Bununla birlikte, dosyadan baꢀvuranların gözaltı süresinin bitiminde adli tıp doktoru
tarafından muayene edildikleri anlaꢀılmaktadır. Daha sonra ise, olası beyin ya da ortopedik
travmalarının ya da üroloji hastalıklarının bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla her
biri çeꢀitli sağlık muayenelerin tabi olmuꢀtur.
Oysa ki, bu sağlık raporlarından hiçbirisi herhangi bir belirtiye yer vermemektedir.
Halbuki baꢀvuranların maruz kaldıkları kötü muamelelerden bazıları –altını çizmek gerekir- o
kadar ciddi ki, olayların meydana gelmesinden çok sonra bile bu yaraların görülebilmesi
gerekmektedir.
AĐHM aynı zamanda, gözaltında bulundukları sırada baꢀvuranların “Devlet
temsilcileri karꢀısında kırılganlık, dayanıksızlık ve kaygı verebilecek” bir duyguya
kapılabileceklerini kabul etmektedir (Bkz. Đlhan, ve Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996, Derleme
Hükümler ve Kararlar) fakat her ꢀeyden önce ve ilgili açıklamaların bulunmayıꢀı nedeniyle,
baꢀvuranların gözaltı sürelerinin sona ermesini takip eden dönem için aynı ꢀeyi kabul
etmemektedir.
Oysa ki AĐHM baꢀvuranların, dosyaya eklenen belgelerden hareketle, gözaltı süresinin
bitiminde kendilerini dinleyen DGM yedek hakimi karꢀısında yalnızca polise ve Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’na verdikleri ifadeleri inkar ettiklerini ve baskı altında ifade verdiklerini
belirttiklerini gözlemlemektedir. Baꢀvuranlar, DGM yedek hakimi karꢀısında AĐHM önünde
dile getirdikleri kötü muamele ꢀekillerini açıklamamıꢀlardır.
Bu koꢀullar altında AĐHM, baꢀvuranların ve avukatlarının dile getirdikleri ꢀikayetlere
iliꢀkin olarak yetkili makamlara daha sağlam deliller sunmadan, derinlemesine bir soruꢀturma
yürütülmesini yasal olarak bekleyemeyecekleri kanaatindedir (Bkz. örneğin, ꢁ.T.-Türkiye
(karar), no: 28310/95, 9 Kasım 1999).
Sonuç olarak adli makamların, baꢀvuranların daha sonraki ꢀikayetleri ile ilgili olarak
etkili soruꢀturma yürütme görevlerini yerine getirmedikleri söylenemez. Zira baꢀvuranların
iddiaları savunulabilir olduğu ölçüde yetkili makamlar bu sorumluluklarını yerine getirirler,
Haziran ve Mayıs ayları boyunca düzenlenen sağlık raporları dikkate alındığında mevcut
olayda böyle bir durum sözkonusu değildir (Bkz. diğerleri arasında, Salman-Fransa [GC],
no:21986, Đlhan, Çakıcı-Türkiye [GC], no: 23657/94, ve Aksoy).
Kahyaoğlu’nda 20 Mayıs 1996 tarihinde tespit edilen rahatsızlık ise kaynağı ne olursa
olsun 3. madde kapmasına alınabilecek derecede ciddi bir rahatsızlık gibi görünmemektedir
(Labita-Đtalya [GC], no: 26772/95).
Kısaca AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetçi oldukları kötü muamelelerin polisler tarafından
yapıldığı konusunda ꢀüphe uyandırabilecek ve/ya da mevcut davada ulusal mahkemelerin
tutumlarının tartıꢀma konusu yapılmasını sağlayabilecek herhangi bir unsur bulunmadığını
gözlemlemektedir (Bkz, diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye (karar), no: 50743/99, 30 Mayıs
2000, Fidan-Türkiye (karar), no: 24209/94, 29 ꢁubat 2000, Uykur-Türkiye (karar), no:
24599/95, 9 Kasım 1999, ve ꢁ.T.- Bkz. aynı zamanda, mutatis mutandis, Klaas-Almanya, 22
Eylül 1993 tarihli karar).
Sonuç olarak ve baꢀvuranların Türk hukuku ile kendilerine tanınan baꢀvuru yolunu
kullandıkları varsayıldığında AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun
5