COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
MARAŞLI – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 40077/98)  
KARAR  
Özet tercümesi  
STRAZBURG  
9 Kasım 2004  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Dava Recep Maraşlı (“başvuran”) isimli Türk vatandaşı tarafından AİHS’nin eski 25. maddesi  
uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 10 Aralık 1997 tarihinde  
Türkiye aleyhine yapılan başvurudan kaynaklanmaktadır.  
Mahkeme, 19 Ekim 2000 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu ilan etmiştir.  
Mahkeme başvuranın, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına  
ilişkin şikayetlerini, ayrıca düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahale iddiasını ve bu hakları  
kullanmada maruz kaldığı ayrımcılığı kabul etmiştir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1956 doğumludur ve Almanya’da yaşamaktadır.  
Başvuran, İstanbul’da haftalık yayınlanan Newroz isimli gazetede ‘Kürdistan: Avrupa’nın  
Ortak Bir Sömürgesi Olacak mı?’ başlıklı bir makale yazmıştır.  
Makale şöyledir:  
“..................................................................................................................................................”  
13 Şubat 1995 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranı, gazetenin  
yayımcısını ve gazetenin yazı işleri müdürünü, Türk Milletinin bütünlüğüne ve “Devlet’in  
bölünmez bütünlüğüne” karşı propaganda yapmakla suçlamıştır. Savcı, başvuranın 1991  
tarihli (3713 sayılı Kanun) Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesine göre mahkum  
edilmesini istemiştir. Bu istemini yukarıdaki makaleye dayandırmıştır. Yargılama sırasında 8.  
maddeye yönelik bir düzenleme yürürlüğe girmiştir. (4126 sayılı Kanun) Buna bağlı olarak  
Savcı, başvuranın, para cezasını artıran ama hapis cezasının süresini azaltan yeni  
düzenlemeye göre yargılanmasını istemiştir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde süren yargılamada başvuran, makaleyi yazdığını  
kabul etmiş ancak fikir ifade etmenin suç teşkil etmediğini savunmuştur.  
13 Aralık 1996 tarihinde, aralarında bir askeri hakimin bulunduğu, üç hakimden oluşan  
Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı itham edildiği suçtan yargılamış ve suçlu bulmuştur.  
Mahkeme, ilgili makalenin Türkiye’nin bir bölgesinden “Kürdistan” olarak bahsettiğini ve  
başvuranın yorumlarının, bir bütün olarak ele alındığında, bölücü propaganda yapma  
derecesine ulaştığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvuranı 3713 sayılı Kanunun 4126 sayılı  
Kanunla değişik 8. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay ve 10 gün hapis cezasına ve 111.111.111 TL  
para cezasına çarptırmıştır.  
12 Haziran 1997 tarihinde Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin olayla ilgili  
değerlendirmesini onaylayarak başvuranın itirazını reddetmiştir. Mahkeme’nin kararı  
mahkeme kayıtlarına 10 Temmuz 1997 tarihinde geçmiştir.  
İLGİLİ İÇ HUKUK  
Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulamalar şu kararlarda bulunabilir:  
İbrahim Aksoy/Türkiye, Mehdi Zana/Türkiye, Özel/Türkiye ve Gençel/Türkiye.  
HUKUK  
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, mahkumiyetinin, kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri  
sürmüştür.  
Mahkeme, bu şikayetin yalnızca 10. madde uyarınca ele alınması gerektiği kanısındadır:  
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat  
özgürğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir  
almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema  
işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin  
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,  
başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması  
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir”.  
Başvuranın şikayetçi olduğu hususların, 10 § 1 madde ile gözetilen ifade özgürlüğü hakkına  
müdahale olduğu konusunda taraflar arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.  
Ayrıca, 10 § 2 madde uyarınca, müdahalenin kanunen öngörüldüğü ve meşru bir hedefe, yani,  
toprak bütünlüğünü korumaya yönelik olduğu konusunda da görüş ayrılığı bulunmamaktadır.  
Dolayısıyla, Mahkeme davanın değerlendirilmesini, müdahalenin “demokratik bir toplumda  
gerekli olup olmadığı” çerçevesiyle sınırlandıracaktır.  
Mahkeme, söz konusu davayla benzerlik gösteren birkaç dava incelemiş ve 10. maddenin  
ihlal edildiği kanısına varmıştır.  
Mahkeme kendi içtihat hukuku çerçevesinde Hükümet’in, farklı bir sonuca ulaşılmasını  
sağlayacak herhangi bir kanıt veya sav bildirmediği kanısındadır. Mahkeme, söz konusu  
makalede kullanılan kelimeleri özellikle dikkate almıştır. Bu bağlamda, davanın geçmişini ve  
terörizmin önlenmesine ilişkin sorunları da göz önüne almıştır (bkz. İbrahim Aksoy; § 60 ve  
Incal, § 58).  
Söz konusu makale, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonuna ilişkin siyasi gelişmelerin  
Kürt sorununun çözümüne nasıl etki edeceğine dair eleştirel bir değerlendirmeden ibarettir.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, söz konusu makalenin Türk Devleti’nin toprak  
bütünlüğünü bozmaya yönelik ifadeler içerdiği ve bölücü propaganda anlamına geldiği  
kararına varmıştır. Ancak AİHM, yerel mahkemenin kararlarının gerekçelerini incelemiş ve  
bunların başvuranın ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları meşru göstermeyeceğine karar  
vermiştir (bkz. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no. 4), no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, makaledeki özellikle bazı sert paragrafların Türk Devleti hakkında çok olumsuz bir  
resim çizmesine ve bu nedenle makaleye düşmanca bir hava vermesine rağmen şiddeti, silahlı  
direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmediği ve bir nefret konuşması teşkil etmediği  
görüşündedir. AİHM’nin görüşünce alınan tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel  
etken budur (Sürek/Türkiye (no. 1), no.26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye,  
no.24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 aksine). AİHM, aynı zamanda, müdahalenin  
uygunluğunu değerlendirirken başvurana verilen cezaların niteliğini ve ağırlığını da göz  
önüne almaktadır.  
Yukarıdaki hususlar ışığında AİHM, başvurana verilen cezanın hedefe uymadığı ve bu  
nedenle “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı görüşündedir. Buna göre Sözleşme’nin  
10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde askeri bir hakim bulunmasına ilişkin  
olarak, davasına bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmamasının AİHS’nin 6 §  
1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Ek olarak, bazı başka kusurların dava işlemlerine  
zarar verdiğini de öne sürmektedir. Bu bağlamda, iç hukuk mahkemelerinin verdikleri kararlar  
için yeterli gerekçeler vermediğini ve savcının ilk derece mahkemesinde ve temyiz sırasında  
sunduğu görüşler hakkında kendisinin bilgilendirilmediğini belirtmiştir. İddiasında bu usuli  
düzensizliklerin, AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 (b) maddelerinin ihlal edilmesine sebep olduğunu  
söylemiştir. Söz konusu maddelerin ilgili kısımları şu şekildedir:  
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine  
yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini  
istemek hakkına sahiptir...  
3.Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
...  
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;  
...”  
I. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı  
Mahkeme mevcut davanın olaylarına benzer pek çok olayı incelemeye almış ve 6. maddenin  
ihlal edildiği kanısına varmıştır.  
AİHM, Hükümet’in söz konusu davada farklı bir karar alınmasına neden olacak bir kanıt ya  
da sav sunmadığı görüşündedir. Mahkeme, başvuranın – “devlet güvenliği”ne ilişkin suçlar  
nedeniyle bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandığı için – askeri hakim içeren bir  
heyet tarafından yargılanmaktan endişe duymasının anlaşılır olduğunu düşünmektedir. Bu  
nedenle, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın doğasıyla ilişkili olmayan hususlardan  
etkilenebileceğinden korkmaya hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın bu mahkemenin  
bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şüpheleri haklı görülebilir.  
Sonuç olarak, AİHM, başvuranı yargılayan ve suçlu bulan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
AİHS’nin 6 §1 maddesi bağlamında öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı  
kanaatindedir.  
2. Dava İşlemlerinin Adalete Uygunluğu  
AİHM benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığına kanaat getirilmiş bir mahkemenin,  
yargılamasına tabi şahısların adil yargılanmasını sağlayamayacağına karar vermiştir.  
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının ihlal  
edilmiş olduğunu göz önüne alarak AİHM, başvuranın 6. madde uyarınca yaptığı diğer  
şikayetlerinin incelenmesinin gereksiz olduğuna karar vermiştir.  
10. MADDE BAĞLAMINDA 14. MADDENİN İHLALİ İDDİASI  
Başvuran, siyasi fikirleri sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını ve bunun 10. madde  
bağlamında ele alındığında 14. maddeye aykırı olduğunu ifade etmiştir. 14. madde:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal  
veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya  
herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Hükümet başvuranın iddiasını reddetmiştir.  
10. maddenin ihlal edildiğini dikkate alarak AİHM, şikayeti 14. madde çerçevesinde  
incelemenin gerekli olmadığını düşünmektedir.  
41. MADDENİN UYGULANMASI  
41. madde şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. “  
Tazminat  
Başvuran manevi tazminat olarak 10.000.000.000 Türk Lirası (TRL) (5.534 EUR) talep  
etmiştir.  
Hükümet herhangi bir görüş bildirmemiştir.  
AİHM, başvuranın dava sürecinde sıkıntıya düşş olabileceği kanaatindedir. AİHM, tarafsız  
bir değerlendirme neticesinde 41. madde uyarınca başvurana 5.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olmayan bir  
mahkeme tarafından mahkum edildiğine karar verdiğinde, ilke olarak, en uygun tazmin  
şeklinin başvuranın en kısa sürede bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanmasını sağlamak olduğunu düşünmektedir (Gençel, § 27)  
Mahkeme Masrafları  
Bu dava ile ilgili olarak Avrupa Konseyi’nden 640 Euro adli yardım alan başvuran, yerel  
mahkemelerdeki masrafları için 1.000.000.000 TL (553 Euro), AİHM masrafları için ise  
5.000.000.000 TL (2.767 Euro) talep etmiştir.  
AİHM başvuranın iddiası hakkında herhangi bir görüş bildirmemiştir.  
Gecikme Faizi  
Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,  
1. 10. maddenin ihlal edildiğine,  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Başvuranın diğer şikayetlerinin 6. madde kapsamında incelenmesinin gerekli olmadığına,  
4. 14. madde ile birlikte ele alındığında, AİHS’nin 10. maddesi bağlamında ayrı bir konunun  
ortaya çıkmadığına,  
5. a) Sorumlu Devlet’in masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi  
uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurana aşağıdaki meblağların  
ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek  
(i) Manevi tazminat için 5.000 Euro (beş bin euro) ödenmesine;  
(ii) Mahkeme masrafları için 1.370 Euro (bin üç yüz yetmiş euro) ödenmesine;  
(iii) Ayrıca uygulanabilecek vergilerin bu miktarlardan muaf tutulmasına;  
b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez  
Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme  
faizi olarak uygulanmasına;  
5. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca 9  
Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir