C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
MAHSUN TEKĐN- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 52899/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (52899/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Mahsun Tekin’in (bavuran) 31 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM), Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde Ankara barosu avukatlarından  
Selahattin Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumludur. Bavurusunu yaptığı sırada Aydın Cezaevi’nde (Türkiye)  
bulunmaktadır.  
Bavuran 31 Mayıs 1997 tarihinde polisler tarafından yakalanmıtır. Bavuranın  
yasaı bir terör örgütünün “genç öğrenci cephesi”ne üye olduğundan üphe edilmitir. Aynı  
gün Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıtır.  
Bavuran gözaltında bulunduğu sırada polisler tarafından sorgulanmıtır. Bavuran  
imzalağı ifadesinde sözkonusu terör örgütüne üye olduğunu ve bu örgüte yandatoplamak  
amacıyla faaliyetlerde bulunduğunu kabul etmitir.  
6 Haziran 1997 tarihinde bavuran Adli Tıp Doktoru tarafından muayene edilmitir.  
Adli Tıp Doktoru tarafından hazırlanan raporda bavuranın vücudunda herhangi bir kötü  
muamele izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
Aynı gün, bavuran önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcısı  
tarafından dinlenmitir. Bavuran yasadıı örgüte mensup olduğunu ve bu örgütün  
faaliyetlerine katıldığını inkar etmitir. Bavuran aynı zamanda gözaltında kendisine baskı  
yağıldığını iddia etmifakat Cumhuriyet Basavcısı, kötü muamele izinin tespit edilmediğini  
belirten sağlık raporunu hatırlatmakla yetinmitir.  
Yine 6 Haziran tarihinde, bavuran Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi’ne sevk  
edilmitir. DGM Hakimi bavuranın tutuklu yargılanmasına karar vermitir. Bavuran yine  
aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmitir.  
9 Haziran 1997 tarihinde, bavuran yeniden Ankara Adli Tıp Doktoru tarafından  
muayene edilmitir. Adli Tıp Kurumu Doktoru ilk raporda yer alan tehisleri yinelemive  
bavuranın kendisine soğuk su tutulduğunu, bunun göğsünde ağrılara sebep olduğunu, fakat  
bunların sonradan geçtiğini iddia ettiğini belirtmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Cumhuriyet Savcısı bavuranı biri askeri hakim olmak üzere  
üç hakimden oluan DGM önünde itham etmitir. Bavuranı yasadıı silahlı örgüt üyesi olmak  
ve bu örgütün “genç öğrenci kolları” adına faaliyetlerde bulunmakla suçlamıve Türk Ceza  
Kanunu’nun 168§2. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi  
uyarınca mahkum edilmesini talep etmitir.  
7 Temmuz 1997 tarihinde DGM’de yapılan duruma sırasında, bavuran, aleyhindeki  
suçlamaları reddetmive polislerin baskısı altında ifadesini verdiğini iddia etmektedir.  
2
10 Haziran 1998 tarihli bir kararla, DGM bavuranı üzerine atılı fiillerden suçlu  
bularak TCK’nin 168§2 maddesi uyarınca on beyıl hapis cezasına mahkum etmitir. DGM  
kararında, bavuranın yalanlamalarına rağmen, dosyada yer alan delillerin iddianamenin  
olaylara ilikin yorumunu desteklediği kanaatindedir.  
Bavuran, 27 Temmuz 1998 tarihinde kararın temyizine gitmitir. Yargıtay, 29 Aralık  
1998 tarihli bir kararla DGM kararını onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan bavuran gözaltındayken kötü muameleye  
maruz kaldığını iddia etmektedir. Bavuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında  
bulunmaktadır. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, gözaltında bulunduğu sırada avukat  
yardımından faydalanamadığını ve mahkumiyetinin yalnızca baskı altında alınan ifadesine  
dayanğını ileri sürmektedir. Bavuran bu itibarla AĐHS’nin 6§§1 ve 3. maddesinin c)  
bendine atıfta bulunmaktadır.  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
A. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
1. Altı ay süresi  
Hükümet altı ay süresine uyulmadığını belirtmektedir. ahin-Türkiye (karar),  
no:25091/94, 2 Aralık 1996 tarihli kararında benimsenen tutumu hatırlatmakta ve bavuranın  
en geç 6 Aralık 1997 tarihine kadar bavurusunu yapması gerektiğini belirtmektedir.  
Bavuran 6 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı önünde gözaltındayken kötü  
muameleye maruz kaldığını iddia etmi, sağlık raporuna dayanan Cumhuriyet Savcısı ise bu  
iddiaları incelememitir. Hükümet bavuranın bu tarihten kısa süre sonra iç hukuk yollarının  
etkisiz olduğunu anlamıolması gerektiğini belirtmektedir.  
AĐHM, iç hukuk yollarının bulunmadığı durumlarda, altı ay süresi bavuruda dava  
konusu olayın meydana geldiği tarihten itibaren balamaktadır. Bununla birlikte, bavuran bir  
bavuru yapmısa ve bu bavuruyu etkisiz kılan nedenlerden daha sonra haberdar olmusa ya  
da haberdar olması gerekiyorsa, altı ay süresi haberdar olduğu ya da olması gerektiği andan  
itibaren ilemeye balar (Bkz. mutatis mutandis, Mehmet Laçin-Türkiye, no: 23654/94, 15  
Mayıs 1995 tarihli Komisyon kararı, (DR) 81, s. 76).  
Esas itibariyle, 6 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’nın bavuranın kötü  
muameleye ilikin iddialarını reddetmesinin ardından, bavuran 7 Temmuz 1997 tarihinde  
yapılan duruma sırasında DGM önünde iddialarını yinelemitir. DGM’de yapılan on  
duruma sırasında, bavuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığına  
dair hiçbir iddiada bulunmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, 27 Temmuz 1998 tarihinde  
sunduğu temyiz dilekçesinde, gözaltında verdiği ifadenin geçersiz olduğunu ve baskı altında  
ifade verdiğini belirtmektedir. Buna karın, Yargıtay’ın 29 Aralık 1998 tarihli kararında  
bavuranın kötü muamele yapıldığına ilikin iddialarına atıf yapılmamıtır. Bu nedenle,  
3
bavuranın, 29 Aralık 1998 tarihinde alınan Yargıtay kararından önce, iddialarına ilikin  
bavuru yollarının etkisiz olduğunu bilmesinin mümkün olmadığı düünülebilir.  
Sonuç olarak AĐHM Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
2. Diğer kabuledilebilirlik kriterleri  
Hükümet, bavuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı  
yönündeki iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt sunmadığını belirtmektedir. Sonuç olarak  
bavurunun bu kısmının temelden yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
AĐHM, kötü muamele iddialarının delillerle desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM delilleri değerlendirirken “her türlü makul üpheciliğin ötesinde”  
ilkesinden yararlanmaktadır; bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu  
bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluabilir (Bkz. Örneğin, Irlanda-  
Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, §161 in fine).  
AĐHM, bavuranın dile getirdiği kötü muamele iddialarının göğsünde ağrıya neden  
olan vücuda soğuk su tutulması ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM fiziksel ya da  
ruhsal izler bırakacak türden olmayan muamelelerin 3. madde alanına girebileceğini kabul  
etmektedir (Büyükdağ-Türkiye, no: 28340/95, § 53, 21 Aralık 2000).  
Esasında AĐHM, bavuranın gözaltında bulunduğu sırada kendisine yapılan kötü  
muamelenin (soğuk su tutulması) ekli hakkında ayrıntılı bilgiyi, yalnızca 9 Haziran 1997  
tarihinde yapılan ikinci muayenesi sırasında Adli Tıp Doktoru’na verdiğini gözlemlemektedir.  
Daha sonra, bavuran DGM Cumhuriyet Savcısı ve Yargıtay’da ifadelerini inkar etmekle  
yetinmi, imdi AĐHM önünde ileri sürdüğü kötü muamelenin cinsini belirtmeden, baskı  
altında ifade verdiğini belirtmitir.  
AĐHM, DGM’de yapılan 7 Temmuz 1997 tarihindeki ilk durumadan, kararın verildiği  
10 Haziran 1998 tarihine kadar, on duruma yapılmıtır. Bütün bu durumalar sırasında  
bavuran hiçbir ekilde kötü muameleye maruz kaldığı iddiasında bulunmamı, yalnızca  
tutuksuz yargılanmayı talep etmekle yetinmitir.  
Ayrıca, ilk dilekçesinde bavuran kötü muameleye maruz kaldığı iddialarına ilikin  
ayrıntılı açıklamada bulunmamı, 9 Haziran 1997 tarihli sağlık raporuna gönderme yapmakla  
yetinmitir. Bu raporda, 6 Haziran 1997 tarihli raporda yer alan tespitler yinelenmi, hiçbir  
kötü muamele izine rastlanılmadığı, yalnızca bavuranın vücuduna soğuk su tutulduğu  
yönünde ifadelerinin olduğu belirtilmitir. AĐHM, Mahkemenin 22 Haziran 1999 tarihli bir  
yazıyla bavuranın avukatını 3. maddenin ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak bu konuda  
ayrıntılı bilgi sunmaya davet ettiğini not etmektedir. 23 Eylül 1999 ve 18 Ekim 1999  
tarihinde, bavuranın avukatı mektuba cevap olarak bavuranın maruz kaldığı kötü  
muameleleri genel olarak anlatmı, fakat bavuranın hangi sebepten dolayı mağdur olduğunu  
belirtmemitir.  
Bu koullar altında, AĐHM kendisine iletilen kötü muamele iddialarının, adli  
makamların bilgisine yeteri kadar iletildiğinin kabul edilemeyeceğini ve bu nedenle  
bavuranın, kötü muamele iddialarıyla ilgili avukatının ve kendisinin daha ciddi bir dayanak  
sunmadan, derinlemesine bir soruturma yapılmasını haklı ve yerinde olarak  
4
bekleyemeyeceğini düünmektedir (Bkz., örneğin, .T-Türkiye (karar), no: 28310/95, 9 Kasım  
1999, ve Kaplan, adıgeçen, karılatırın Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Derleme  
Hükümler ve Kararlar 1996-VI). Bu noktada, AĐHM bavuranın iddialarının “savunulabilir”  
olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir. Adli makamların AĐHS’nin 3. maddesi  
uyarınca “etkili soruturma” yürütme zorunluluğunu yerine getirmediğinin de  
ünülemeyeceği görüündedir. Bu koullarda AĐHM’yi bavuranın ikayetçi olduğu kötü  
muamelenin polisler tarafından yapıldığını düünmeye itecek ve/veya AĐHM’nin olayda adli  
makamların tutumlarını değerlendirmesini sağlayacak hiçbir unsur mevcut değildir (Bkz.,  
diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye (karar), no: 50743/99, 30 Mayıs 2000; Fidan-Türkiye  
(karar), no: 24209/94, 29 ubat 2000; Uykur-Türkiye (karar), no: 24599/95, 9 Kasım 1999; ve  
.T., adıgeçen).  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun  
olduğuna karar vermitir.  
B. AĐHS’NĐN 6. MADESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHM içtihatlarından doğan kriterler ıığında (Bkz. Özellikle Çıraklar-Türkiye, 28  
Ekim 1998 tarihli karar, derleme 1998-VII) ve elindeki mevcut deliller göz önüne alındığında  
AĐHS’nin 6. maddesine ilikin ikayetlerin esastan incelenmesi gerektiğine karar vermitir.  
Bunun dıında baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.  
II. ESAS HAKKINDA  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AĐHM daha önce buna benzer ikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel, § § 20-21, ve adıgeçen Gençel, PP 11-12).  
AĐHM mevcut davayı incelemive Hükümet’in davayı farklı ekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan bavuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endie duymasının  
anlaılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle bavuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki üphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran  
1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).  
AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taımadığı  
sonucuna varmıtır.  
B. Cezai Yargılama Sürecinin Adilliği Hakkında  
Hükümet bir ihlalin varlığını kabul etmemektedir.  
5
AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiilere adil ve  
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Bavuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ıığında, AĐHM, mevcut ikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine  
varmıtır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
Bavuran adil tazmin talebinde bulunmamıtır. Sonuç olarak, mahkemenin 27 Kasım  
2002 tarihli yazıda belirtilen süre içinde cevap verilmediği gözönüne alındığında, 29§3  
maddenin uygulanması kararıyla birlikte AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir  
ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıtır.  
AĐHM, bir bavuran hakkında mahkumiyet kararı veren mahkemenin, AĐHS  
bakımından tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna vardığında, en uygun  
tazminin, prensip olarak, bavuranın gerekli zaman içinde, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme  
tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Öcalan-Türkiye [GC], no:46221/99,  
§210, CEDH 2005-…).  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OY BĐRLĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. maddesine ilikin ikayetin kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin ikayetin kabuledilebilir olduğuna;  
3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun  
olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer ikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6
7