CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐK ĐNCĐ DAĐR E  
MEHMET EREN - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 32347/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
14 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32347/02 bavuru numaralı davanın nedeni T.C.  
vatandaı Mehmet Eren'in ("bavuran") Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi'ne 27 Temmuz  
2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin ("Sözleme") 34. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından S.Çınar tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1968 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir.  
17 Kasım 1998 tarihinde saat 15:30'da, iki haftada bir yayımlanan bir gazetede  
gazeteci olarak çalıan bavuran, 108 kii ile birlikte, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi'nde görevli polis memurlarınca gözaltına alınmıtır. Yakalama sırasında,  
bavuran ve diğer yakalananlar, yasadıı bir örgüt olan PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) lideri  
Abdullah Öcalan'm tutuklanmasını protesto etmek amacıyla gösterilerin ve açlık grevlerinin  
gerçekletirildiği iddia edilen yer olan Halkın Demokrasi Partisi'nin (HADEP) Diyarbakır  
ubesinde bulunmaktaydılar.  
Aynı gün saat 19:30'da, bavuran, Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne götürülmütür.  
Bavuranı muayene eden doktor, bavuranın bedeninde yakın zamanlı bir fiziksel iddet  
emaresi olmadığını kaydetmitir.  
20 Kasım 1998'de bavuran polise ifadeler vermitir. Đki polis memuru ve bavuran  
tarafından imzalanan rapora göre, bavuran, HADEP Diyarbakır ubesinde gösteriye katılmak  
amacıyla bulunduğunu ifade etmitir.  
Bavuran, polis nezaretindeyken çeitli ekillerde kötü muameleye tabi bırakıldığını  
iddia etmektedir. Bilhassa, karanlık bir hücrede yetersiz havalandırma ile tutulmu, yemek ve  
su verilmemive tuvalete gitmesine izin verilmemitir. Uzun saatlerce aynı pozisyonda  
kelepçeli olarak durmaya zorlanmıtır. Sorgulama sırasında, giysileri çıkarılmı, kendisine  
hakaret edilmive ölüm ve tecavüzle tehdit edilmitir. Vücudunun çeitli bölgelerine  
vurulmutur. Özellikle karın bölgesine üst üste darbeler almıtır. Testisleri sıkılmıve cinsel  
istismara maruz kalmıtır. Son olarak, bayan bir tutuklunun cinsel tacize uğramasını izlemek  
zorunda bırakılmıtır.  
23 Kasım 1998 tarihinde, bavuran dokuz kii ile birlikte Diyarbakır'da bir kliniğe  
götürülmü, kendilerini muayene eden uzman hekim on kii için tek bir rapor düzenleyerek,  
hiçbirinde darp izine rastlanmadığını belirtmitir.  
25 Kasım 1998 tarihinde, bavuran 110 kii ile birlikte aynı kliniğe götürülmüve  
A.O. isimli bir baka doktor tarafından muayene edilmitir. 111 kiinin tamamının isminin  
bulunduğu emniyet müdürlüğüne ait belgede, doktor her ismin altına aynı cümleyi yazmıtır:  
"Fiziksel iddet belirtisi gözlemlenmemitir".  
1
Bavuran, muayene odasında polis memurlarının mevcut bulunduğunu ve polis  
nezaretinde maruz kaldığı kötü muamele eklini tarif etmiolmasına rağmen doktorun  
ikayetlerini kaydetmediğini ileri sürmütür.  
25 Kasım 1998 tarihinde, bavuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıtır. HADEP binasında gazeteci olarak bulunduğunu  
ve gösteriye veya açlık grevine katılmadığını iddia etmitir. Polis ifadelerini okumadan  
imzalamak zorunda bırakıldığını belirtmitir.  
Aynı tarihte saat 21:00'de, bavuran Cumhuriyet Savcısı'nın kararı üzerine serbest  
bırakıltır.  
26 Kasım 1998 tarihinde, bavuran, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı Diyarbakır  
ubesi'nde görevli R.A. isimli bir doktor tarafından muayene edilmive doktor unları  
kaydetmitir1:  
"Hipogastriyumun2 sağ kısmında 10 x 0.5 cm çapında bir sıyrık mevcuttur. Dizlerinin  
arkasında el ile muayene sonrasında hassasiyet ve ağrı, ayak bileklerinde ağrı, her iki ayağın  
parmak kaslarında hassasiyet ve ağrı görülmütür. Aynı zamanda, testislerinde ve  
epididimisinde hassasiyet, kasığında ilik (belki fıtık balangıcı), epigastriyumda3 hassasiyet  
ve ağrı mevcuttur. Oksipital bölgede (artkafada) erüpsiyon görülmütür."  
Belirli olmayan bir tarihte, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı Diyarbakır ubesi, bavuranı,  
Türk Tabipler Birliği Đzmir ubesi'ne göndermitir. 7 ve 11 Aralık 1998 tarihleri arasında  
bavuran muhtelif tıbbi muayenelerden geçmive bunların sonuçlan 4 Ağustos 1998 tarihli bir  
tıbbi raporda kaydedilmitir. Bu rapora göre, bavuranda kasık fıtığı, vücudunun çeitli  
kısımlarında ağrı, normalde tecavüz ve ikence gibi travmatik tecrübelerin yol açtığı iki  
psikiyatrik durum olan ağır depresyon ve akut stres rahatsızlığı mevcuttur. Doktorlar,  
bavuranın ikayetlerinin kötü muamele iddiaları ile tutarlı olduğu kararına varmıtır. Türk  
Tabipler Birliği Đzmir ubesi'nde görevli doktorlar bu sonuca varırken, aynı zamanda, R.A.  
tarafından düzenlenen 26 Kasım 1998 tarihli rapordaki bulguları da kaydetmitir.  
17 Aralık 1998 tarihinde, bavuran, polis nezaretinde gördüğü kötü muamele sonucu  
olutuğu iddia edilen kasığındaki fıtık nedeniyle ameliyat olmutur.  
17 Ocak 19994 tarihinde, avukatları için bir belge hazırlamıve bu belgede 17 ve 25  
Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde gördüğünü iddia ettiği kötü muameleyi  
ayrıntılı olarak tarif etmitir. Belgenin sonunda, AĐHM önündeki temsilcisinin ve bir baka  
avukatın, kendisinin yasal temsilcileri olarak, kendi adına dava açacaklarını kaydetmitir.  
11 Mayıs 2000 tarihinde, bavuranın avukatı, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na  
bavuranın polis nezaretinde kötü muamele gördüğüne dair ikayette bulunmutur.  
Dilekçesinin yanında, 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunun bir örneğini de sunmutur.  
1
Bu raporun orijinalinin taraflarca AĐHM'ye sunulmadığı belirtilmelidir. Bavuran, Đnsan Haklan Vakfı  
tarafından düzenlenen ve R.A.'nın bulgularını içeren tıbbi epikrizi sunmutur. Bu rapor metni de 4 Ağustos 1999  
tarihli rapor içeriğinde yer almaktadır.  
2 Karın bölgesinin alt kısmı.  
3 Karın bölgesinin üst orta kısmı.  
4 Belge üzerindeki tarih 17 Ocak 1998 olarak gözükmektedir.  
2
9 Ocak 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bavuranın avukatını ifade  
vermek üzere savcılığa davet etmitir.  
10 Ocak 2002 tarihinde, bavuranın temsilcisi, Cumhuriyet Savcısı 'na ifade vermitir.  
Bavuranın ondan bavuran adına ikayette bulunduğu tarih olan 11 Mayıs 2000 tarihinden  
birkaç gün önce kendi adına dava açmasını talep ettiğini ileri sürmütür. Bavuranın avukatı,  
ayrıca, bavuranın iddialarının 26 Kasım 1998 tarihli rapor bulguları ile tutarlı olduğunu  
kaydetmitir.  
23 Ocak 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bavuranı ifade vermek üzere  
savcığa davet etmitir.  
1 ubat 2002 tarihinde, bavuran, Cumhuriyet Savcısı'na ifade vermitir. Avukatından  
kendisine kötü muamele uygulayan kiiler hakkında ikayette bulunmasını talep ettiğini  
belirtmitir. Avukatının kendisine davayı açtığını belirttiğini ileri sürmütür. Bavuran,  
Cumhuriyet Savcılığı'na bizzat kendisinin bavurmağını ifade etmitir. Son olarak,  
kendisine kötü muamele uygulayan polis memurlarının cezalandırılmasını talep etmitir.  
Aynı tarihte, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bavuranın kötü muamele iddialarına  
yönelik olarak takipsizlik kararı vermitir. Cumhuriyet Savcısı, kararında, bavuranın 17 ve 23  
Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulduğunu ve ilgili sağlık raporlarının  
bavuranın bedeni üzerinde herhangi bir iddet belirtisi ortaya koymadığını kaydetmitir.  
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, bavuranın, tutukluluk süresi sonunda Türk Tabipler Birliği'ne  
bavurduğunu ve bunun yerine Cumhuriyet Savcılığı'na ikayette bulunmuolması gerektiğini  
kaydetmitir.  
26 ubat 2002 tarihinde, bavuranın avukatı, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde,  
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın 1 ubat 2002 tarihli kararına itiraz etmitir. Bavuranla  
aynı zamanda polis nezaretinde bulunan kiilerin ifade vermek üzere çağrılmalarını talep  
etmitir. Ayrıca, 4 Ağustos 1999 tarihli raporu düzenleyen doktorlar ile 25 Kasım 1998  
tarihinde 110 kii ile birlikte bavuranı muayene eden A.O. isimli doktorun ifadelerinin  
alınmasını talep etmitir. Avukat, aynı zamanda, bavuranın tutukluluğu sırasında görevde  
olan polis memurlarının tespit edilmesini ve bavuranın tutukluluğu sırasında çekilen  
fotoğrafların mevcut olması halinde dosyaya dahil edilmesini istemitir.  
14 Mart 2002 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki tek hakim bavuranın  
itirazmı reddetmitir. Hakim, kararında, bavuranın 17 ve 23 Kasım 1998 tarihleri arasında  
polis nezaretinde tutulduğunu ve bavuranın serbest bırakıldığı tarih olan 23 Kasım 1998  
tarihli sağlık raporunun bavuranın bedeni üzerinde herhangi bir iddet belirtisi ortaya  
koymağını kaydetmitir . Hakim, ayrıca, bavuranın, tutukluluğunun hemen sonrasında 25  
Kasım 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı huzurunda  
kötü muamele iddiasında bulunmadığını gözlemlemitir. Hakim, son olarak, bavuranın 4  
Ağustos 1999 tarihinde Türk Tabipler Birliği'ne bavurduğunu ve ikayetini 11 Mayıs 2000  
tarihinde yaptığını kaydetmitir. Hakim, serbest bırakılmasından çok uzun süre sonra  
bavuruda bulunmuolması nedeniyle bavuranın iddialarının üpheli olduğunu  
değerlendirmitir.  
5 Belge üzerindeki tarih 11 Mayıs 2001 olarak gözükmektedir.  
614 Mart 2002 tarihli karar bavuranın 23 Kasım 1998 tarihinde serbest bırakıldığını ifade ederken diğer tüm  
belgeler bavuranın 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulduğunu göstermektedir.  
3
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS'nin 3. maddesi uyarınca, polis nezaretindeyken kötü muameleye  
maruz bırakıldığını iddia etmitir. Ayrıca, AĐHS'nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca, yerel  
makamların, iddialarına yönelik etkili bir soruturma yürütmediği konusunda ikayetçi  
olmutur.  
AĐHM, bu ikayetlerin tek baına 3. madde açısından incelenmesi gerektiğini  
değerlendirmitir. Söz konusu madde öyledir:  
"Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz."  
A. AĐHS'nin 3. maddesinin esasa ilikin yönü ıığında Savunmacı devletin  
sorumluluğu  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, bavuranın kötü muamele iddialarının asılsız olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuranın, kötü muamele iddialarını, Mayıs 2000 tarihine kadar ulusal makamların dikkatine  
sunmağını ve bu hususun iddiasının ciddiyeti hakkında üphe uyandırdığını öne sürmütür.  
Bu hususta, bavuranın avukatının 10 Ocak 2002 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'na  
verdiği ifadelere iaret etmitir.  
Hükümet, ayrıca, 17, 23 ve 25 Kasım 1998 tarihli sağlık raporlarının bavuranın  
bedeninde kötü muamele belirtisi ortaya koymadığını belirtmitir. Bavuranın kötü muamele  
gördüğü hususunun her türlü makul üpheden uzak olarak kanıtlanmadığını ifade etmitir.  
Hükümet, bu açıdan, 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunda kötü muamele bulgusunun yer  
almağını kaydetmitir.  
Bavuran, yanıt olarak, 25 Kasım 1998 tarihinde kendisini sorgulayan Cumhuriyet  
Savcısı huzurunda kötü muamele gördüğünü ileri sürdüğünü belirtmitir. Ancak, Cumhuriyet  
Savcısı onun iddialarını göz ardı etmitir. Bavuranın avukatı 28 Mart 2007 tarihli ifadesinde,  
ayrıca, bavuranın 17 Ocak 1999 tarihli bir belge ile kendisini ve bir baka avukatı onun adına  
dava açması için yetkilendirdiğini; bavuranın ilk olarak diğer avukatla temas kurduğunu;  
ancak, bu avukatın bavuranın gözaltı süresinin sona ermesinden itibaren altı ay içinde  
AĐHM'ye bavuruda bulunmaması nedeniyle bavuranın, Mayıs 2000'de kendisiyle temasa  
geçtiğini belirtmitir.  
Bavuran, ayrıca, kötü muamele iddialarının değerlendirilmesinde 25 Kasım 1998  
tarihli sağlık muayenesinin dayanak olarak kullanılamayacağını; zira, muayene esnasında  
doktorun odasında polis memurlarının bulunduğunu ve gerçek anlamda bir muayenenin  
4
yapılmağını belirtmitir. Muayene yapılmıolsaydı, doktor, bavuranın bedeninde, eski yara  
ve ameliyat izlerini tespit ederdi. Bavuran, Đnsan Haklan Vakfı ve Türk Tabipler Birliği Đzmir  
ubesi tarafından sunulan sağlık raporlarının kendisinin maruz kaldığı kötü muamelenin  
belirtilerini ortaya koyduğunu ileri sürmütür.  
2. AĐHM'nin değerlendirmesi  
AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden  
birini muhafaza etmekte olduğunu ve AĐHS'nin 15/2 maddesi uyarınca hakkında istisnaya izin  
verilmediğini yinelemitir (bkz., Selmouni - Fransa [BD], no. 25803/94).  
AĐHM, ayrıca, bir kiinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ  
olduğu görüldüğünde söz konusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir  
açıklama getirmenin ve bavuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla  
desteklenmise, üphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.  
Aksi halde AĐHS'nin 3. maddesi açısından açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz., diğer  
kararların yanı sıra, yukarıda anılan Selmouni; Çelik ve îmret - Türkiye, no. 44093/98, 26  
Ekim 2004).  
AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla 'her türlü makul üpheden uzak' delil  
ölçütüne bavurmaktadır (bkz., Avar - Türkiye, no. 25657/94). Bununla birlikte, böyle bir  
delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut  
çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra,  
Labita - Đtalya [BD], no. 26772/95; Süleyman Erkan - Türkiye, no. 26803/02, 31 Ocak 2008).  
AĐHM, somut dava koullan hususunda, balangıç olarak, bavuranın 25 Kasım 1998  
tarihinde serbest bırakıldığını; ancak, bavuranın avukatının, 11 Mayıs 2000 tarihine kadar,  
yani yaklaık 18 ay sonrasına kadar, kötü muameleye ilikin resmi suç duyurusunda  
bulunmağını gözlemlemitir. Ancak, 25 Kasım 1998 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na, polis ifadelerini okumadan imzalamak zorunda  
bırakılğını bildirmi; ancak, bu iddiaya ilikin olarak hiçbir adım atılmamıtır. Cumhuriyet  
Savcısı, bavurandan ifadelerini ayrıntılı olarak anlatması talebinde dahi bulunmamıtır.  
Ayrıca, bavuran, avukatları için hazırlanan ve gerçekliği savunmacı Hükümet tarafından  
itiraz görmeyen 17 Ocak 1999 tarihli belge ile ve serbest bırakılmasının ertesi günü Đnsan  
Haklan Vakfı'na bavurarak kötü muamele iddialanna ilikin olarak dava açma niyetini  
sergilemitir. AĐHM, dolayısıyla, bavuranın avukatlarının resmi suç duyurusunda  
bulunmamasının gerekçeleri üzerinde düünmenin kendi görevi olmadığını değerlendirmitir.  
Her halükarda, ilgili zamanda yürürlükte olan eski Ceza Kanunu'nun 102. maddesi ile 243. ve  
245. maddeleri uyarınca, devlet memurları tarafından ilenen kötü muamele suçlarının  
yargılanması için beyıllık süre sının mevcuttur. Cumhuriyet Savcısı, suç duyurusunda geç  
bulunulduğu gerekçesiyle suç duyurusunu reddedemezdi ve reddetmemitir de. Sonuç olarak,  
AĐHM, Hükümet'in bavuranın daha erken bir sürede ikayette bulunmadığı gerekçesiyle  
iddialannın asılsız olduğu yönündeki görüünü kabul edemez.  
AĐHM, Hükümet'in sağlık raporlanna ilikin iddiaları hususunda, 17 ve 25 Kasım 1998  
tarihleri arasındaki tutukluluğuna ilikin olarak bavuran hakkında düzenlenen besağlık  
raporu olduğunu kaydetmitir. Đlk sağlık raporu bavuranın tutukluluk süresinin baında  
düzenlenmive bavuranın bedeninde yakın tarihli fiziksel iddet belirtisi ortaya koymamıtır.  
23 ve 25 Kasım 1998 tarihli ikinci ve üçüncü sağlık raporları, Diyarbakır'da bir sağlık  
kliniğinde görevli iki doktor tarafından düzenlenmive bu raporlar da bavuranın bedeninde  
fiziksel iddet belirtisi olmadığını göstermitir. Dördüncü sağlık raporu, bavuranın serbest  
5
bırakılmasından bir gün sonra, Diyarbakır Đnsan Haklan Vakfı'nda görevli bir doktor  
tarafından düzenlenmive bavuranın bedeninde yaralanmalara ve ağrılara iaret etmitir.  
Beinci rapor, 4 Ağustos 1999 tarihinde düzenlenmive bavuranı 7 ve 11 Aralık 1998  
tarihleri arasında muayene etmiolan Türk Tabipler Birliği Đzmir ubesi'nde görevli doktor  
heyetinin bulgularını yansıtmıtır. Bu rapor, bavuranın kötü muamele iddiaları ile tutarlı  
olduğu değerlendirilen birtakım fiziksel ve psikolojik bulgular kaydetmitir.  
AĐHM, Hükümet'in AĐHM'ye sunduğu görülerin temelini oluturan 25 Kasım 1998  
tarihli rapor ile bavuranın iddialarının dayanağını oluturan 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos  
1999 tarihli raporlar arasında büyük çeliki olduğunu gözlemlemitir. 26 Kasım 1998 ve 4  
Ağustos 1999 tarihli raporlar fiziksel ve psikolojik iddet bulguları ortaya koyarken; 25 Kasım  
1998 tarihli rapora göre bavuran kötü muameleye tabi tutulmamıtır. Dolayısıyla, AĐHM, söz  
konusu raporların ağırlığını tespit etmelidir.  
Bu bağlamda, AĐHM, 25 Kasım 1998 tarihli sağlık raporuna ilikin olarak, doktorun,  
bulgularını, kendisine emniyet müdürlüğü tarafından gönderilen ve bavuran ile diğer  
tutuklulara ilikin olarak sağlık muayenesi talebinde bulunan bir yazının içine kaydettiğini  
gözlemlemitir. Ayrıca, söz konusu sağlık raporu sadece bavurana ilikin değildir.  
Bavuranın da aralarında bulunduğu 111 kii hakkında düzenlenmive bu kiilerin hepsi  
hakkında aynı gözlemde bulunmutur. Bavuran, doktorun odasında polis memurlarının  
bulunduğunu ve kendisinin kötü muamele ikayetlerini kaydetmeyen doktor tarafından gerçek  
anlamda muayene edilmediğini iddia etmitir.  
AĐHM her ne kadar bavuranın yukarıda belirtilen iddialarını doğrulayamasa da,  
Avrupa Đꢀkenceyi Önleme Komitesi'nin (AĐÖK) polis nezaretindeki kiilerin sağlık  
muayenesine ilikin standartlarına iaret etmitir. AĐÖK, tüm sağlık muayenelerinin, polis  
memurlarının duymayacağı ve tercihen görmeyeceği ekilde yapılması gerektiğini  
öngörmektedir. Ayrıca, her muayenenin neticeleri, tutuklunun ilgili ifadeleri ve doktorun  
tespitleri doktor tarafından resmi olarak kaydedilmelidir (bkz., AĐÖK Standartları (CPT  
Standards)).  
Bavuranın iddiaları doğru olmasa dahi, yani gerçek anlamda bir sağlık muayenesi  
yapılolması halinde dahi, sonuç raporuna belirleyici bir önem atfedilemez; zira, AĐHM  
toplu sağlık muayenelerinin ancak yüzeysel ve geliigüzel olarak tarif edilebileceği yönünde  
geçmite karar vermitir (bkz., Akkoç - Türkiye, no. 22947/93 ve no. 22948/93; Elci ve  
Diğerleri - Türkiye, no. 23145/93 ve no. 25091/94, 13 Kasım 2003). AĐÖK, her tutuklu kiinin  
tek baına muayene edilmesi gerektiğini doğrulamıtır (bkz., AĐÖK'nin 5 ve 10 Ekim  
1997 tarihleri arasında Türkiye'ye yaptığı ziyaret sonrasında sunulan raporu). Aynı ilke,  
BirlemiMilletler Đnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane,  
Đnsanlık Dıı, Aağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruturulması ve  
Belgelendirilmesi Đçin El Kılavuzu - Đstanbul Protokolü'nde (9 Ağustos 1999) belirtilmitir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, 25 Kasım 1998 tarihli rapor bulgularına bir  
değer yüklememeye karar vermitir.  
AĐHM, 26 Kasım 1998 tarihli rapor hususunda, balangıç olarak, bavuranın 25 Kasım  
1998 tarihinde saat 21:00'de serbest bırakıldığını ve ertesi gün sağlık muayenesinden  
geçirildiği Đnsan Hakları Vakfı'na bavurduğunu gözlemlemitir. AĐHM, ayrıca, 26 Kasım  
1998 tarihli rapordaki fiziksel bulguların, en azından, bavuranın karnına üst üste darbe aldığı  
ve testislerinin sıkıldığı iddiaları ile tutarlı olduğunu gözlemlemitir. AĐHM, 4 Ağustos 1999  
tarihli raporun ise, begünden fazla süren çok ayrıntılı sağlık muayenelerini müteakip  
hazırlandığını belirtmitir. Söz konusu rapor sadece fiziksel değil psikolojik bulguları ve bu  
bulguların olası ikence veya kötü muamele ile muhtemel ilikisinin yorumunu içermitir  
(bkz., bu hususta, yukarıda anılan "Đstanbul Protokolü"). Sonuca vanrken bu raporu  
6
düzenleyen doktorlar tarafından 26 Kasım 1998 tarihli sağlık muayenesine ilikin bulgular da  
dikkate alınmıtır. AĐHM, dolayısıyla, 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos 1999 tarihli raporların  
kesin deliller olarak kabul edilmeleri gerektiğini değerlendirmive 26 Kasım 1998 tarihli  
raporda kayıtlı olan ve 4 Ağustos 1999 tarihli raporun sonuçları ile desteklenen  
yaralanmaların, bavuranın 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında Diyarbakır Emniyet  
Müdürğü'ndeki tutukluluğu zarfında gerçekleen muamelenin sonucu olduğu kararını  
vermitir.  
Bu bağlamda, AĐHM, Hükümet'in, 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık  
raporlarının içeriğinin doğruluğuna ilikin bir itirazda bulunmadığını gözlemlemitir.  
Hükümet, ayrıca, raporlarda yer alan fiziksel ve psikolojik bulgulara ilikin makul bir  
açıklama da getirmemitir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında ve özellikle de bavuran tarafından alman yaraların  
nedenine ilikin olarak savunmacı hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmaması  
karısında, AĐHM, bu yaraların bavuranın polis nezaretindeyken gördüğü ve sorumluluğunun  
Devlete ait olduğu ağır kötü muamelenin sonucu olduğu kararını vermitir.  
Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmitir.  
B. AĐHS'nin 3. maddesinin usule ilikin yönü ıığında Savunmacı devletin  
sorumluluğu  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, yerel makamların, bavuranın iddialarına yönelik etkili soruturma yürütme  
yükümlülüğünü yerine getirdiğini belirtmitir. Ancak, bavuranın ikayette bulunduğu tarihe  
kadar 18 aylık bir sürenin geçtiğini ileri sürmütür. Dolayısıyla, yetkililer, bavuranın  
iddialarını doğrulama imkanından yoksun kalmıtır. Hükümet, ayrıca, bavuranın, Türk  
Tabipler Birliği Đzmir ubesi yerine yerel makamlara bavurmuolması gerektiğini ifade  
etmitir.  
Bavuran, yanıt olarak, hem Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın hem de Ağır Ceza  
Mahkemesi'nin 4 Ağustos 1999 tarihli sağlık raporunu dikkate almadığını belirtmitir.  
Bavuran, ayrıca, 17 ve 25 Kasım 1998 tarihleri arasında polis nezaretinde tutulan kiilerin  
ifadelerinin Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiolması gerektiğini ifade etmitir.  
Bavuran, 4 Ağustos 1999 tarihli raporu düzenleyen doktorların ve 25 Kasım 1998 tarihli  
raporu hazırlayan doktorun ifadelerinin de dinlenmiolması gerektiğini ileri sürmütür. Son  
olarak, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın ilgili zamanda görevde olan polis memurlarının  
kimliklerini tespit edemediğini iddia etmitir.  
2. AĐHM'nin değerlendirmesi  
AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin, "savunulabilir" olduğu ve "makul üphe uyandırdığı"  
sürece, özel ahıslar tarafından gerçekletirilmiolsa dahi, kötü muamele iddialarına yönelik  
yetkililerin soruturma yürütmesini gerektirdiğini yinelemitir (bkz., özellikle, Ay - Türkiye,  
no. 30951/96, 22 Mart 2005). AĐHM içtihadı tarafından belirlenen geçerli asgari standartlar,  
soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamuya açık olmasını ve yetkili makamların örnek titizlikle  
ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirmektedir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Çelik ve  
Đmret).  
1
AĐHM, ek olarak, AĐHS'de yer alan hakların farazi ve geçersiz değil; uygulanabilir ve  
etkili olduğunu yinelemitir. Dolayısıyla, bu tip davalarda, etkili soruturma, sorumluların  
belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (bkz., üzerinde gerekli  
değiiklikler yapıldıktan sonra, Nevruz Koç - Türkiye, no. 18207/03, 12 Haziran 2007).  
AĐHM, yukarıda, bavuranın aldığı yaralardan AĐHS'nin 3. maddesi uyarınca  
savunmacı devletin sorumlu olduğu kararını vermitir. Dolayısıyla, etkili bir soruturma  
gerekli olmutur.  
AĐHM, somut davada, balangıç olarak, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından bir  
ön soruturmanın yürütüldüğünü gözlemlemitir. Ancak, AĐHM, bu soruturmanın titizlikle  
veya etkili bir ekilde yürütüldüğü konusunda ikna olmamıtır.  
AĐHM, bavuranın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulunduğu sırada  
görevde olan polis memurlarının ifadelerinin veya 23, 25 ve 26 Kasım 1998 ve 4 Ağustos  
1999 tarihli raporları düzenleyen doktorların ifadelerinin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı  
tarafından alınmadığını kaydetmitir. Cumhuriyet Savcısı tarafından atılan tek adım  
bavuranın temsilcisinin ve bavuranın kendisinin ifadesini almak olmutur. Ayrıca,  
Cumhuriyet Savcısı, onların ifadelerini, suç duyurusunda bulunulmasından yaklaık 20 ay  
sonra almıve aynı gün takipsizlik kararı vermitir.  
AĐHM, Hükümet'in, bavuranın serbest bırakılmasından 18 ay sonra ikayette  
bulunmuolması nedeniyle yargı makamlarını tıbbi delil elde etme imkanından yoksun  
bırakğını eklindeki görüünü reddetmitir. Bavuran, suç duyurusuna destek olarak, Türk  
Tabipler Birliği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 135. maddesine uygun olarak 6023 sayılı  
Yasa ile kurulmukamu kurumu) Đzmir ubesi'nde görevli altı uzman hekim tarafından  
düzenlenen sağlık raporunu sunmutur. AĐHM, bu kurum tarafından düzenlen bir raporun bir  
soruturmanın temelini oluturabileceği ve oluturması gerektiği görüündedir. Her halükarda,  
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı baka tıbbi görüler alma giriiminde de bulunmamıtır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın kötü muamele iddialarına yönelik  
olarak yerel makamlar tarafından AĐHS'nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi etkili bir  
soruturma yürütülmediği kararma varmıtır.  
Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmitir.  
III. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS'nin 6. maddesine dayanarak, etkili bir soruturma yapılmaması  
nedeniyle, kendisine kötü muamele uygulayan polis memurları hakkında tazminat davası  
açma imkanından yoksun kaldığı konusunda ikayetçi olmutur.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmıtır.  
Dava olaylarını, tarafların görülerini ve 3. maddenin esas ve usul yönünden ihlal  
edildiği kararını dikkate alan AĐHM, somut davada ortaya konana temel hukuki sorunu  
incelediğini değerlendirmitir. Dolayısıyla, bu balık altında ayrı bir karar vermenin gerekli  
olmadığı sonucuna varmıtır (bkz., örneğin, Uzun - Türkiye, no. 37410/97, 10 Mayıs 2007;  
Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, no. 52658/99, 17 Temmuz 2007; K.Ö. - Türkiye, no.  
71795/01,11 Aralık 2007).  
8
IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Sözleme'nin 41. maddesine göre "Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören  
tarafın adil tatminine hükmeder."  
A. Tazminat  
Bavuran 1.500 Euro maddi tazminat talebinde bulunmutur. Bu miktar, 26 Kasım ve  
12 Aralık 1998 tarihleri arasındaki gelir kaybı ile sağlık masraf ve harcamalarına ilikindir.  
Ayrıca, 35.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet, bavuranın taleplerinin asılsız olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran tarafından görüldüğü iddia edilen maddi zarar hususunda, AĐHM, bavuranın  
talebini destekleyici bir belge sunmadığını gözlemlemitir. Dolayısıyla, AĐHM bu talebi  
reddetmitir.  
Ancak, AĐHM, davanın koullan karısında, bavuranın, tek baına ihlal tespitiyle  
tazmin edilemeyecek ekilde acı ve sıkıntı yaamıolduğunu değerlendirmitir. AĐHM, somut  
davada tespit edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek  
bavurana 7.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, AÎHM'de yapılan mahkeme masraflarına karılık 2.670 Euro talep  
etmitir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada bavuranın talebini  
doğrulamağını göz önünde tutan Mahkeme, bu balık altında tazminat ödenmemesine karar  
vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS'nin 3. maddesinin hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine;  
3. Bavuranın AĐHS'nin 6. maddesi uyarınca olan ikayetinin ayrı olarak incelenmesinin  
gerekli olmadığına;  
9
4. a) AĐHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve  
tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından bavurana  
manevi tazminat olarak 7.500 Euro (yedi bin beyüz Euro) ödenmesine;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası'nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Sally Dölle  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
10