COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
BEꢀĐNCĐ DAĐRE  
NALBANT – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 61914/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Ağustos 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mahmut Nalbant (“bavuran”) isimli Türk  
vatandaları tarafından, 7 Ağustos 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yapılan bavurudan (no. 61914/00) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuru, öncelikle 1936 doğumlu, Kırklareli’de yaayan Mahmut Nalbant tarafından  
yapıltı. Bavuranın 28 Mart 2005’teki vefatını müteakip ei ve çocukları (bundan sonra  
“bavuranlar” olarak anılacaklardır) 15 Ağustos 2005 tarihinde bavuruyu takip etme  
isteklerini ifade etmilerdir. Bavuranlar sırsıyla 1943, 1961, 1963 ve 1973 doğumludur.  
Selime ve Mehmet Nalbant Kırklareli’de, Münevver Bozdemir ve Havva Nalbant Tekin ise  
Tekirdağ’da yaamaktadır.  
1927 yılında Mahmut Nalbant’ın babası Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmitir.  
Bavuranların iddiasına göre Mahmut Nalbant’ın babasına, diğer insanlarla birlikte yerlemesi  
için 4086 no’lu parsel tahsis edilmitir.  
13 Eylül 1961 tarihinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı Tapulama  
Komisyonu bir tapulama tespiti gerçekletirmive Evrensekiz köyündeki arsanın (4086 no’lu  
parsel) Hazine adına kaydedilmesi gerektiği kanaatine varmıtır.  
Belirtilmemibir tarihte 28 ikâyetçi tespit sonuçlarına itiraz etmitir. Mahmut Nalbant  
bu ikâyetçiler arasında yer almamıtır. Bavuranlar kararın Nalbant’a tebliğ edilmediğini  
iddia etmilerdir.  
20 Kasım 1970 tarihinde Tapulama Komisyonu madde itibariyle yetkisizlik beyan etmiꢀ  
ve davayı Kadastro Mahkemesi’ne havale etmitir. Kadastro Mahkemesi dava dosyasını  
Tapulama Komisyonu’na göndermive 3 Eylül 1971 tarihinde Tapulama Komisyonu  
bavuranların itirazlarını reddetmitir.  
1972 yılında Mahmut Nalbant’ın da aralarında bulunduğu yirmi altı kii (bundan sonra  
“davacılar” olarak anılacaktır) Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi’nde bir dava açarak  
Tapulama Komisyonu’nun kararını iptal etmesini talep etmilerdir. Mahmut Nalbant’ın  
dilekçesi 8 Ağustos 1972 tarihlidir.  
Mahkemenin bilgi talebi üzerine Kırklareli Tapu ve Kadastro Müdürlüğü 20 Mayıs 1981  
tarihinde, tapu kayıtlarına göre sadece üç aileye Evrensekiz köyünde iskân için arsa verilmiꢀ  
olduğu ve bunların arasında davacıların bulunmadığı bilgisini iletmitir.  
31 Mayıs 1983, 7 Mayıs 1993, 23 Mayıs 1996 ve 29 Haziran 2001 tarihlerinde  
mahkeme olay yeri incelemeleri gerçekletirmi, Tapu Müdürlüğü’nden bilgi ve belge  
talebinde bulunmu, bilirkii raporları düzenlenmitir.  
1
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
18 Temmuz 2001 tarihinde Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi arsanın Hazine adına  
kaydedilmesine hükmederek davayı reddetmitir. Đhtilaf konusu arazinin daha önce mera  
olduğu için kamuya ait olduğu ve davacıların araziyi fiilen kullanmalarının mülkiyet  
getirmeyeceğini belirtmitir. Mahkeme ayrıca, davacıların arazinin kendilerine yerleim için  
verildiği savını destekleyen herhangi bir resmi belge bulunmadığını belirtmitir.  
2 Eylül 2001 tarihinde Mahmut Nalbant Birinci Derece Mahkemesi’nin kararına itiraz  
etmitir. Dilekçesinde, yargılama süresinin uzunluğunun AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal ettiğini  
belirtmitir.  
20 Ekim 2003 tarihinde Yargıtay Birinci Derece Mahkemesinin kararını onamıtır.  
Yargıtay ayrıca Nalbant’ın kararın düzeltilmesi talebini de 29 Nisan 2004 tarihinde geri  
çevirmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar hukuki ilemlerin süresinin ilgili kısmı aağıda çıkarılan AĐHS’nin 6 § 1  
maddesinin “makul süre” zorunluluğunu amasından ikâyetçi olmulardır:  
“Herkes … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında iç hukuk yolları tüketilmemiꢀ  
olduğundan bavurunun reddedilmesini Mahkeme’den talep etmitir. Bu yönde Hükümet,  
özellikle Mahmut Nalbant’ın ikâyetlerini yerel mahkemelerde dile getirmediği ve AĐHS’ye  
bağlı kalmadığını öne sürmütür.  
Bavuranlar Hükümetin iddialarını reddetmitir. Özellikle yargılama devam ederken  
Mahmut Nalbant’ın ilemlerin hızlandırılması için yerel mahkemeden talepte bulunduğu ve  
AĐHS’ye uyduğunu belirtmilerdir.  
Mahkeme, halihazırda benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelediğini ve  
bunları reddettiğini hatırlatır (bkz. Karakullukçu – Türkiye, no. 49275/99). Mahkeme,  
sözkonusu davada yukarıda anılan bavurudan baka bir sonuca yönelmek için sebep  
görmemektedir. Dolayısıyla Hükümetin bu balık altındaki itirazlarını reddeder.  
Ayrıca Mahkeme, bavurunun AĐHS’nin 35 § 1 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını belirtir. Bavurunun kabuledilmez olduğuna dair baka dayanak  
bulunmamaktadır. Dolayısıyla bavuru kabuledilebilir bulunmutur.  
2
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
B. Esaslar  
1. Dikkate alınması gereken süre  
Hükümet, Türkiye’nin, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu önünde bireysel bavuru  
hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden sonra gerçekleen ilemlerin dikkate alınmasını  
Mahkeme’den talep etmitir.  
Bavuranlar Hükümet’in talebine itiraz etmitir. Özellikle, yerel yargılamanın 1961  
yılında balayıp 29 Nisan 2004 tarihinde bittiğini öne sürmülerdir.  
Mahkeme yargılamanın 6 § 1 maddesinde belirtilen “makul süre” zorunluluğunu  
karılayıp karılamadığının tespitinde dikkate alınacak sürenin Mahmut Nalbant’ın  
Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi’nde dava açtığı 8 Ağustos 1972 tarihinde balayıp  
Yargıtay’ın kararın düzeltilmesi talebini reddettiği 29 Nisan 2004 tarihine kadar olduğunu  
değerlendirir. Buna göre Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi ve davayı iki kez inceleyen  
Yargıtay huzurundaki yargılamalar ortalama 31 yıl 9 ay sürmütür.  
Mahkemenin kararı zaman bakımından sadece Türkiye’nin, Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu önünde bireysel bavuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987’den itibaren geçen 17 yıl  
3 aylık süreyi dikkate almasına izin vermektedir. Ancak yine de sözkonusu tanımanın beyan  
edildiği tarihte yargılamanın durumunu da dikkate almalıdır (bkz. ahiner – Türkiye, no.  
29279/95 ve Cankoçak – Türkiye, no. 25182/94 ve 26956/95). Bahsekonu tarih itibariyle  
yargılama zaten 14 yıl 6 ay sürmütü.  
2. Yargılamanın süresinin uygunluğu  
Hükümet, davanın karmaık olduğunu ve genibir yer kaplayan arsanın mülkiyeti  
hakkında ihtilaf ve bazıları yargılama süreci devam ederken vefat eden ve vârislerin yerlerine  
geçtiği oldukça fazla sayıda davacıyı barındıran bir dava olduğunu ifade etmitir.  
Yetkililerden kaynaklanan bir gecikme olmadığını ve yargılama süresinin uzunluğunun  
mahkemeden yerinde inceleme talep eden davacıların neden olduğu birtakım aralardan  
kaynaklandığını belirtmilerdir. Hükümet Mahmut Nalbant’ın durumaların bir kısmına  
katılmağı ve temsilcisinin belge ve bilgi sunmak ve yerinde inceleme masraflarını ödemek  
için kimi zaman süre talep ettiğini de eklemitir. Son olarak diğer davacıların erteleme  
taleplerine Mahmut Nalbant’ın itiraz etmediğini belirtmilerdir.  
Bavuranlar iddialarını dile getirmilerdir. Özellikle ilk durumanın 1978 yılında, yani  
Mahmut Nalbant’ın dava açmasından altı yıl sonra, ilk yerinde incelemenin ise 1982 yılında  
yapıldığını belirtmilerdir. Ayrıca yargılamanın uzamasında Mahmut Nalbant’a  
yüklenebilecek kusur bulunmadığını ifade etmilerdir.  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan bavuran için neyin  
tehlikede olduğu kriterlerine bakılarak değerlendirilmesinin gerektiğini hatırlatır (bkz. diğer  
birçok içtihat yanında Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).  
3
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
Mahkeme, sözkonusu davanın davacı sayısının çokluğu ve anlamazlığın niteliği  
yüzünden karmaık olmasına rağmen bunun tek baına yargılama süresinin tamamını haklı  
çıkaramayacağı kanaatindedir.  
Mahkeme, bazı durumalara ve olay yeri incelemelerine katılmaması nedeniyle Mahmut  
Nalbant’ın tutumunun kusurdan öteye gitmediğini belirtir ve Nalbant’ın ilemlerin  
uzamasında ciddi bir rolü olmadığını değerlendirir.  
Yerel mercilerin tutumuna ilikin olarak ise Mahkeme, Birinci Derece Mahkemesinin  
kararını onadığı ve bavuranın kararın düzeltilmesi talebini reddettiği dönemde aırı bir  
gecikme tespit etmemitir. Ancak Mahkeme, Birinci Derece Mahkemesinin esaslarla ilgili bir  
karar vermesinin yaklaık 29 yıl aldığı, bunun 14 yıl 6 ayının Mahkeme’nin zaman itibariyle  
verdiği karar dahilinde olduğunu göz ardı edemez. Gerçekten de Mahkeme, yargılamanın  
özellikle yerinde incelemeler nedeniyle, kimi zaman hava muhalefeti, kimi zaman da  
davacıların katılmaması, bazı davacıların vefatı ve çeitli mercilerden bilgi beklenmesi gibi  
aralar yüzünden uzadığını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin  
Taraf Devletlerin hukuki sistemlerini, mahkemelerinin davaları makul bir süre içinde  
sonuçlandırmak da dahil olmak üzere sözkonusu hükmün tüm gerekliliklerini yerine getirecek  
ekilde tanzim etmeye zorunlu kıldığını hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no.  
41354/98) yerel mahkemenin ilemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler  
uygulayabileceğini değerlendirmektedir. Ne davanın karmaıklığı ne de davacıların tutumu  
davanın Birinci Derece Mahkemesi tarafından ele alınması sırasında yaanan gecikmeyi  
açıklamak için yeterlidir. Bu nedenle Mahkeme, gecikmeye Birinci Derece Mahkemesinin  
incelemesinin neden olduğu kanaatindedir.  
Sonuç olarak Mahkeme, yerel yargılamada, Mahmut Nalbant için tehlikede olan değerin  
kendisi ve bavuranlar için kayda değer önemi haiz olduğu görüündedir.  
Konu hakkındaki içtihadını dikkate alarak Mahkeme, sözkonusu davada yargılama  
süresinin aırı olduğu ve “makul süre” zorunluluğunu yerine getiremediği kanaatindedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar 3,620 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaık 2,276 Euro) maddi tazminat talep  
etmilerdir. Bu meblağ temsil giderleri ile yerel mahkemeler ve AĐHM’de tahakkuk eden  
masrafları kapsamaktadır. Bavuranlar ayrıca 15,000 YTL (yaklaık 9,432 Euro) manevi  
tazminat talep etmilerdir.  
4
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet, bavuranlar tarafından talep edilen miktarlara aırı ve asılsız olduğunu  
belirterek karı çıkmıtır. Özellikle Mahkeme önünde dördüncü bavuran tarafından temsil  
edildikleri için bavuranların talep ettiği temsil masraflarına itiraz etmilerdir.  
Mahkeme, maddi tazminat sorununun aağıda belirtilen “Mahkeme Masrafları” bağı  
altında ele alınmasının uygun olacağı kanaatindedir.  
Mahkeme, bavuranların yargılama süresinin uzunluğuyla bağlantılı olarak sıkıntı ve  
hüsran gibi, sadece ihlal tespitiyle yeterince tazmin edilemeyecek manevi zarara uğramıꢀ  
oldukları görüündedir. Mahkeme, dava koulları ve içtihadını göz önünde bulundurarak  
bavuranlarca talep edilen miktarın tamamının ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
AĐHM’nin içtihadına göre, bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri göz önünde bulundurarak AĐHM, bütün balıklar  
altındaki masrafları karılamak üzere toplam 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in bavuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevrilerek:  
(i) 9,432 Euro (dokuz bin dört yüz otuz iki Euro) manevi tazminat;  
(ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
5
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 10  
Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Claudia WESTERDIEK  
Peer LORENZEN  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
6