CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MECAĐL ÖZEL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:16816/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Nisan 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16816/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Mecail Özel’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Temmuz 2001  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1960 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
22 Ocak 2000 tarihinde, öğlene doğru bavuran, Sosyal Sigortalar Kurumu’na giderken, üç  
ilin belediye bakanlarının gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen  
gösterinin ortasında kalmıtır. Bavuran, göstericileri dağıtmakla görevli polisler tarafından  
yakalanmıve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıtır. Đfadelerinde  
bavuran, yakalandığı ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne nakledildiği sırada dövüldüğünü  
dile getirmitir.  
Aynı gün, saat 16.30’a doğru bavuran, polisin talebi üzerine, doktor tarafından muayene  
edilmitir. Düzenlenen sağlık raporunda “boyun arka kısmında hassasiyet, ayaklarda ağrı ve  
boyunda ekimozlar” olduğu belirtilmitir. Doktor, üç gün igöremez raporu vermitir.  
Bavuran, saat 18.30’a doğru serbest bırakılmıtır.  
24 ubat 2000 tarihinde bavuran, yakalanmasında ve gözaltından sorumlu polis memurları  
hakkında Diyarbakır Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmutur. Bavuran, polis memurlarını  
kendisini dövmekle suçlamıtır.  
4 Nisan 2000 tarihinde, Savcının talebi üzerine, Diyarbakır Adli Tıp Kurumu, 22 ubat 2000  
tarihli raporu incelemive bavuranda saptanan yararların üç gün igöremez raporu  
gerektirdiğini belirtmitir.  
14 Nisan 2000 tarihinde, Savcı, yakalama ve gözaltından sorumlu polis memurları hakkında  
kötü muameleden dolayı ceza davası açmak için Diyarbakır Valiliği’nden izin talebinde  
bulunmutur.  
25 Nisan 2000 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürü, Terörle Mücadele ube Müdürü  
B.Y.’yi ibu davada soruturmacı olarak tayin etmitir.  
Soruturmacı B.Y. bavuranın ikayetinde belirtilen polis memurlarının ifadesini almıtır.  
Polis memurları, dağılın emrine uymayı reddeden göstericileri yakaladıklarını belirtmilerdir.  
Polis memurları gözaltının baında ve sonunda yapılan sağlık muayenelerinde gözaltındaki  
kimsenin kötü muameleye maruz kalmadığının açıkça görüldüğünü ifade etmilerdir.  
2
Eylül 2000’de, soruturmacı B.Y. disiplin soruturmasına gerek olmadığına ve cezai takibat  
izni verilmemesinin yerinde olacağına dair raporunu sunmutur. B.Y. olaylara ilikin  
tutanakların ve sağlık raporlarının bavuranın kötü muamele görmediğini kanıtladığına kanaat  
getirmitir.  
10 Ekim 2000 tarihinde, valilik, görevleri dahilinde davrandıkları ve kötü muamelede  
bulunmadıkları gerekçesi ile sözkonusu polis memurları aleyhinde cezai kovuturma  
balatılmasına izin vermeyen karar hakkında Diyarbakır Savcılığı’nı bilgilendirmitir.  
Diyarbakır Savcılığı, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi önünde sözkonusu karara itiraz  
etmitir.  
5 Aralık 2000 tarihinde, mahkeme, sözkonusu itirazı reddetmive ceza davası açılmasını  
haklı kılan hiçbir kanıt unsuru bulunmadığı gerekçesi ile valilik kararını onamıtır.  
5 ubat 2001 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, bavuranın ikayeti hakkında takipsizlik kararı  
vermitir. Takipsizlik kararı, 20 ubat 2001 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. , 6. ve 13 MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yakalandığı ve gözaltına alındığı sırada kötü muamelelere maruz kalması nedeniyle  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 6. ve 13.  
maddelerine atıfta bulunarak bavuran, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptığı ikayetlerin  
hiçbir ciddi soruturmanın konusu yapılmamasından ve tarafsız ve bağımsız mahkemeler  
tarafından incelenmemesinden ikayetçidir.  
Kendisine yapılan bavurudaki olayların hukuki tanımlamasını yapmakta müstakil yetkisi  
olduğunu hatırlatan AĐHM (Guerra ve diğerleri-Đtalya, 19 ubat 1998) sözkonusu ikayetlerin  
AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Fazıl Ahmet  
Tamer ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 19028/02, 24 Temmuz 2007).  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın, 5 ubat 2001 tarihli takipsizlik kararına ağır ceza mahkemesi önünde  
hiçbir itirazda bulunmaması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
Ayrıca Hükümet, bavuranın tazminat elde etmek amacıyla iç hukukta öngörülen hukuki ve  
idari yolları da kullanmadığını belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet, AĐHM’ye AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesinden dolayı  
bavurunun kabuledilemez ilan edilmesi çağrısında bulunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, daha önce, savcıların vermioldukları takipsizlik kararlarına karı Türk Ceza Hukuku  
tarafından öngörülen itiraz yolunun AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca  
tüketilebilir olduğunu ifade etmitir (Epözdemir-Türkiye, bavuru no: 57039/00, 31 Ocak  
2002; en-Türkiye, bavuru no: 41478/98, 30 Nisan 2002). Zira incelediği bazı davalarda  
AĐHM, ibu davada olduğu gibi, sözkonusu bavuru yolunun, Güneydoğu Anadolu’da görev  
yapanlar dahil olmak üzere devlet memurları hakkında cezai kovuturma balatma imkanı  
3
tanıdığını gözleyebilmitir (bkz, örneğin, Fidan-Türkiye, bavuru no: 24209/94, 29 ubat  
2000, Tokta-Türkiye, bavuru no: 38382/97, 5 Mart 2002).  
Aratırılması gereken dava konusu olayların meydana geldiği dönemdeki hukuki durum göz  
önüne alındığında, bavuranın sözkonusu bavuru yolunu kullanması gerekip gerekmediğidir.  
Dava dosyasından, memurlar hakkında kovuturma yapılmasına ilikin 2 Aralık 1999 tarihli  
4483 sayılı yeni yasanın yürürlüğe girmesinin ardından soruturma yapacak idari organ  
tarafından verilen takipsizlik kararına ancak idari mahkemeler önünde itiraz edilebileceği,  
uygulamada, savcıların görevlerinin, yalnızca suç duyurularını ilgili makamlara iletmek ve  
ilgili makam sözkonusu memur ile ilgili cezai kovuturma iznini reddettiğinde takipsizlik  
kararı vermekle sınırlı olduğu anlaılmaktadır.  
Oysa AĐHM’nin daha önce de belirttiği üzere, sözkonusu idari itiraz yolu esas hakkındaki  
sorunlara değinmeyip sadece usuli incelemeye yol açtığı ve soruturmayı yürüten idari  
organların yönetime karı bağımsızlıkları konusunda AĐHM tarafından müteaddit kereler dile  
getirilen tereddüleri gidermeye yetmediği cihetle, bu haliyle uygun bir itiraz yolu olarak kabul  
edilemez (Uyan-Türkiye, (no:2), bavuru no: 15750/02, 21 Ekim 2008; Sultan Öner ve  
diğerleri-Türkiye, bavuru no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıba-Türkiye, bavuru no:  
32444/96, 8 Aralık 2005).  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilecek eylemlerin büyük bir çoğunluğu ile ilgili  
olarak, yukarıda belirtilen hukuki durumun, kötü muamele veya aırı güç kullanımına  
bavurmaktan devlet memurları hakkındaki kovuturmanın yeniden savcılar tarafından  
yürütülmesini öngören 2 Ocak 2003 tarihli 4778 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesine kadar  
devam ettiğini gözlemlemektedir.  
Bu itibarla 2 Aralık 1999 tarihi ile 2 Ocak 2003 tarihleri arasında geçen süre boyunca, Türk  
Hukuk sistemi tarafından sunulan yolların bu halleri ile AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında  
yapılan bir ikayet bağlamında uygun ve etkili addedilemeyeceği sonucuna ulamak  
gerekmektedir. Bununla birlikte, bu tespit, etkili iç bavuru yolunun bulunmaması nedeniyle  
sözkonusu dönem ile ilgili olarak, dies a quo altı ay süresinin soruturmanın idari organı  
tarafından verilen takipsizlik kararı ile baladığı çıkarımında bulunma imkanı  
sağlamamaktadır (Walker-Birleik Krallık, bavuru no: 34979/97).  
Aslında uygulamada, aynı dönemde 4778 sayılı yasanın 9. maddesi ile öngörülen usule ilikin  
olarak belirsizlikler ortaya çıktığı görülmektedir: bazı savcılıklar, bu davada olduğu gibi, ağır  
ceza mahkemesinde itiraz yolu açık olmak üzere takipsizlik kararı vermeye devam  
etmilerdir. Oysa ki Yargıtay içtihadına göre böyle durumlarda savcıların yetkisi dava  
dosyasının kapatılması ile sınırlı idi.  
AĐHM, bavuranın, 4778 sayılı yasa ile öngörülen usullerin uygulanmasına ilikin hukuki  
karııklıktan zarar görmemesi gerektiği kanaatindedir.  
2 Ocak 2003 tarihinden sonraki olaylar ile ilgili olarak AĐHM, genel kural olarak, takipsizlik  
kararlarına ilikin olarak ceza muhakemeleri usulü kanunu tarafından öngörülen itiraz  
yolunun AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu  
olduğunu tekrarlamaktadır. Bu durumda, altı ay süresi bavuranın itiraz bavurusunun  
sonucunu öğrendiği tarihten itibaren balayacaktır.  
4
Buna karın, 2 Aralık 1999 tarihi ile 2 Ocak 2003 tarihi arasında geçen olaylar ile ilgili olarak,  
AĐHM, bavuranın bavuruda bulunmak için sahip olduğu altı ay süresinin, soruturmanın  
idari organının kovuturma iznini reddettiği tarihten değil de savcı tarafından verilen  
takipsizlik kararı tarihten itibaren hesaplanmasına müsamaha göstermelidir.  
Bu dava konusu olayların yukarıda belirtilen zaman dilimi içerisinde meydana gelmiꢀ  
olmaları muvacehesinde, AĐHM, cezai itiraz yolunun tüketilmediği kapsamında yapılan itirazı  
reddetmektedir. Ayrıca AĐHM, bavuranın suç duyurusunda bulunmasına rağmen, ulusal  
makamların, iddet eylemlerinden sorumlu oldukları iddia edilen sanıklar aleyhinde açılan  
ceza davasının bir sonuca ulaması için artların gerektirdiği pozitif önlemleri almadıklarını  
kaydetmektedir (Nurgül Doğan-Türkiye, bavuru no: 72194/01, 8 Temmuz 2008).  
Hukuki ve idari bavuru yollarının tüketilmediği kapsamında yapılan ikayete ilikin olarak,  
AĐHM, geçmite müteaddit defalar bu hususta görübildirdiğini ve sözkonusu itirazı  
reddettiğini hatırlatmaktadır (Karayiğit-Türkiye, bavuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM,  
ibu davada önceden ulağı sonuçlardan farklı bir sonuca ulamasını gerektirecek hiçbir  
koul tespit edememektedir.  
Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit  
edemediğinden sözkonusu bavuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esas  
1. Polisin elinde kötü muameleye maruz kalındığı yönündeki iddia hakkında  
Hükümet, bavuranın iddialarının mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda,  
Hükümet, bavuranın birkaç saat polis karakolunda tutulduğuna ve vücudunda saptanan  
ekimozların göstericileri dağıtmaya çalıtıkları sırada polislere karı koymasından  
kaynaklanmıolabileceğine dikkat çekmektedir. Hükümet, sözkonusu ekimozların AĐHS’nin  
3. maddesinin uygulanması alanına girecek derecede ciddiyet taımadıklarını da  
belirtmektedir.  
AĐHM, bir kimse, polis memurlarının mutlak kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında  
yaralanğında, bu dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü karinelerin doğmasına  
neden olduğunu hatırlatmaktadır (Salman-Türkiye, bavuru no: 21986/93). Bu nedenle bu  
yaraların nedeni hakkında makul bir izahat vererek mağdurun iddialarını, hele ki bu iddialar  
tıbbi belgelere dayandırılmıise, çürütecek delilleri sunma görevi Hükümete dümektedir  
(Selmouni-Fransa, bavuru no: 25803/94; Aye Tepe-Türkiye, bavuru no: 29422/95, 22  
Temmuz 2003).  
Đꢀbu davada AĐHM, bağımsız bir adli tabip tarafından hazırlanan ve Adli Tıp Kurumu  
tarafından onaylanan 22 ubat 2000 tarihli sağlık raporunun, bavuranın vücudunda darp  
izlerinin mevcut olduğunu gösterdiğini ve sözkonusu izlerin, yaraların ciddiyeti ve sağlık  
durumu dikkate alındığında bavurana üç gün igöremez raporu verilmesini gerektirdiğini  
belirtmektedir. Ayrıca, AĐHM, Diyarbakır Valiliği’nce polis memurları hakkında cezai  
kovuturma balatılmasına izin verilmemesinden dolayı, yerel soruturma dosyasının  
sözkonusu yaraların nedenine ilikin net bulgular sunmadığını kaydetmektedir.  
Hükümet ise, sağlık raporunda belirtilen ekimozların nedenini açıklamak amacıyla sadece tek  
bir varsayım sunmaktadır. Hükümet’e göre, sözkonusu yaralar, mevcut davada, iddet  
5
gösterme eğiliminde toplanan kalabalığı dağıtma gerekliliği ile açıklanan meru güce  
bavurmanın ardından olumuolabilir. Bu bağlamda AĐHM, bavuranın sözkonusu gösteriye  
katılmağı iddiasında bulunduğunu kaydetmektedir. Sözkonusu grubun içerisinde yer aldığı  
varsayılsa dahi, dosyada bulunan hiçbir unsur, güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında,  
bavuranın direndiğini ortaya koymamakta veya bavuranın bu iddette bir güç kullanımı ile  
kontrol altına alınacak ekilde saldırgan davrandığını kanıtlamamaktadır. AĐHM’ye göre,  
gösteriyi dağıtmak ne bavuranda bulunan darpların ciddiyetini ne vücudundaki ekimozları  
açıklamak için tek baına yeterlidir.  
Yukarıda ifade olunanları göz önünde bulunduran AĐHM, Hükümetin ne bavuranın gözaltı  
süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi rapor hakkında ne tespit edilen ekimozların nedeni  
hakkında makul bir izahat verdiğini değerlendirmektedir. Bu itibarla AĐHM, Savunmacı  
Devletin belirtilen yaraların sorumluluğunu taıdığı kanaatine varmaktadır (sözü edilen  
Nurgül Doğan).  
Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin bu gerekçeyle esası bakımından ihlal edildiği  
sonucuna ulamaktadır.  
2. Yürütülen soruturmaların etkili olup olmadığı hakkında  
Bavuran, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptığı ikayetlerine ilikin soruturmanın ne  
etkili olduğunu ne bağımsız ve tarafsız merciler tarafından yapıldığını ileri sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu soruturmanın AĐHS’nin 3. maddesinin gereklerini karıladığını  
belirtmektedir.  
AĐHM, bir kimsenin polisin elinde 3. maddeye aykırı ciddi kötü muameleye maruz kaldığına  
dair savunulabilir bir iddiada bulunduğunda sözkonusu hükmün etkili bir resmi soruturma  
gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998).  
Mevcut davada AĐHM, bavuran tarafından sunulan ikayetin ardından, Savcılığın,  
Diyarbakır Valiliğinden cezai soruturma açma izni talep ettiğini gözlemlemektedir. Valilik,  
soruturmaları yapılacak polis memurları ile aynı hiyerariye tabi bir polis komiserini  
soruturmacı olarak atamıtır. Soruturmacının görüüne uygun olarak, Valilik, dava konusu  
polis memurları hakkında cezai soruturma izni verilmemesine karar vermive Savcılık  
takipsizlik kararı vermek durumunda kalmıtır. Hiçbir cezai soruturma yürütülememitir.  
AĐHM, ilgili idari organların AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin gerektirdiği ekli ile bağımsız  
bir soruturma yürütme kapasitesi konusunda daha önce de ciddi tereddüt izhar ettiğini  
anımsatmaktadır (Sunal-Türkiye, bavuru no: 43918/98, 25 Ocak 2005; Nazif Yavuz-Türkiye,  
bavuru no: 69912/01, 12 ubat 2006). Bu nedenle Valiliğin müdahalesi, ihtilaf konusu  
olayların hangi koullarda gerçekletiğinin tespitine mahsus etkili bir cezai soruturma  
açılmasına ve yürütülmesine mani olmutur (Kızıl-Türkiye, bavuru no: 29098/03, 17  
Temmuz 2008).  
Mevcut davada yürütülen soruturma AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca etkili kabuledilemez. Bu  
itibarla AĐHM, sözkonusu hükmün usul bakımından ihlal edildiği sonucuna ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
6
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı maddi ve manevi için 15.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM, iddia edilen maddi zararın mesnetsiz olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla bavurana  
maddi tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karın AĐHM, hakkaniyete uygun olarak  
bavurana 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.505 Euro talep  
etmekte ve hesap özetini u ekilde sunmaktadır: avukatlık ücreti için 4.987 Euro, AĐHM  
önünde yapmıolduğu posta ve çeviri masrafları için 518 Euro. Bavuran belge olarak  
Đstanbul Barosu ücret tarifesini, çeviri masraflarına ilikin bir faturayı ve avukatının yapmıꢀ  
olduğu masraflar ile avukat ücretine ilikin bir dekontu belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu taleplerin gerekçelendirilmediği kanaatindedir ve AĐHM’ye bu talepleri  
reddetmesi çağrısında bulunmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Sahip  
olduğu belgeleri ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, Avrupa Konseyi  
tarafından verilen 850 Euro miktarındaki adli yardımın düürülerek bavurana yargılama  
masraf ve giderleri için 2.500 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esas bakımından ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
aağıdaki miktarların ödenmesine:  
i)  
manevi tazminat olarak her türlü vergiden muaf tutularak 9.000 Euro  
(dokuz bin Euro)  
ii)  
Avrupa Konseyi tarafından verilen 850 Euro (sekiz yüz elli Euro)  
miktarındaki adli yardım düürülmek üzere yargılama masraf ve giderleri  
için her türlü vergiden muaf tutularak 2.500 Euro (iki bin beyüz Euro)  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
7
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 14 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8