CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
NAKÇİ -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:25886/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
30 Eylül 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25886/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşı) Ömer Nakçi’nin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Haziran 2004  
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarında, M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1976 doğumludur. Başvurusunu sunduğu sırada, başvuran, Lice Cezaevinde tutuklu  
bulunmaktaydı.  
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Gaziantep H Tipi Cezaevinde ağır hapis  
cezasını çekmekteydi.  
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, bir derneğe gönderilmek üzere cezaevi yönetimine bir  
mektup sunmuştur.  
11 Kasım 2003 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu, Ceza İnfaz  
Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük’ün 147. maddesi  
uyarınca sözkonusu mektubun, örgütsel isteklerin Devlet tarafından kabul edilmesini  
sağlamak niyetinde olduğuna ve “sakıncalı” olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat  
getirmiştir. Komisyon sözkonusu mektubu Cezaevi Disiplin Kurulu’na göndermiştir.  
12 Kasım 2003 tarihinde, Cezaevi Disiplin Kurulu, sözkonusu tüzüğün 147. maddesi uyarınca  
mektubun gönderilmemesine karar vermiştir.  
2 Aralık 2003 tarihinde, Gaziantep İnfaz Hakimi, sözkonusu karara karşı başvuranın yapmış  
olduğu itirazı reddetmiştir.  
9 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay sözkonusu kararı onamıştır.  
11 Şubat 2004 tarihinde Yargıtay, bu karara karşı başvuranın yapmış olduğu başvuruyu  
reddetmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, mektubunun gönderilmemesinden ve düşünce ve ifade özgürlüğü haklarına  
müdahalede bulunulmasından şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin 8., 9. ve 10. maddelerine  
atıfta bulunmaktadır.  
AİHM, içtihadı ışığında, (bkz, Fazıl Ahmet Tamer – Türkiye, başvuru no: 6289/02, 5 Aralık  
2006; Ekinci ve Akalın-Türkiye, başvuru no: 77097/01, 30 Ocak 2007; Kepeneklioğlu-Türkiye,  
2
başvuru no: 73520/01, 23 Ocak 2007) sözkonusu şikayetin AİHS’nin 8. maddesi kapsamında  
değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esas  
1.Müdahalenin varlığı  
AİHM, başvuranın mektubunun gönderilmemesinin, AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca  
başvuranın yazışma hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa neden  
olmadığını kaydetmektedir.  
AİHM, sözkonusu değerlendirmeyi kabul etmektedir.  
2. Sözkonusu müdahalenin yerindeliği  
“Yasa ile öngörüldüğü”, 2. paragraf anlamında meşru amaç ya da amaçlar izlediği ve  
müdahalede bulunmak için “demokratik bir toplumda gerekli olduğu” koşullar dışında böyle  
bir müdahale, AİHS’nin 8. maddesine aykırıdır (bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya, 15  
Kasım 1996 tarihli karar).  
AİHM, tutuklu mektuplarının kontrolünün, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin  
Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair 647 sayılı Tüzüğün 144. ve 147. maddelerine  
dayandığını kaydetmektedir. Ancak AİHM, sözkonusu tüzüğün, yetkililerin takdir yetkisinin  
kapsamını ve koşullarını yeterince açıklıkla belirtmediği tespitinde bulunma imkanına sahip  
olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM, ayrıca, tüzüğün uygulanmasında da sözkonusu eksikliğin  
giderilmediğini de belirtmiştir (sözü edilen Tan). Mevcut davada AİHM, benimsenen bu  
tutumdan vazgeçmek için hiçbir neden görememektedir.  
Bu durumda AİHM, ihtilaflı müdahalenin AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafı uyarınca  
“yasa ile öngörülmediği” kanaatindedir. Sözkonusu sonucu göz önüne alarak AİHM,  
AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafının diğer gerekliliklerine riayet edilip edilmediğinin  
belirlenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
Bu durumda AİHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, ulusal mahkemeler önünde etkili bir başvuru yolundan yararlanamayışından  
şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
3
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, AİHS’de yer aldığı şekliyle hak ve özgürlükleri  
ileri sürme imkanı sağlayan bir hukuk yolunun mevcudiyetini güvence altına aldığını  
hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, Ali Koç-Türkiye (başvuru no: 39862/02, 1 Şubat 2005)  
kararında benzer şikayeti reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada AİHM, Disiplin  
Kurulu’nun mektubu göndermeyi reddetmesine yönelik itirazda bulunmak için, başvuranın  
Ceza İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunma imkanının olduğunu tespit etmiştir; bilahare  
başvuran başvuru yolundan yararlanabilir ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurabilirdi. Ayrıca  
başvurunun “etkili” olması için kesin olarak lehte bir sonuç çıkması bir koşul değildir (bkz,  
diğerleri arasından, Costello-Roberts-Birleşik Krallık, 25 Mart 1993 tarihli karar). Sonuç  
olarak, yalnızca başvuranın taleplerinin reddedilmesi hususu başvurunun “etkili” olup  
olmadığına hükmetmek için tek başına yeterli bir unsur oluşturmamaktadır.  
AİHM, bu bağlamda başvuranın şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve  
gerekçelendirilmediğini gözlemlemektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları  
uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça mesnetten yoksun olduğu gerekçesi ile reddedilmesi  
uygun olacaktır.  
III. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, ayrımcı muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir. Başvuran, AİHS’nin 14.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranın ayrımcılık iddiasına ilişkin şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve  
gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan  
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, maruz kaldığı manevi için 15.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar için yeterli adil tatmin oluşturduğu  
kanaatindedir.  
AİHM, mevcut davada, mahkumların haberleşmesinin sansür edilmesi konusunda cezaevi  
yetkililerinin takdir yetkisinin kapsamı ve koşulları yeterince açıklıkla belirtilmediği için Ceza  
İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün  
muğlaklığı nedeniyle AİHS’nin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda AİHM, benzer  
davalarda, ilgili iç hukukun AİHS’nin 8. maddesi hükümleri ile uyumlu hale gelmesinin,  
ihlalin sonlandırılmasında en uygun yolu oluşturduğuna ilişkin vardığı sonucu  
hatırlatmaktadır (sözü edilen Tan).  
4
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, avukatlık ücreti olarak, 2.024 Euro talep etmekte, AİHM önünde yapmış olduğu  
yargılama masraf ve giderlerine ilişkin miktarı AİHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran,  
Diyarbakır Barosu ücret tarifesini belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul miktarlarda olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak  
AİHM, başvuranın talebini reddetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun AİHS’nin 8. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil  
tatmini oluşturduğuna;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5