CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
MEHMET ŞAHİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 5881/02 )  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
30 Eylül 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı  
şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (5881/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaşları Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan’ın  
(başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 2 Ağustos 2001 ve 17 Eylül 2001  
tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.  
Adli yardımdan faydalanan başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından T.  
Elçi tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan sırasıyla  
1964, 1973, 1971 ve 1978 doğumludurlar.  
A. Başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan’ın  
yakalanmaları ve gözaltına alınmaları  
PKK üyesi olduklarından şüphelenilen başvuranlar bir arama izni uyarınca 10 Nisan 2001  
sabahı evlerinde yapılan aramalar neticesinde yakalanmışlardır. Yapılan aramalarda  
jandarmalar muhtelif ateşli silahlar, bu silahlara ait mühimmat, el bombaları, bir telsiz ve  
sözkonusu yasadışı örgütle bağlantılı birtakım eşya ele geçirmişlerdir.  
10 Nisan 2001 günü saat 10 sularında başvuran Mehmet Şahin sağlık kontrolünden  
geçirilmiştir. Yapılan muayene sonucunda düzenlenen raporda, boynun sol tarafında  
klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir sıyrık ve sol dirsek iç yüzünde hafif bir ekimotik  
alana rastlandığı belirtilmiştir. Doktora göre, sözkonusu ekimozun sarı renkli olması,  
hassasiyet olmaması ve başvuranın sebebini hatırlamaması dolayısıyla yaklaşık on gün önce  
meydana gelmiş bir darba bağlı oluşmuş olması muhtemeldi. Raporda ayrıca, her iki el  
bileğinde kelepçeye ait kızarıklıklar, sırt omurları hizasında 2 cm.’lik bir sıyrık, karın sol  
tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval kemiği üzerinde hiperpigmente  
bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Doktor son olarak, sağ kaval kemiği üzerinde  
hiperpigmente alanlar ve başvuranın vücudunun (raporun bu kısmı okunmaz durumdadır) bir  
yerinde 1,5 cm.’lik kızarık bir alan bulunduğunu tespit etmiştir.  
Başvuran Mehmet Şahin 12, 14, 16, 18 ve 19 Nisan 2001 tarihlerinde başka muayenelerden  
geçirilmiştir.  
12 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda boyun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3  
cm.’lik bir sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafif sarı renkli bir lezyon, sırt omurları hizasında 2  
cm.’lik bir sıyrık ve karın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval  
kemiği üzerinde hiperpigmente bir bölge bulunduğu belirtilmiştir.  
14 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da  
cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.  
16 Nisan 2001 tarihinde yapılan muayenede hiçbir darp ya da cebir izine rastlanmamıştır. Bu  
muayene sonunda düzenlenen raporda başvuranın göğsünde ve kalbindeki ağrılardan şikayet  
ettiği ve daha önce de bu tür rahatsızlıkları olduğu bildirilmiştir  
18 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda kaval üzerinde bulunan eski lezyonlar dışında  
herhangi bir darp ya da cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.  
Başvuranlar 19 Nisan 2001 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermişlerdir.  
Başvuran Mehmet Şahin jandarmaların elini tutarak ifadeyi imzalamaya zorladıklarını beyan  
etmiştir.  
Bu iddia üzerine Cumhuriyet Savcısı daha ayrıntılı bir muayene için hastaneye sevk  
edilmesini emretmiştir. Başvuran Mehmet Şahin aynı gün hastaneye sevk edilmiştir. Yapılan  
muayene sonucunda kötü muamele gördüğü iddiasında bulunan ilgilinin vücudunda hiçbir  
darp ya da cebir izine rastlanmamıştır.  
Yine 19 Nisan 2001 tarihinde başvuranlar Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiştir.  
Hakim başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir. Mehmet Şahin baskı altında imzaladığı  
iddiasıyla polise verdiği ifadeyi hakim karşısında inkar ederek gözaltında kötü muamele  
gördüğünü beyan etmiştir.  
B. Sedat Serçik’in yakalanması ve gözaltına alınması  
PKK’ya yardım ve yataklık ettiğinden şüphelenilen başvuran, 18 Nisan 2001 saat 6 sularında  
evinde yapılan arama sonucunda yakalanmıştır.  
Başvuran 27 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na ifade veren başvuran bilahare sevk  
edildiği Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmıştır.  
Başvuran 21 Mayıs 2001 tarihinde serbest bırakılmıştır.  
C. Başvuranlar aleyhinde açılan ceza davası  
Başvuranlar 25 Mayıs 2001 tarihinde PKK’ya yardım ve yataklık etmekle itham edilmişlerdir.  
Başvuran Mehmet Şahin 4 Temmuz 2001 tarihli duruşmada jandarmaya verdiği ifadeye ve  
gözaltında yapılan soruşturma işlemlerine itiraz etmiştir. Sağlık raporu hakkında sorulan  
soruya cevap veren başvuran, kendisine baskı uygulandığını, küfredildiğini, üzerine tazyikli  
su sıkıldığını, başına poşet geçirilerek nefessiz bırakıldığını ve bu muamelelerin vücudunda iz  
bırakmadığını belirtmiştir. Başvuran, gözaltında psikolojik rahatsızlıklar yaşadığını, bu  
nedenle ilaç almak zorunda kaldığını ve cezaevinde sakinleştirici almaya devam ettiğini  
belirtmiştir. Duruşma neticesinde Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların serbest bırakılmalarına  
karar vermiştir.  
17 Ekim 2002’de DGM başvuranların üzerlerine atılı suçlarla ilgili olarak beraatlarına  
hükmetmiş, Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan hakkında evlerinde ele  
geçirilen silah ve mühimmattan dolayı ateşli silahlara ilişkin kanuna muhalefetten suç  
duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.  
D. İnsan Hakları Derneği’nin raporu  
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi doktoru Mehmet Şahin’in iddialarının doğruluğunun  
belirlenmesi için olaylar hakkındaki anlatımının ve ilgiliye yapılan muayene ve tetkiklerin de  
yer aldığı bir rapor düzenlemiştir. Bu raporda, başvuranın, 10 Temmuz 2001 tarihinde İHD’ye  
başvurduğu, varikosel hastalığından muzdarip olduğu, fiziksel ve ruhsal travmalara bağlı  
post-travmatik stres ve majör depresyon geçirdiği belirtilmiş, ancak bu raporun bir sağlık  
raporu olmadığına da vurgu yapılmıştır.  
İnsan Hakları derneği 6 Mart 2003 tarihinde içinde başvuranın iddialarının ve kendisine  
yapılan muayene ve tetkiklerin yer aldığı ikinci bir rapor düzenlemiştir. Raporda kötü  
muamele iddialarıyla cezaevi koşulları ve başvuranda gözlenen gastrit, idrar yolu  
enfeksiyonu, varikosel, post-travmatik stres ve majör depresyon arasında bir bağlantı olduğu  
sonucuna varılmıştır.  
Başvuranın sözkonusu raporları yetkili makamların bilgisine sunup sunmadığı konusunda  
dosyada herhangi bir bilgi mevcut değildir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran Mehmet Şahin jandarmada kötü  
muameleye uğradığından ve sözkonusu kötü muamelelerle ilgili olarak suç duyurusunda  
bulunabilmesi için etkili bir başvuru yolu bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.  
AİHM bu şikayetlerin sadece AİHS’nin 3. maddesi yönünden incelenmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
Hükümet, başvuranın yetkili makamlar nezdinde resmi bir şikayette bulunmamış olması  
sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle AİHM’yi bu şikayeti reddetmeye  
davet etmektedir. Hükümete göre başvuran AİHM önünde dile getirdiği iddialarını ulusal  
makamların bilgisine gereği gibi sunmamıştır. Hükümet ayrıca başvuranın tazminat elde  
etmek için iç hukukta öngörülen medeni ve idari başvuru yollarını kullanmadığını  
savunmaktadır.  
Esasa ilişkin olarak Hükümet başvuranın iddialarının mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Bu  
çerçevede Hükümet ilgilinin gözaltına alınmadan önce sağlık kontrolünden geçirildiğine,  
yapılan muayene sonucunda düzenlenen raporda yakalanmadan önceki döneme ait izlerden  
söz edildiğine, gözaltı sırasında ve gözaltı sonunda düzenlenen raporlarda ise yakalamadan  
önceki izlerden başka herhangi bir darp ya da cebir izine rastlanmadığının belirtildiğine dikkat  
çekmektedir. Hükümet, yapılan muayeneler sırasında başvuranın kendisine kötü muamele  
yapıldığına yönelik bir şikayetinin olmadığını not etmektedir.  
Kötü muamele iddialarını yetkili makamlara bildirdiğini iddia eden başvuran, yetkili  
makamların yasal olarak re’sen bir ceza soruşturması açmakla yükümlü olduklarını  
belirtmektedir. Şikayetine konu olan muamelelerle ilgili olarak başvuran, dövüldüğünü,  
üzerine tazyikli su sıkıldığını, Filistin askısına alındığını, vücuduna elektrik verildiğini,  
hayalarının sıkıldığını, başına bir poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakıldığını iddia  
etmektedir. Başvuran ayrıca gözaltındayken yapılan muayenelerin güvenilir olmadığı  
iddiasında bulunmaktadır.  
AİHM, bu şikayet aşağıda açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olup  
kabuledilemez niteliği taşıdığından Hükümetin itirazları hakkında bir karar vermeye gerek  
olmadığı kanaatindedir.  
AİHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). İddia konusu  
olayların tespit edilmesi için AİHM ‘her türlü makul şüphenin ötesinde’ delil kıstasına  
başvurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı  
birtakım emare ya da karinelerden doğabilir (İrlanda – Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, prg.  
161 in fine, ve Labita – İtalya, no: 26772/95, prg. 121). Sağlıklı olarak gözaltına alınan bir  
kimsenin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olduğu tespit edilirse, bu yaralanmaların  
kaynağı hakkında makul bir açıklama yapmak Devlete düşer ki aksi halde AİHS’nin 3.  
maddesinin uygulanması gerekir (bkz., diğerleri arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803794,  
prg. 87).  
Mevcut davada başvuran evinde yapılan arama sonucu 10 Nisan 2001 tarihinde yakalanmıştır.  
Başvuran gözaltına alınmadan önce sağlık kontrolünden geçirilmiştir. Yapılan kontrol  
neticesinde düzenlenen raporda boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir  
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafifçe ekimotik bir alan tespit edilmiştir. Doktora göre  
sözkonusu ekimozun on gün önce meydana gelmiş bir darba bağlı olması muhtemeldi.  
Raporda ayrıca kelepçelerden kaynaklanan birtakım kızarıklıklar, sırt omurları hizasında 2  
cm.’lik bir sıyrık, karnın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi tespit edildiği  
belirtilmiştir. Doktor son olarak, sağ kaval kemiği üzerinde hiperpigmente alanlar ve  
başvuranın vücudunun (raporun bu kısmı okunmaz durumdadır) bir yerinde 1,5 cm.’lik  
kızarık bir alan bulunduğunu tespit etmiştir.  
AİHM başvuranın hiçbir şekilde yakalanma koşullarından yakınmadığını ve/veya 10 Nisan  
2001 tarihinde yapılan sağlık kontrolünde tespit edilen izlerin yakalandığı sırada meydana  
gelmiş olabileceğini iddia etmediğini öncelikle tespit etmektedir. Bu nedenle AİHM  
yakalamadan önceki bir döneme ait oldukları cihetle gözaltı başlangıcında yapılan muayene  
neticesinde tespit edilen izlerin göz önünde bulundurulmaması gerektiği kanaatindedir.  
Daha sonra AİHM, başvuranın gözaltında işkenceye uğradığından şikayetçi olduğunu  
gözlemlemektedir. Bu çerçevede AİHM başvuranın gerek gözaltında tutulduğu sırada gerek  
gözaltı bitiminde birçok kez sağlık kontrolünden geçirildiğini not etmektedir. 12 Nisan 2001  
tarihinde düzenlenen raporda, boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir  
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafif sarı renkli bir lezyon, sırt omurları hizasında 2 cm.’lik bir  
sıyrık ve karın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval kemiği  
üzerinde hiperpigmente bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Kaval kemiği üzerinde eski  
lezyonların tespit edildiği 18 Nisan 2001 tarihli muayene hariç bilahare düzenlenen tıbbi  
raporlarda herhangi bir darp ya da cebir izinden söz edilmemektedir. AİHM 12 Nisan 2001 ve  
18 Nisan 2001 tarihli raporlarda sözü edilen izlerin gözaltı başlangıcında düzenlenen raporda  
da yer alan eski yaralarla ilgili olduğunu tespit etmektedir.  
Başvuran serbest bırakıldığı 19 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na jandarmaların  
kendisini elinden tutmak suretiyle ifadeyi imzalamaya zorladıklarını beyan etmiştir. Bunun  
üzerine Savcı olası kötü muamele izlerinin tespiti için başvuranın yeniden sağlık kontrolünden  
geçirilmesine karar vermiştir. Aynı gün yapılan muayene neticesinde ilgilinin vücudunda  
hiçbir darp ya da cebir izi tespit edilmemiştir.  
Ayrıca her ne kadar başvuran tıbbi raporların güvenilirliğine itiraz ediyor ise de,  
alıkonulmasının herhangi bir aşamasında gözaltındayken düzenlenen raporlardan birine ulusal  
merciler nezdinde itiraz ettiğini ve/veya başka bir doktora muayene olmak için girişimde  
bulunduğunu gösteren herhangi bir dosya unsuru mevcut değildir. Başvuran Cumhuriyet  
Savcısına ve Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi’ne ifade verdiği sırada da muayene koşullarına ya  
da raporların güvenilirliğine ilişkin bir itirazda bulunmamıştır. Başvuran 4 Temmuz 2001  
tarihli duruşmadaki ifadesinde de itirazda bulunmamıştır.  
Başvuranın serbest bırakıldıktan sonra İnsan Hakları derneği Diyarbakır Şubesi’ne  
başvurduğu doğrudur. Sözkonusu dernek tarafından verilen 1 Ağustos 2001 ve 6 Mart 2003  
tarihli raporlara göre başvuranın iddialarıyla kendisinde gözlenen patolojiler arasında bir  
bağlantı kurmak mümkündür. AİHM sözkonusu raporların başvuranın anlattıklarının doğru  
olarak kabul edilip edilemeyeceğini belirlemek amacıyla hazırlandığını not etmektedir.  
Doktor, elindeki tıbbi verileri başvuranın iddialarından yola çıkarak değerlendirmiştir.  
AİHM’ye göre, sözkonusu raporlardan ilki şikayet konusu olaylardan yaklaşık dört ay sonra,  
ikincisi ise yaklaşık iki yıl sonra düzenlendiği ve bilhassa da tıbbi rapor niteliği taşımadığı  
cihetle bu raporlara dayanarak başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı hükmüne  
varılamaz.  
AİHM, ayrıca, başvuranın 4 Temmuz 2001 tarihinde serbest bırakılmasına rağmen gözaltında  
maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerle ilgili olarak ulusal makamlar önünde hiçbir  
zaman suç duyurusunda bulunmadığını tespit etmektedir. Başvuran, sadece gözaltında verdiği  
ifadeye ve bu dönemde gerçekleştirilen soruşturma işlemlerine itiraz etmek için kötü muamele  
gördüğünden şikayetçi olmuştur.  
Son olarak AİHM, bilhassa sözü edilen muamelelerle ilgili olmak üzere başvuranın olaylara  
ilişkin anlatımının zamanla büyük ölçüde değiştiğini not etmektedir. İlgili kötü muamele  
gördüğü iddiasını hakim karşısında genel bir tarzda ifade etmiştir. DGM’de yapılan  
duruşmada ise başvuran baskıya maruz kaldığını, kendisine küfür edildiğini, üzerine tazyikli  
su sıkıldığını, başına bir poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakıldığını belirtmiştir. AİHM  
önünde ise başvuran, tazyikli su sıkılması, Filistin askısına alınma, vücuda elektrik verilmesi,  
testislerin sıkılması ve başına poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakılma gibi muamelelere  
maruz kaldığından yakınmaktadır.  
Sonuç olarak AİHM incelemesine sunulan kanıt unsurlarının iddia edilen kötü muamelelerin  
gerçekleştiği hükmüne varmasına imkan vermediğini değerlendirmektedir.  
Yukarıda ifade olunanlar göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın, kötü muamele  
iddialarına ilişkin yetkili makamlara daha sağlam bir mesnet sunmaksızın daha ayrıntılı  
araştırma yapılmasını bekleme hakkı olmadığı kanaatine varmaktadır (bkz., sözgelimi,  
Kılıçoğlu – Türkiye, no: 41136/98, 28 Eylül 2004, Koç – Türkiye, no: 24937/94, 14 Kasım  
2000, ve Kaplan – Türkiye, no: 24932/94, 19 Eylül 2000). Dolayısıyla adli makamlar  
başvuranın iddiaları konusunda ‘etkili bir soruşturma’ yürütme görevlerini yerine  
getirmemekle suçlanmazlar.  
Bu itibarla sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AİHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
II. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar bir suç işlediğinden şüphelenilmesi için makul bir gerekçe olmadan  
yakalandıklarından ve gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçidirler ve bu bağlamda  
AİHS’nin 5. maddesinin 1. ve 3. paragraflarını ileri sürmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
1. Yakalamanın yasallığı  
AİHM, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendi anlamında bir alıkoyma sırasında yapılan sorgunun  
amacının, yakalamanın dayandığı somut şüpheleri teyit etmek ya da devre dışı bırakmak  
suretiyle ceza soruşturmasının tamamlanması olduğunu hatırlatır (Murray – Birleşik Krallık,  
28 Ekim 1994 tarihli karar, prg. 55). Makul şüphenin varlığı tarafsız bir gözlemcinin  
sözkonusu şahsın kendisine isnat edilen suçu işlemiş olduğuna ikna olmasını sağlayacak  
bulgu ya da bilgilerin var olmasını gerektirir. Ancak neyin ‘makul’ olarak kabul edilebileceği  
koşulların tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley – Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990,  
prg. 32).  
AİHM mevcut davada başvuranların yasadışı bir örgüte karşı yürütülen bir polis operasyonu  
çerçevesinde 10 ve 18 Nisan 2001 tarihlerinde yakalandıklarını tespit etmektedir. Evlerinde  
yapılan aramalarda polis birtakım maddi deliller ele geçirmiştir. Aleyhlerinde isnat edilen  
suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’na ve hakime ifade veren ilgililer bilahare  
tutuklanmışlardır. Başvuranlar 25 Mayıs 2001 tarihinde yasadışı bir örgüte üye olmak ve  
yardım ve yataklık etmekle suçlanmışlardır.  
Yukarıda ifade olunanlar göz önünde bulundurulduğunda şüphelerin gereken düzeye ulaştığı  
görülmektedir. Başvuranların özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları ile kendilerine yönelik  
şüphelerin teyit edilmesi ya da giderilmesi amaçlanmıştır.  
Dolayısıyla başvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup AİHS’nin 35. maddesinin  
3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
2. Gözaltı süresi  
Hükümet, iç hukuktaki başvuru yollarının tamamının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Hükümet, haklarında beraat kararı verildiği cihetle başvuranların 466 sayılı Kanun temelinde  
uğradıkları zararın tazmin edilmesini talep edebileceklerini ifade etmektedir. Hükümet, bu  
başvuru yolunu kullanarak maruz kaldığı özgürlük mahrumiyetinden dolayı bir tazminat elde  
eden Sedat Serçik’in durumunu örnek göstermektedir.  
AİHM, Hükümetin atıfta bulunduğu 466 sayılı Kanun’un kanundışı olarak ya da haksız yere  
yakalanan ya da tutuklanan kimselerin Devlete karşı sorumluluk davası açabilmelerini  
öngördüğünü not etmektedir. Ancak başvuranlar tazminat elde etmek için iç hukukta başvuru  
yolu bulunmamasından değil gözaltı sürelerinden yakınmaktadırlar. Bu çerçevede derhal bir  
hakim ya da adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli karşısına çıkarılma  
hakkı, özgürlük mahrumiyeti nedeniyle tazminat elde edebilme hakkından ayrılır. 5.  
maddenin 3. fıkrası birinci durumla 5. maddenin 5. fıkrası ise ikinci durumla ilgilidir (bkz.,  
mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 44).  
Dolayısıyla AİHM, Hükümetin itirazını reddeder.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla sözkonusu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
Mevcut davada başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan’ın  
gözaltı süresi 10 Nisan 2001 tarihinde yakalanmalarıyla birlikte başlayarak 19 Nisan 2001  
tarihinde tutuklanmaları ile sona ermiştir. Başvuran Sedat Serçik’in gözaltı süresi ise 18 Nisan  
2001 tarihinde başlayıp 27 Nisan 2001 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla her bir gözaltı  
dokuz gün sürmüştür.  
AİHM, Brogan ve diğerleri davasında (29 Kasım 1988 tarihli karar, prg. 62), toplumu teröre  
karşı koruma amacı güdülse dahi, adli denetim olmaksızın dört gün altı saatten fazla süren bir  
gözaltı süresinin, AİHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen kesin sınırların dışına çıktığına  
hükmettiğini anımsatır (bkz. Maçin – Türkiye, no: 52083/99, prg. 25, 4 Mayıs 2006).  
Bu nedenle AİHM, başvuranların bir hakim karşısına çıkarılmaksızın dokuz gün süreyle  
alıkonulmalarının gerekli olduğunu kabul edemez. Bu itibarla AİHS’nin 5/3 maddesi ihlal  
edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
Başvuranlar Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan’ın her biri manevi  
tazminat olarak 15.000 Euro, başvuran Mehmet Şahin ise 60.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.  
AİHM manevi tazminat olarak başvuranların her birine 2.500 Euro ödenmesinin yerinde  
olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar, ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderleri için 9.200 Euro; AİHM  
önündeki masraf ve giderleri için ise 2.400 Euro talep etmektedirler. Belge olarak başvuranlar  
bir çalışma saati dökümü ve İstanbul Barosu’na ait asgari avukatlık ücret tarifesini  
sunmaktadırlar.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.  
AİHM’nin içtihadı uyarınca bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve makul nispette olduğunu kanıtladığı  
müddetçe elde edebilmektedir.  
Elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları hesaba katan AİHM ulusal mahkemeler  
önündeki yargılamaya ilişkin talebi reddeder. AİHM önünde yapılan yargılama için ise,  
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında ödenen 850 Euro tutarındaki bölümü  
düşülmek üzere başvuranlara ortaklaşa 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvurunun, başvuranların gözaltı süresi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak  
kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna ;  
2. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından  
i. başvuranların her birine 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat  
ödenmesine ;  
ii. Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında ödenen 850 Euro (sekiz yüz  
elli) tutarındaki bölümü düşülmek üzere yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara  
ortaklaşa 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine ;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.