AİHM, bu şikayet aşağıda açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olup
kabuledilemez niteliği taşıdığından Hükümetin itirazları hakkında bir karar vermeye gerek
olmadığı kanaatindedir.
AİHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini
hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). İddia konusu
olayların tespit edilmesi için AİHM ‘her türlü makul şüphenin ötesinde’ delil kıstasına
başvurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı
birtakım emare ya da karinelerden doğabilir (İrlanda – Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, prg.
161 in fine, ve Labita – İtalya, no: 26772/95, prg. 121). Sağlıklı olarak gözaltına alınan bir
kimsenin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olduğu tespit edilirse, bu yaralanmaların
kaynağı hakkında makul bir açıklama yapmak Devlete düşer ki aksi halde AİHS’nin 3.
maddesinin uygulanması gerekir (bkz., diğerleri arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803794,
prg. 87).
Mevcut davada başvuran evinde yapılan arama sonucu 10 Nisan 2001 tarihinde yakalanmıştır.
Başvuran gözaltına alınmadan önce sağlık kontrolünden geçirilmiştir. Yapılan kontrol
neticesinde düzenlenen raporda boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafifçe ekimotik bir alan tespit edilmiştir. Doktora göre
sözkonusu ekimozun on gün önce meydana gelmiş bir darba bağlı olması muhtemeldi.
Raporda ayrıca kelepçelerden kaynaklanan birtakım kızarıklıklar, sırt omurları hizasında 2
cm.’lik bir sıyrık, karnın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi tespit edildiği
belirtilmiştir. Doktor son olarak, sağ kaval kemiği üzerinde hiperpigmente alanlar ve
başvuranın vücudunun (raporun bu kısmı okunmaz durumdadır) bir yerinde 1,5 cm.’lik
kızarık bir alan bulunduğunu tespit etmiştir.
AİHM başvuranın hiçbir şekilde yakalanma koşullarından yakınmadığını ve/veya 10 Nisan
2001 tarihinde yapılan sağlık kontrolünde tespit edilen izlerin yakalandığı sırada meydana
gelmiş olabileceğini iddia etmediğini öncelikle tespit etmektedir. Bu nedenle AİHM
yakalamadan önceki bir döneme ait oldukları cihetle gözaltı başlangıcında yapılan muayene
neticesinde tespit edilen izlerin göz önünde bulundurulmaması gerektiği kanaatindedir.
Daha sonra AİHM, başvuranın gözaltında işkenceye uğradığından şikayetçi olduğunu
gözlemlemektedir. Bu çerçevede AİHM başvuranın gerek gözaltında tutulduğu sırada gerek
gözaltı bitiminde birçok kez sağlık kontrolünden geçirildiğini not etmektedir. 12 Nisan 2001
tarihinde düzenlenen raporda, boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafif sarı renkli bir lezyon, sırt omurları hizasında 2 cm.’lik bir
sıyrık ve karın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval kemiği
üzerinde hiperpigmente bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Kaval kemiği üzerinde eski
lezyonların tespit edildiği 18 Nisan 2001 tarihli muayene hariç bilahare düzenlenen tıbbi
raporlarda herhangi bir darp ya da cebir izinden söz edilmemektedir. AİHM 12 Nisan 2001 ve
18 Nisan 2001 tarihli raporlarda sözü edilen izlerin gözaltı başlangıcında düzenlenen raporda
da yer alan eski yaralarla ilgili olduğunu tespit etmektedir.
Başvuran serbest bırakıldığı 19 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na jandarmaların
kendisini elinden tutmak suretiyle ifadeyi imzalamaya zorladıklarını beyan etmiştir. Bunun
üzerine Savcı olası kötü muamele izlerinin tespiti için başvuranın yeniden sağlık kontrolünden
geçirilmesine karar vermiştir. Aynı gün yapılan muayene neticesinde ilgilinin vücudunda
hiçbir darp ya da cebir izi tespit edilmemiştir.