C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
MEHMET ÇOLAK-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:38323/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Haziran 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (38323/02) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan Mehmet Çolak’ın (bavuran) 7 Ekim 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel  
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Özkan Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
A. DAVA KOULLARI  
Bavuran, merkezi Đstanbul’da bulunan Yeniden Özgür Gündem adlı günlük gazetenin  
sorumlu yazı ileri müdürüdür.  
Olağanüstü Hal Valiliği (OHAL Valiliği), 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun  
11/e maddesine dayanarak 9 Eylül 2002 tarihinde Yeniden Özgür Gündem gazetesinin  
olağanüstü hal ilan edilen Diyarbakır ve ırnak illerinde dağıtılmasını yasaklamıtır.  
Aynı gün bu karar, posta yolu ile sözkonusu gazetenin Diyarbakır temsilcisi olan  
Davut Uçar’a tebliğ edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle iki itiraz dile getirmektedir.  
AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından dile getirilen ikayetle ilgili  
olarak Hükümet, 7 Temmuz 2004 tarihli tazminat kanunu ile tanınan bavuru yolunu  
kullanmamıolması sebebiyle bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmektedir.  
Bununla ilgili olarak Hükümet, 29 Haziran 2004 tarihli Doğan ve diğerleri kararı ile (no:  
8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02) uygulamaya konulan mekanizmanın, bavuranın  
ikayetini telafi edebilecek nitelikte olduğunu ve baarılı sonuçlanma ihtimalinin yüksek  
olduğunu ifade etmektedir.  
Bavuran, Hükümet tarafından dile getirilen bavurunun, mevcut dava çerçevesinde  
baarılı bir ekilde sonuçlanmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, 5233 sayılı Kanun’un tazmin edilecek zararların sıralandığı 7. maddesinin,  
bilhassa terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kiilerin mal  
varlıklarına ulaamamalarından kaynaklanan maddi zararları kapsadığını tespit etmektedir.  
Oysa ki mevcut davada bavuranın temel ikayeti, sözkonusu gazetenin dağıtımının bazı  
illerde yasaklanması hususuna dayanmaktadır. AĐHM, 5233 sayılı Kanun’un 7. maddesinin  
incelenmesi sonrasında, mevcut ikayet konusunun bu madde ile öngörülen hallerden  
tamamen uzak olduğu kanaatindedir.  
Bununla birlikte Hükümet, adli veya 5233 sayılı Kanun ile kurulan Komisyonun bir  
kararını Mahkemeye sunamadığı cihetle, ileri sürülen iç hukuk yolunun, 1 nolu Protokolun 1.  
maddesine uygun olduğu kanaati edinilememitir. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazının  
reddedilmesi uygun olacaktır.  
2
AĐHS’nin 13. maddesi bakımından dile getirilen ikayet çerçevesinde ise, Hükümet  
öncelikli olarak 285 sayılı Kanun’un Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne tanınan yetkilerin  
kullanılması ile ilgili ilemler hakkında hukuki denetimin yapılamayacağını öngören 7.  
maddesinin 22 Mayıs 2003 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini  
belirtmektedir. Hükümet’e göre Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının Resmi Gazete’de  
yayınlandığı tarihten itibaren, baka bir ifadeyle 16 Mart 2004 tarihinden itibaren OHAL  
Bölge Valisi’nin dava konusu kararına itiraz etmek üzere bavuranın idari mahkemelere  
bavurma imkanı bulunmaktaydı.  
AĐHM, Türk Anayasası’nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından  
iptal edilen hükümlerin, kararın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren yürürlükten  
kalktığını ve iptal kararlarının geriye yürümediğini gözlemlemektedir. Bununla ilgili olarak  
AĐHM iptal kararlarının geriye yürümemesi karısında Valiliğin 9 Eylül 2002 tarihli kararı  
aleyhinde idari mahkemeler önünde yapılacak olan bir bavurunun, bavurana baarılı bir  
sonuç elde etme imkanı tanımadığı kanaatindedir. Ayrıca Hükümet tarafından, bu kanaati  
değitirecek hiçbir hukuki karar örneği sunulmamıtır. Bu nedenle Hükümet tarafından dile  
getirilen bu itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM bavuran tarafından ileri sürülen ikayetlerin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM bavuruda baka  
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir. Bu nedenle ikayetlerin kabuledilebilir  
ilan edilmesi uygun olacaktır.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Yeni Özgür Gündem gazetesinin dağıtımının 9 Eylül 2002 tarihinde Valilik  
kararı ile OHAL Bölgesi’nde yasaklanması nedeniyle bilgi ve düüncelerini yayınlama  
hakkının kullanılmasına yönelik olarak haksız bir müdahale yapıldığından dolayı ikayetçi  
olmaktadır. Bavuran bu itibarla AĐHS’nin 7, 9, 10, 17, 18 ve 14. maddelerine ve AĐHS’ye Ek  
1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu kararları AĐHS’nin 10.  
maddesi bakımından incelemeye karar vermitir.  
Hükümet, gazetenin dağıtımının terörist faaliyetler nedeniyle son derece hassas bir  
ortamın hüküm sürdüğü bir bölgede yasaklandığı hususuna dikkat çekmektedir. Gazetede  
yayınlanan makaleler, halkı kıkırtmaya ya da terörist eylemleri haklı göstermeye yönelik  
olup bölgede kamu düzeni üzerinde ciddi etkileri bulunabilecek nitelikteydi.  
Bavuran bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, Yeniden Özgür Gündem gazetesinin 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 7. maddesi ve 2935 sayılı Kanun’un 11 e) maddeleri uyarınca OHAL  
Bölgesi’nde yayınlanmasının yasaklanmasının, bavuranın AĐHS’nin 10. maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal tekil ettiği hususunda taraflar arasında bir  
anlamazlık olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca müdahalenin kanunla öngörüldüğü ve  
AĐHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün ve ya kamu  
emniyetinin korunması gibi meru amaçlar taıdığı konusunda herhangi bir itiraz  
bulunmamaktadır (Bkz. Çetin ve diğerleri-Türkiye, no: 40153/98 ve 40160/98). AĐHM bu  
tespite katılmaktadır. Buna karılık burada sözkonusu olan, dava konusu müdahalenin  
“demokratik bir toplum için gerekli olup olmadığının” tespit edilmesidir.  
3
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği çok sayıda dava incelemive  
bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Bkz., özellikle, Çetin ve  
diğerleri, Güneri ve diğerleri-Türkiye, no:42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz  
2005, ve Yeilgöz-Türkiye, no: 45454/99, 20 Eylül 2005).  
AĐHM 2935 sayılı Kanun’un 11 e) maddesinin ve 285 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 7. maddesinin Vali’ye, bölgedeki kamu düzenini ciddi ekilde bozabileceği,  
yerel halkın düüncelerini kıkırtabileceği ya da bölgede sürdürülen faaliyetler hakkında  
yanlıbir izlenim yaratarak  
güvenlik güçlerinin görevlerini yerine getirmelerini  
engelleyebileceğine kanaat getirilmesi durumunda her türlü yazılı belgenin dağıtılmasını  
yasaklama yetkisini verdiğini not etmektedir. Geniifadelerle kaleme alınan bu hükümler,  
yayınların dağıtılması konusunda OHAL Bölge Valisi’ne geniayrıcalıklar tanımaktadır.  
Bu türden kısıtlamalar, AĐHS ile a priori bağdamaz değildir. Bununla birlikte bu  
kısıtlamaların, yasağın sınırlandırılması ve olası kötüye kullanma durumlarına karı adli  
denetimin etkililiği hususunda bilhassa kesin bir yasal çerçeve içerisinde gerçekletirilmesi  
gerekmektedir. Oysa ki AĐHM, OHAL Bölge Valisi’ne bu yetkileri tanıyan hükümler kadar  
bu düzenlemenin uygulanması hususunun da adli denetimin dıında tutulduğunu  
gözlemektedir. Yayınların idari olarak yasaklanması alanında, bu türden bir denetimin  
olmaı bavuranı, olası kötü kullanımların önlenmesi amacıyla yeterli güvencelerden  
yoksun bırakmaktadır (Çetin ve diğerleri kararı).  
AĐHM incelemesine sunulan olayı çevreleyen koulları, bilhassa terörle mücadeleye  
bağlı zorlukları dikkate almaktadır. AĐHM’ye göre olayların meydana geldiği dönemde  
terörist eylemler nedeniyle sözkonusu bölgede hüküm süren siyasi atmosferin önemi  
büyüktür. Bununla birlikte yasaklama kararının gerekçelendirilmediğini tespit etmek yerinde  
olacaktır (Çetin ve diğerleri kararı). Üstelik hiçbir ey sözkonusu gazetenin iddet ve  
demokrasinin reddedilmesi düüncesini yayabileceğini ya da yasaklanmasını haklı kılacak  
zararlı bir etkisinin bulunduğunu ortaya koymamaktadır (Bkz., mutatis mutandis, Güneri ve  
diğerleri kararı).  
Yukarıda yer alan değerlendirmeler ıığında AĐHM, dava konusu yasaklamanın  
“demokratik bir toplumda gerekli olduğu” eklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığına  
kanaat getirmektedir.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Yeniden Özgür Gündem gazetesi aleyhinde OHAL Bölge Valisi tarafından  
alınan karara itiraz edebileceği bavuru yollarının bulunmadığından dolayı ikayetçi  
olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 6, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu  
ikayetleri, 13. madde bakımından incelemeye karar vermitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin AĐHS’de yer alan hak ve özgürlüklerden yararlanma  
imkanı sağlayabilecek bavuru yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle bu  
madde, AĐHS’ye ilikin “savunulabilir bir ikayetin” içeriğinin incelenmesi ve uygun olan  
telafiyi sağlayabilecek iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Kudla-  
Polonya [Büyük Daire], no: 30210/96). AĐHS’nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülüğün  
4
içeriği, bavuranın ikayetinin niteliğine göre değimektedir. Ancak 13. maddenin gerekli  
kıldığı bavuru yolu, hukukta olduğu kadar uygulamada da “etkin” olmalıdır (Bkz., örneğin,  
Đlhan-Türkiye [Büyük Daire], no: 22277/93).  
AĐHM’nin daha öncede tespit ettiği üzere bu alanda hiçbir adli denetimin olmayıı  
bavuranı, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yeterli güvencelerden de yoksun bırakmıtır.  
Sonuç olarak AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından alınan tedbirlere itiraz edilmesini  
sağlayacak iç hukuk yolu bulunmaması sebebiyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine  
kanaat getirmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi ve manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM tespite edilen ihlal ile talep edilen tazminat arasında bir nedensellik bağı tespit  
edememektedir. Buna karın hakkaniyete uygun olarak bavurana 2.000 Euro tutarında  
manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Halis Doğan ve diğerleri-  
Türkiye, no: 50693/99, 10 Ocak 2006).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran ayrıca AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar  
için 3.200 Euro talep etmektedir. Bavuran bu talebine dayanak tekil etmesi açısından  
avukatı tarafından yapılan masraflara ilikin detaylı bir çizelge sunmaktadır.  
Hükümet talep edilen rakamların aırı yüksek olduğunu belirtmektedir.  
AĐHM’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan masraf ve harcamalar geri  
ödenebilmektedir. Mevcut davada AĐHM elindeki mevcut unsurları ve yukarıda ifade edilen  
kriterleri dikkate alarak bavurana tüm masraflarla birlikte 1.250 Euro ödenmesinin uygun  
olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere ve her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından  
5
bavurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin) masraf ve harcamalar için  
1.250 Euro (bin iki yüz elli) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının  
üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi  
gereğince 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6