C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
MÜSLÜM ÖZBEY- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:50087/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Aralık 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (50087/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan Müslüm Özbey’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 30  
Haziran 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence  
altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından K. Soypak tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Müslüm Özbey isimli bavuran, 1955 doğumlu Türk vatandaı olup Đstanbul’da  
ikamet etmektedir. Bavuran gazetecidir.  
Olayların meydana geldiği dönemde bavuran Maya, Enternasyonalist Devrimci  
Gazete’nin sorumlu yazı ileri müdürüdür.  
1997 yılının Eylül ayında sözkonusu gazetenin on beinci sayısında dört makale  
yayınlanmıtır. Yayınlanan makalelerin isimleri sırasıyla öyledir; “Barıtreni ve kirli sava”,  
Paralı eğitime hayır, Parasız bilimsel demokratik eğitim”, “Toprak reformu ve Köykent  
projesi, bir saldırı da kır yoksullarına”, “DAP-SEN üzerine düünceler”.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 19 Eylül 1997  
tarihli bir iddianameyle, Devlet’in bölünmez toprak bütünlüğüne karı basın yoluyla ayrılıkçı  
propaganda yaptığı gerekçesiyle bavuranın 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 8 §§ 1  
ve 2. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmitir. Bununla ilgili olarak Cumhuriyet  
Savcısı sözkonusu makalelerin ilgili bölümlerine atıfta bulunmutur.  
Bavuran, DGM önünde aleyhinde yapılan suçlamaları reddetmitir. Bavuran,  
kanunda öngörüldüğü gibi bir propaganda amacı gütmediğini ya da suç sayılmalarını  
gerektirecek hiçbir neden bulunmadığına kanaat getirerek, kendisine posta yolu ile ulaan ve  
imzasız olan bu makalelerin yayınlanmasına izin verdiğini ifade etmitir. Bavuran ayrıca bu  
makalelerin yayınlanmasının ifade özgürlüğü alanına girdiğini belirtmitir.  
Aralarından bir tanesinin asker kökenli olduğu üç hakimden oluan DGM, 27 Mayıs  
1998 tarihli bir kararla bavuranın ayrılıkçı propaganda yaptığına kanaat getirmive  
bavuranı bir yıl dört ay hapis ve 3.600.000.000 Türk Lirası (yaklaık 12.000 Euro) ağır para  
cezasına mahkum etmitir. Mahkeme ayrıca, derginin bir ay süreyle geçici olarak  
kapatılmasına karar vermitir. Bavuranın, dava konusu makalelerin kimlere ait olduğunun  
belirtildiği “aidiyet belgesini” sunmamıolmasından dolayı esasa bakan hakimler, bavuranı  
sözkonusu makalelerin sahibi sıfatı ile 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16 § 2. maddesi  
uyarınca mahkum etmitir.  
DGM kararında ayrıca dava konusu makalelerde Türkiye topraklarının bir kısmının  
Kürdistan ismi ile anıldığını, bu topraklar üzerinde yaayan insanların Kürt milletinin bir  
kısmını tekil ettiğinin, Türkiye Cumhuriyeti tarafından bağımsızlıkları için mücadele eden  
Kürt milletine karı haksız bir savabalattığının ve milletvekillerinin bu savaa destek  
verdiklerinin iddia edildiğini tespit etmitir. DGM, dava konusu makaleleri yayınlayarak  
2
bavuranın, kasıtlı olarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve Türk ulusunun birliğini  
zedelemeye yönelik propagandayı yaydığına kanaat getirmitir.  
Yargıtay, 26 Nisan 1999 tarihli bir kararla bavuranın temyiz talebini reddetmitir.  
Đstanbul DGM, 18 Ekim 1999 tarihli bir kararla ve 28 Ağustos 1999 tarihli ve 4454  
sayılı Basın Affı’na uygun olarak bavurana verilen hapis ve para cezası ertelenmitir. Bu  
karara göre, bavuran 28 Ağustos 2002 tarihine kadar suçu tekrarlamaz ise, mahkumiyet  
cezası geçersiz sayılacaktır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran mahkum edilmesinin, AĐHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade  
özgürğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, bavuranın ulusal mahkemeler önünde ikayetini 10. madde bakımından  
dile getirmediğini belirtmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmemiolmasından dolayı bu  
ikayetin kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.  
AĐHM, bavuranın AĐHM önünde dile getirmeyi düündüğü ikayetleri, en azından  
özü itibariyle ve iç hukukta öngörülen koul ve sürede ulusal mahkemeler önünde dile  
getirmesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun yerine getirildiğini  
hatırlatmaktadır (Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95). AĐHM bavuranın DGM önünde  
ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini açık bir ekilde ifade ettiğini not etmektedir. Bu  
nedenle Hükümet’in bu konu ile ilgili olarak dile getirdiği itirazının reddedilmesi uygun  
olacaktır.  
Hükümet ayrıca bavuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca artık mağdur sıfatının  
bulunmadığını ifade etmektedir zira bavurana verilen cezalar 4454 sayılı Basın Affı uyarınca  
ertelenmitir.  
AĐHM bu sorunun, 10. madde bakımından dile getirilen ikayetle esas bakımından  
ilgili olduğu kanaatindedir. AĐHM, bu ikayeti aynı zamanda 10. maddenin özü itibariyle  
inceleyecektir.  
B. Esas hakkında  
AĐHM dava konusu mahkumiyet kararının, Sözleme’nin 10 § 1. maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale tekil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını not etmektedir. Bununla birlikte, müdahalenin AĐHS’nin  
10 § 2 maddesi uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi  
meru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıtır (Bkz. Yağmurdereli-  
Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AĐHM bu tespite katılmaktadır. Bu durumda  
anlamazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna  
dayanmaktadır.  
3
Hükümet, dava konusu makaleler halkı kine ve dümanlığa sevk ettiğinden, Türk  
toplumu içerisinde yer alan çeitli guruplar arasında dümanlığa neden olduğundan ve  
özellikle de Türkiye’nin güneydoğusunda hüküm süren durum nedeniyle bavuranın  
mahkumiyetinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, geçmite mevcut davada olduğu gibi birçok davada ortaya çıkan benzer  
sorunları irdelemive AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıtır (Bkz.  
Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, Đbrahim Aksoy-  
Türkiye, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95,  
2 Ekim 2003).  
AĐHM, içtihat kararları ıığında mevcut davayı incelemive Hükümet’in, sözkonusu  
davayı farklı bir sonuca ulatıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmitir.  
AĐHM, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları dönemdeki özel bağlama önem  
vermitir. Bu nedenle, incelemesine sunulan davanın koullarını ve özellikle terörle  
mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmutur (Bkz. Đbrahim Aksoy, 9 Haziran 1998  
tarihli Incal-Türkiye kararı, Derleme Kararlar ve Hükümler).  
Dava konusu makalelerde Devlet’in Kürt sorunu ile ilgili politikası ağır bir ekilde  
eletirilmitir.  
AĐHM, DGM’nin dava konusu makalelerin Türkiye’nin toprak bütünlüğünü  
parçalamaya yönelik ayrılıkçı ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.  
Ulusal Mahkemelerin karar gerekçelerini inceleyen AĐHM, bu gerekçelerin bavuranın  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı çıkarmak için balı balına yeterli  
olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94,  
8 Temmuz 1999 tarihli karar). Bununla ilgili olarak AĐHM’nin gözünde, her ne kadar dava  
konusu makaleler saldırı niteliğinde olsa da, iddete bavurulmasını, silahlı direnii, isyanı  
tevik etmemive halkı kine tevik etmemitir ve bu durum AĐHM’nin gözünde dikkate  
alınması gereken temel unsurdur (Bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve  
Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).  
AĐHM, müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğinde bavurana  
verilen cezaların cinsi ve süresinin de değerlendirmeye alınması gereken unsurlar olduğunu  
tespit etmektedir.  
AĐHM, DGM tarafından bavurana verilen cezaların ertelenmesi hususunu belirten  
Hükümet’in görüüne katılmamaktadır. AĐHM, müdahalelerin orantılı olup olmadığı yönünde  
bir değerlendirme yapıldığında müdahale tekil eden tedbirlerin azaltılması hususunun  
değerlendirmeye alınması gereken unsurlardan biri olduğu hususunu kabul etmektedir. Fakat  
bavuran lehine alınacak olan bir karar veya tedbir ancak, ulusal mahkemelerin AĐHS’nin  
ihlal edildiğini tespit etmeleri ve ihlali telafi etmeleri durumunda bavuranın “mağdur” sıfatını  
prensip olarak ortadan kaldırmaktadır (Bkz., diğerler arasında, mutatis mutandis, Erdoğdu-  
Türkiye, no: 25723/94, ve Öztürk).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın, aleyhinde verilen cezanın ertelenmesinin  
öngörüldüğü kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl boyunca, sorumlu yazı ileri  
müdürü sıfatıyla baka bir suç ilememesi halinde bu ertelemeden faydalanabileceğini not  
4
etmektedir; aksi durumda ise hiç kukusuz ilgili kiinin ertelenen cezalardan ayrı olarak baka  
bir ceza daha alma tehlikesi mevcut idi.  
AĐHM’ye göre, benzer bir durum bavuranın mesleğinin sansür edilmesine neden  
olacak bir yasaklamayı andırmaktadır. Bu yasaklama, Müslüm Özbey’e Devlet’in çıkarları ile  
ters düğüne kanaat getirilebilecek her türlü yazıyı yayınlamama gibi bir zorunluluk  
getirdiğinden makul bir yasaklama olmamaktadır. Bu alanda hiçbir kesinlik bulunmamaktadır,  
dolaylı olarak bavurana getirilen kısıtlama, kamuoyu tarafından tartıılan Kürt sorunu ile  
ilgili olarak kamuya tezlerini açıklamasına büyük ölçüde sınırlama getirmektedir. Oysa ki  
yalnızca bu türden genel kabul görmü, olumlu karılanan, zararsız ya da önemsiz  
üncelerin açıklanmasını, basın ifade özgürlüğüne getirilen bir sınırlama ile bu ekilde  
sınırlandırmak aırılık tekil etmektedir (Bkz. aynı zamanda, mutatis mutandis, Hertel-Đsviçre,  
25 Ağustos 1998 tarihli karar).  
Yukarıda yer alan bilgiler ıığında dava konusu tedbirin “demokratik bir toplumda  
gerekli olmadığı” sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle AĐHM Hükümet’in mağdur sıfatı ile ilgili  
dile getirdiği itirazın reddedilmesine ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun  
olduğunu iddia etmekte ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet, bavuran tarafından 6. maddeye ilikin olarak dile getirilen ikayetin ulusal  
mahkemeler önünde dile getirilmemiolması sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini  
belirtmektedir.  
Hükümet ayrıca bu ikayetle ilgili olarak, altı aylık sürenin kararın DGM tarafından  
verildiği tarihten itibaren ilemeye balaması gerektiğinden, AĐHS’nin 35. maddesinde  
öngörülen altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ifade etmektedir.  
AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen ön itirazları benzer davalarda daha önce  
inceleyip reddettiğini hatırlatmaktadır (Bkz., Vural-Türkiye, no: 56007/00, 21 Aralık 2004,  
Çolak-Türkiye (No:1), no: 52898/99, 15 Temmuz 2004, ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, 6  
ubat 2003). AĐHM, mevcut davada daha önce gördüğü davalarda ulağı sonuçtan farklı bir  
sonuca ulamasını gerektirecek özel bir neden bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
AĐHM ayrıca baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM, daha önce buna benzer ikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz.  
örneğin, Özdemir-Türkiye kararı).  
5
AĐHM mevcut davayı incelemive Hükümet’in davayı farklı ekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM, Terörle Mücadele Kanunu ile  
öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan bavuranın, aralarında  
asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endie duymasının  
anlaılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıığında yönlendirilmesinden haklı olarak kaygı  
duymaktadır. Bu nedenle bavuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı  
yönündeki üphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye kararı).  
AĐHM, bavuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AĐHS’nin  
6 § 1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taımadığı sonucuna  
varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran manevi tazminat olarak 20.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet talep edilen miktarın aırı olduğunu belirtmekte ve itiraz etmektedir.  
AĐHM, mevcut dava koulları nedeniyle ilgilinin bir takım sıkıntılar yaamıꢀ  
olabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHM manevi tazminat olarak bavurana 2.000 Euro  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
AĐHM’ye göre, bir kii mevcut davada olduğu gibi AĐHS’nin gerekli kıldığı tarafsızlık  
ve bağımsızlık koullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,  
ilgilinin isteği üzerine yeni bir davanın açılması ya da yeniden yargılanması, tespit edilen  
ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yolu tekil etmektedir (Öcalan-Türkiye, no:  
46221/99).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran aynı zamanda AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 6.620 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet özellikle de belgelerde desteklenmediğinden dolayı bu iddialara karı  
çıkmaktadır.  
AĐHM, dosyada yer alan unsurları dikkate alarak avukatlık ücreti olarak bavuran  
tarafından talep edilen rakamın aırı olduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM bavurana  
mahkeme önünde yapılan masraf ve harcamalar için 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğuna  
kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
6
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, her  
türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi  
tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin), masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin  
beyüz) ödenmesine:  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faizi uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7