CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Mehdi ZANA (No: 2) -TÜRKİYEDAVASI  
(Başvuru no:26982/95)  
6 Nisan 2004 NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Mehdi Zana “başvuran”, 21 Mart 1995  
tarihinde, İnsan Haklarım ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin “AİHS”  
eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
“Komisyon”, AİHS’nin 6 §§ l ve 3. ve 10. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı  
başvurudur (Başvuru no: 26982/95).  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “AİHM” önünde, Paris Barosu avukatlarından  
D. Jacoby tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Davanın koşulları  
16 Mart ve 19 Ekim 1993 tarihlerinde, Ankara Cumhuriyet Savcısı, Fransa’da  
ikamet eden ve 1940 doğumlu olan başvuran hakkında 3713 Sayılı Terörle Mücadele  
Yasası’nın 8. maddesi uyarınca kamu davası açmıştır. Başvuranın 28 Ekim 1992  
tarihinde Avrupa Parlamentosunda ve 3 Aralık 1992 tarihinde Avrupa Parlamentosu  
İnsan Hakları Alt Komisyonunda yaptığı basın açıklamalarına dayanarak Cumhuriyet  
Savcısı başvuranın Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne muhalefet  
yapmaktan suçlu bularak mahkumiyetini talep etmiştir.  
12 Mayıs 1994 tarihli karar ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM”  
başvuranı suçlu bularak 4 yıl hapis cezasına ve 200.000.000 TL’lik para cezasına  
mahkum etmiştir .  
13 Mayıs 1994 tarihinde, başvuran yakalanarak tutuklanmıştır.  
Başvuranın söz konusu kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay, 21 Eylül 1994  
tarihli karar ile ilk derce mahkemesinin kararını onamış ve 12 Ekim 1994 tarihinde  
Cumhuriyet Savcılığına tebliği etmiştir.  
3713 Sayılı Yasası’nın 8 maddesince öngörülen hapis cezalarını hafifleten  
ancak para cezalarını ağırlaştıran 27 Ekim 1995 tarihli 4126 Sayılı Yasa’nın 30 Ekim  
1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4126 Sayılı Yasa’nın geçici bir maddesi, 3713  
sayılı Yasa’nın 8. maddesi çerçevesinde hükme bağlanan mahkumiyet kararlarının  
re’sen yeniden görülmesini imkan tanımıştır. Bu sebepten ötürü, DGM, başvuranın  
davasını esastan tekrar incelenmesine karar vererek 10 Kasım 1995 tarihli karar ile  
başvuranı iki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Başvuran, daha önceden hapis  
cezasını tamamladığından, serbest bırakılmıştır.  
Cezai Yargılama Süreci  
22 Nisan 1993 tarihinde, DGM ‘deki duruşma sırasında, sorguya çekilen  
başvuran savunmasını mahkeme heyetine sunmuştur.  
Başvuranın katılımıyla ikinci duruşmasını 13 Mayıs 1993 tarihinde  
gerçekleştiren DGM, kendini yetkisiz ilan ederek dava dosyasını Ankara Cumhuriyet  
Savcılığına sevk etmiştir. Ankara Cumhuriyet Savcısı da aynı gerekçeden dolayı  
dava dosyasını Yargıtay 3. Dairesine göndermiştir. Yargıtay, Ankara DGM’sini dava  
dosyasına bakmakla görevlendirmiştir.  
İlk duruşma sırasında, 16 Aralık 1993 tarihinde, Yargıtay’ın dava dosyasını geri  
göndermesiyle DGM dosyaların birleştirilmesine karar vermiştir. Başvuran bu konuda  
her hangi bir itirazda bulunmamıştır. Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı iddianamesinde,  
Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesini ileri sürmüştür. Başvuran, mahkeme  
__________________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004 Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış  
olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu  
ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
heyetine cevap vermekten kaçınarak 3 Şubat, 7 Nisan ve 12 Mayıs 1994 tarihlerinde  
yapılan duruşmalara katılmamıştır..  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, yerel makamların AİHS’nin 10.maddesinin ihlal ettiklerini ileri  
sürmüştür.  
Başvuran, mahkumiyet kararının AİHS’nin 10. maddesinde 2. fıkrasında dile  
getirilen meşru amaçla hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve mahkumiyet gerekçesinin  
“Türkiye Cumhuriyeti devletinde Kürdistan adlı bir toprak parçasının ve Türk  
toplumunda farklı bir halk bulunduğuna ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurt halkına  
baskı ve işkence yaptığına“ dair görüşlerine dayandırıldığını iddia etmiştir. Ayrıca,  
başvuran, söz edilen konuşmanın bir durum değerlendirmesi olduğunu ve metinde  
adı geçmeyen bir terörist örgüt olan PKK’ya bir destek olarak görülmemesi gerektiğini  
ileri sürmüştür.  
Başvurana göre “Yerel Türk hukuku ve Anayasa Hükümleri ne olursa olsun,  
demokratik bir ülkede, her bireyin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne  
ilişkin görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip olması gerekmektedir”.  
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin mahkumiyetine  
neden olan bölücülük suçlarını cezalandıran Terörle Mücadele Yasası’nın 8.  
maddesine dayandırıldığını ve toprak bütünlüğünün korunması ve ulusal güvenliğinin  
sağlanması gibi meşru amaç doğrultusunda yapıldığını vurgulamıştır. Terörle  
Mücadele Yasası’nın 8.maddesi, yasadışı bir örgüt olan PKK gibi terörist gruplara  
destek amaçlı her türlü eylemleri yasaklamıştır.  
Hükümet, AİHS’nin 10.maddesinin terörizmle karşı karşıya kalan Sözleşmeci  
Devletlere belirli bir taktir yetkisi verdiğini hatırlatarak PKK’nın güvenlik güçlerine ve  
sivil halka karşı birçok silahlı eylem gerçekleştirdiği sırada başvuranın beyanlarının  
ciddiyetine dikkat çekmiştir.  
AİHM, Konuyla ilgili içtihatlardan meydana gelen ilkeleri hatırlatmıştır (Bkz, 23  
Nisan 1992 tarihli Castells-lspanya kararı , § 23, 25 Kasım 1997 tarihli Zana-Türkiye  
kararı, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa kararı, no: 29183/95, § 45, Ceylan-Türkiye  
kararı, no: 23556/94, § 32, Öztürk -Türkiye kararı, no: 22479/93, § 64 ve İbrahim  
Aksoy-Türkiye kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§ 51-53).  
AİHM, denetleyici yargı yetkisini kullanırken itiraz edilen müdahaleye,  
başvurucunun sorumlu tutulduğu sözlerinin özü ve bunları hangi bağlamda  
söylediğini de kapsayacak biçimde, davanın bütünün ışığında bakmalıdır. AİHM  
özellikle dava konusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını  
ve ulusal makamların bu müdahaleyi haklılaştırmak için ileri sürdükleri nedenlerin  
“uygun ve yeterli” olup olmadığını saptamalıdır (bkz. yukarıda anılan Fressoz ve  
Roire-Fransa kararı) Bunu yaparken AİHM, ulusal makamların 10. maddede  
somutlaştırılan ilkelere uygun standartları uyguladıklarına ve bundan başka, ilgili  
olayların kabul edilebilir bir nitelendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır.  
AİHM, söz konusu beyanların hem içerik yönden hem de kullanılan kelimeler  
yönünden siyasi nitelik taşıdığını belirtmiştir. Eski bir milletvekili olan başvuran  
Türkiye’nin Güney doğusu’nda ulusal makamların ve özellikle silahlı kuvvetlerin  
faaliyetlerini ağır biçimde eleştirmekle birlikte kurt halkı tarafından yürütülen  
bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin engellendiğini ifade etmiştir. 28 Ekim 1992  
tarihinde, “Mehdi Zana’dan çağrı” adlı bir bildiri Avrupa Parlamentosunda yapılan bir  
basın açıklaması şurasında başvuran tarafından okunmuş ve dağıtılmıştır.  
AİHM, 3 Aralık 1992 tarihinde Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt  
Komisyonu’nun  
huzurunda  
yapılan  
söylemde,  
başvuranın  
Türkiye’nin  
Güneydoğusu’ndaki ulusal makamlarının faaliyetlerini kınayarak “PKK’nın Türk Silahlı  
Kuvvetlerinin baskısından dolayı türediğini” beyan etmiştir.  
AİHM, başvuranın şiddeti teşvik ettiği gerekçesiyle değil Türkiye’nin  
Güneydoğusu’nun bazı bölümlerinin bağımsız bir Devlet - “Kürdistan” olarak  
vasıflandırılarak yazısında bölücülük propagandası yaptığı için DGM tarafından  
mahkum edildiğini ileri sürmüştür. AİHM, ilgili olmasına rağmen, başvuranın mahkum  
edilmesi ve cezaya çarptırılmasına ilişkin DGM kararında belirtilen gerekçelerin  
ilgilinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin haklı çıkarılması için yeterli olmadığı  
görüşündedir (Bkz, 8 Temmuz 1999 tarihli Sürek-Türkiye kararı, no: 24762/94, § 58).  
AİHM, mezkur söylemlerin Avrupa Parlamentosunda ve Avrupa Parlamentosu  
İnsan Hakları Alt Komisyonunda yapıldığını ve başvuranın Türk siyasetinin bir aktörü  
olarak toplumun bir kısmının geleceğim Avrupa Parlamentosunda gündemine  
taşımak istediğini belirtmiştir.  
AlHM, başvurana verilen iki yıl hapis cezasının ağır olduğuna dikkati çekmiştir.  
Bu bağlamda AİHM, müdahalenin ölçüsü değerlendirilirken verilen cezanın şiddetinin  
ve çeşidinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmiştir.  
Yukarıdaki hususları dikkate alan AİHM, başvuranın mahkumiyetinin ve  
cezasının amaçlanan hedefler ile orantısız olduğunu ve bu nedenle “demokratik bir  
toplumda zaruri” olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu sebeple, bu dava konusu şartlar  
altında AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, Ankara DGM’deki yargılaması boyunca sik aralılarla hakim karşısına  
çıkarılmağından ve adı geçen adli makamın bağımsız ve tarafsız olmadığından  
dolayı adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu konuda, AİHS’nin 6§§  
1 ve 3 c) maddesine atıfta bulunmuştur.  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin  
AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya  
koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranın aralarında  
askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak  
yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısına  
varmaktadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı  
mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu  
çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen meal  
kararı s.1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranı yargıladığı sırada Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS‘nin 6 §  
1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme vasfını taşımadığına karar  
vermiştir.  
Buna istinaden AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.  
B. AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlaline ilişkin  
Başvuran, yargılaması boyunca DGM sık sık çıkarılmadığından dolayı adil  
yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  
AİHM, başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemece tarafından  
görülmediğine dair ihlalin tespiti dikkate alındığında söz konusu şikayeti  
incelenmesine gerek olmadı sonucuna varmıştır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41.maddesi çerçevesinde  
(ilgili madde)  
A. Zarar  
Başvuran hapsedilmesinden dolayı uğradığı maddi zarar için 590.000 Fransız  
Frangı “FF” veya 89.944 Euro tazminat talep etmiştir. Ayrıca, başvuran, manevi  
tazminat olarak 100.000 FF veya 15.244 Euro istemiştir.  
Hükümet söz konusu meblağlara itirazda bulunmuştur.  
Başvuranın tazmin taleplerine ilişkin olarak AİHM, maddi tazminat iddialarının  
yeteri kadar açıklanmadığından dolayı her hangi bir tazminata yer olmadığı  
kanısındadır.  
Manevi tazminata gelince AİHM, başvuranın konuyla ilgi bazı sıkıntılarla karşı  
karşıya kaldığını ve buna istinaden AİHS’nin 41.maddesi uyarınca hakkaniyet  
çerçevesinde başvurana 7.500 Euro verilmesine hükmetmiştir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Masraf ve harcamalar için başvuran dayanak göstermeksizin toplam 59.600 FF  
veya 9.085 Euro talep etmiştir.  
Hükümet’e göre talep edilen miktar temelden yoksun ve abartılıdır.  
AİHM, AİHS’nin 41 maddesine dayanarak makul, gerçek ve ayrıntılı biçimde  
ortaya konan masrafları ödediğini hatırlatmıştır (Bkz diğer karara, Nikolova-  
Bulgaristan kararı, no: 31195/96, §79).  
Konuyla ilgili uyguladığı kriterler gözönüne alındığında ve hakkaniyet uygun  
olarak AİHM, başvurana 2.500 Euro verilmesine kararlaştırmıştır.  
C. Temerrüt Faizi  
AİHM, AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı %3 ‘lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmiştir.  
Bu nedenden dolayı, AİHM, Oybirliğiyle,  
1- AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı  
gerekçesiyle AİHS’nin 6 §1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6 §§1 ve 3c) maddesine ilişkin şikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4.  
a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana:  
i) Manevi tazminat için 7.500 (yedi bin beş yüz) Euro;  
ii) Masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro;  
b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu  
sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa  
Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit  
faizi uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 6 Nisan 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.