Mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, aynı
gerekçelerle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
2. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında düzenlenen diğer ꢀikayetler
Đlk soruꢀturma safhası sırasında avukat bulunmaması kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin
olarak, Hükümet, dikkate alınan dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa uyarınca, ancak
tutuklandıklarından itibaren sanıkların avukat yardımından yararlanma haklarının olduğuna
dikkat çekmektedir. Bu hususta Hükümet, Yıldız ve Sönmez-Türkiye kararına (baꢀvuru
numaraları: 3543/03 ve 3557/03, 5 Aralık 2006) atıfta bulunmakta ve tamamı
değerlendirildiğinde, ihtilaflı yargılamanın hakkaniyetten yoksun yürütülmediğine kanaat
getirmektedir. Ayrıca Hükümet, gözaltı sırasında alınan ifadelerden baꢀka kanıt unsurlarının
bulunmasının, avukat yardımının bulunmadığı sürecin tamamı üzerindeki etkiyi azaltıcı bir
unsur olarak düꢀünülmesi gerektiğini savunmaktadır.
Baꢀvuranın gözaltı sürecinde ꢀiddetle alındığı ileri sürülen ifade ve beyanlarının dikkate
alınması kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet, bir yandan, 19 Mayıs 1993
tarihli sağlık raporuna göre, sözkonusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu
kanaatindedir, diğer yandan ise baꢀvuranın 19 Mayıs 1993 tarihinde nöbetçi hakim karꢀısında
bu husustaki ꢀikayetini sunmadığını belirtmektedir.
AĐHM, mevcut dava ile ilgili olan Salduz kararında ortaya konan ilkelere atıfta
bulunmaktadır. Sözkonusu ilkeler, Hükümet’in atıfta bulunduğu Yıldız ve Sönmez kararında
önceden izlenen ilkelerden üstün gelmekte ve bilhassa, mahkumiyet kararı vermede baskı
altında alındığı ileri sürülen ifadelerin kullanılması sorununu kapsayan Örs ve diğerleri
kararından çıkan ilkeleri benimsemektedir (sözü edilen Örs ve diğerleri ve Söylemez-Türkiye,
21 Eylül 2006, kıyaslayınız sözü edilen Salduz).
Mevcut davada, kimse, ilgili dönemde yasa ile engellendiğinden, gözaltı sırasında dolayısıyla
sorgulamaları sırasında baꢀvuranın avukat yardımından yoksun bırakıldığına itiraz
etmemektedir (sözü edilen Salduz). Baꢀvuranın suçluluğunu ortaya koymak için, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın ifadelerini kanıt olarak kabul ettiğine ve sözkonusu
ifadeleri doğrulamak için baꢀka unsurlar kullandığına da kimse itiraz etmemiꢀtir.
Sözkonusu koꢀullarda, sözü edilen Salduz kararında benimsenen aynı gerekçelerle AĐHS’nin
6/1 ve 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmak gerekmektedir (Böke ve Kandemir-
Türkiye, baꢀvuru numaraları: 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, 10 Mart 2009 ve Karabil-
Türkiye, baꢀvuru no: 5256/02, 16 Haziran 2009).
Bu durumda AĐHM, mahkeme önünde savunma haklarına saygıya iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6/3
maddesi kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelediği kanaatindedir (Kamil Uzun-
Türkiye, baꢀvuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve sözü edilen Karabil).
Sonuç olarak, AĐHM, baskı altında toplanan aleyhte kanıtların, gerekçe bulunmaması ve/veya
masumiyet karinesinin ihlal edilmesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin esası hakkında
inceleme yapmaya gerek olmadığı kanaatindedir.
5