C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
Mahmut YILMAZ VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:47278/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Ağustos 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (47278/99) bavuru no’lu davanın nedeni, bu  
ülke vatandaları Mahmut Yılmaz, Özgür Tüfekçi, Ahmet Akın Doğan, Bülent Karakave  
Elif Kahyaoğlu, Deniz Kartal, Nurdan Bayahan (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 29 Aralık 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin  
(AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından O. E. Ataman tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1973, 1975, 1970, 1975, 1974, 1975 ve 1973 doğumludur.  
Olayların meydana geldiği sırada hepsi de Ankara’da ikamet etmektedir.  
Yasaı bir örgüte üye olduklarından üphelenen bavuranlar, Ankara polisi  
tarafından sırayla yakalanmılardır. Yılmaz, Doğan, Kartal ve Kahyaoğlu 17 Nisan, Tüfekçi,  
Karakave Bayahan 19 Nisan tarihinde gözaltına alınmıtır.  
Bavuranlar, 1 Mayıs 1996 tarihine kadar Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’nde gözaltında tutulmulardır.  
Bavuranlar, gözaltına alındıkları andan itibaren, sorgu yapmakla görevli polislerin  
kendilerine yumruk ve tekme attıklarını, balarına, cinsel organlarına ve böbreklerine tazyikli  
su sıktıklarını iddia etmektedirler. Bavuranlar kendilerine hakaret edildiğini, ölümle ve  
tecavüzle tehdit edildiklerini ileri sürmektedirler. Erkek olan bavuranlar aynı zamanda,  
polislerin cinsel organlarını sıktıklarını ve sıcak su sıkmak için kollarından astıklarını iddia  
etmektedir. Doğan aynı ekilde anüsüne bir nesne sokulduğunu ifade etmektedir. Karakuise,  
molotof kokteyli tutmayı reddetmesi üzerine polislerin saçlarını yolduğunu ileri sürmektedir.  
Bavuranlar aynı zamanda gözaltı sürelerinin sona ermesine kadar ikence seanslarının devam  
ettiğini, sorgulama sırasında giysilerinin çıkarıldığını ve gözlerinin bağlandığını iddia  
etmektedirler.  
Emniyet, Doğan ve Bayahan’ın ifadelerini 22 Nisan, Kartal’ın ifadesini 23 Nisan,  
Karaka’ın ifadesini 24 Nisan, Kayhaoğlu’nun, Yılmaz’ın ve Tüfekçi’nin ifadelerini de 25  
Nisan’da almıtır.  
27 Nisan 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı,  
30 Nisan 1996 tarihinde sorgulanan Kartal haricinde, diğer bavuranların ifadelerini almıtır.  
Bavuranlar ifadelerinin, gözleri bağlı olduğu sırada Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’nde alındığını ifade etmektedirler. Resmi belgelere göre Cumhuriyet  
Basavcısı bavuranların, odasına sevk edilmelerini talep etmitir. Đfade tutanakları,  
bavuranların polise verdikleri ifadeleri doğruladıklarını ve Savcının sorularına cevaben,  
özellikle çeitli eylemlerde molotof kokteyli attıklarını, bir kısım faaliyetleri ve  
örgütlenmeleri hakkında bilgi verdiklerini belirtmektedir.  
1 Mayıs 1996 tarihinde Adli Tıp Doktoru bavuranları muayene etmive herhangi bir  
yara tespit edilmediğine dair rapor hazırlamıtır.  
2
Aynı gün, DGM yedek hakimi bavuranlarla birlikte sekiz üpheliyi dinlemitir.  
Yedek hakim, bavuranların tutuklanmasına ve diğer kiilerin serbest bırakılmasına karar  
vermitir.  
Bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı ve yedek hakimi karısında ikence iddialarını dile  
getirdiklerini iddia etmektedirler. Cumhuriyet Basavcısı’nın ifade tutanağında böyle bir  
ifade yer almamaktadır. Hakim sorgu zaptında ise bavuranların Cumhuriyet Basavcısı ve  
polis karısında verdikleri ifadeleri baskı altında imzaladıklarını iddia ettikleri ifade  
edilmektedir.  
Daha sonra ise, bavuranlar 6 Mayıs 1996 tarihinde adli tıp doktoru tarafından ve  
çeitli tarihlerde Ankara Devlet Hastanesi’nde tekrar muayene edilmilerdir. Bu  
muayenelerde bavuranların vücudunda anormal bir yara tespit edilmemitir.  
Tüfekçi 13 ve 15 Mayıs 1996 tarihinde, Karakave Yılmaz 14 ve 15 Mayıs 1996  
tarihinde, Doğan 15 Mayıs 1996 tarihinde Ankara Devlet Hastanesi’nin nöroloji ve üroloji  
servislerinde muayene edilmilerdir.  
17 Mayıs 1996 tarihinde, adli tıp doktoru bu muayeneler sonucunda raporlar  
hazırlatır. Bu raporlarda, bavuranların günlük faaliyetlerini engelleyecek ya da hayatlarını  
tehlikeye düürebilecek herhangi bir tespitte bulunulmadığı ifade edilmitir.  
Bayahan 20 Mayıs 1996 tarihinde üroloji servisinde muayene edilmitir. Hazırlanan  
raporda, bavuranın psikiyatri servisindeki muayenesinin yapılmadığı belirtilmitir.  
Kahyaoğlu 9, 15 ve 20 Mayıs 1996 tarihlerinde nöroloji, ortopedi ve romatizmabilim  
servislerinde muayene edilmitir.  
Bu son iki bavuranla ilgili olarak, adli tıp doktoru 23 Mayıs 1996 ve 4 Haziran 1996  
tarihlerinde raporlar hazırlamıtır. Bu raporlar, 17 Mayıs 1996 tarihinde hazırlanan raporlarla  
aynıdır.  
Ankara DGM Cumhuriyet Basavcısı, 7 Haziran 1996 tarihinde sunulan iddianameyle  
bavuranların da aralarında bulunduğu on bekiiyi, yasadıı bir silahlı örgüte üye olmak,  
patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmakla suçlamıve Ceza Kanunu’nun 168. ve 264.  
maddeleri uyarınca mahkum edilmelerini talep etmitir.  
10 Temmuz 1996 tarihinde, DGM Kartla ve Bayahan’ın serbest bırakılmasına karar  
vermitir.  
DGM 6 Aralık 1996 tarihinde, yasadıı bir örgüte üye olmak, patlayıcı madde  
bulundurmak ve kullanmak suçundan bavuranları çeitli hapis cezasına mahkum etmitir.  
Suç ortakları delil yetersizliğinden serbest bırakılmıtır.  
Yargıtay 17 Aralık 1996 tarihinde, soruturma yetersizliği nedeniyle bu kararı  
bozmutur.  
DGM, Kahyaoğlu’nu 6 Aralık 1996 tarihinde, Yılmaz’ı 17 Haziran 1998 tarihinde,  
Doğan’ı, Karaka’ı ve Tüfekçi’yi 13 Temmuz 1998 tarihinde serbest bırakmıtır.  
3
9 Kasım 1998 tarihinde davayı tekrar inceleyen DGM, bavuranların hapis cezalarını  
hafifletmitir. Suç ortakları aklanmıtır.  
DGM’ye gönderilen çeitli yazılarda bavuranlar, gözaltında bulundukları sırada  
itirafa zorlamak için kendilerine polisler tarafından ikence yapıldığını iddia etmilerdir.  
DGM’nin bu dilekçeleri değerlendirmeye almadığı fakat aldığı kararlardan, bavuranlardan  
her biri için ilgilinin kötü muamele yapılması nedeniyle ikayetçi olduğunu belirterek bunları  
“not ettiği” anlaılmaktadır.  
Yargıtay, 6 Aralık 1999 tarihinde 9 Kasım 1998 tarihli kararı onaylamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, gözaltında bulunduğu sırada kendilerine ikence yapıldığından ikayetçi  
olmakta ve AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet, cezai idari ve hukuki bavuru yollarına dikkat çekmekte ve bavuranların iç  
hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmektedir. Đkinci olarak sağlık raporlarının iddialarını  
destekleyecek hiçbir unsura yer vermediğini ifade etmektedir.  
Đç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili olarak Hükümet’in argümanları dikkate  
alındığında, AĐHM’nin bu alandaki görüünü tekrar açıklaması gerekmektedir. Gözaltı  
sırasında kötü muamele yapılması nedeniyle ikayetçi olabilmek için, cezai bavuru yolu  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca uygun ve yeterli bir yol tekil etmektedir (Bkz. örneğin,  
Erdoğan-Türkiye (karar), no: 28492/95, 21 Eylül 1999, Gelgeç ve Özdemir-Türkiye (karar),  
no: 27700/95, 27 Nisan 2000, Kaplan-Türkiye (karar), no: 24932/94, 19 Eylül 2000). Bunun  
üzerine AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği  
konusunu daha fazla incelemenin gerekli olmadığı görüündedir, zira her ne olursa olsun  
bavurunun bu kısmının ilerleyen nedenlerden dolayı kabuledilemez olduğu kanaatindedir.  
Mevcut davada, bavuranların AĐHM önünde dile getirdikleri yaralar özellikle tekme  
atılması, cinsel organların ezilmesi, nesne ile tecavüz, askı kaynar su tutulması ve saçların  
çekilmesi olarak yorumlanabilir.  
Bununla ilgili olarak AĐHM öncelikle, Türkiye’de ikence uygulamasının varlığı  
konusunda, bavuranların yaptıkları genel bir değerlendirmenin belirleyici bir kanıt olarak  
nitelendirilemeyeceğini ifade etmektedir. Bunlar mevcut davada somut ve ilgili unsurlara  
dayanmamaktadır (Bkz. Kaplan, ve mutatis mutandis, Labita-Đtalya, no: 26772/95). Zaten  
AĐHM, bavuranların en ufak bir somut delil ya da delil balangıcı sunmadıklarını ve ikence  
iddialarını destekleyecek ikna edici açıklamalarda bulunmadıklarını not etmektedir. AĐHM  
mevcut durumda gizli gözaltı sözkonusu olmadığını tespit etmektedir (Bkz. Kaplan).  
Hiç kukusuz AĐHM, gözaltı sırasında kötü ikence gördüğünü iddia eden bir  
kimsenin delil elde etmesinin zor olabileceğini kabul etmektedir. AĐHM aynı zamanda,  
bavuranın delil sunma konusunda karılağı zorlukların kısmen de olsa, ilgili dönemde dile  
getirilen ikayetler karısında etkili bir ekilde hareket etmeyen yetkililerden  
kaynaklanabileceğini de kabul etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Caloc-Fransa, no:  
33951/96, 20 Temmuz 2000, Đlhan-Türkiye , no: 22277/93, ve Labita).  
4
Bununla birlikte, dosyadan bavuranların gözaltı süresinin bitiminde adli tıp doktoru  
tarafından muayene edildikleri anlaılmaktadır. Daha sonra ise, olası beyin ya da ortopedik  
travmalarının ya da üroloji hastalıklarının bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla her  
biri çeitli sağlık muayenelerin tabi olmutur.  
Oysa ki, bu sağlık raporlarından hiçbirisi herhangi bir belirtiye yer vermemektedir.  
Halbuki bavuranların maruz kaldıkları kötü muamelelerden bazıları –altını çizmek gerekir- o  
kadar ciddi ki, olayların meydana gelmesinden çok sonra bile bu yaraların görülebilmesi  
gerekmektedir.  
AĐHM aynı zamanda, gözaltında bulundukları sırada bavuranların “Devlet  
temsilcileri karısında kırılganlık, dayanıksızlık ve kaygı verebilecek” bir duyguya  
kapılabileceklerini kabul etmektedir (Bkz. Đlhan, ve Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996, Derleme  
Hükümler ve Kararlar) fakat her eyden önce ve ilgili açıklamaların bulunmayıı nedeniyle,  
bavuranların gözaltı sürelerinin sona ermesini takip eden dönem için aynı eyi kabul  
etmemektedir.  
Oysa ki AĐHM bavuranların, dosyaya eklenen belgelerden hareketle, gözaltı süresinin  
bitiminde kendilerini dinleyen DGM yedek hakimi karısında yalnızca polise ve Cumhuriyet  
Basavcısı’na verdikleri ifadeleri inkar ettiklerini ve baskı altında ifade verdiklerini  
belirttiklerini gözlemlemektedir. Bavuranlar, DGM yedek hakimi karısında AĐHM önünde  
dile getirdikleri kötü muamele ekillerini açıklamamılardır.  
Bu koullar altında AĐHM, bavuranların ve avukatlarının dile getirdikleri ikayetlere  
ilikin olarak yetkili makamlara daha sağlam deliller sunmadan, derinlemesine bir soruturma  
yürütülmesini yasal olarak bekleyemeyecekleri kanaatindedir (Bkz. örneğin, .T.-Türkiye  
(karar), no: 28310/95, 9 Kasım 1999).  
Sonuç olarak adli makamların, bavuranların daha sonraki ikayetleri ile ilgili olarak  
etkili soruturma yürütme görevlerini yerine getirmedikleri söylenemez. Zira bavuranların  
iddiaları savunulabilir olduğu ölçüde yetkili makamlar bu sorumluluklarını yerine getirirler,  
Haziran ve Mayıs ayları boyunca düzenlenen sağlık raporları dikkate alındığında mevcut  
olayda böyle bir durum sözkonusu değildir (Bkz. diğerleri arasında, Salman-Fransa [GC],  
no:21986, Đlhan, Çakıcı-Türkiye [GC], no: 23657/94, ve Aksoy).  
Kahyaoğlu’nda 20 Mayıs 1996 tarihinde tespit edilen rahatsızlık ise kaynağı ne olursa  
olsun 3. madde kapmasına alınabilecek derecede ciddi bir rahatsızlık gibi görünmemektedir  
(Labita-Đtalya [GC], no: 26772/95).  
Kısaca AĐHM, bavuranların ikayetçi oldukları kötü muamelelerin polisler tarafından  
yapıldığı konusunda üphe uyandırabilecek ve/ya da mevcut davada ulusal mahkemelerin  
tutumlarının tartıma konusu yapılmasını sağlayabilecek herhangi bir unsur bulunmadığını  
gözlemlemektedir (Bkz, diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye (karar), no: 50743/99, 30 Mayıs  
2000, Fidan-Türkiye (karar), no: 24209/94, 29 ubat 2000, Uykur-Türkiye (karar), no:  
24599/95, 9 Kasım 1999, ve .T.- Bkz. aynı zamanda, mutatis mutandis, Klaas-Almanya, 22  
Eylül 1993 tarihli karar).  
Sonuç olarak ve bavuranların Türk hukuku ile kendilerine tanınan bavuru yolunu  
kullandıkları varsayıldığında AĐHM, bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
5
olduğu ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliği taımadığını iddia etmektedir.  
Bavuranlar aynı zamanda gözaltında bulundukları sırada baskı altında verdikleri ifadelere  
dayanılarak mahkum edildiklerini ve gözaltında bir avukat tarafından temsil edilmediklerini  
belirterek bu mahkeme önünde adil olarak yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar bu itibarla AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3 c) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AĐHM, ikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığına karar vermitir. Baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından bu  
ikayetleri kabuledilebilir bulmutur.  
B. Esas Hakkında  
1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesine ilikin olarak yapılan ikayet  
Hükümet, 22 Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun’la DGM bünyesinde askeri  
hakim bulunması uygulamasına son verildiğini belirtmektedir.  
AĐHM aynı zamanda 30 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun’la DGM’lerin  
kaldırılğını gözlemlemektedir.  
Hal böyle iken AĐHM, mevcut davaya konu olan olaylarla ilgili olarak, buna benzer  
ikayetlerin dile getirildiği pek çok dava incelediğini ve bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlali yönünde sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz, Özel-Türkiye, no: 42739/98, 7 Kasım  
2002, ve Özdemir).  
AĐHM elindeki mevcut unsurları inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı ekilde  
sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda  
öngörülen ve cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan  
bavuranların, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma  
konusunda endie duymalarının anlaılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla bavuranlar,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıığında sebepsiz  
bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadırlar. Bu nedenle bavuranların, bu  
yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki üphelerinin, nesnel bir biçimde  
haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,  
Derleme).  
Sonuç olarak AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğini taımadığı sonucuna varmıtır.  
2. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin olarak yapılan ikayetin geri kalan kısmı  
6
Hükümet bir ihlalin varlığını inkar etmektedir.  
AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiilere adil bir  
yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Bavuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ıığında, AĐHM, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilikin diğer  
ikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıtır (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-  
Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlardan her biri maddi ve manevi tazminat olarak çeitli miktarda tazminat  
talep etmektedirler.  
Hükümet bu taleplerin reddedilmesini talep etmektedir.  
AĐHM bir mahkumiyet kararının AĐHS uyarınca tarafsız ve bağımsız olmayan bir  
mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun tazminin,  
bavuranın talebi üzerine yeni bir davanın ya da prosedürün yeniden açılması olacağı  
kanaatine varmıtır (Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99). Sonuç olarak AĐHM, bavuranların  
tazminat taleplerini reddetmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuranlar AĐHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 25.147.72 Euro, artı  
katma değer vergisi talep etmektedirler.  
Hükümet, kanıtlayıcı belge sunulmamıolması sebebiyle bu talebin reddedilmesini  
talep etmektedir.  
AĐHM içtihatlarına göre, bavurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki  
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne  
alındığında AĐHM masraf ve harcamalar için bavuranlara toplu olarak 1.000 Euro  
ödenmesinin makul olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 c) maddelerine ilikin olarak yapılan ikayetler konusunda  
bavurunun kabuledilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
7
3. AĐHS’nin 6. maddesine dayalı ikayetlerin geri kalan kısmının incelenmesinin  
gerekli olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara  
masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 8 Ağustos 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8