tanıdığını gözleyebilmiꢀtir (bkz, örneğin, Fidan-Türkiye, baꢀvuru no: 24209/94, 29 ꢁubat
2000, Toktaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 38382/97, 5 Mart 2002).
Araꢀtırılması gereken dava konusu olayların meydana geldiği dönemdeki hukuki durum göz
önüne alındığında, baꢀvuranın sözkonusu baꢀvuru yolunu kullanması gerekip gerekmediğidir.
Dava dosyasından, memurlar hakkında kovuꢀturma yapılmasına iliꢀkin 2 Aralık 1999 tarihli
4483 sayılı yeni yasanın yürürlüğe girmesinin ardından soruꢀturma yapacak idari organ
tarafından verilen takipsizlik kararına ancak idari mahkemeler önünde itiraz edilebileceği,
uygulamada, savcıların görevlerinin, yalnızca suç duyurularını ilgili makamlara iletmek ve
ilgili makam sözkonusu memur ile ilgili cezai kovuꢀturma iznini reddettiğinde takipsizlik
kararı vermekle sınırlı olduğu anlaꢀılmaktadır.
Oysa AĐHM’nin daha önce de belirttiği üzere, sözkonusu idari itiraz yolu esas hakkındaki
sorunlara değinmeyip sadece usuli incelemeye yol açtığı ve soruꢀturmayı yürüten idari
organların yönetime karꢀı bağımsızlıkları konusunda AĐHM tarafından müteaddit kereler dile
getirilen tereddüleri gidermeye yetmediği cihetle, bu haliyle uygun bir itiraz yolu olarak kabul
edilemez (Uyan-Türkiye, (no:2), baꢀvuru no: 15750/02, 21 Ekim 2008; Sultan Öner ve
diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıbaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no:
32444/96, 8 Aralık 2005).
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilecek eylemlerin büyük bir çoğunluğu ile ilgili
olarak, yukarıda belirtilen hukuki durumun, kötü muamele veya aꢀırı güç kullanımına
baꢀvurmaktan devlet memurları hakkındaki kovuꢀturmanın yeniden savcılar tarafından
yürütülmesini öngören 2 Ocak 2003 tarihli 4778 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesine kadar
devam ettiğini gözlemlemektedir.
Bu itibarla 2 Aralık 1999 tarihi ile 2 Ocak 2003 tarihleri arasında geçen süre boyunca, Türk
Hukuk sistemi tarafından sunulan yolların bu halleri ile AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında
yapılan bir ꢀikayet bağlamında uygun ve etkili addedilemeyeceği sonucuna ulaꢀmak
gerekmektedir. Bununla birlikte, bu tespit, etkili iç baꢀvuru yolunun bulunmaması nedeniyle
sözkonusu dönem ile ilgili olarak, dies a quo altı ay süresinin soruꢀturmanın idari organı
tarafından verilen takipsizlik kararı ile baꢀladığı çıkarımında bulunma imkanı
sağlamamaktadır (Walker-Birleꢀik Krallık, baꢀvuru no: 34979/97).
Aslında uygulamada, aynı dönemde 4778 sayılı yasanın 9. maddesi ile öngörülen usule iliꢀkin
olarak belirsizlikler ortaya çıktığı görülmektedir: bazı savcılıklar, bu davada olduğu gibi, ağır
ceza mahkemesinde itiraz yolu açık olmak üzere takipsizlik kararı vermeye devam
etmiꢀlerdir. Oysa ki Yargıtay içtihadına göre böyle durumlarda savcıların yetkisi dava
dosyasının kapatılması ile sınırlı idi.
AĐHM, baꢀvuranın, 4778 sayılı yasa ile öngörülen usullerin uygulanmasına iliꢀkin hukuki
karıꢀıklıktan zarar görmemesi gerektiği kanaatindedir.
2 Ocak 2003 tarihinden sonraki olaylar ile ilgili olarak AĐHM, genel kural olarak, takipsizlik
kararlarına iliꢀkin olarak ceza muhakemeleri usulü kanunu tarafından öngörülen itiraz
yolunun AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu
olduğunu tekrarlamaktadır. Bu durumda, altı ay süresi baꢀvuranın itiraz baꢀvurusunun
sonucunu öğrendiği tarihten itibaren baꢀlayacaktır.
4