HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, mahkumiyetinin, kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri
sürmüştür.
Mahkeme, bu şikayetin yalnızca 10. madde uyarınca ele alınması gerektiği kanısındadır:
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat
özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir
almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema
işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,
başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir”.
Başvuranın şikayetçi olduğu hususların, 10 § 1 madde ile gözetilen ifade özgürlüğü hakkına
müdahale olduğu konusunda taraflar arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Ayrıca, 10 § 2 madde uyarınca, müdahalenin kanunen öngörüldüğü ve meşru bir hedefe, yani,
toprak bütünlüğünü korumaya yönelik olduğu konusunda da görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, Mahkeme davanın değerlendirilmesini, müdahalenin “demokratik bir toplumda
gerekli olup olmadığı” çerçevesiyle sınırlandıracaktır.
Mahkeme, söz konusu davayla benzerlik gösteren birkaç dava incelemiş ve 10. maddenin
ihlal edildiği kanısına varmıştır.
Mahkeme kendi içtihat hukuku çerçevesinde Hükümet’in, farklı bir sonuca ulaşılmasını
sağlayacak herhangi bir kanıt veya sav bildirmediği kanısındadır. Mahkeme, söz konusu
makalede kullanılan kelimeleri özellikle dikkate almıştır. Bu bağlamda, davanın geçmişini ve
terörizmin önlenmesine ilişkin sorunları da göz önüne almıştır (bkz. İbrahim Aksoy; § 60 ve
Incal, § 58).
Söz konusu makale, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonuna ilişkin siyasi gelişmelerin
Kürt sorununun çözümüne nasıl etki edeceğine dair eleştirel bir değerlendirmeden ibarettir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, söz konusu makalenin Türk Devleti’nin toprak
bütünlüğünü bozmaya yönelik ifadeler içerdiği ve bölücü propaganda anlamına geldiği
kararına varmıştır. Ancak AİHM, yerel mahkemenin kararlarının gerekçelerini incelemiş ve
bunların başvuranın ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları meşru göstermeyeceğine karar
vermiştir (bkz. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no. 4), no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).
AİHM, makaledeki özellikle bazı sert paragrafların Türk Devleti hakkında çok olumsuz bir
resim çizmesine ve bu nedenle makaleye düşmanca bir hava vermesine rağmen şiddeti, silahlı
direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmediği ve bir nefret konuşması teşkil etmediği
görüşündedir. AİHM’nin görüşünce alınan tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel
etken budur (Sürek/Türkiye (no. 1), no.26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye,
no.24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 aksine). AİHM, aynı zamanda, müdahalenin
uygunluğunu değerlendirirken başvurana verilen cezaların niteliğini ve ağırlığını da göz
önüne almaktadır.