Başvuran, yetkililerden ancak Ekim 2001’de almış olduğu ek kamulaştırma
tazminatının, ödenebilir gecikme faizinin Türkiye’deki yüksek enflasyon oranına ayak
uydurmamış olması dolayısıyla, değer kaybetmiş olduğundan şikayetçi olmuştur.
Aynı başlık altında, ayrıca, 18 Kasım 1981 tarihi itibari ile mülkiyet haklarından
yoksun bırakılmış olduğu gerçeğine rağmen yasal oranda faizin 1 Mayıs 1998 tarihinden
itibaren işlemiş olduğundan şikayetçi olmuştur.
Başvuran, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine istinat etmiştir, sözkonusu maddenin
ilgili kısmı şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHM’den, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35 § 1. maddesi uyarınca
altı ay kuralına uymadığı için bu şikayetleri kabuledilmez bularak reddetmesini talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın, iç hukuktaki nihai karar tarihinden itibaren altı ay içinde değil bu
kararın infaz tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunduğunu kaydetmiştir.
AİHM, yukarıda anılan Akkuş içtihadını takip eden önceki davalarda birçok kez aynı
ön itirazı reddetmiştir. Bu davada, yerleşik kabuledilebilirlik içtihadından sapmasını
sağlayacak bir gerekçe görmemektedir.
AİHM, başvuranın 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca olan şikayetinin iki
yönlü olduğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, gecikme faizinin, fiili kamulaştırma tarihinden
itibaren değil ilk derece mahkemesinde davasının açılma tarihinden itibaren işlemeye
başlamış olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Değerlendirmenin, kamulaştırmanın
gerçekleştiği 1981 yılı ile ödemenin yapıldığı 2001 yılı arasındaki Türkiye’deki enflasyon
oranını hesaba katmış olması gerektiğini iddia etmiştir.
AİHM, üzerine faiz işletmek için 1981 yılındaki çok daha düşük değer temel alınmış
olsaydı, başvuranın, makul olarak, yasal faizin kamulaştırmanın gerçekleştiği 1981 yılından
itibaren işlemesi beklentisinde olabileceğini kaydetmiştir. Ancak, değerlendirmenin,
kamulaştırma işlemi gerçekleşmemişçesine, arsanın o günkü cari değerini göz önünde
bulundurduğu açıktır.
AİHM, AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca, şikayetin bu bölümünün açıkça
dayanaktan yoksun olduğuna ve reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Şikayetin ikinci bölümü, yetkililerin ek kamulaştırma tazminatını ödemede
gecikmelerine ve bunun sonucunda başvuranın maruz kaldığı zarara ilişkindir. AİHM,
içtihadında kabul ettiği ilkeler (bkz, diğer içtihatların yanı sıra, yukarıda anılan, Akkuş) ve
elindeki bütün deliller ışığında, bu şikayetin esaslara ilişkin inceleme gerektirdiği ve bu
şikayeti kabuledilemez bulmak için bir gerekçe olmadığı kararına varmıştır.
2