka ehre tayin edilmesi dolayısıyla ei ve çocuklarından uzakta yaamak zorunda  
kaldığından ikâyetçi olmakta, ikinci olarak ise bu durumun sağğının bozulmasına neden  
olduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, ikâyetin ilk yönüyle ilgili olarak, bavuranın ailesiyle tekrar birlikte yaamasına  
bir engel bulunmadığını savunmaktadır. Öte yandan Hükümete göre, iin mahiyetine ve  
personel eksikliğini giderme ihtiyacına bağlı olarak tayinlerin sık sık gerekli olduğu bir kamu  
5
hizmetinde çalımayı kabul eden bavuran, bir gün kendisinin de tayin edilebileceğini  
biliyordu. ikâyetin ikinci bölümüyle ilgili olarak ise Hükümet, bavuranın baka bir ehre  
tayininin sağlık durumunu doğrudan bozan yegâne faktör olduğunu gösteren herhangi bir  
unsur bulunmadığı kanaatini taımaktadır.  
ikâyetin birinci bölümüyle ilgili olarak AĐHM, daha önce de bunun sözkonusu tayinlerin  
ikincil bir etkisi olduğuna hükmederek, bu tür ikâyetleri reddettiğini hatırlatmaktadır  
(bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Turan davası (karar), no 20868/02, 14 Haziran 2005, ve  
Türkiye aleyhine Yıldız davası (karar), no 39277/02, 13 Aralık 2005). AĐHM, mevcut davada  
farklı bir sonuca varmayı gerektiren herhangi bir neden görememektedir.  
8. maddeye dayalı olarak dile getirilen ikâyetin ikinci bölümüne ilikin AĐHM,  
bavuranın, sağlık durumunun bozulması ile ilgili baka ehre tayini arasındaki illiyet bağının  
mevcudiyetini gösteremediği kanaatine varmaktadır.  
Bunun sonucunda, AĐHS’nin 8. maddesine dayalı olarak dile getirilen ikâyetler açıkça  
dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca  
reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, son olarak, kürt kökenli olduğu için baka ehre tayin edildiğinden ikâyetçi  
olmakta ve bu bağlamda AĐHS’nin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Elindeki tüm unsurları dikkate alan AĐHM, bu ikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu  
ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi  
gerektiği kanaatine varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Soysal ve diğerleri  
dava, no 54461/00, 54579/00 ve 55922/00, prg. 47, 15 ubat 2007).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat kapsamında 30 000 Euro talep etmektedir. Bavuran ayrıca,  
maddi zarar karılığı olarak 30 000 Euro talep etmekte ve bu talebin ayrıntılarını aağıdaki  
gibi hesaplamaktadır: tayin edildiği yer olan Aksaray’da ödenen kiraların karılığı olarak  
12 000 Euro ve tayin edildiği ehir ile ailesinin yaadığı ehir arasında gidip gelmeler için  
yapılan masrafların karılığında 18 000 Euro.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
Maddi tazminatla ilgili olarak AĐHM, bavuranın bu bağlamda dile getirdiği talebin yeteri  
kadar desteklenmediğini tespit etmekte ve bu talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak ise AĐHM, bavuranın baka ehre tayin edilmesinin  
sendikal faaliyetlerinde aksamalara neden olduğunu ve bunun sıkıntı yaratabileceğini kabul  
etmektedir. AĐHM, bu bağlamda bavurana 2 500 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun  
olacağına hükmetmektedir.  
6
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, herhangi bir kanıt belgesi sunmadan AĐHM önünde görülen yargılama  
masraf ve giderleri için 5 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu tutara itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, hiçbir kanıt belgesinin  
sunulmamasını dikkate alan AĐHM, yargılama masraf ve giderleriyle ilgili talebi  
reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini kaydetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun AĐHS’nin 11. maddesi hakkındaki ikayetine ilikin bölümünün  
kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 2.500 (iki bin  
beyüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 2 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7