A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın Belediyenin yürütmüꢀ olduğu gayrimenkul projesine katılmasının bu
proje kapsamında yer alan ilgili araziler üzerinde hiçbir surette bir mülkiyet hakkını
oluꢀturmadığını savunmaktadır. Hükümet baꢀvuranın avukatlarının baꢀvuran adına belediye ile
uzlaꢀma sağlayan ve buna göre borçların sıraya konulduğu bir protokole imza attıklarını ifade
etmektedir. Çelikay-Türkiye no: 44576/04, 18 Ekim 2007, Dağdelen ve Durakcan-Türkiye no:
45218/04 ve 9098/05, 18 Ekim 2007 ve Çavdar-Türkiye no: 5816/04, 18 Ekim 2007 kararlarına
atıfta bulunan Hükümet imzalanan protokolün ihtilaf konusunu sona erdirdiğini ve dolayısıyla
AĐHS’nin 31. maddesinin 1 b) bendi uyarınca davanın kayıttan düꢀürülmesi gerektiğini
savunmaktadır.
Baꢀvuran böylesi bir protokole imza attığını yadsımakta ve bu protokolün ona kesin surette
imza atan kimseleri kapsadığını ileri sürmektedir. Baꢀvurana göre bu protokole imza
atmadığından, belediye halen kendisine karꢀı borçlu konumdadır.
AĐHM öncelikle dosyada yer alan unsurlar ıꢀığında, baꢀvuranın belediyenin konut yapımı
iꢀinden vazgeçmesiyle birlikte zarara uğradığını iddia etse de, bu zararın ulusal mahkemeler
tarafından kabul edildiğini ve adı geçene uğradığı zararın giderilmesi bakımından maddi ve
manevi tazminatın ödendiğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranın mezkur taꢀınmazın maliki
olamadığı yönündeki ꢀikayeti dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
AĐHM ulusal yargı kararlarının icrasının gerçekleꢀtirilmediği ꢀikayetine iliꢀkin ise Hükümetin
baꢀvuranın avukatları tarafından imzalanan uzlaꢀma protokolünün bir nüshasını sunduğunu
kaydetmektedir. Bu nedenle, bu protokolün hükümlerine göre yasal temsilcileri aracılığıyla
kendi rızaları ile imza atan alacaklıları bağlamaktadır. Zira, baꢀvuran böylesi bir uzlaꢀmayı
kabul etmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, Hükümetin baꢀvuranın mezkur sürecin
kesin olarak sona erdirilmesi talebine karꢀılık gelecek ꢀekilde bir uzlaꢀma sağlayan protokolün
etkili biçimde gerçekleꢀtirildiğini kanıtlayıcı herhangi bir belge ile ortaya koyamadığını
saptamaktadır. Üstelik baꢀvuran alacaklı olduğu meblağı halen alamadığından ihtilaf
konusunun çözümlendiği söylenememektedir. Hükümetin itirazı bu noktada reddedilmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
AĐHM esas ile ilgili olarak yerleꢀik içtihadından ileri gelen kıstas uyarınca talep edilebilirliği
yeterince ispat edildiği takdirde bir «alacağın» Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi
çerçevesinde bir «mülkü» oluꢀturacağını hatırlatır (Bkz. Stran ve Stratis Andreadis Yunan
Rafinerileri-Yunanistan kararı, 9 Aralık 1994, A serisi no: 301-B, sözü edilen Bourdov-Rusya
kararı no: 59498/00, 7 Mayıs 2002 ve Bourdov-Rusya (no2), no: 33509/04, 15 Ocak 2009).
Bu ilke mevcut baꢀvuruya da uygulanabilmektedir.
AĐHM ayrıca Yüksek Sözleꢀmeye taraf Devlet tarafından bir alacağın ödenmesindeki
gecikmenin ödemenin uygun niteliğini hatırı sayılır ölçüde azalttığını ve bilhassa paranın kimi
ülkelerde değer kaybettiği hususunun baꢀvuranı belirsizlikte bıraktığının altını çizmektedir
(Bkz. Akkuꢀ-Türkiye kararı, 9 Temmuz 1997).
3