COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
MUSTAFA TÜRKOĞLU – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 58922/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Ağustos 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaı olan Mustafa Türkoğlu  
tarafından, 23 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan bavurudan  
(no. 58922/00) kaynaklanmaktadır.  
Bavuran, Ankara Barosu’na bağlı avukat Z. Açıoğlu tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1978 doğumludur ve Van’da ikamet etmektedir.  
16 Ocak 1993 tarihinde, bavuran, bir otelin inaat alanında çalıırken yaralanmıtır.  
A. Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilemler  
18 Mayıs 1994 tarihinde, Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi (“ceza mahkemesi”)  
Cumhuriyet Basavcısı, iveren ve ustabaı olan A.B. ve A.T. hakkında bir iddianame  
sunmutur.  
28 Haziran 1995 tarihinde, bavuran, Ceza Mahkemesi’ne bir dilekçe sunmuve  
müdahil ikayetçi olarak ilemlere müdahale etme talebinde bulunmutur. Ceza Mahkemesi  
talebini kabul etmitir.  
11 Mart 1996 ve 25 Kasım 1996 tarihlerinde, Ceza Mahkemesi tarafından  
görevlendirilen uzmanlar raporlarını sunmulardır. Raporlarında, A.B. ve E.C.’nin kazadan  
sırasıyla %25 ve %75 oranında sorumlu olduklarını ifade etmilerdir.  
25 Kasım 1996 ve 25 Mayıs 1999 tarihleri arasında, Ceza Mahkemesi muhtelif  
makamlar tarafından sunulan belgeleri incelemitir.  
25 Mayıs 1999 tarihinde, Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 459 § 2. maddesi  
uyarınca, bavuranın yaralanmasıyla sonuçlanan kazayı önlemek yönünde gerekli önlemleri  
almadıkları gerekçesiyle iveren ve ustabaını mahkum etmitir. Ceza Mahkemesi, onları üç  
ay hapis cezasına mahkum etmitir. Bu ceza para cezasına çevrilmitir. Böylece, E.T.,  
375.000 Türk Lirası (yaklaık 1 Euro) ve A.B., 123.333 Türk Lirası (yaklaık 0.28 Euro) para  
cezasına çarptırılmıtır. Karar 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinlemitir.  
B. Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki ilemler  
12 Nisan 1995 tarihinde, bavuran, Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (“ilk  
derece mahkemesi”) inaat irketi hakkında tazminat davası açmıtır.  
21 Kasım 1995 tarihinde, bavuran, ilk derece mahkemesinden, Ceza Mahkemesi’nde  
iveren ve ustabaı hakkında devam etmekte olan cezai ilemlerin sonucunu beklemesini talep  
etmitir. Mahkeme, cezai ilemlerdeki dava dosyasını istemitir.  
1
8 Ekim 1996 tarihinde, ilk derece mahkemesi, cezai ilemlerin sonucunu bekleme  
kararı almıtır.  
26 ubat 1998 tarihinde, bavuran, ilk derece mahkemesinde inaat irketi ve inaatın  
gerçekletiği otel hakkında ek tazminat davası açmıtır.  
Belirli olmayan bir tarihte, ilk derece mahkemesi iki davayı birletirmitir.  
Bu esnada, 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinleen bir karar ile Ceza Mahkemesi,  
iveren ve ustabaını mahkum etmitir.  
12 Nisan 1995 ve 18 Ekim 2001 tarihleri arasında, ilk derece mahkemesi, yirmi dört  
duruma düzenlemitir. Bu süre zarfında, mahkeme, bavuran hakkında sağlık raporları ve  
çeitli idari makamlardan belgeler talep etmitir. Mahkeme uzman raporlarını incelemive iki  
tanığın ifadelerini dinlemitir.  
18 Ekim 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, bavurana belirli bir miktar tazminat  
ödenmesine karar vermitir.  
27 Aralık 2001 tarihinde, davalı taraf, ilk derece mahkemesinin kararına karı  
Yargıtay’a bavurmutur.  
25 Mart 2003 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuve davaya  
imahkemelerinin bakması gerektiği kararını vermitir.  
14 Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay, davalı tarafın düzeltme talebini reddetmitir.  
20 Ocak 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi, Đꢀ Mahkemesi sıfatıyla, Yargıtay’ın  
kararına uymuve bavurana tazminat artı yasal oranda faiz ödenmesine karar vermitir.  
26 Ocak 2004 tarihinde, davalı taraf, Yargıtay’a bavurmutur.  
20 Mayıs 2004 tarihinde, davalı tarafın temyiz bavurusu, posta ücretlerini ödememiꢀ  
olması gerekçesiyle reddedilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, hukuk mahkemesindeki ilemlerin süresinin Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre” artıyla uyumamıolduğundan  
ikayetçi olmutur. Sözkonusu madde öyledir:  
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek olan,  
… [bir] mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmitir.  
2
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHM’den, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin 35 § 3. maddesi uyarınca,  
iç hukuk yollarının tüketilmesi artına ve altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle bavuruyu  
kabuledilmez bulmasını talep etmitir. Hükümet, AĐHM’ye bavuru yapıldığı sırada ulusal  
mahkemelerde tazminat davasının sürmekte olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, AĐHS kurumlarının yerleik içtihadı uyarınca, ilemlerin süresine ilikin  
ikayetlerin sözkonusu ilemlerin kesinlemesinden önce kendisine sunulabileceğini  
yinelemektedir (bkz. Todorov – Bulgaristan, no. 39832/98, 6 Kasım 2003). Dolayısıyla,  
Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde bavurunun temelsiz olmadığını  
kaydetmitir. Ayrıca, baka açılardan da kabuledilmez olmadığını kaydetmitir. Dolayısıyla,  
kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B. Esaslar  
AĐHM, dikkate alınacak sürecin 12 Nisan 1995 tarihinde baladığını ve Yargıtay’ın  
temyiz talebini reddettiği tarih olan 20 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir.  
Đꢀlemler, davayı iki kere inceleyen üç yargı kademesinde dokuz yıl bir aydan fazla sürmütür.  
Hükümet, ilk derece mahkemesinde yer alan ikinci duruma sırasında, bavuranın,  
ceza mahkemesinde devam etmekte olan ceza davasının sonucunu beklemek maksadıyla  
tazminat davasının durdurulması talebinde bulunduğunu ileri sürmütür. 8 Ekim 1996  
tarihinde, ilk derece mahkemesi ilemleri durdurmutur.  
Ayrıca, Hükümet’in görüüne göre, dava karmaık bir niteliktedir. Hükümet, bu  
bağlamda, 20 Mayıs 2004 tarihine kadar ilk derece mahkemesinin yirmi dört duruma  
düzenlemi, iki tanığın ifadelerini dinlemive idari makamlardan bazı belgeler talep etmiꢀ  
olduğunu belirtmitir. Mahkeme, uzman raporlarını ve bavuranın sağlık raporlarını  
incelemitir.  
Bavuran, ilk derece mahkemesinin, altı yıl altı ay süreyle ceza davasının sonucunu  
beklemesine gerek olmadığını iddia etmitir.  
AĐHM, ilemlerin süresinin makuliyetinin, dava olayları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların tutumu ve tartımada bavuran için neyin  
tehlikede olduğu kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz.,  
diğerlerinin yanı sıra, Yalman ve Diğerleri – Türkiye, no. 36110/97, 3 Haziran 2004).  
AĐHM, bu davadaki konu ile benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AĐHS’nin  
6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. Frydlender – Fransa [BD], no.  
30979/96).  
AĐHM, bavurana ödenecek tazminat miktarının belirlenmesi olan dava konusunun  
karmaık olmadığını değerlendirmitir.  
3
Bavuranın tutumu hususunda, AĐHM, bavuranın, örneğin davanın durdurulmasını  
talep ederek, ilemlerin gecikmesinde bir derece etkili olmuolabileceğini ancak bunun  
ilemlerin toplam süresini haklı çıkaramayacağını gözlemlemitir.  
Yetkililerin tutumu hususunda ise, AĐHM, bavuranın talebi üzerine ilk derece  
mahkemesinin ceza davasının sonucunu beklemek amacıyla tazminat davasını altı yıl altı ay  
süreyle durdurduğunu kaydetmitir. Ceza Mahkemesi, kendisine 11 Mart 1996 ve 25 Kasım  
1996 tarihlerinde sunulan uzman raporlarına dayanarak, kararını 25 Mayıs 1999 tarihinde  
vermitir. Sözkonusu cezai ilemler 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinlemitir.  
Ancak, ilk derece mahkemesi, tazminat miktarını belirlemek amacıyla 18 Ekim 2001  
tarihine kadar beklemitir. AĐHM, Hükümet’in, 6 Temmuz 1999 ve 18 Ekim 2001 tarihleri  
arasında ilk derece mahkemesinin bir ilemde bulunmamasına herhangi bir açıklama  
getirmediğini kaydetmitir. Ceza Mahkemesi’nin 25 Mayıs 1999 tarihli kararında da  
doğruladığı gibi bavuranın uğradığı zarardan iveren ve ustabaı olan A.B. ve E.T. sorumlu  
olduklarına göre, hukuk davasını iki yıl üç aydan daha fazla bir süreliğine ertelemek için bir  
neden yoktur. Her halükarda, Türk yasaları uyarınca, ilk derece mahkemesi, ceza  
mahkemelerinin kararlarına bağlı değildir ve bu nedenle, ilk derece mahkemesinin, ceza  
davasının sonucunu beklemek amacıyla ilemleri bu kadar uzun bir süreliğine durdurmasına  
gerek yoktu.  
Ayrıca, Yargıtay’daki ilemler yaklaık bir yıl dokuz ay sürmütür. AĐHM,  
Yargıtay’ın, yargılama yetkisi uyumazlığı konusunda karar vermesinin on aydan fazla  
sürdüğünü gözlemlemektedir. Đlk derece mahkemesinin davaya Đꢀ Mahkemesi sıfatıyla  
bakmaması gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. AĐHM, bu sürenin de  
haddinden fazla olduğunu ve sorumlusunun yerel makamlar olduğunu değerlendirmitir.  
AĐHM, bu bağlamda, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözlemeci Devletlere, yasal  
sistemlerini, mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği ekilde düzenlemeleri  
görevini yüklediğini yinelemitir. Bu gereklere, davanın makul süre içinde görülmesi  
yükümlülüğü de dahildir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD],  
no. 25444/94).  
AĐHM, bu konuya ilikin içtihadını göz önünde tutarak, sözkonusu davada, ilemlerin  
süresinin haddinden fazla olduğunu ve “makul süre” artına uymadığını değerlendirmitir.  
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“ Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, 20.000 Euro maddi tazminat talep etmitir. Đlk derece mahkemesi tarafından  
4
ödenmesine karar verilen tazminatın 2004 yılından daha önceki bir tarihte ödenmiolduğu  
takdirde enflasyondan doğan maddi zarara uğramamıolacağını iddia etmitir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir. Bavuran tarafından talep edilen miktarın haddinden  
fazla olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir sebep  
sonuç ilikisi görmemektedir. Dolayısıyla, bu balık altında tazminat ödenmemesine karar  
vermitir.  
Bavuran, aynı zamanda, toplam 30.000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet bavuran tarafından talep edilen miktarın haddinden fazla olduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM, bavuranın, ilemlerin süresi dolayısıyla, sıkıntı ve sinir gibi manevi zarara,  
maruz kalmıolduğunu kabul eder ki bu tek baına ihlal tespitiyle yeterli ekilde telafi  
edilemez. Dava olaylarını ve içtihadını gözönünde bulunduran AĐHM, bavurana, bu balık  
altında, 3.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, AĐHM’de yaptığı mahkeme masraflarını gösteren herhangi bir makbuz veya  
fatura sunmamıtır. Uygun miktarın belirlenmesini AĐHM’nin takdirine bırakmıtır.  
Hükümet, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının  
ödenebileceğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, bavuranın ve temsilcisinin, mahkeme  
masraflarını gösteren belgeler sunmadıklarını belirtmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak, zorunlu olarak ve  
gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının  
ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıdaki kriterleri  
gözönünde tutan AĐHM, AĐHM’deki ilemler karılığında 500 Euro tazminat ödenmesine  
karar vermeyi makul değerlendirir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi  
uyarınca kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönütürmek üzere ödemesine:  
(i) 3.500 Euro (üç bin beyüz Euro) manevi tazminat;  
(ii) 500 Euro (beyüz Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 8 Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
T.L. EARLY  
Nicolas BRATZA  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
6