CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
NAĐF DEMĐRCĐ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:17367/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Mayıs 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17367/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Naif Demirci’nin (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 ubat 2002  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1956 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
13 Aralık 2001 tarihinde, yasadıı bir örgüt olan PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonlar  
çerçevesinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı bavuran hakkında arama müzekkeresi  
çıkarttır.  
21 Aralık 2001 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları  
tarafından yakalanmıtır. Jandarmaya teslim edilmeden ve gözaltına alınmadan önce bavuran  
muayene edilmive bavuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıtır.  
23 Aralık 2001 tarihinde, jandarma, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’ndan iki  
günlük ek gözaltı süresi talebinde bulunmutur. Talep edilen ek gözaltı izini kabul edilmitir.  
25 Aralık 2001 tarihinde, savcılığa naklinden önce, bavuran, adli tabip tarafından muayene  
edilmitir; sağlık raporunda hiçbir kötü muamele izi belirtilmemitir. Savcı karısında  
bavuran hiçbir kötü muameleden söz etmemitir. Ardından bavuran Devlet Güvenlik  
Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına çıkarılmıtır. Nöbetçi hakim bavuranın tutuklanmasına  
karar vermitir. Bavuran, Diyarbakır E Tipi Cezaevine sevk edilmitir.  
25 Aralık 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Savcının taleplerini inceleyerek ve  
olağanüstü hal çerçevesinde alınması gereken ek önlemler hakkındaki 430 sayılı Kanun  
Hükmünde Kararname’nin 3 c) maddesini temel alarak nöbetçi hakim sorgulanması amacıyla  
bavuranın Jandarma Komutanlığı’na gönderilmesine ve on gün süre verilmesine izin  
vermitir. Bavuran, jandarmalara teslim edilmitir. Sevkinden önce bavuran, cezaevi  
doktoru tarafından muayene edilmitir. Raporda hiçbir kötü muamele izi tespit edilmemitir.  
28 Aralık 2001 tarihinde, bavuranın avukatı sözkonusu karara karı çıkmıtır. Bavuranın  
avukatının talebi “nöbetçi hakim tarafından izin verilen ek gözaltının yasaya uygun olduğu”  
gerekçesi ile aynı gün reddedilmitir.  
3 Ocak 2002 tarihinde bavuran, Diyarbakır Cezaevi’ne dönmüve adli tabip tarafından  
muayene edilmitir. Bavuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıtır.  
4 Ocak 2002 tarihli bir iddianame ile Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca  
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 5. maddesi uyarınca bavuranı silahlı örgüt üyesi  
olmakla suçlamıtır.  
2
7 ve 17 Ocak 2002 tarihlerinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına gönderilen  
mektuplarla, bavuran, gözaltına alındığından beri fiziksel ve psikolojik ikenceye maruz  
kalmaktan ikayetçi olmutur. Bavuran özellikle dövüldüğünü ve tazyikli su kullanıldığını  
iddia etmitir; testislerinin sıkıldığını ve gözaltında bulunan eini hırpalamakla tehdit  
edildiğini sözlerine eklemitir.  
22 Ocak 2001 tarihinde, Savcı, kötü muamele ikayeti hususunda bavuranın ifadesini  
almıtır. Bavuranın talebi üzerine, devlet memurları hakkında kovuturma yapılmasına  
ilikin yasa uyarınca Diyarbakır Valiliği Đl Đdare Kurulu tarafından ön soruturma  
balatılmıtır. 25 Ocak 2001 tarihinde, bavuran adli tabip tarafından muayene edilmive  
düzenlenen raporda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıtır. Doktor karısında bavuran,  
böbreklerindeki ağrıdan ikayetçi olmutur. Radyografik ve ultrasonografik muayenelerde  
anormalliğe rastlanmamıtır. Bavuranın gözaltından sorumlu jandarmaların ifadeleri  
alınmıtır. Soruturma tutanağından, sağlık raporları göz önüne alınarak bavuranın  
iddialarının mesnetsiz olduğu sonucuna ulaılmıtır.  
9 ubat 2002 tarihinde bavuran serbest bırakılmıtır.  
24 Mart 2005 tarihinde, bavuran beraat etmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında ikence ve kötü muameleye maruz  
kaldığını ileri sürmütür. Bavuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, gözaltı sırasında ve sonrasında, cezaevinden jandarma karakoluna nakli esnasında  
ve cezaevine dönüünde bavuran hakkında düzenlenen sağlık raporlarına dikkat çekmektedir.  
Bavuranın vücudunda hiçbir darp ve yara izi bulunmadığını ifade eden sözkonusu raporlara  
atıfta bulunan Hükümet, ikence ve kötü muamele iddialarının mesnetten yoksun olduğu  
sonucuna ulatır.  
AĐHM, öncelikle kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi  
gerektiğini anımsatır (bkz, mutatis, mutandis, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993). Đddia edilen  
olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü makul üphenin ötesi” delil ilkesinden  
yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı  
çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir ((Đrlanda- Birleik Krallık, 18 Ocak 1978  
tarihli karar).  
Mevcut davada, AĐHM, sağlık raporlarında bavuranın vücudunda hiçbir kötü muamele izine  
rastlanmadığını kesin bir ekilde tespit etmektedir. AĐHM, muayeneler esnasında bavuranın  
kendisinin de doktorlara kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, ayrıca, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığı  
iddialarını desteklemek için en ufak bir kanıt unsuru veya kanıt balangıcı sunmadığını  
gözlemlemektedir.  
Yukarıda söylenenler ıığında AĐHM, jandarmalar tarafından bavurana kötü muamele  
uygulandığına dair makul üphe doğurabilecek nitelikte kanıt unsurlarının bulunmadığı  
3
sonucuna ulaabilmektedir. Sözkonusu koullarda, adli merciler, etkili bir soruturma yürütme  
yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçlanamaz zira adli merciler, bavuranın iddiaları  
“savunulabilir” olsaydı böyle bir yükümlülüğü yerine getirmek zorunda kalırlardı. Oysa  
mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir (bkz, diğerleri arasından Salman-Türkiye,  
bavuru no: 21986/93, Đlhan-Türkiye, bavuru no: 22277/93 ve Çakıcı-Türkiye, bavuru no:  
23657/94).  
AĐHM, bavurunun ibu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1. , 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bavuran, yakalanmasına  
ilikin makul nedenler gösterilmemesinden ve gözaltı süresinin uzunluğundan ikayetçidir.  
Bavuran ayrıca, göz altı süresinin uzunluğuna itiraz etmek için bavuru ve telafi yollarının  
bulunmayıından da ikayetçidir. Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 1 c), 2. , 3. , 4. ve 5.  
paragraflarına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 3 paragrafı  
Hükümet, bavuranın, diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların aydınlatılması  
amacıyla sorgulandığını savunmaktadır.  
AĐHM, ilk olarak bavuranın diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların  
aydınlatılması amacıyla cezai bir soruturma çerçevesinde gözaltına alındığını  
gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM’ye göre, bavuranın gözaltının ilk kısmı, AĐHS’nin 5/1  
c) maddesinin gereklerine uygundur.  
Ancak AĐHM, 25 Aralık 2001 tarihinde, bavuranın tutuklandığını ve Diyarbakır Cezaevi’ne  
sevk edildiğini tespit etmektedir. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca nöbetçi  
hakim tarafından verilen izinle bavuran, cezaevine giriinden birkaç saat sonra Jandarma  
Komutanlığı’na götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmitir. Bavuran, 3 Ocak 2002  
tarihine kadar Jandarma Komutanlığında kalmıtır.  
Bavuran, 25 Aralık 2001 tarihinden 3 Ocak 2002 tarihine kadar yani dokuz günden fazla bir  
süre gözaltına tekabül edecek bir durumda kalmıtır.  
4
AĐHM’ye göre bu davanın koulları Emrullah Karagöz kararında ihlale neden olan  
koullardan farklı değildir ve Hükümet’in argümanları, mevcut davada önceki kararda  
ulaılan sonuçlardan farklı bir sonuca ulaılmasını sağlamamaktadır (Bkz, Abdülkadir Akta-  
Türkiye).  
Ayrıca bavuranın gerekli güvencelerden yoksun olarak yeni sorgulamalara maruz kalması  
AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendinin gerekliklerine aykırıdır (Emrullah  
Karagöz). Sözkonusu tespitten sonra AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin AĐHS’nin 5/3  
maddesine uygunluğu açısından ayrıca karar vermeye gerek görmemektedir (Emrullah  
Karagöz; Abdülkadir Akta).  
Bu durumda AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Hükümet, bavuranın jandarma karakolunda gözaltında tutulmasına ve sözkonusu gözaltının  
uzatılmasına hakim tarafından izin verildiğini savunmaktadır. Hükümet, ilgilinin gözaltı  
süresinin uzatılması kararlarına itiraz edebileceğini belirtmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin, iç hukukta AĐHS’nin 5. maddesine dayalı bir ikayetin  
mahkeme tarafından incelenmesini ve buna elverili bir telafi getirilmesini sağlayan bir  
bavurunun mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Sözkonusu bavuru  
teoride olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır (Abdülkadir Akta).  
AĐHS’nin 5/1 maddesi kapsamında yukarıda sunulan görüleri dikkate alarak AĐHM, 430  
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin lafzının, sözkonusu KHK uyarınca  
alınan kararların etkili adli denetimine imkan vermediğine itibar etmektedir. Bu itibarla  
AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulamaktadır (Emrullah Karagöz,  
Abdülkadir Akta).  
3. AĐHS’nin 5/5 maddesi  
Hükümet, 466 sayılı yasa uyarınca bavuranın beraatından sonra maruz kaldığı zararın  
tazminini talep etme imkanın bulunduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, sözkonusu tazminatın, ilgilinin “bir an önce” hakim karısına çıkarılıp çıkarılmadığı  
veya tutukluluğunun yasadıı olup olmadığı hususunda hiçbir incelemede bulunmadan beraat  
ya da yasaya aykırı olarak gözaltında tutma kararı verildiği durumlarda bavuruda bulunanlara  
verilmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, tazminat davasının incelenmesindeki  
sözkonusu eksikliğin AĐHS’nin 5/5 maddesinin gereklerine aykırı olduğu hükmüne vardığını  
hatırlatmaktadır (Saraçoğlu ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 4489/02, 29 Kasım 2007;  
Medeni Kavak-Türkiye, bavuru no: 13723/02, 3 Mayıs 2007; Sinan Tanrıkulu ve diğerleri-  
Türkiye, bavuru no: 50086/99, 3 Mayıs 2007).  
Sonuç olarak, AĐHM, Türk Hukukunun ileri sürülen ihlallere ilikin olarak bavurana  
tazminat hakkı sunduğu konusunda ikna olamamıtır. Bu durumda AĐHS’nin 5/5 maddesi  
ihlal edilmitir.  
5
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi ve manevi tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zararın 35.000 Euro’ya tekabül ettiğini iddia  
etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, iddia edilen maddi zararın mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bu durumda  
bavurana maddi tazminat ödenmesine gerek yoktur. Buna karın AĐHM, hakkaniyete uygun  
olarak bavurana 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesini gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal merciler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için  
2.640 Euro talep etmektedir. Talebini desteklemek için bavuran Diyarbakır Barosu avukatlık  
ücret tarifesini belge olarak sunmakla yetinmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz,  
örneğin, Bottazzi-Đtalya, bavuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, bavuru no: 37645/97, 1  
Ekim 2002). Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz  
önüne alarak AĐHM, yargılama masraf ve giderlere ilikin talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin kabuledilebilir, geri kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/1, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana 4.500 Euro (dört bin beyüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
6
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7