CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MEHMET ALĐ AYHAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:20406/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
3 Kasım 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20406/05) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Mehmet Ali Ayhan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 Aralık  
2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök, M.A. Kırdök ve M. Hanyabat  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1961 doğumludur ve Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
5 Mayıs 1993 tarihinde, bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne  
bağlı polis memurları tarafından yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuran, avukat yardımı  
yapılmadan gerçekletirilen sorgulamalar sırasında kötü muameleye maruz kaldığını beyan  
etmitir. Bavurana göre, bavuran, içeriği hakkında bilgi sahibi olmadan farklı terör  
eylemlerine ilikin ifadelerlerle ilgili bir beyanı imzalamaya zorlanmıtır.  
19 Mayıs 1993 tarihinde, bavuran, önce, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı  
ardından hakimi karısına çıkarılmıve hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
20 Mayıs 1993 tarihinde, bavuran, cezaevi doktoru tarafından muayene edilmitir. 14  
Haziran 1993 tarihinde bavuran, 20 Mayıs 1993 tarihli muayenenin ardından düzenlenen  
rapor hakkında bilgisi olan adli tabip tarafından muayene edilmitir. Adli tabip raporunda,  
izleyen tespitlerde bulunmutur:  
Đlk muayenesinde, alt dudakta hafif ödem ve ülserasyon, her iki omuzda ağrı, her iki omuz hareketleri ağrılı ve  
kısıtlı, her iki koltuk altında sararmıekimotik alanlar, sol kol yan yüzde 3-5 cm’lik ekimotik alan, sol dirsek  
yan yüzde 4-4 cm’lik ekimotik alan içerisinde 1-2 cm’lik kabuğu düyara izi, sırtta ve belde yaygın ağrı,  
bel hareketleri ağrılı ve kısıtlı, her iki kostovertebral açıda hassasiyet, penis ve testiste ağrı pulpasyonları, idrar  
yapmada zorluk, her iki uyluk ve bacakta ağrı(..)  
Đꢀbu muayenesinde, genital organlarda patolojik ize rastlanmamıtır. Sol dirsek ön yüzde, 1x1 cm’lik nedbevi  
alan ve sırtta yaygın ağrılar tespit edilmektedir. Üriner yollara ilikin herhangi bir patolojik bulgu tespit  
edilmemektedir.”  
Adli tabip, tespit edilen lezyonların bavuranda hayati tehlikeye yol açmadığı ve yedi gün  
igöremez raporu verilmesi gerektiği sonucuna ulatır.  
30 Temmuz 1993 tarihli bir iddianame ile Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
aralarında bavuranın da bulunduğu on üç kii hakkında ceza davası açmıve kısmen veya  
tamamen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değitirmeye, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne  
karı darbe giriiminde bulunmaya ve Meclis’in görevlerini yapmasına engel olmaya teebbüs  
etmenin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca  
bavuranın mahkumiyetini talep etmitir.  
2
23 Aralık 1993 tarihli durumada, bavuran, polise vermiolduğu ifadesinin bir kısmına itiraz  
etmive gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmitir. Ayrıca bavuran,  
ifade, arama, yer tespit, yüzleme ve kii tehis tutanaklarını baskı altında ve gözleri bağlı  
imzalağını belirtmitir. Đddialarını desteklemek amacıyla bavuran, bahse konu sağlık  
raporunu sunmutur.  
5 Ekim 1995 tarihli durumada, bavuran, gözaltı sırasında kötü muameleye uğradığını  
yinelemive daha önce savcı ve hakim karısında da itiraz ettiğini belirterek polise verdiği  
ifadesinin bir kısmına karı çıkmıtır.  
16 Mart 1999 tarihli durumada, Savcı esasa ilikin görüünü bildirmitir. Sözkonusu görü,  
silahlı soygun ve adam öldürme olaylarını ortaya koymuve Savcının talebi iddianame lehine  
olmutur.  
8 Ağustos 2000 tarihli durumada, kendisine göre gözaltı sırasında baskı ile alınan bir  
ifadenin aleyhte kanıt olarak kullanılması nedeniyle bavuran, iddianameye itiraz etmitir.  
24 ubat 2004 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi, adam öldürme ve birçok silahlı  
soygun suçundan bavuranı suçlu bulmutur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza  
Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca bavuranı, ağırlatırılmımüebbet hapis cezasına  
mahkum etmitir. Diğer suçlamalar ile ilgili olarak, zamanaımı nedeniyle açılan kamu davası  
kapantır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, kararının gerekçesinde, diğerleri arasından, gözaltı  
sırasında yapılan sorgulamalarda bavuranın vermiolduğu ifadesini ve kii tehis ve yer  
tespit tutanaklarını dikkate almıtır.  
Savcının esasa ilikin görüünü sunması ve sözü edilen kararın tefhim edilmesi arasında  
hiçbir usul ilemi gerçekletirilmemitir.  
Temyiz layihasında, bavuran, diğerleri arasından, sorgulamaları sırasında polis tarafından  
alınan ifadelere dayandığını ve gerektiği ekilde gerekçelendirilmediğini ileri sürerek 24  
ubat 2004 tarihli kararın bozulması talebinde bulunmutur.  
4 Ekim 2004 tarihli bir kararla, Yargıtay, 24 ubat 2004 tarihli kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında birçok ikayet sunmutur:  
-
-
AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, ceza davası süresinin uzunluğundan  
ikayetçi olmaktadır;  
AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesine atıfta bulunarak; bavurana göre, bir avukat  
tarafından temsil edilmediği bir gözaltı sırasında iddet uygulanarak alınan beyan ve  
ifadelerinin mahkemeler tarafından dikkate alınması nedeniyle davasının hakkaniyete  
uygun olarak görülmediğini iddia etmektedir;  
3
-
-
AĐHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunarak, bavuran, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin kararında, mahkumiyetini haklı kılmak için ikna edici gerekçelerin  
bulunmaması nedeniyle ikayetçidir;  
AĐHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak bavuran, masumiyet karinesinin ihlalinden  
ikayetçidir;  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Đlk sorgulamalar sırasında avukat yardımı yapılmaması kapsamında yapılan ikayet ile ilgili  
olarak, Hükümet, altı ay süresinin, AĐHS’nin 35/1 maddesinin öngördüğü ekilde, bavuranın  
ilk kez avukat yardımından yararlandığı tarih olan 20 Eylül 1993 tarihinden itibaren ilemeye  
balaması gerektiği kanaatindedir.  
AĐHM, benzer ikayetleri kapsayan önceki kararlarında olduğu gibi (bkz, örneğin, Özer vd-  
Türkiye, bavuru no: 48059/99, 22 Nisan 2004 ve sözü edilen Salduz), benzer koullarda,  
AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca nihai iç hukuk kararının Yargıtay kararı olduğu  
değerlendirmesinde bulunmaktadır. Mevcut davada sözkonusu olan 4 Ekim 2004 tarihinde  
alınan karardır. AĐHM, bavuranın bavurusunu 24 Aralık 2004 tarihinde yani AĐHS’nin  
öngörğü süre içerisinde yaptığını kaydetmektedir.  
Ayrıca AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin AĐHS’nin 35/3 maddesi  
uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediği tespitinde  
bulunmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu ikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Yargılama süresi  
Bavuran, hiçbir gecikmenin kendi davranıından kaynaklanmadığını sözlerine ekleyerek  
yargılama süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır. Bavuran, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, özellikle, Savcının görüünü bildirdiği ve karara kadarki beyıllık süre  
boyunca pasif davrandığını belirtmektedir. Bavuran, sözkonusu kararın, Savcının görüü ile  
aynı olmasını kanıt olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, yargılama boyunca birletirilen  
dosyalarla, yargılamanın on sekiz sanığı kapsadığını belirtmekte ve karmaık yapılı bir  
davanın sözkonusu olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, hiçbir sürenin adli makamların  
sorumluluğuna isnat edilemeyeceği kanaatindedir.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 5 Mayıs 1993 tarihinde baladığını ve 4 Ekim 2004 tarihli  
Yargıtay kararı ile ceza davasının sona erdiğini kaydetmektedir. Sözkonusu dönem, iki  
dereceli yargıda yaklaık on bir yıl beay sürmütür. Nitekim AĐHM, mevcut davadakine  
benzer sorunları ortaya koyan birçok davada, konuya ilikin yerleik içtihadından doğan  
kriterler göz önüne alındığında, “makul süre” gerekliliğinin ihlal edildiği sonucuna ulatır  
(bkz, diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, bavuru no: 25444/94, Kalachnikov-  
Rusya, bavuru no: 47095/99, Temel ve Takın-Türkiye, bavuru no: 40159/98, 30 Haziran  
2005 ve Mahmut Yaman-Türkiye, bavuru no: 33631/04, 20 Ocak 2009).  
4
Mevcut davada farklı bir sonuca ulamak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, aynı  
gerekçelerle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
2. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında düzenlenen diğer ikayetler  
Đlk soruturma safhası sırasında avukat bulunmaması kapsamında yapılan ikayete ilikin  
olarak, Hükümet, dikkate alınan dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa uyarınca, ancak  
tutuklandıklarından itibaren sanıkların avukat yardımından yararlanma haklarının olduğuna  
dikkat çekmektedir. Bu hususta Hükümet, Yıldız ve Sönmez-Türkiye kararına (bavuru  
numaraları: 3543/03 ve 3557/03, 5 Aralık 2006) atıfta bulunmakta ve tamamı  
değerlendirildiğinde, ihtilaflı yargılamanın hakkaniyetten yoksun yürütülmediğine kanaat  
getirmektedir. Ayrıca Hükümet, gözaltı sırasında alınan ifadelerden baka kanıt unsurlarının  
bulunmasının, avukat yardımının bulunmadığı sürecin tamamı üzerindeki etkiyi azaltıcı bir  
unsur olarak düünülmesi gerektiğini savunmaktadır.  
Bavuranın gözaltı sürecinde iddetle alındığı ileri sürülen ifade ve beyanlarının dikkate  
alınması kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, Hükümet, bir yandan, 19 Mayıs 1993  
tarihli sağlık raporuna göre, sözkonusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu  
kanaatindedir, diğer yandan ise bavuranın 19 Mayıs 1993 tarihinde nöbetçi hakim karısında  
bu husustaki ikayetini sunmadığını belirtmektedir.  
AĐHM, mevcut dava ile ilgili olan Salduz kararında ortaya konan ilkelere atıfta  
bulunmaktadır. Sözkonusu ilkeler, Hükümet’in atıfta bulunduğu Yıldız ve Sönmez kararında  
önceden izlenen ilkelerden üstün gelmekte ve bilhassa, mahkumiyet kararı vermede baskı  
altında alındığı ileri sürülen ifadelerin kullanılması sorununu kapsayan Örs ve diğerleri  
kararından çıkan ilkeleri benimsemektedir (sözü edilen Örs ve diğerleri ve Söylemez-Türkiye,  
21 Eylül 2006, kıyaslayınız sözü edilen Salduz).  
Mevcut davada, kimse, ilgili dönemde yasa ile engellendiğinden, gözaltı sırasında dolayısıyla  
sorgulamaları sırasında bavuranın avukat yardımından yoksun bırakıldığına itiraz  
etmemektedir (sözü edilen Salduz). Bavuranın suçluluğunu ortaya koymak için, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin bavuranın ifadelerini kanıt olarak kabul ettiğine ve sözkonusu  
ifadeleri doğrulamak için baka unsurlar kullandığına da kimse itiraz etmemitir.  
Sözkonusu koullarda, sözü edilen Salduz kararında benimsenen aynı gerekçelerle AĐHS’nin  
6/1 ve 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulamak gerekmektedir (Böke ve Kandemir-  
Türkiye, bavuru numaraları: 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, 10 Mart 2009 ve Karabil-  
Türkiye, bavuru no: 5256/02, 16 Haziran 2009).  
Bu durumda AĐHM, mahkeme önünde savunma haklarına saygıya ilikin olarak AĐHS’nin 6/3  
maddesi kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelediği kanaatindedir (Kamil Uzun-  
Türkiye, bavuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve sözü edilen Karabil).  
Sonuç olarak, AĐHM, baskı altında toplanan aleyhte kanıtların, gerekçe bulunmaması ve/veya  
masumiyet karinesinin ihlal edilmesi kapsamında yapılan ikayetlerin esası hakkında  
inceleme yapmaya gerek olmadığı kanaatindedir.  
5
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Son olarak, AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunarak, bavuran, tutukluluk süresinden ikayet  
etmektedir.  
AĐHM, bavuranın tutukluluk halinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bavuranı hapis  
cezasına mahkum ettiği tarih olan 24 ubat 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla bavuranın 24 Aralık 2004 tarihinde yapmıolduğu bavurusu, gecikmeli olarak  
yapıltır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca altı ay süresine  
riayet edilmediğinden sözkonusu ikayetin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulatır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, bavurana 8.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
Ayrıca AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, bavuran için  
sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiolsaydı içinde bulunacağı duruma olabildiğince  
tekabül eden bir durum yaratmak olduğunu belirtmektedir (Sözü edilen Salduz, Tétériny-  
Rusya, bavuru no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek, bavuru no: 41183/02  
ve Mehmet Suna Yiğit-Türkiye, bavuru no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM, sözkonusu  
ilkenin mevcut davaya uygulanmasına hükmetmektedir. Ayrıca ilgilinin talebi üzerine  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeni bir dava açılmasının ya da davanın  
yenilenmesinin en uygun telafi yolu olacağı sonucuna ulaılmaktadır(mutatis, mutandis,  
Gençel-Türkiye, bavuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.900 Euro talep  
etmektedir. Bavuran, ibu bavuru çerçevesinde avukatının ücret tarifesini 5.900 TL  
(yaklaık 2.700 Euro) olarak gösteren bir belgeyi ve bavurunun hazırlanması, bu amaçta  
bavuranın yapmıolduğu yolculuklar ve çeviri masrafları ile ilgili 6.018 TL (yaklaık 2.800  
Euro) tutarında bir hesap dökümünü talebine ek olarak sunmaktadır. Bavuran, ayrıca,  
özellikle, kırtasiye ve posta masrafları gibi farklı masrafların 400 TL (yaklaık 200 Euro)  
tutarındaki hesap dökümünü de eklemektedir.  
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz olduğu kanaatindedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan  
AĐHM, bavurana tüm masraflar için 5.700 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
6
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulanan orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılama süresi) ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 maddesinin (ilk sorgulama sırasında adli yardımdan yoksun  
bırakılması) ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin geri kalan kısmını incelemeye gerek  
olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana her türlü vergiden muaf tutularak 8.000 Euro (sekiz bin Euro) manevi  
tazminat ve 5.700 Euro (bebin yedi yüz) Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 3 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7