CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
MEHMET ALİ YILMAZ-Türkiye Davası  
(29286/95)  
Strazburg  
25 Eylül 2001  
USULİ İŞLEMLER  
1.Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Ali Yılmaz'ın ("başvuran"), 16  
Ağustos 1995 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair  
Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan  
Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 29286/95).  
2. Başvuranı Ankara’da faaliyet gösteren avukat Mehdi Bektaş temsil etmiştir. Bu  
davaya yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının “makul sürede”  
sonuçlanmadığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi  
tarafından yargılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmek-  
tedir. Ayrıca, polise baskı altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini  
öne sürmektedir.  
4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe  
girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’ye  
gönderilmiştir.  
5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Bölümüne verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra)  
ve bu bölüm içinde davayı inceleyecek olan Daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi),  
İçtüzüğün 26§1 maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi  
temsil eden Sn. Yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun  
üzerine Hükümet Sn. Feyyaz Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç  
olarak atamıştır (Sözleşme'nin 27§2 ve İçtüzüğün 29§1 maddeleri).  
6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir  
mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkıyla ilgili şikayetler-  
ini kabuledilebilir bulmuş, şikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez ilan etmiştir.  
7. Gerek başvuran, gerekse Hükümet, esaslara ilişkin olarak görüşlerini  
bildirmişlerdir (İçtüzük 59/1).  
OLAYLAR  
I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR  
A. Başvuranın yakalanması ve tutuklanması  
8. 22 Kasım 1980 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları,  
______________________________________________________________________________________ ______________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğütarafından  
yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif  
hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Başvuranı yasadışı Dev-Yol örgütüne üye olduğu şüphesiyle tutuklamışlardır.  
9. 22 Şubat 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutukluluk  
halinin devamına karar vermiştir.  
B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama  
10. 26 Şubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, başvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki  
iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk  
anayasal düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı  
silahlı örgüt Dev-Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun  
146/1 hükmü uyarınca ölüm cezası talep etmiştir.  
11. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluşan  
Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı suçlu bulmuştur. Mahkeme başvuranı TCK'nun  
146/1 maddesi uyarınca müeebbet hapis cezasına çarptırmış, ayrıca amme hizmetler-  
inden müebbeden yasaklanmasına ve adli vesayet altına alınmasına hükmetmiştir.  
C. Temyiz İşlemleri  
12. Başvuranın cezası 15 yılı geçtiği için, karar kendiliğinden Askeri Yargıtay  
tarafından temyiz olunmuştur.  
13. Başvuran, 22 Temmuz 1991 tarihinde şartlı tahliye edilmiştir.  
14. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe  
girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'a  
gönderilmiştir.  
15. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay başvuranın mahkumiyetini onamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA  
A. Ceza Hukuku  
16. Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü aşağıdaki gibidir:  
"Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını  
tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet  
Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, idam  
cezasına mahküm olur."  
B. Sıkıyönetim Mahkemeleri  
17. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aşağıdaki gibidir:  
1.Anayasa  
Madde 138 / 1 ve 2  
"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak  
vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere  
ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde  
bulunamaz. "  
Madde 139 / 1  
"Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce  
emekliye ayrılamaz"  
Madde 145  
"Askeri mahkemeler.... asker kişilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut  
askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla  
görevlidirler.  
Askeri mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler  
bakımından yetkili oldukları; Kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli  
yargı hakim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.  
Askeri hakimlerin özlük işleri, görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri,  
mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre  
kanunla düzenlenir."  
2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)  
Madde 11 / 1  
"Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme  
kurulur..."  
Madde 11 / 4  
"Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkur-  
may Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu  
kuvvet komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakan-  
lığı Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar  
arasından Genelkurmay Başkanının görüşü alınarak usulüne göre atanır."  
Madde 11 / 6  
"Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay  
Başkanının teklifi üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."  
3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih  
ve 353 Sayılı Kanun)  
Madde 4  
"Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme  
kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o  
mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile  
değiştirilmemek üzere seçilir."  
4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)  
Madde 12  
"Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdımliliği, kademe ilerlemesi  
yapmalarını temin edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."  
A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi  
ve mesleki sicil belgesi olmak üzere üç çeşittir.  
...  
B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:  
Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluş bağlantısına  
göre nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.  
İkinci sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde  
bulunan komutan veya amir durumundaki.  
Üçüncü sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev  
yerinde bulunan komutan veya amir durumundaki subay.  
Madde 29  
"Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları  
aldırılarak, aşağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:  
-Yazılı uyarı...;  
-Kınama..."  
HUKUK  
I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
18. Başvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir süre  
içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal  
edildiğini öne sürmektedir.Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:  
"Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek  
olan, ...bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini  
istemek hakkına sahiptir."  
A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi  
19. Mahkeme, Sözleşme'ye Ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesi karşısında bu  
başvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını gö-  
zlemlemektedir.  
20. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe  
girmesiyle, bu dava gibi Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebi-  
lir bulunmamış olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin  
incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici  
bir düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini  
sağlama amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis  
yetkisi davalı Devlet'in bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir  
21.Dolayısıyla, eski Mahkeme'yi, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye  
kararında (RD, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı  
Devlet'in Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren başladığı  
sonucuna götüren mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana  
gelen olay ve olgularla sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-  
Türkiye, başvuru no. 25182/94 ve 26956/95, § 26 AİHM 2001-...).  
Mahkeme bu saptamanın tartışmalı olmadığına dikkat çeker.  
B. Şikayetlerin Esasları  
1. Yargılamanın Uzunluğu  
(a) Dikkate alınacak dönem  
22. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 22 Kasım 1980 tarihinde başlayıp,  
Yargıtay'ın, başvuranın mahkumiyetini onayladığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bit-  
tiğine dikkat çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması onbeş yıl bir ay sürmüştür.  
Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin  
bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık  
dönemi inceleyebilmektedir (bkz. Üstte 22. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte  
anılan bildirimin yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak  
zorundadır. Söz konusu tarihte, yargılama altı yıl iki aydır sürmekteydi.  
(b) Yargılama süresinin makullüğü  
23. İddia konusu sürenin makullüğü, dava koşullarının ışığında ve Mahkeme içtihat-  
larıyla oluşturulan özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili merciler-  
in davranışları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz.  
üstte anılan Mitap ve Okçuoğlu kararı, s.411, § 32).  
24. Hükümet, davanın karmaşıklığını ve başvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini  
vurgulamıştır. Yine Hükümet, başvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama  
yöneltildiğine ve cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat  
çekmiştir. Mahkeme, başvuranın da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı  
davayı incelemek zorundadır. Yetkililer, başvuranında mensubu olduğu terörist şe-  
bekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek için zamana ihtiyaç duymuşlardır.  
Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiş ve yargılamayı hızlandırmak için  
gerekli her türlü çabayı göstermiştir. Haftada üç kere olmak üzere beş yüzden fazla  
duruşma yapmıştır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin sayfadan fazla  
tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıştır. Dava dosyası yaklaşık bin klasörden  
fazla olup, sadece kararın özeti 248 sayfa kadar tutmuştur.  
Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal  
makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiştir.  
25. Başvuran cevaben beş yıl tutuklu kaldığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili  
kesin bir karara varamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuran, gecikmenin  
sorumluluğunun hükümete isnat edilebileceğine işaret etmiştir. Başvuran Sıkıyöne-  
tim Mahkemesinin nihai kararından beş yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a  
geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmek-  
tedir. Dolayısıyla başvuran, yargılamada altı yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana  
geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın görüşüne göre, davanın karmaşıklığı ve  
davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı mazur gösteremez.  
Bu bağlamda başvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim atamak  
zorunda olduğunu idda etmiştir.  
26. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve  
mahkemenin büyük çaplı bir davaya bakarken karşılaştığı zorluklar nedeniyle  
sözkonusu davanın karmaşık bir dava olduğuna ilişkin hükümet görüşüne  
katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların karmaşıklığı bakımından  
ıklanamayacağı için Mahkeme, davayı başvuranın ve ulusal mercilerin dav-  
ranışları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 23. paragraf).  
27. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aşamasında  
başvuranın davranışlarıyla ilgili bir eleştiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir.  
Mahkeme, yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı yeterince  
özenli incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak kararı, §32).  
28. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaşık 8 yıl 4 aylık bir  
sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi  
de 4 yıldan fazla sürmüştür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yak-  
laşık 2 yıl sonra, 27 Aralık 1995 tarihinde karar vermiştir. Mahkeme, nihai kararın  
verilmesinin, davanın karmaşıklığı nedeniyle geciktiğine ilişkin Hükümet iddiasını  
tartışmamaktadır. Ayrıca Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil  
mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan yasal değişikliklerin de geciktirici etkenler  
olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu gözlemlemektedir.  
29. Bununla birlikte Mahkeme, müteaddit defalar vurguladığı gibi, Sözleşme'nin 6/1  
maddesinin, Sözleşmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede  
görme yükümü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini  
yerine getirebilecekleri bir şekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar (Pelissier  
and Sassi-Fransa [GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla,  
başvurana karşı yürütülen cezai kovuşturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal  
makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle Mahkeme, ceza yargılamasının uzun  
sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine getirilmemesine yol açtığı so-  
nucuna varmıştır.  
30. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Sıkıyönetim Mahkemelesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
(a) Tarafların İddiaları  
(i) Başvuran  
31. Başvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleşme'nin 6/1  
maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü an-  
ılan mahkemede bulunan beş üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yar-  
gıçlar ordunun hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler  
ordu disiplinine tabidir ve kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk  
eğitimi almamış olan subay üye ise sıkıyönetim komutanına karşı sorumludur.  
(ii) Hükümet  
32. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın  
yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bu-  
lunan iki de sivil yargıcın bulunduğunu öne sürmüştür. Subay üyenin tek görevi ise  
duruşmanın düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e  
göre, Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yar-  
gısal görevlerini ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili  
içtihatlarıyla tespit edilmiş kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet,  
Mahkemeden, başvuranın "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yar-  
gılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmasını talep etmiştir.  
(b) Mahkemenin değerlendirmesi  
33. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında,  
Komisyon'un, işbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddi-  
aları ele almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleşme'nin 31. maddesi uyarınca  
hazırladığı raporda, Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve işleyişini  
düzenleyen yasal kuralların bu mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri  
yargıç üyelerininin atanma ve sicil usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya  
çıkardığına dikkat çekmiştir. Komisyon, sözkonusu mahkemelerde bulunan subay  
üyenin hiyerarşik olarak sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle  
askeri makamlardan bağımsız olmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle Komisyon,  
başvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak  
dile getirdiği endişelerin nesnel bir biçimde haklı  
olduğunu ve Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiştir.  
34. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dışında kaldığı için eski Mahkeme'nin  
başvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili  
şikayetlerini inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. Üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu  
kararı, s. 410, § 27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak  
üstte varılan sonuç göz önünde tutularak (bkz. Üstteki 23. paragraf), bu sorun artık  
Mahkeme tarafından incelenmelidir.  
35. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"  
olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan  
gelecek baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık  
görüntüsü verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 Şubat 1997  
tarihli Findlay-İngiltere Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).  
36. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin,  
öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kişisel kanı ve dav-  
ranışlarına ve nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca  
yeterli güvence verilip verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.  
37. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor  
gözükmektedir çünkü başvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve taraf-  
sızlığına ilişkin olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayan-  
maktadır. Dolayısıyla Mahkeme her iki sorunu da birlikte inceleyecektir.  
38. Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 1402 Sayılı Kanun Sıkıyönetim  
Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve işleyişini düzenlemektedir (bkz. Üstte 19.  
paragraf). Bu mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden  
oluşmaktadır.  
Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki  
tarafça da tartışılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme sadece  
Sıkıyönetim Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu in-  
celeyecektir.  
39. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay  
Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet  
komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı  
Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker.  
Bu şekilde seçilen yargıçlar, Genelkurmay Başkanı'nın görüşü alınarak Savunma  
Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.  
Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Başkanının teklifi  
üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın  
dolması üzerine görevden alınabilir (bkz. Üstte para. 19).  
40. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıştan gelecek baskılara karşı koruyan  
güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil  
meslektaşlarıyla aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri  
yagıçlar sivil yargıçlarla aynı anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır.  
Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre boyunca görevden alınamayacakları  
gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler. Anayasa'ya göre, yargıçlar  
bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir makam kendilerine  
talimat veremez.  
41. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve  
tarafsızlıkları hakkında soru işaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar,  
yürütmenin emrindeki orduya tabidirler. İkincisi, başvuranın da haklı olarak işaret  
ettiği gibi, askeri hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler.  
Dolayısıyla, terfi etmek için hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna  
ihtiyaç duymaktadırlar. Son olarak, atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve  
ordu tarafından alınmaktadır.  
42. Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme,  
bu üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında  
olduğunu gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız  
değildir.  
43. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi  
yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker.  
Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güven-  
liği"yle ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki şiddet eylemlerini bastır-  
mak için polis yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.  
44. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleşmeci  
Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da  
ilgili uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin  
işleyişinin başvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edip etmediğini be-  
lirlemektir.  
45. Mahkeme'nin görüşüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan,  
demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu  
olduğunda, halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir. Belli bir davada,  
bir mahkemenin bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endişe duyulmasına ilişkin  
meşru bir sebebin olup olmadığının belirlenmesinde sanığın bakış ısı önemlidir  
ama belirleyici değildir. Belirleyici olan, sanığın şüphelerinin nesnel olarak makul  
bulunabilmesidir.  
46. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri  
arasında, görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birininin  
hiyerarşisine tabi üyelerin bulunması durumunda, sanık şahısların bu üyelerin  
bağımsızlığına ilişkin makul şüpheler besleyebileceğini düşünmektedir. Bu tür bir  
durum demokratik bir toplumda uyanması gereken güveni etkileyecektir. Ayrıca,  
Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı kuvvetler mensuplarından oluşan bir  
mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına büyük önem atfetmektedir.  
47. Öne sürülenler ışığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya  
çalışmak suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, iki askeri  
yargıç ve sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet  
tarafından yargılanmasından dolayı haklı bir endişeye sahip olabileceğini  
düşünmektedir. Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir şüphenin  
sözkonusu olmadığı iki sivil yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu  
bağlamda herhangi bir değişiklik oluşturmamaktadır.  
48. Sonuç olarak, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve  
tarafsızlıklarıyla ilgili endişeleri nesnel olarak mazur görülebilir.  
Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
49. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:  
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,  
Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın  
tatminine hükmeder."  
A. Zarar  
50. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 500,000 Fransız Frangı talep et-  
miştir. Bu bağlamda başvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına  
ve on yıl beş ay keyfi olarak hapis yattığına, sağlığını kaybettiğine ve uzun bir süre  
iş bulamadığına ilişkin iddialarına işaret etmiştir.  
51. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.  
52. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan  
yargılamayla ilgili olarak verilecek bir ihlal kararının tek başına başvuranın manevi  
zararını karşılayacağını düşünmektedir.  
Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleşme ihlalinden dolayı  
tazminat ödenebileceğini ve hesaplamayı buna göre yaptığını tekrarlar.  
53. Başvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme,  
kendisinin belli bir sıkıntıya düşğünü düşünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde  
kendisine 100,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.  
B. Masraflar  
54. Başvuran, bu başlık altında herhangi bir talepte bulunmamıştır.  
55. Hükümet, bu başlık altında da herhangi bir görüş belirtmemiştir.  
56. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki haklarından feragat etmiş sayılması  
gerektiğini düşünmektedir.  
C. Temürrüt Faizi  
57. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, işbu kararın benimsendiği tarihte  
Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleşme'nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Altıya karşı bir oyla başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim  
Mahkemesi'nce yargılanmasından dolayı Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğine;  
3. Oybirliğiyle,  
(a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek suretiyle ve  
yansıtılabilecek her türlü vergi düşüldükten sonra, manevi tazminat tutarı olarak  
davalı Devlet tarafından başvurana 100,000 Fransız Frangı'nın ödenmesine,  
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26  
faiz uygulanmasına  
4. Oybirliğiyle başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 25 Eylül 2001 tarihinde, İçtüzüğün  
77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Michael O'BOYLE  
Sekreter  
Elisabeth PALM  
Başkan  
Sözleşme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn.  
Gölcüklü'nün muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.