COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
MUSTAFA AÇIKGÖZ/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 34588/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Mustafa Açıkgöz’ün (“başvuran”), 31 Temmuz 2003  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
başvurudur (başvuru no. 34588/03).  
Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından E. Sansal tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
Başvuran, 1958 doğumludur ve Ankara’da yaşamaktadır.  
Başvuran, Türkiye’de kayıtlı bir inşaat şirketi olan Mustafa Açıkgöz İnşaat Limited  
Şirketi’nin sahibi ve yöneticisidir.  
26 Nisan 1993’te S.K. ve F.Ö.’ye ait olan ve Beypazarı’nda bulunan arsa üzerine  
dairelerden ve dükkanlardan oluşan bir bina inşa etmek üzere bu kişilerle bir sözleşme  
yapmıştır. Arsanın sahipleri mülkiyetini başvurana ve başvuran da inşaat tamamlandığında,  
altı dairenin mülkiyetini S.K. ve F.Ö.’ye devredecekti. Sözleşmeye göre, S.K. ve F.Ö., ikisi  
iyi güneş alan üçer daireye sahip olacaktı.  
7 Mart 1994’te S.K., binayı inşa ettiğini ancak dairelerin mülkiyetini kendisine  
devretmediğini ileri sürerek Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başvuran aleyhinde  
dava açmıştır. S.K., 8, 15 ve 18 no’lu dairelerin, kendi adına kaydedilmesini talep etmiştir.  
8 Nisan 1994 ve 1 Mayıs 1997 tarihleri arasında yirmi sekiz duruşma yapılmıştır. Bu  
süre boyunca mahkemeye, dairelerin dağılımı ve binanın bölümleri ya da dairelerin  
aydınlanması hususunda beş bilirkişi raporu sunulmuştur.  
1 Mayıs 1997’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, S.K.’nın talebini kabul  
etmiştir.  
3 Aralık 1997’de Yargıtay, birinci derece mahkemesinin, başvuran ve S.K. arasında  
yapılan sözleşmenin hükümlerini doğru olarak değerlendirmediği ve bu nedenle, yanlış  
daireleri numaralandırdığı sonucuna vararak 1 Mayıs 1997 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay,  
sözleşme kapsamındaki “iyi güneş alan” ifadesinin, binanın güney cephesindeki daireler  
şeklinde yorumlanması gerektiği kanısına varmıştır.  
Başvuran, Yargıtay kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.  
18 Mayıs 1998’de gözden geçirme talebi reddedilmiştir.  
Dava dosyası, müteakiben birinci derece mahkemesine geri gönderilmiştir.  
18 Mayıs 1998 ve 24 Eylül 1998 tarihleri arasında iki duruşma yapılmıştır.  
18 Eylül 1998’de mahkemeye, daha iyi güneş alan dairelerin numaralarının, 11, 14, 17  
ve 20 olduğunu gösteren bir bilirkişi raporu sunulmuştur.  
24 Eylül 1998’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, yüzölçümleri aynı olan 5, 6 ve  
8 no’lu dairelerin yanı sıra 17 ve 20 no’lu dairelerin S.K. adına tapuya tescil edilmesi  
gerektiğine karar vermiştir.  
7 Nisan 1999’da Yargıtay, birinci derece mahkemesinin kararını bir kez daha  
bozmuştur. Başvuranın, sözkonusu karar sonucu haksız bir zarara uğradığı sonucuna  
varmıştır.  
Davacı, Yargıtay’ın kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.  
2 Aralık 1999’da gözden geçirme talebi reddedilmiştir.  
Dava dosyası, müteakiben birinci derece mahkemesine geri gönderilmiştir.  
2 Aralık 1999 ve 9 Ekim 2000 tarihleri arasında altı duruşma yapılmıştır.  
26 Mayıs 2000’de mahkemeye, bir bilirkişi raporu sunulmuştur.  
9 Ekim 2000’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, toplam yüzeyi, 5, 6 ve 8 no’lu  
dairelerin toplam yüzeyinden daha az olan 1, 3, 5 ve 6 no’lu daireler ile 17 ve 20 no’lu  
dairelerin S.K. adına tapuya tescil edilmelerine karar vermiştir.  
30 Nisan 2001’de Yargıtay, 9 Ekim 2000 tarihli kararı onaylamıştır.  
Başvuran, Yargıtay kararının gözden geçirilmesini talep etmiştir.  
8 Ekim 2001’de Yargıtay, başvuranın talebini kabul etmiş, 30 Nisan 2001 tarihli kararı  
iptal etmiş ve 9 Ekim 2000 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay, birinci derece mahkemesinin,  
bilirkişilerden rapor hazırlamalarını ve dairelerin dağılımı ile binanın bölünmesine ilişkin  
öneri sunmalarını istediğini ve bilirkişilerin, 26 Mayıs 2000’de yedi öneri içeren bir rapor  
sunduklarını kaydetmiştir. Mahkemenin, başvurana sözkonusu önerilere ilişkin tercihini  
ıklama fırsatı vermediğini gözlemlemiştir. Mahkeme, bunun yerine, resen başvuranı  
olumsuz yönde etkileyen ilk öneriyi tercih etmiştir. Dava dosyası, müteakiben birinci derece  
mahkemesine geri gönderilmiştir.  
8 Ekim 2001 ve 8 Temmuz 2002 tarihleri arasında dört duruşma yapılmıştır.  
Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Mart 2002 tarihli duruşmada başvuranın,  
tercih ettiği bilirkişi önerisini açıklamasını istemiş, ancak başvuran belirlenen süre içerisinde  
cevap vermemiştir.  
8 Temmuz 2002’de Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi, kararını vermiş ve 17 ve 20  
no’lu dairelerle birlikte 2, 3, 4 ve 5 no’lu dairelerin S.K. adına tapuya kaydedilmelerine karar  
vermiştir.  
Yargıtay, 21 Nisan 2003’te 8 Temmuz 2002 tarihli kararı onaylamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamında hukuki yargılama süresinin “makul  
süre” gereğine uymadığından şikayetçi olmuştur.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, yargılama süresinin makul süre gereğine uygun olduğunu kaydetmiştir.  
Başvuranın davasının karmaşık olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, yargılama süresince  
uzlaşmayı reddettikleri için tarafların tutumlarının, yargılama süresinin uzamasına yol açtığını  
belirtmiştir.  
Başvuran, iddialarını yinelemiştir.  
Göz önüne alınması gereken süre, 7 Mart 1994’te başlamış ve Yargıtay’ın, Beypazarı  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin son kararını onayladığı 21 Nisan 2003’te sona ermiştir. Bu  
nedenle, dava dosyasının birkaç kez yeniden incelendiği üç aşamalı yargılamada dokuz yıl bir  
ay sürmüştür.  
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşulları ışığında  
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumları ve ihtilafta yer alan  
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi kriterler göz önüne alınarak değerlendirilmesi  
gerektiğini yineler (bkz., Frylender/Fransa [BD], no. 30979/96, paragraf 43, AİHM 2000-  
VII).  
AİHM, başvuran ve S.K. arasında sözleşmenin yorumlanması hususunun karmaşık  
olmadığı kanısındadır.  
AİHM, başvuranın kendi tutumu ile – mahkemeye, tercih ettiği bilirkişi önerisini  
belirlenen süre içerisinde bildirmemesi – yargılamanın uzamasına yol açmış olsa da, bunun  
davanın toplamda bu kadar uzun sürmesini açıklamaya yetmediğini gözlemler (bkz.  
Türkoğlu/Türkiye, no. 58922/00, 38. paragraf, 8 Ağustos 2006).  
AİHM, yetkili makamların tutumlarına ilişkin olarak, Yargıtay yedi karar verirken,  
Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dört karar verdiğini gözlemler. Toplamda, dokuz  
yılda on bir karar verilmiştir. Gecikme esas olarak davanın yeniden incelenmesinden  
kaynaklanmıştır. Genellikle birinci derece mahkemelerinin yaptığı hatalar sonucu, dava  
dosyalarının, incelenmek üzere geri gönderilmesi öngörülür. Tek dava dahilinde bu kadar çok  
iade kararının alınması ise, hukuki sistemin işleyişindeki yetersizliği ortaya koyar (bkz.,  
mutatis mutandis, Wierciszewska/Polonya, no. 41431/98, 46. paragraf, 25 Kasım 2003).  
AİHM, yukarıda kaydedilenlere ilişkin olarak, mevcut davada yargılama süresinin  
aşırı olduğu ve “makul süre” gereğine uymadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından güvence altına alınan mülkiyet  
hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  
Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu dairelerin sahibi olmadığını ileri sürmüştür. Bu  
hususta, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulanamayacağını iddia etmiştir.  
AİHM, şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle,  
kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.  
Ancak AİHM, 6/1 madde bağlamında vardığı sonuca ilişkin olarak, mevcut davada, 1  
no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olmadığı  
kanısındadır (bkz. Öztunç/Türkiye, no. 74039/01, 32. paragraf, 27 Mart 2007 ve  
Zanghì/İtalya, 19 Şubat 1991, 23. paragraf, A Serisi no. 194-C).  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 3,000,000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı  
kanısında olan AİHM, talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, başvurana manevi  
tazminat olarak 3,600 EUR ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için talepte bulunmamıştır.  
Bu nedenle AİHM, sözkonusu başlık altında tazminat ödenmesini gerekli  
görmemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli  
olmadığına;  
4. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümet’in ulusal para birimine  
çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 2,400 EUR (iki  
bin dört yüz Euro) ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.