AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, AİHS’de yer aldığı şekliyle hak ve özgürlükleri
ileri sürme imkanı sağlayan bir hukuk yolunun mevcudiyetini güvence altına aldığını
hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, Ali Koç-Türkiye (başvuru no: 39862/02, 1 Şubat 2005)
kararında benzer şikayeti reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada AİHM, Disiplin
Kurulu’nun mektubu göndermeyi reddetmesine yönelik itirazda bulunmak için, başvuranın
Ceza İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunma imkanının olduğunu tespit etmiştir; bilahare
başvuran başvuru yolundan yararlanabilir ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurabilirdi. Ayrıca
başvurunun “etkili” olması için kesin olarak lehte bir sonuç çıkması bir koşul değildir (bkz,
diğerleri arasından, Costello-Roberts-Birleşik Krallık, 25 Mart 1993 tarihli karar). Sonuç
olarak, yalnızca başvuranın taleplerinin reddedilmesi hususu başvurunun “etkili” olup
olmadığına hükmetmek için tek başına yeterli bir unsur oluşturmamaktadır.
AİHM, bu bağlamda başvuranın şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve
gerekçelendirilmediğini gözlemlemektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları
uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça mesnetten yoksun olduğu gerekçesi ile reddedilmesi
uygun olacaktır.
III. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, ayrımcı muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir. Başvuran, AİHS’nin 14.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, başvuranın ayrımcılık iddiasına ilişkin şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve
gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi için 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar için yeterli adil tatmin oluşturduğu
kanaatindedir.
AİHM, mevcut davada, mahkumların haberleşmesinin sansür edilmesi konusunda cezaevi
yetkililerinin takdir yetkisinin kapsamı ve koşulları yeterince açıklıkla belirtilmediği için Ceza
İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün
muğlaklığı nedeniyle AİHS’nin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda AİHM, benzer
davalarda, ilgili iç hukukun AİHS’nin 8. maddesi hükümleri ile uyumlu hale gelmesinin,
ihlalin sonlandırılmasında en uygun yolu oluşturduğuna ilişkin vardığı sonucu
hatırlatmaktadır (sözü edilen Tan).
4