CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MEHMET ŞİRİN YILMAZ/TÜRKİYE  
(35875/97) KARAR  
29 TEMMUZ 2004 ÖZET ÇEVİRİ  
Dava, Türk vatandaşı Mehmet Şirin Yılmaz'ın 8 Nisan 1997 tarihinde Sözleşmenin eski 25.  
maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 35875/97 no ile yaptığı başvurudan  
kaynaklanmaktadır.  
HUKUK  
Hükümet'in ilk itirazları:  
Hükümet iki konudaki ilk itirazlarım sunmuştur. İlk olarak başvuranın iç hukuk yollarını  
tüketmediğini, ikinci olarak da başvurunun altı ay kuralına uygun olmadığını ileri sürmüştür.  
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi  
Hükümet başvurunun yapıldığı tarihte Devlet Güvenlik Mahkemesinin soruşturması devam  
etmekte olduğu için iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğunu savunmuştur.  
Altı ay kuralı  
Hükümet, başvurunun 10 Nisan 1997 tarihinde yapıldığını olayın ise 7 Ekim 1996 tarihinde  
gerçekleştiğim bu nedenle altı ay kuralına uyulmadığını belirtmiştir. Başvuran, iç hukuk  
yollarının etkisiz olduğunu düşündüğü taktirde, olayların gerçekleştiği tarihten itibaren altı ay  
içinde Mahkemeye başvurmalıydı.  
Başvuran ise 8 Nisan 1997 tarihinde Komisyona başvurduğunu, dolayısıyla altı ay kuralına  
uygun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Mahkemenin içtihatlarına göre, altı aylık süre başvuranın iç  
hukuk yollarının etkililiği hakkında fikir sahibi olduğu tarihten itibaren başlamasının mümkün  
olduğunu savunmuştur. Altı aylık sürenin, eşinin öldürülmesi ve köy boşaltma hakkında ulusal  
makamlara bilgi verdiği 16 Ekim 1996 tarihinde başladığı kabul edilebilir  
Mahkeme, başvurunun 8 Nisan 1997 tarihinde yapıldığını gözlemlemiş ve altı aylık sürenin  
şikayet konusu olayın gerçekleştiği tarihte başladığını belirtmiştir. Ancak bazı istisnai  
durumlarda altı aylık süre başvuranın sözkonusu iç hukuk yollarının etkisiz olmasına neden  
olan şartların farkına vardığında başlar.  
Bu hususta Mahkeme başvuranın şikayetlerini ulusal makamların dikkatine sunduğunu  
belirtmiştir. Diyarbakır Valiliğine ve Olağanüstü Hal Bölge Valisine 16 Ekim 1996 tarihinde  
sunduğu dilekçelerle eşinin ölümü ve köyün boşaltılması sonucunda yedi çocuğuyla birlikte  
köyü terketmek zorunda kaldığından şikayetçi olmuştur. Olayın faillerinin bulunmadı için  
soruşturma başlatılması ve tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.  
Başvuran, 19 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır DGM Lice Savcılığına başvurmuştur. Bu olayın  
ardından Valiliğin eşinin ölümü hakkında bilgilendirilmediğini ve Savcılığa eşinin ölüm  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
raporunun iletilmediğini öğrenmiştir. Ayrıca 5 Kasım 1996 tarihinde başvuran, İçişleri ve  
Dışişleri Bakanlıklarına şikayetlerini tekrarlamıştır.  
Mahkeme ayrıca nüfus müdürlüğüne eşinin ölümünü bildirmeye gittiğinde bazı belgelerde  
eşinin teröristlerce öldürüldüğü şeklinde kayıtlara rastladığını belirtmiştir.  
Mahkemeye göre başvuran başvuruda bulunmakta geç kalmamıştır. Altı aylık sürenin  
başlangıcı olarak 19 Ekim 1996 tarihini kabul etmiştir.  
Başvuranın şikayetleri sözleşmenin 35. maddesinin gerektirdiği şekilde altı aylık süre içinde  
sunulmuştur. Bu nedenle Hükümetin bu konudaki itirazı reddedilmiştir.  
Sözleşmenin ikinci Maddesinin İhlal Edildiği iddiası  
Başvuran, eşi Sariye Yılmaz'ın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü ve ölümü hakkında  
etkili bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvuranın iddiasına göre Devlet  
yaşam hakkının koruma sorumluluğunu yerine getirmemiştir.  
Mahkeme Huzurundaki Argümanlar  
1-  
Başvuran  
Başvuran eşinin güvenlik güçlerinin açtığı top ateşi sonucunda öldüğünü, köylülere karşı  
kuvvet kullanılmasının gerekli olmadığını ve sivillerin ölümüne yol açmanın bu şartlar altında  
savunulamayacağını belirtmiştir.  
Başvuran, olaydan sonra Lice Jandarması'nın köylülerin evlerini terketmeleri ve köyü  
boşaltmaları için aylarca baskı uyguladığını savunmuştur. PKK ve Güvenlik Güçleri arasındaki  
silahlı çatışma sona erdikten sonra, güvenlik güçleri köylülerin köyü boşaltmalarını sağlamak  
için top ateşine devam etmiştir. Ayrıca bütün tanıklar top ateşinin ilgili zamanda jandarma üssü  
olarak kullanılan Lice yatılı okulundan açıldığını söylemişlerdir. Güvenlik güçleri başvuranın  
eşinin ölümü konusunda PKK'yı suçlamaları için başvurana ve diğer tanıklara baskı  
yapmışlardır. PKK'nın olaydan sorumlu tutulmasını ve kendilerinin olayın dışında tutulmalarım  
sağlamak için raporlar hazırlanmıştır. 7-8 Ekim tarihli tanık ifadelerinin güvenilir olmadığını  
çünkü ifadelerin olaya karışan jandarmalarca alındığını belirtmiştir.  
Başvuran ayrıca olay hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığım ve sözleşmenin  
ikinci maddesinin prosedürle ilgili bölümünün dört ayrı sebepten ötürü ihlal edildiğini ileri  
sürmüştür.  
Öncelikle köylülerden sadece birkaç ifade alınmıştır ve bu ifadelerin güvenliği şüphelidir.  
Silahlı çatışmaya giren jandarmaların ifadelerine ise başvurulmamıştır. Ayrıca olay gecesinde  
başvuranın konuştuğu üsteğmen veya jandarma komutanının ifadeleri alınmamıştır.  
İkinci olarak olay yerinden herhangi bir delil toplanmamıştır. Şarapnel üzerinde balistik  
inceleme yapılmış olsaydı ateş edenlerin kimliğini tespit etmek mümkün olabilirdi.  
Üçüncüsü başvuranın eşine otopsi yapılmamıştır. Başvuranın otopsi isteğini üsteğmene  
söylemiştir. Daha sonra ise aynı isteği jandarma komutanına tekrarlamıştır. Ayrıca ilk yazılı  
şikayetini olaydan 8 gün sonra makamlara bildirmiştir. Ü aşamada cesedin çıkarıldıktan sonra  
cesede otopsi yapılması mümkündü. Savcı, güvenlik güçlerinin başvuranının eşinin ölümünden  
sorumlu olduğu ihtimalini düşünmemiştir. Ayrıca yetkisizlik karan verildikten sonra Lice  
Savcısının olayı incelemesine kadar yirmi ay geçmiştir.  
Başvuranın, devletin ikinci maddeden kaynaklanan pozitif sorumluluklarım yerine getirmediğini  
ileri sürmüştür. Bütün olarak ele alındığında güvenlik güçlerinin sorumluluğu konusunda etkili  
bir sistemin bulunmamasının, yargılama makamlarının tutumları, özellikle de yetkililerin  
olaylardan sorumlu olmadığı sanısı, kanıtların toplanmaması ve incelenmemesi ve olay  
hakkındaki resmi açıklamaların incelenmemesi gibi sebeplerle sözleşmenin ikinci maddesinin  
ihlaline yol açtığını ileri sürmüştür. Devlet görevlilerinin acil müdahaleye ihtiyacı olan köylülere  
sağlık hizmeti sağlamadığını da ileri sürmüştür.  
2-  
Hükümet  
Hükümet bütün tanık ifadelerinin kendi anlattıklarım onayladığını, sadece başvuranın  
onaylamadığım belirtmiştir.  
Hükümet başvuranın ilk defa 30 Mayıs 2001 tarihinde itiraz ettiğini belirtmiştir. Bu tarihten önce  
jandarmaların kendisine veya diğer tanıklara baskı yaptığına dair şikayette bulunmamıştır. Bir  
üsteğmen, cesedi inceledikten sonra rapora, ölümün şarapnel parçasının isabet etmesi  
sonucunda gerçekleştiğini yazmıştır. Hükümet böyle bir rapor olmadığım belirtmiş ve  
Jandarma Genel Komutanlığını İçişleri Bakanlığına gönderdiği 3 Ağustos 2001 tarihli mektuba  
gönderme yapmıştır.  
Hükümet bu nedenle Sariye Yılmaz'ın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünün kesinlik  
kazanmadığını şünmektedir.  
Hükümet, 1990'h yıllardan beri bölgede terör tehdidi ile karşı karşıya olduğunu vurgulamıştır.  
PKK binlerce masum insanı öldürmüş ve yörede yaşayan halka zulüm yapmıştır. Bu şartlar  
altında güvenlik güçleri bölge düzenin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması için elinden  
geleni yapmıştır.  
Hükümet, ulusal makamların ikinci maddeden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmediği  
iddialarını reddetmiştir, hükümet, bu maddenin prosedürle ilgili gereklerinin olay günü  
başlatılan hazırlık soruşturması ile yerine getirildiğini belirtmiştir. 7-8 Ekim 1996 tarihlerinde  
bütün tanıkların ve başvuranın ifadeleri alınmıştır. Ayrıca dava Diyarbakır DGM'de  
görülmekteydi ve failler bulunana kadar dava kapanmayacaktı. Bölgedeki güvenlik durumu  
dikkate alındığında terör olaylarının faillerinin tespit edilmesinin zor olduğunu vurgulamıştır.  
Mahkemenin Değerlendirmesi  
l Başvuranın eşinin öldürülmesi  
Mahkeme, yaşama hakkını koruma altına alan ve bu hakka müdahaleyi mazur gösteren halleri  
belirleyen ikinci maddenin sözleşmenin en önemli maddelerinden biri olduğunu hatırlatmıştır. 3.  
maddeyle birlikte, Avrupa Konseyine üye olan demokratik toplumların en temel değerlerinden  
birini korumaktadır. Sözleşme, 2. maddenin sağladığı güvencelerin pratik ve etkili olmasını  
sağlayacak şekilde yorumlanmalıdır.  
Mahkeme, bu hakkın kaybedilmesi durumunda devlet görevlilerinin fiillerini ve bütün çevresel  
etkenleri de dikkate alarak dikkatli bir inceleme yapmaktır. Mahkeme, kendisine sunulan bilgi  
ve belgeler ışığında ortaya çıkan konuları, özellikle de hükümetin soruşturmalarla ilgili sunduğu  
belgeleri ve tarafların yazılı görüşlerini inceleyecektir. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil  
durumunun farkındadır ve ilk derece mahkemesi rolünü üslenirken dikkatli olmalıdır.  
Mahkemenin görevi kendi değerlendirmesini ulusal mahkemenin yaptığı değerlendirmenin  
yaptığı değerlendirmenin yerine koymak değildir, genel bir kural olarak kanıtları  
değerlendirmek ulusal mahkemelerin görevinin. Ulusal mahkemelerin bulguları mahkemeyi  
bağlamamasına rağmen, normal şartlar altında sözkonusu bulgulardan ayrılarak farklı bir  
sonuca ulaşmak için kuvvetli unsurların varlığına gerek duymaktadır. Sözleşmenin 2.  
maddesine dayanarak çeşitli iddialarda bulunulduğunda mahkeme detaylı bir inceleme  
yapmalıdır.  
Mahkeme, başvuranın eşinin ölümü hakkında farklı ifadeler olduğunu gözlemlemiştir Başvuran  
eşinin güvenlik güçlerince öldürüldüğünü iddia ederken, hükümet, teröristlerle güvenlik güçleri  
arasında çıkan çatışma çatışmada açılan ateş sonucu öldüğünü ileri sürmüştür.  
Mahkeme, her iki tarafında olay gecesinde Cüm tepesi olarak bilinen yerde güvenlik güçleri ve  
PKK arasında silahlı çatışma çıktığı konusunda hem fikir olduklarım belirtmiştir.  
Mahkeme, başvuranın jandarma tarafından tehdit edilerek ve zorla bazı ifadeleri imzaladığını  
iddia ettiğini gözlemlemesine rağmen, bütün resmi ifadeler ölümün teröristlerin açtığı ateş  
sonucu gerçekleştiğim onaylamaktadır. Başvuran 15 Ekim ve 5 Kasım 1996 tarihli  
dilekçelerinde Lice yatılı okulunun bulunduğu yönden top ateşi açıldığını belirtmiştir. Lice  
Valiliğine sunduğu 21 Ekim 1997 tarihli dilekçesinde başvuran eşinin teröristlere karşı  
yürütülen operasyon sırasında öldüğünü savunmuştur.  
Mahkeme balistik inceleme ve otopsi olmaksızın başvuranın eşinin ölümünden sorumlu  
olanların tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvuranın iddialarının  
aksine, jandarmanın köyün boşaltılması için uyguladığını baskı sonucunda öldüğüne karar  
vermek için deliller yeterli değildir.  
Mahkeme kanıtları değerlendirirken kanıtların şüpheleri giderecek nitelikte olmasına önem  
vermektedir. Mahkeme bütün kanıtlan değerlendirmiştir ancak Sariye Yılmaz'ın ölümüne neden  
olayları tam olarak belirleyememiştir.  
Mahkeme başvuranın eşinin ölümünden güvenlik güçlerinin sorumlu olduğuna karar vermek  
için kanıtların yeterli olmadığını şünmektedir. Bu nedenle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali  
sözkonusu değildir.  
2. Soruşturmanın Yetersizliği İddiası  
İnsanlar kuvvet kullanılması sonucunda öldüğünde, 2. madde bağlamındaki yaşama hakkını  
koruma sorumluluğu 1. madde ile birlikte etkili bir soruşturma yapılmasını gerekli kılar.  
Soruşturmanın amacı yaşama hakkını koruyan kanunların ulusal düzeyde korunmasını ve  
kendi sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için güvenlik güçlerinin sorumluluğunu  
sağlamaktadır. Ne tür bir soruşturmanın amaca ulaştıracağı farklı şartlar altında değişiklik  
gösterir. Ancak otoriteler konu kendilerine iletildiğinde harekete geçmeli ve bir akrabama resmi  
bir şikayette bulunmasını beklememelidirler.  
Soruşturma ayrıca kullanılan kuvvetin ilgili şartlar altında gerekli olup olmadığı ve faillerin  
kimliği konusunda ışık tutabilmelidir. Yetkililer görgü tanığı ifadesi, adli tıp belgesi, otopsi  
raporu gibi kanıtları korumaya almak için gerekli tedbirleri almalıdırlar. Soruşturmadaki bir  
eksiklik veya kusur ölüm sebebinin ve sorumluların belirlenmesini engelleyecektir.  
Yürütülen soruşturmanın kısa süre içinde tamamlanması gerekmektedir. Mahkeme  
soruşturmada ilerlemeyi zorlaştıran engellerin çıkmasının muhtemel olduğunu kabul  
etmektedir. Ancak kuvvet kullanılması hakkındaki soruşturmanın kısa sürede tamamlanması  
hukukun üstünlüğüne kamu güvenini korumak açısından önem taşımaktadır.  
Mahkeme ölüm hakkında soruşturma başlatıldığım fakat soruşturmada eksiklikler olduğunu  
belirtmiştir. Bu bağlamda Mahkeme başvuranın sunduğu dilekçelerle eşinin güvenlik güçlerince  
ılan top ateşi sonucunda öldüğünü yetkililere bildirdiğini gözlemlemiştir. Dahası başvuran  
bunu eşinin cesedini inceleyen üsteğmene söylemesine rağmen, soruşturma güvenlik güçlerini  
de kapsayacak şekilde genişletilmemiştir. Başvuru sorumlu Devlete iletildikten sonra otopsi  
yapılmadığı için iki memur hakkında soruşturma açılmıştır.  
Mahkeme, savcı tarafından ne bir otopsi ne de balistik inceleme yapılmadığını belirtmiştir.  
Ancak bu prosedür yerine getirilseydi kurban ve failleri arasındaki mesafe tayin edilebilir ve  
şarapnel parçalarının Lice Yatılı Okulu veya köyden geldiği belirlenebilirdi.  
Ayrıca, jandarmaların hazırladığı olay raporuna göre, evlerde mermi izleri bulunmaktadır. Buna  
rağmen, ne jandarma ne de savcı olay yerinden kovan veya şarapnel parçalarını  
toplamamıştır. Sözkonusu kanıtlar üzerinde yapılacak balistik incelemenin soruşturmaya büyük  
faydası olabilirdi.  
Mahkeme, olaydan sekiz yıl sonra başlatılan soruşturmanın bir sonuç vermediğini, Diyarbakır  
DGM'de devam soruşturmada gelişme olup olmadığı konusunda Hükümetin bilgi vermediğini  
belirtmiştir.  
Mahkeme, ulusal makamları Sariye Yılmaz'ın ölümü hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma  
yapmadığını ve otoritelerin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünmektedir.  
19901ı yıllarda güneydoğudaki güvenlik durumuna rağmen, yetkililerin etkili bir soruşturma  
yapma sorumluluğundan kurtarmaz.  
Bu şartlar altında Mahkeme başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğunu kabul etmiştir.  
Dolayısıyla Mahkeme Hükümetin iç hukuk yolları bağlamındaki itirazım reddetmiş ve 2.  
maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
Ulusal hukuk ile yaşama hakkının korunmadığı iddiası  
Mahkeme, başvuranın eşinin öldürülmesi hakkında etkili bir soruşturma yapılmamış olması  
nedeniyle 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermesine bağlı olarak, bu şikayeti incelemeyi  
gerekli görmemiştir.  
III. SÖZLEŞMENİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, etkili bir soruşturma yapılmamış olması nedeniyle hukuk mahkemelerine başvurmak  
suretiyle tazminat talebinde bulunamadığını, 6. ve 13. maddelerin ihlal edildiğini iddia etmiştir.  
Hükümet, başvuranın iddialarının doğru olmadığını ve temelden yoksun olduğunu belirtmiştir.  
Mahkeme başvuranın Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetinin soruşturma  
makamlarının eşinin ölümü konusundaki tutumları ile yakından ilişkili olduğunu gözlemlemiştir.  
Başvuranın 6. madde bağlamındaki şikayetinin Sözleşmeci devletlere daha genel bir  
sorumluluk yükleyen 13. madde kapsamında değerlendirilmesinin daha doğru olacağını  
şünmektedir.  
Madde 13'ün, iç hukuk düzeninde ne şekilde güvence altına alınmış olursa olsun.  
Sözleşmedeki hak ve özgürlüklerin özünün korunması için ulusal düzeyde başvuru yolu  
sağlanmasını güvence altına aldığını yinelemiştir. Bu madde, Sözleşmeye taraf devletlerin  
sözkonusu yükümlülüklerini nasıl yerine getirecekleri hakkında takdir yetkisi tanımış olmasına  
rağmen, "yetkili ulusal otoritelerin" hem Sözleşme bağlamındaki şikayetlerle ilgilenmelerine  
hem de uygun çözüm sağlayacak iç başvuru yolunu içeren bir hükmü gerektirmektedir.  
Sözkonusu iç hukuk yolu hem uygulamada hem de hukuken etkili olmalı, başvuru yolu davalı  
devletin yetkililerinin fiilleri veya ihmalleriyle haksız biçimde engellenmemelidir.  
13. madde, tazminatın yanında sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve  
cezalandırılmalarım sağlayacak etkili ve yeterli bir soruşturmanın yapılmasını ve akrabaların  
soruşturma sürecine aktif katılımlarının sağlanmasını da içerecektir.  
Eldeki kanıtlardan yola çıkarak Mahkeme devlet görevlilerinin başvuranın eşinin ölümünden  
sorumlu olduğunun veya olaya karıştığının ispatlanmadığını tespit etmiştir. Ancak bu durum  
Sözleşmenin 13. maddesinin anlamı doğrultusunda 2. madde bağlamındaki şikayetin  
tartışılabilirliğini engellemez. Mahkeme başvuranın eşinin yasalara aykırı olarak öldürüldüğünü  
ve dolayısıyla başvuranın 2. maddenin ihlali ile ilgili tartışılabilir iddiası olduğunu  
gözlemlemiştir.  
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Sözleşmenin 13. maddesinin gereklerine uygun olarak  
etkili bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez. Mahkeme başvuranın etkili bir iç hukuk yolundan  
faydalanamadığın ve tespit etmiştir.  
Sonuç olarak Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
SÖZLEŞMENİN 3,8,14 VE 18. MADDELERİ İLE l NO'LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Bayırlı Köyünde 1996 yılında yaşamakta iken güvenlik güçlerince uygulanan zulüm sebebiyle  
3. maddenin ihlal edildiğini iddia etmiştir.  
Başvuran ek olarak, güvenlik güçlerinin top atışı sebebiyle bütün mal ve mülkünün zarar  
gördüğünü köyünden ayrılmak zorunda bırakıldığım ve l No'lu Protokolün 1. maddesine aykırı  
olarak mülkünden faydalanamadığını iddia etmiştir.  
Başvuran köye yapılan saldırının Kürt vatandaşlarına uygulanan ayırımcı politikayı ortaya  
koyduğunu ve bu uygulamanın 14. ve 18. maddelerin ihlaline yol açtığını ifade etmiştir.  
Hükümet şikayetleri reddetmiştir.  
Mahkemenin elindeki kanıtlara bakarak olayların başvuranın anlattığı şekilde geliştiğinden  
emin olması mümkün değildir. Bu nedenle 3,8 ve l No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığı görüşündedir. Mahkeme ayrıca, 14 ve 18.  
maddelerle ilgili iddiaların temelden yoksun olduğunu düşünmektedir.  
Dolayısıyla Mahkeme 3,8, 14 ve 18. maddeler ve l No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlal  
edilmediğine karar vermiştir.  
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
Başvuran kendisi, eşi ve yedi çocuğu adına adil tazmin talebinde bulunmuştur.  
A. Maddi Tazminat  
Başvuran eşinin ve kendisinin çiftçi olduklarını ve ürettiklerinin fazlasını satarak geçimlerini  
sağladıklarını belirtmiştir. Sariye Yılmaz'ın öldüğünde 28 yaşında ve yedi çocuğunun da 7-15  
yaş arasında olduklarını belirtmiştir. Başvuran eşinin ölümünden sonra evle ilgili tüm işleri ve  
çocukların bakımını iki yıl boyunca kendisinin üstlendiğini belirtmiştir. Sözkonusu maddi zarar  
için 50,000 İngiliz Sterlini talepte bulunmuştur. Mal ve mülkünün zarar gördüğü ve köyünden  
ayrılmak zorunda kaldığı için 133,994.85 İngiliz Sterlini talep etmiştir.  
Maddi zarar için talep edilen toplam tazminat miktarı 183,994.85 İngiliz Sterlinidir. Hükümet  
başvuranın talepleri ile ilgili yorum yapmamıştır.  
Mahkeme, Sözleşmenin ihlaline neden olan olay ile başvuranın talep ettiği miktar arasında  
nedensel bir bağ tespit edememiştir. Mahkeme başvuranın bu başlık altındaki taleplerinim  
tamamını reddetmiştir.  
B. Manevi Tazminat  
Başvuran kendisi ve yedi çocuğu için 50,000 İngiliz Sterlini ve eşinin öldürülmesi, yetkililerin  
soruşturma yapmaması ve köyün zorla boşaltılması sebepleriyle kendisi için 10,000 İngiliz  
Sterlini talepte bulunmuştur.  
Hükümet başvuranın talepleri üzerinde yorum yapmamıştır.  
Sözleşmenin 2 ve 13. maddelerinin ihlaline ilişkin kararına bağlı olarak Mahkeme, yetkililerin  
Sariye Yılmaz'ın ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapmamasının eşi ve çocukları üzerinde  
sıkıntıya neden olduğunu gözlemlemiştir. Bu nedenle Mahkeme başvurana ve yedi çocuğuna  
manevi tazminat için 35,000 Euro ödenmesine, sözkonusu miktarın ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuran ve çocukların Türkiye'deki banka hesabına  
yatırılmasına karar vermiştir.  
C. Mahkeme Masrafları  
Başvuranın Mahkeme masrafları için talep ettiği 12,538 İngiliz Sterlininin detayları aşağıda  
sunulmuştur:  
a) a) İngiltere'deki avukatların çalışması için 8,762.48 İngiliz Sterlini;  
b) b) Türk avukatın çalışmaları için 2,612 İngiliz Sterlini;  
c) c) İdari masraflar için 1,164 İngiliz Sterlini;  
Hükümet bu konuda yorum yapmamıştır.  
Mahkeme hakkaniyete uygun bir karar vererek ve başvuranın sunduğu detaylara bağlı olarak  
uygulanabilecek katma değer vergisi ile birlikte 10,000 Euro ödenmesine, ve sözkonusu  
meblağın ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz Sterlinine çevrilerek başvuran veya  
temsilcilerinin belirlediği bir hesaba yatırılmasına karar vermiştir.  
D. Gecikme Faizi  
Mahkeme Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle el<!e  
edilecek oranın gecikme faizi olarak benimsenmesine karar vermiştir,  
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME,  
1. 1. Oybirliğiyle Hükümet'in ilk itirazlarının reddedilmesine;  
2. 2. 2'ye karşı 5 oyla, başvuranın eşinin ilgili devlet yetkililerinin sorumluluğunda hayatını  
kaybettiği iddiası ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edilmediğine;  
3. 3. Oybirliğiyle ilgili devlet yetkililerinin başvuranın eşinin ölümü hakkında etkili ve yeterli bir  
soruşturma yapmaması bağlamında Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. 4. Oybirliğiyle, yaşama hakkının iç hukukta korunmaması ile ilgili olarak 2. madde altında  
sunulan şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına;  
5. Oybirliğiyle Sözleşmenin 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
6. Oybirliğiyle 13. maddenin ihlal edildiğine;  
7. 7. l'e karşı 6 oyla, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
8. 8. Oybirliğiyle Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;  
9. 9. Oybirliğiyle, 14. maddenin ihlal edilmediğine;  
10. 10. Oybirliğiyle, 18. maddenin ihlal edilmediğine;  
11. 11. Oybirliğiyle, l No'lu Protokol'ün l. maddesinin ihlal edilmediğine;  
12. 12. Oybirliğiyle,  
a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44-2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren  
üç ay içinde vergilerden muaf olmak kaydıyla aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine;  
i) Manevi tazminat başlığı altında başvurana ve yedi çocuğuna ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuranın ve yedi çocuğunun banka hesabına 35.000 Euro  
yatın imasına;  
ü) Mahkeme masrafları için başvuran veya temsilcileri tarafından belirlenecek bir  
hesaba ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz Sterlinine çevrilerek 10,000 Euro yatırılmasına;  
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için ilgili  
meblağlara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde  
edilecek oranın uygulanmasına  
13. Oybirliğiyle başvuranın geri kalan adil tazmin taleplerinin reddedilmesine KARAR  
VERMİŞTİR.  
Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğünün 77/2 ve 77/3 maddeleri  
uyarınca 29 Temmuz 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.