heyetine cevap vermekten kaçınarak 3 Şubat, 7 Nisan ve 12 Mayıs 1994 tarihlerinde
yapılan duruşmalara katılmamıştır..
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yerel makamların AİHS’nin 10.maddesinin ihlal ettiklerini ileri
sürmüştür.
Başvuran, mahkumiyet kararının AİHS’nin 10. maddesinde 2. fıkrasında dile
getirilen meşru amaçla hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve mahkumiyet gerekçesinin
“Türkiye Cumhuriyeti devletinde Kürdistan adlı bir toprak parçasının ve Türk
toplumunda farklı bir halk bulunduğuna ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurt halkına
baskı ve işkence yaptığına“ dair görüşlerine dayandırıldığını iddia etmiştir. Ayrıca,
başvuran, söz edilen konuşmanın bir durum değerlendirmesi olduğunu ve metinde
adı geçmeyen bir terörist örgüt olan PKK’ya bir destek olarak görülmemesi gerektiğini
ileri sürmüştür.
Başvurana göre “Yerel Türk hukuku ve Anayasa Hükümleri ne olursa olsun,
demokratik bir ülkede, her bireyin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne
ilişkin görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip olması gerekmektedir”.
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin mahkumiyetine
neden olan bölücülük suçlarını cezalandıran Terörle Mücadele Yasası’nın 8.
maddesine dayandırıldığını ve toprak bütünlüğünün korunması ve ulusal güvenliğinin
sağlanması gibi meşru amaç doğrultusunda yapıldığını vurgulamıştır. Terörle
Mücadele Yasası’nın 8.maddesi, yasadışı bir örgüt olan PKK gibi terörist gruplara
destek amaçlı her türlü eylemleri yasaklamıştır.
Hükümet, AİHS’nin 10.maddesinin terörizmle karşı karşıya kalan Sözleşmeci
Devletlere belirli bir taktir yetkisi verdiğini hatırlatarak PKK’nın güvenlik güçlerine ve
sivil halka karşı birçok silahlı eylem gerçekleştirdiği sırada başvuranın beyanlarının
ciddiyetine dikkat çekmiştir.
AİHM, Konuyla ilgili içtihatlardan meydana gelen ilkeleri hatırlatmıştır (Bkz, 23
Nisan 1992 tarihli Castells-lspanya kararı , § 23, 25 Kasım 1997 tarihli Zana-Türkiye
kararı, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa kararı, no: 29183/95, § 45, Ceylan-Türkiye
kararı, no: 23556/94, § 32, Öztürk -Türkiye kararı, no: 22479/93, § 64 ve İbrahim
Aksoy-Türkiye kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§ 51-53).
AİHM, denetleyici yargı yetkisini kullanırken itiraz edilen müdahaleye,
başvurucunun sorumlu tutulduğu sözlerinin özü ve bunları hangi bağlamda
söylediğini de kapsayacak biçimde, davanın bütünün ışığında bakmalıdır. AİHM
özellikle dava konusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını
ve ulusal makamların bu müdahaleyi haklılaştırmak için ileri sürdükleri nedenlerin
“uygun ve yeterli” olup olmadığını saptamalıdır (bkz. yukarıda anılan Fressoz ve
Roire-Fransa kararı) Bunu yaparken AİHM, ulusal makamların 10. maddede
somutlaştırılan ilkelere uygun standartları uyguladıklarına ve bundan başka, ilgili
olayların kabul edilebilir bir nitelendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır.
AİHM, söz konusu beyanların hem içerik yönden hem de kullanılan kelimeler
yönünden siyasi nitelik taşıdığını belirtmiştir. Eski bir milletvekili olan başvuran
Türkiye’nin Güney doğusu’nda ulusal makamların ve özellikle silahlı kuvvetlerin
faaliyetlerini ağır biçimde eleştirmekle birlikte kurt halkı tarafından yürütülen
bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin engellendiğini ifade etmiştir. 28 Ekim 1992
tarihinde, “Mehdi Zana’dan çağrı” adlı bir bildiri Avrupa Parlamentosunda yapılan bir
basın açıklaması şurasında başvuran tarafından okunmuş ve dağıtılmıştır.
AİHM, 3 Aralık 1992 tarihinde Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt
Komisyonu’nun
huzurunda
yapılan
söylemde,
başvuranın
Türkiye’nin